• Geçen sene bu zamanlar, kişisel bir yıl sonu muhasebesi yaptığım, uzun uzun o yıl 1K ile, kitap kulüpleriyle tanışmamı anlattığım bir ileti yazmıştım. Bir ara sitede paylaştığım her şeyi sildiğim gün, silerken elimin titrediği iki yazıdan birisi oydu. Diğer yazı da Kızılay Kitap Kulübü’nün neden kurulduğunu ve Ankara’daki eski grup çatısı altında neden devam etmediğimizi anlatan yine uzunca bir iletiydi.

    Neyse, geçen yılki muhasebemde, 2019’da yapmayı planladıklarımı ifade etmiştim. Yapmak istediklerimden sanırım birini yapabildim: 28 kilo verdim. Bir ara belki detayları anlatırım. Aşama aşama üzerine eklemek üzere ketojenik diyet, aralıklı oruç (intermittent fasting), spor, kalori sayma, orucun aralıklarını artırma gibi özetleyebilirim. Vermek istediğim 4 kg daha kaldı. Sonra pizza biraya yeniden düşerim muhtemelen :)

    Onun dışında yıl boyu değişik değişik olaylar olaylar… Hatta olanlara ben bile şaşırıyorum ama bu seferki yazıda sadece 2019’da okuduklarım veya tekrar okuduklarım arasında en beğendiğim kitapları listelemek istiyorum. 40 kitap okumuşum. Yılbaşına kadar Savaş ve Barış’ın ikinci cildi yetişmeyecek. O artık diğer yılın listesine kalır. Beğeni sırama göre başlıyorum.

    Budala Kitap kulüplerinden birinde okuduk. Bu vesileyle ben ikinci kere okumuş oldum. Dünyanın en iyi yazarı Dostoyevski’dir. İnsan doğasını, arızasını, ıstırabını, arınmasını, kararsızlığını en iyi o anlatır. Onun en birinci kitabı da budur. Bir İsa figürü ve saplantılı, hastalıklı bir aşk sarmalı. Bu kitabı oku, ardından Zeki Demirkubuz’un Kader ve Masumiyet filmlerini izle, sonra kendi yaşadığın aşkların ne kadar akılcı, ne kadar makul, ne kadar sıradan, ne kadar karşılıklı faydaya dayalı olduğuna, ne kadar basit hikayeleri olduğuna şaşır günlerce.

    Karamazov Kardeşler Ben Budala’ya en iyisi diyorum ya, pek çok insan katılmayacaktır. Muhtemelen pek çok açıdan da haklı olacaklardır. Dostoyevksi’ye Suç ve Ceza’dan değil buradan başlamak lazım aslında. Bu sararsa ondan sonrası devam edilir.

    Sefiller Romantik akımmış, tek boyutlu karakterlermiş falan pek takılmadan, kendini hikayeye, duyguya kaptırarak okunacak, harika akan bir eserdi bu. Sayfa sayısı göz korkutuyor ama okuması kolay.

    Benim Adım Kırmızı Toplantı kitabı olarak önermiştim, seçildi, okundu. Çok memnun kaldığım, şaşırtacak kadar beğendiğim bir roman oldu. Sanırım teröristi okumaya buradan başlamak lazım. Kara Kitap mesela daha zor akıyor ve belirli bir birikim istiyordu. Bu, okurken zorlamıyor ve heyecanla devam ediyor. Kitap toplantılarındaki müdavim arkadaşlardan biri “dil zevki, dil zevki” der dururdu da ben anlamazdım. Dili anlatılacak şeyin bir aracı olarak görürdüm, anlatım biçimini ayrı bir haz unsuru olarak görmezdim. Ama ben bu kitabı okurken adamın neyi kastettiğini anlayabildim, görebildim, tadabildim. Farklı üstatların elleriyle çizdiklerinden oluşturulmakta olan bir kitabın sayfalarının ulaklarla oradan oraya giderken aynı konaklarda rastlaştıklarını anlattığı bölümlerde, evet dedim, bu lafı böyle güzel anlatmak başka bir şeymiş. Çok iyiydi gerçekten bu roman. Batı kültürü ve doğu yaklaşımı arasındaki farkı sanat ve minyatür üzerinden güzel anlatmıştı.

