• İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalım

    Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    İnecek var deriz otobüs durur ineriz
    Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
    Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    Beni bırak göğe bakalım

    Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    Bana dönesin diye bir bir kapattım
    Şimdi otobüs gelir biner gideriz
    Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
    Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    Durma kendini hatırlat...

    Turgut Uyar / Göğe Bakma Durağı
  • Özel mülkiyeti bırakmak ... Bırakmak, yani gerçekte orada öylece duran bir şeyi horgörmek. Ben bu nedir biliyor muyum: Özel Mülkiyet? Hayatımda hiç bilmediğim, bundan sonra da bilemeyeceğim bir şeyden nasıl vazgeçerim?
  • Çoğunlukla zamanımı evde okuyarak geçiriyordum. İçimde sürekli olarak kaynayıp duran şeyleri başka şeylerle bastırmaya çalışıyordum. Bunlardan en iyisi okumaktı. ........ Ama zaman zaman korkunç sıktığı da oluyordu.
  • Altın sandık ne diyor? Evet, bakalım.
    "Beni seçen, çok kişinin istediğini elde eder."
    Çok kişinin istediği
    - Bu "çok"la kastedilen kim acaba?
    Herhalde, içeri bir göz atmayı akıl etmeden,
    Her türlü havaya ve tehlikeye açık,
    En korunmasız dış duvara yuva yapan
    Şehir kırlangıcı gibi,
    Görünüşe bakıp seçim yapan,
    Şaşkın gözün gördüğünden ötesine aklı ermeyen
    Aptal kalabalık olsa gerek.
    Çoğu insanın istediğini seçmem ben;
    Çünkü sıradan insanlar gibi davranmak,
    Barbar kitlelerin yaptığını yapmak bana göre değil.
    Öyleyse, sen ey gümüşten hazine sandığı,
    Bir daha söyle şu sözünü bana:
    "Beni seçen, neye layıksa onu elde eder."
    Güzel söz doğrusu. Öyle ya,
    Kaderi kim aldatabilir?
    Erdemin damgası olmaksızın
    Şerefli olmak mümkün mü?
    Kimse hak etmediği onuru taşımaya yeltenmesin!
    Ah keşke mal mülk, unvan, mevki gibi şeylere
    Yalan dolanla, yolsuzlukla kazanılmasa da,
    O yüce onuru taşıma hakkı
    Erdemli kişinin olsa yalnızca.
    Şimdi başı açık duran kaç kişi
    Örterdi başını o zaman kimbilir;
    Buyruk veren kaç kişi buyruk alırdı.
    Gerçek onur tohumu seçilip ayıklansa,
    Kimbilir içinden kaç kaba köylü çıkardı;
    Zamanın sapı samanı arasından
    Kimbilir ne kadar onur toplanır
    Ve ışıldamaya başlardı!
    Evet, şimdi seçim yapma zamanı geldi.
    "Beni seçen, neye layıksa onu elde eder."
    Layık olduğuma inanıyorum.
    Verin bunun anahtarını,
    Kısmetim neyse çıksın ortaya artık.
  • GÖĞE BAKMA DURAĞI

    İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalım

    Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    İnecek var deriz otobüs durur ineriz
    Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
    Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    Beni bırak göğe bakalım

    Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    Bana dönesin diye bir bir kapattım
    Şimdi otobüs gelir biner gideriz
    Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    Durma kendini hatırlat
    Durma göğe bakalım...
  • Sevgili Anneciğim,
    Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
    Kocaman bir dağ lalesi gibi
    Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

    Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc'ın ucuz evinde
    Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor
    di'li geçmi zamanda birçok resim,
    Hep gülümsüyorsun
    Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
    Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi

    Hatırlar mısın?
    Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü'nü
    O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. Vişne bahçeleriyle dolu,
    Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
    Bazen ölmek istiyorum
    Beni yeniden doğurman için
    İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

    Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
    Bir ton rüya çıtırdarken
    Sen kar yağmadan önce başkaydın,
    Kar yağdıktan sonra bambaşka.
    Sanki hep buluğ çağındaydım.
    Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları
    Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini
    Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi
    Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
    Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
    Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
    Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

    Ben bu eve Muc'ın ucuz evi diyorum
    Yokluğunda böyle oldum.
    Mucize öldükten sonra buraya taşındım.
    Ve inan Muc bu evi bana ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına
    Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
    Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
    Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
    Diye başlayan bir çocuk romanında...
    Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi
    Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
    Bu acımasız ölü anne sesini
    Şimdi mucizevi bir yerdeyim
    Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
    Ve çok ağır ilerliyor.
    Yüzümdeki çillerden başka
    İsyan eden biri yok hayatımda.

    NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
    Onları Muc'a evin karşılığında verdim
    Çok ucuza.
    Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
    ANNE!