• 992 syf.
    ·22 günde·Beğendi·9/10
    Dickens’ın kitaplarından uyarlanan bir çok filmi izlemiştim. Örneğin Oliver Twist’in Bir Noel Şarkısı’nın çeşitli versiyonları, Büyük Umutlar vs. Bu okuduğum ilk kitabı oldu. Meğer Balzac ve Tolstoy ayarında bir romancıymış.
    “Kasvetli Ev” hakkında, “yazarının olgunluk dönemi romanıdır, gençlik ve orta yaş eserlerinin neşeli, ümitli havasından uzaktır” yorumunu, kitabın girişindeki uzun tanıtım bölümünden ve başka kaynaklardan okudum.
    Evet doğru, bu romanda daha fazla acı var. Ama insanlığın çoğu üyesinin iyiliğine olan, iyiliğin tek mutluluk kaynağı/olasılığı olduğuna dair sağlam inanç her bölümünde açıkça görülüyor.
    Tam bir karakterler geçidi roman. Başrolde, sık sık anlatıcı rolünü de üstlenen Esther Summerson var. Hayata talihsiz başlayıp tam bir iyilik timsaline, çevresindekilere mutluluk ve yardımseverlik ilham eden bir periye dönüşüyor adeta.
    Okunmasını tavsiye ettiğim bir klasik (87/100 puan).
  • Not 1: Bu inceleme kesinlike tok karnına ve aklı başında bir şekilde yapılmıştır. O yüzden ürün yerleştirmem yoktur.
    İncelememe geçmeden önce ilk defa bir Japon yazarın kitabını okudum o yüzden uzakdoğu yazarlarıyla karşılaştıramıyorum elbette, ama şunu söylemek isterim ki artık hep okuyacağım.
    Düşünsenize hayatlarınız sizin için önceden belirleniyor. Sadece gençlik yıllarınızı yaşayabileceksiniz belki de... Daha orta yaş sendromu bile yaşamadan hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız.
    Bu dünyaya belli bir amaç için getiriliyorsunuz ve hepinizin geleceği önceden belli,çocuğunuzun olamayacağı bile...
    Bu düşünme işini birkaç dakika sizin için durduruyorum. ( belki uygun saatler değildir ya da çayınızı falan tazeleyeceksinizdir.) Yazarımız 1954 yılında Nagazaki’de doğmuş. Araştırmalarıma göre kendisine “ Japon asıllı ingiliz deniyormuş.” Beni Asla Bırakma kitabı da Time tarafından ingilizce yazılmış en iyi 100 roman arasına giriyor.
    Kitapta ilgimi çeken birçok şey oldu ama beni en etkileyen olay pek çok edebi esere göndermelerde bulunuyor.
    Eminim çoğunuz Küçük Prens kitabını okumuşsunuzdur. Kitapta ki Tommy karakterimiz kendine has bir yöntemle resim yapıyor - yüksek çalılıklar arasında duran bir fil-
    Küçük Prens’in çocuk kahramanı da kitapta bir resim çizer, ama resmini yetişkinlere gösterdiğinde aldığı yanıt hep aynıdır. Tommy de arkadaşları tarafından dışlanıyor bu sebeple.( o yüzden bu karakterle çok ayrı bir bağ kurdum.)
    Genel olarak çok sıkmadan öffff Beyza yeter çok uzatma dediğinizi duyar gibiyim ama bonibon paketim bitmek üzere az kaldı ( ve hâla uzatıyorum. )
    Kitap acaba bizlere ne anlatıyor? Sevgili kitabımız baştan sona Kathy diye bir karakterimizin kendi ağzından olan olayları anlatımıyla devam ediyor. Organ bağışcısı olması için özel olarak klonlanmış kişilerin hayatlarından kesitler anlatırken diğer yandan da bizim belki de içinde yaşacağımız dünyamıza göndermeler de bulunuyor.
    Kitap size kendinizi buz gibi hissettirecek sorularla sizi ortada bırakıyor. Karakterleri de ayrıca çok sevdim, başarılı olmuş.
    Özellikle kitabı bitirdiğim de yatılı okullara fobim oluştu. Hailsham yatılı okulunda sürekli neler olacak diye merakla okuduğum bir kitaptı.
    Bence bu güzel eser gerçekten çok düşündürücü ve herkes tarafından okunmalı.
    Not 2 : Tabiki de dayanamadım ve birkaç ürün yerleştirmesi yaptım :) keyifli okumalar.
  • EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı
  • 176 syf.
    Çıplaklık derûnî bir protesto biçimiyken ve bunu bilip, bildiklerimi öğütüp, öğüttüklerimde kendimi seyretme gayret ve iştiyakıyla damla damla sularken kurak topraklarımı... Ne iyi ettin de geldin!