    Oblomov Allahın cezası Oblomov! Ertelemecilik nedir, neden olur, nasıl çözülür diye TED videoları (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=arj7oStGLkU ) izleyeceğime şu romanı okusaydım keşke. Akıcı, temiz bir dille yazılmış, okuması da kolay. Bunu 20 yaşında okusaydım bu kadar etkilenmezdim muhtemelen. Ama aslında, ana karakterle kurmamam gerektiği kadar bağ kurup kendi hayatımla o kadar çok benzeşme yakaladım ki darlandım resmen. Son sayfalarda gözyaşlarım seller sular…

    Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Zaten bunlar bildiğimiz şeyler denen bir kitap ama ben çok şey öğrendim. Neredeyse hiçbir anlattığını zaten biliyordum diyemeyeceğim, kolay okunan, kocaman bir hikayeyi bu kadar anlaşılır, bu kadar akıcı ve kapsamı aşırı karikatürize edip budamadan gayet iyi yazmış. “Bu adamın yazdığı diğer kitaplar da okunur,” dedirtti. 21’i kesin okurum. Muhtemelen Deus’u da.

    Aylak Adam Toplumun dışındaysan, başkalarının doğal bulduğu şeyleri sen acayip buluyorsan, başkalarının kutsal bulduklarını hiçe sayıyorsan, başkalarının dert edinmediği şeyler senin içini sızlatıyorsa, başkaları için gülünüp geçilecek şeyler üzerinden atlayamadığın görünmez engellerse “Buyrun okuyun, çok seversiniz,” derim.

    Felsefenin Tesellisi Altı önemli adam, altı önemli mesele, altı önemli ders. Rahat okunan içeriği sabun köpüğü olmayan, gayet tatminkar felsefe kitabı, daha ne olsun.

    Böyle Söyledi Zerdüşt Bu kitap biraz emek istiyor. Dolayısıyla herkese tavsiye edemem. Ama iyi kötü biraz Nietzsche araştıracak sabrınız varsa, Netflix’teki Yüzyılın Dahisi belgesel serisindeki bu bıyıklıya ayrılmış bölümle başlayıp sonra bu kitaba gelebilirsiniz. Bu kitabın toplantısı da çok iyiydi.

    Ahraz Sağır dilsiz demekmiş. Toplumun dışına itilen, ezilen insanların ötekileştirilmelerini çok vurucu bir şekilde anlatıyor. Çok sağlam bir toplum eleştirisi. Kitap kulüplerinden birinde önerilmişti ve büyük bir önyargı ile başladım kitaba. Ama sanırım kulüp sayesinde tanışmış olmaktan en mutlu olduğum kitap buydu.

    Satranç Romandan kısa hikayeden uzun (novella). Bu adamın yazdığı her kitap okunur dedirtti bana ve diğer kitaplarını da edindim. Hatta Ankara Devlet Tiyatroları oyununu da gösterime soktu. Gerçi tiyatrodan daha iyi anlayan arkadaşlarım beğenmemişti ama ben oyunu da beğendim.

    İnce Memed 1 “İyi eşkiya” kavramını yücelten, destansı bir anlatım. Hemen ardından aksi tezi savunan Rahmet Yolları Kesti ile okumayı önerebilirim. Kitap kulübü sayesinde tanışmış olduklarımdan.

    Fareler ve İnsanlar Kısacık, güzel, duygulu bir hikaye. Tiyatrosunu da izleme imkanı bulmuş, sevinmiştik. Gayet iyidir, bir iki günde aradan çıkarmak lazım.