    Ayşe Şasa: Ailesi ve yakın çevresi tarafından kendi adlandırmaları nispetinde henüz çocuk yaşlarında hakir görülmeye başlanan, dışlanan ve kendisine şizofren teşhisi konmuş, buna mukabil aramaktan, tahkikten vazgeçmeyen mümtaz şahsiyet. İçinde yaşadığı hezeyanların alengirli sokaklarında, zihin haritasında Hitler'in programlandırdığı bir yaşam sahasına mahkum edilmiş, solcu, ateist, materyalist; bunlara ilaveten seküler dünyada aş arayan fakat ille de arayış ille de anlamlandırma duygularının çemberinde çırpınıp duran kanatları kırılmış meleğim. Âsî, hastalık sürecinde 25 yıl sokağa çıkmayan; insanlardan kendini, kendinden hürriyeti soyutlamış, nöbet süreçlerinde peyda olan ruh hallerini perde arkasıyla oldukça teferruatlı, yansıtıcı bir biçem ile kaleme alan kadın, senarist.

    Hayretler içerisinde onu seyretmekten kendimi alamadığım, kalbi ile ruhu arasındaki irtibatlandırılmanın zihninde yaşadığı trajedik anılardan sonraki dönüşüm zemininde şekillenişine, bu şekillenmenin esbabına dikkat kesildiğim anlarda zannediyorum ki en büyük şahitliğim, onun anlamlandırmaktan usanmak bilmeyen iştahına oldu. Çıplaklıktan daimî bir mahcubiyet duyarken çıplaklığı kaotik ve sancılı duyumsamaların ardından, acının kendi muhalliği ile kavurmak bunun adı. Bunun adı, kendine "Yığın, ne zaman vicdana taşır dilinden düşürmediklerini?" sorusunu sormak. Onun için 40. yaş, hazırlanış bu çıplaklığa. Bir insan -İbnu'l Arabi- ve bir kitap -Fususu'l Hikem- vesilesiyle hayatı ikiye ayrılıyor, 48 yaşında tekamül parkurunda hız kazanıyor ve 52 yaşında dervişane yaşama malik bir zat ile -üstelik bu zat dünyanın bir başka ucundan- kesişiyor kaderin puslu seyri. Ben belki tam "Ne zaman tepetaslak düşmeyi göze alır en haz verici düşlerinden? Bu tertibin danışıklı dövüşüne ne vakit uyanır?" sorularını soracakken o uyanıyor.

    Anlamak, çakıl taşlarını ağzıma yamamak gibi şimdi. Kursağımdan geçmeyen satırlara uzanan gönül evime, dünyanın kiriyle girmeye yeltenenleri uzak eden bir el var. O yamayı diken el işte! Sevdirmeyen, sindirmeyen... Bir şey var diyorum, bir şey... Ve işte "Soru İşaretlerinden Biri":

    Cahit Zarifoğlu: "Bulsun kelimem kelimeni
    Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
    (...)
    Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden"

    Nazan Bekiroğlu: "Kassandra Laneti bu. Olup bitecekleri bilip, görüp de önüne geçememek. önüne geçememek çünkü buna kimseyi inandıramamak."

    Paulo Coelho: “Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkalarından farklı olanlar.” “Yani, senin gibiler mi?”

    Nietzsche: "Beni anlamıyorlar. Ben bu kulaklara göre ağız değilim."

    Çalıkuşu: "Sizde ne kadar hassas bir kalp varmış kızım. Bir çocuk ruhunda böyle fırtınaların, kasırgaların eseceğine ölsem inanmazdım."

    "Rahmetli Kemal Tahir, bir dostuma şöyle demiş: 'Ben hapishanede çok çileli insan gördüm ama bu Ayşe kadar çilelisini görmedim.' Ama bunu söylediği zaman ben daha 25 yaşındayım." (sayfa 142)

    "Bütün bu çağrışımları, bu fikir silsilesini bende uyandıran gençlik arkadaşıma bakarak ona, büyümek için ne kadar çok berzah katetmek zorunda kaldığımı, adeta ağır bir fikir çilesinden geçtiğimi anlatmaktan başka gayem yok... - 'Bize yalan söylediler.' diyorum..."

    "Neydi bütün bunların anlamı? Yaşamım boyunca gerçeği kendi içimde aramış olmamın mükafatıydı. Bu ve bilmek istemediğim, hiçbir zaman bilemeyeceğim başka anlamları vardı düşümün. Birçoklarının karamsarlığa sürüklendiği orta yaşta, ben atalarıma özgü bir bilgeliğe, sonsuz baharın sırrına ermiştim. Bu az şey değil." (sayfa 44)

    Bunca gürültünün arasında yaptığım okumalar, iç muvacehe. Mutlak sevgi ihtiyacımı karşılamaya ne gözlerimin merceğine dahil olabilecek bunca nesne ne herhangi bir ülkü ne insan kalıyor yeryüzünde. Zaten mutlak olan yeryüzünün kendisinde aranmamalı. Bir et parçası görünümünü delip geçen hakikat manzumeleri dövüp palazlamış onu. Vaveylası, insanların fehimde mahir olduğu sağlıklı insan öğretilerinden çok ama çok uzaklara tünemiş. Orada, zamanda ve mekanda kıvrandığı bir evrende içine düştüğü tahammülsüzlüğü, tüm varlığı bir edene ilan etmiş. Sözde değil, hâl diliyle emanet etmiş elemini.

    Dünya telaşının üstünün örtüldüğü solukları bilir misiniz? Yürümeler yürümek gibi değil. Nefesi kesildiğinde korunup kollandığını hissedeceği bir ziyaretgâhın adresine işaret ederken İlahî, insan ancak mânâ üstüne yazgılı. Bu dili çözemeyen o adresi bulamasın diye! Kim samimi, kim gösterişte bir bir ortaya dökülsün haydi!

    Sözü aşan söz var! Sözden içe atlayıp ummanda harelenen, geride bırakmayı çoktan öğrenir. Fakat neyi? Artık yakınlık tahayyülün kalpte ve ruhta seyranı kadar. Anlamlar vazifelendirilmemiş de vazifeler anlamlara benzemiş. Hayat, ölmekle kazanılabilen haşir ifadesi ve ölmeden evvel ölenler, en hakikî yaşayanlar.

    Allah'ım, hayretimi artır! Ve öyle şanslıdır ki kelimeleri, bir başkasının kelimelerine denk düşenler. Ardıma defalarca bakabilmeyi hem arzu hem temenni edebileceğim boyun için teşekkürler!