    The Rational Male Bu sonuncu, ancak mansiyon alabildi ve sadece erkeklere özel. Baştan söyleyeyim. Bu kırmızı hap mevzusuna mutedil yaklaşmak, abartmamak, çok başıboş girmemek lazım. Konu kadın düşmanlığına kolayca evrilebilir durumda ve sahtebilim üzerinden yürüdüğü iddia edilebilir. Eleştirenler hepten haksız da değiller. Dolayısıyla anlatılanları bir tutam tuzla sindirmek akıllıca olabilir. Hani hipergami nedir, alfa erkek, beta erkek, arzu seksi, pazarlık seksi nedir, evlenince seks hayatı pek çok insan için neden biter? Biraz bu konulardaki temel terminolojiyi ve iddiaları öğrenmek lazım. Güvenilir, efendi erkeksin, mülayimsin, çoluğun çocuğun olsun, evinin erkeği olmak planlarındasın, iyi para kazanma olasılığın yüksek ama yıllarca senin yüzüne bakmayan genç kadınlar neden üniversitenin bitmesine üç gün kala seni aramaya başladılar? Senden önce nasıl adamlara meylediyorlardı, şimdi neden sen? ABD’de DNA analizi ile babalık davası sonuçlarının yüzde kaçında biyolojik baba, aslında koca değil? Mavi hap zaten her gün toplumca anlatılıyor, ailede anlatılıyor, pırlanta yüzük reklamında diz çöken erkekçe anlatılıyor... İlişkilerin dinamiğine dair bir de bu cenahtaki lafları öğrenmek fena olmayabilir. Toplumun anlattığını da bu kırmızı hap kafasındakilerin anlattıklarını da kendi bilgi birikimi ve akıl süzgecinden geçirip biraz kendi yolunu bulmak tavsiye edilebilir. Şu belgesel fena değildir bak başlangıç için: https://www.youtube.com/watch?v=j6S8Px6BdDU Aha şurada da belgeseli çeken eski feminist kadının başına gelenleri anlattığı TEDx konuşması var: https://www.youtube.com/watch?v=3WMuzhQXJoY Yalnız dediğim gibi, abartıp saçma bir cinsiyetçiliğe evrilmesi çok kolay bir konu, çok kaptırmamak lazım.
  • 112 syf.
    ·2 günde·9/10
    Türkçe öykü dendiğinde zihnimde canlanan ilk isimdir, Ömer Seyfettin. Şahsi görüşüm Türk öyküsünün mihenk taşı olduğudur. Hastalık ve tedavi süreci yürek sızlatan cinstendir. Zamane şartlarının imkansızlığı, hastalığının tam anlaşılamamasına, yanlış tedaviye ve sonucunda ülkenin bu büyük değerini erken yaşta kaybetmemize neden olmuştur.

    Edebiyat tarihimiz açısından büyük bir öneme sahiptir. Sadece yazdığı öykülerle değil, yazdığı öykülerde kullandığı sade ve anlaşılır dille "Yeni Lisan" akımını başlatmış, milli edebiyat vücuda getirmek için, milli bir lisan gerektiği tezini savunmuştur. Yazdığı öykülerde halkın sıkıntı ve dertlerine, iyi ve kötü yönlerine değinmiş, milli duygulara da hitap etmiştir.

    Bu güzel seçkide okuduğum her öyküde değişik duygu hallerine sürüklendim ve çok keyif aldım. Kitabın başında bulunan Ant ve sonunda ki Kaşağı çok hazin öykülerdi. Falaka'da kahkalarla güldüm. Forsa'da milli duygularım kabardı. Diyet'te mertlik ve cesareti gördüm, Üç Nasihat'te kendime dersler çıkardım.

    Ömer Seyfettin'i çocuk hikayeleri yazan biri olarak düşünmenin büyük bir hata olduğu kanısındayım. Umarım herkes okur ve gereken kıymet ve değeri gösterir...
  • 168 syf.
    ·9/10
    Bazılarımızın küçükken okuduğu, bazılarımızın sağdan soldan duyduğu küçükten büyüğe herkesin gönlüne yer etmiş hikâyeleri okudum. Bu ay verdiğim kitap siparişleri hâlâ gelmediği için boşta kalmamak adına E-Book üzerinden Ömer Seyfettin hikâyelerini okumak istedim.

    En çok sevilen ve herkesin bildiğini düşündüğüm 12 adet hikâyeyi seçmiş PDF’yi hazırlayan arkadaşımız ellerine sağlık.

    Pireler : Sevdiğim bir hikâye oldu gülümseyerek okudum.
    Külah : Gerçekten çok iyiydi, ders niteliğinde bir hikâyeydi sonuna doğru gelince oh oldu sana Mıstık dedim. Mollo seni iyi tokatladı.

    Kaşağı : Herkes gibi benimde içimde bir uhte bıraktı. Üzücü bir hikâyeydi çocukken okumuş olsaydım kesinlikle ağır bir psikolojik travma geçirirdim.

    Ant : Dostluğu, söz vermeyi harika bir şekilde işlemiş ders niteliğinde bir hikâye idi.

    Diyet : Ali Usta sen ne büyük bir adammışsın dedim okurken ve sonu beni çok etkiledi ben olsaydım baltayı adamın kafasına geçirirdim!

    Pembe İncili Kaftan : İlmek ilmek işlenmiş her cümlesi bir öğüt niteliğindeydi. Kula kulluk etmeyen, eğilmeyen bükülmeyen herkesi etkileyeceğini düşünüyorum.


    Kısacık ömründe bu mühtiş hikâyeleri ve daha fazlasını bize bıraktı Ömer Seyfettin.
  • 180 syf.
    ·Puan vermedi
    Bazıları zanneder ki, Ömer Seyfettin sadece çocuk hikâyeleri yazan, bu yüzden de hayata sevgi ve şefkatle bakan bir insandır. Oysa o aynı zamanda Genç Kalemler'in kurucularından, Türkçülüğün ve Türk milliyetçiliğinin öncülerindendir. Hikayelerinin önemli bir kısmı o derece acı, keder, hüzün ve sertlik doludur ki (bkz. Kaşağı, Diyet) çocuklar için uygun oldukları bile söylenemez. Pek tabii, çocukluk çağını aşan herkesin okuması gereken, Türk edebiyatının büyük şahsiyetlerindendir. Fakat Türklük Ülküsü gibi kitaplarının olduğunu da bilmek, eserlerini daha iyi değerlendirmemize yarayabilir.
  • 145 syf.
    ·2 günde·10/10
    Dıyet ve Forsa hikayelerini cok sevdim.Bu kitapta yazarimķz kaba bir uslup kullanmıs gibi hissettim.Ama yine de zevk alarak okudum.Keyifli okumalar. :)
  • 112 syf.
    Ömer Seyfettin'i çok severim. Bana göre Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en başarılı öykücüsüdür. Ülkemizde sanki çocuk hikayeleri yazmış gibi bir hava oluşturulmuşsa da, durum hiç de öyle değildir. Çok önemli sosyal, siyasi öyküler yazmıştır; hatta bir de roman... Maalesef ki, 36 yaşında vefat etmiştir.

    YKY, 'Türkçe Reçete' adı ile bir seçki hazırlamış. İçinde 12 farklı hikaye var. Birer çocukluk hatırası gibi algılanabilecek olan Ant ve Kaşağı o kadar hüzünlüdür ki, dertlenmemek elde değildir. Falaka, Eleğimsağma, Yüz Akı, Rüşvet, Düşünme Zamanı, Türkçe Reçete ve Perili Köşk ise gülünç ve hazindir. Diyet'te ise mertliğin tanımı var adeta... Forsa ise milli hislere hitap eder. üç Nasihat ise adeta bir menkıbe gibidir; çok sevdiğim bir öyküdür. Hatta bazen öğrencilerime anlattığım bile olmuştu.

    Bu arada yeri gelmişken, Ömer Seyfettin ile ilgili en başarılı kitap, YKY'den çıkan Tahir Alangu'nun kitabıdır.
  • 141 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitapta bir diyetisyenin kaleminden meslek hayatında karşılaştığı sorunları çözümleri, mutlulukları, hüzünleri içten ve sade anlatımıyla görüyoruz. Aydan Hanım yalnızca meslek hayatını değil bunun yanında karşılaştığı vakaları da tanıtırken hastalıkların diyetlerinin nasıl olması gerektiğini de kısa kısa anlatmayı ihmal etmemiş. Beslenme ve diyetetik bölümü öğrencilerine fayda sağlayacak bir kitap olmuş.