    Yazmakla çağrışım minvalinde ufuk acısı birikmiş. Gayba maşuk, zaman aşırı ve seferberlik içtenliğiyle... Okuyunuz, okutunuz efendim.
  • Kur an insanın varlık sahnesine çıkmadan önceki durumunu bir çeşit yokluk olarak değerlendirir ve bu dönemi ölüm olarak adlandırır. Buna göre Allah ölü durumdaki insanın bu dünya hayatına gelmesini diler ve ona can bahşeder. Bir şey bilmeden geldiği bu hayatın başlangıcında insan zayıf ve bağımlıdır. Normal koşullarda hayatın sonunda da başlangıcında olduğu gibi insanı yine güçsüzlük bekler. İnsanın bilirken bilemez, yaparken yapamaz olduğu yaşlılık döneminde, ömrün bu en zor çağında bebek çaresizliğinin doğal cazibesi ve sevimliliği de yoktur artık. Böylece bir anlamda insan zayıflık döngüsünü tamamlar bu dünyada. Kur an ın Sizi zayıf (bir hâlde) yaratan, zayıflığınızdan sonra (size) güç veren ve güçten (Gücünüzü gösterdiğiniz bir dönem) sonra (yaşlılığın getirdiği) zayıflığa sizi duçar eden ve saçlarınıza aklar düşüren O dur!... diyerek özetlediği bu döngüde gençlik, iki zaaf dönemi arasındaki güç ve kudret; bilme ve yapabilme vaktidir. İş, eş, aş, edinme telaşının kıymetli çalışmaları yanında, adı konsun ya da konmasın, hayatın anlamını sorgulama, kendini arama, tanıma, bulma sürecinin adıdır gençlik. Psikolojik, coğrafi, sosyal, ekonomik şartlara göre bazı detaylar değişiklik gösterse de özü itibarıyla Böyle gelmiş ama böyle gitmez. demenin vakti İnce ince hesabı tutulan çıkar ilişkilerinin, gelecek telaşının olgunluk dönemine nazaran daha az yaşandığı bu dönemde delikanlı enerji, hatalarla mücadele etme, doğrulara sahip çıkma için gereken güce sahiptir. Sosyal, siyasi dönüşüm vadeden hareketlerin hedef kitlesinin gençlik olması bu nedenle tesadüf değildir. Tam da bu yönüyle, yani yanlışa karşı, doğrunun ardında durma gücünü barındırması sebebiyle gençlik, sadece yaş değişkeniyle ölçülemeyecek bir değerdir. Buna göre yaşı ne olursa olsun, değişme/değiştirme kudretine sahip, yanlışın karşısında, doğrunun ardında olan herkes gençliğini koruyabilmiş demektir. Akli, bedenî gelişmeyi, sosyal olgunluğu gerektiren gençlik döneminin yaşla ölçülememesi, insan ömrünün uzamasına paralel olarak eskiden orta yaşlılık olarak tanımlanan yaşların gençlik kategorisine dâhil edilmesi tam da bu sebepledir. İnsan hayata en güzel işleri gerçekleştirme becerisi açısından sınanma amacıyla gönderildiğine göre, gençlik dönemi kalıcı değerleri inşa etme vakti demektir. Hazine değerindeki gençlik dönemini hem dünya hem de ahiret hayatını mamur edecek yatırımlarla değerlendirmek elbette emek ister, çaba ister. Hani derler ya, zahmetsiz rahmet olmaz. Temiz bir gönül, temiz bir vicdan, günahlardan uzak temiz bir yaşam, temiz dil Bütün bunları gerçekleştirmek kolay mıdır? Hayır, zira ciddi zorlukları vardır kendini aramanın, kendin olmanın, fıtratı bozmadan temiz kalmayı başarmanın Peki ya çok mu zordur? Hayır. Çünkü gençlik, fıtrat kodlamasından kaynaklanan güce ve imkânlara sahiptir. Hülasa çok başlı, çok uçlu imkânlar ve zorluklar yumağıdır gençlik Zorluk bazen kendi tabiatından kaynaklanır gencin, bazen ailesinden, bazen arkadaşlarından İmkânlar ise çoğu kez Allah ın ahsen-i takvim üzere yaratmasından Ahsen-i takvimin esfel-i safiline dönüşmemesi, bir başka deyişle imkânların zorluklara teslim olmaması için vahyin rehberliğine ihtiyaç vardır. Bu noktada gelin, özellikle genç karakterleri üzerinden Kur an neler ifade ediyor, birlikte okuyalım. Merhamete, hayra, güzelliğe yatkın temiz gönülleri bu hâliyle korumanın, genç enerjiyi ebedî hayatın inşasında kullanmanın imkânını beraber keşfetmeye çalışalım. Gerçeğin İzinde, Yanlışın Karşısında Bir Genç: Hz. İbrahim Belki de Hz. Peygamber hürmet ifadesi olarak Dedem İbrahim diye bahsettiği için Hz. İbrahim denince gözümüzün önüne ak saçlı bir ihtiyar geliyor. Ama o da bir zamanlar gençti, hem de ne genç İçine doğduğu putperest toplumun, ailenin geleneklerine karşı duran Onlardan iyi mi bileceğim, babam puta taptığına göre vardır bir bildiği. demeyen Tabiatının sesini dinleyen Gerçeği arayan Yıldız, ay ve güneşte vehmedilen tanrısallığı arayan Ama daha ilk adımda Yıldız benim Rabbimdir. cümlesini söylediğinde ve ardından yıldız batıverdiğinde Fıtratının kulağına fısıldadığını haykıran, böylece her an her yerde hazır, nazır bir İlah a muhtaç olan insan gönlünün sesini Ben batan/giden/terk eden ilah sevmem, istemem. diyerek anlatıveren Nihayet bu arayışı tevhitle sonlandıran Doğrunun peşine düşen, bulduğunda da yanlışa tahammülü azalan, toplumun hâkim değeri olan putlara tapınmaya karşı içinden bir savaş başlatan genç İbrahim Nihayet bu durum onu, bir bayram günü putları parçalayıp atmaya sevk eder. O güne kadar putlara düşmanlığı, putperestliğe muhalefeti toplum tarafından fark edilmiş olmalıdır ki Onları diline dolayan İbrahim adında bir genç var. derler. Ekâbir takımının önüne getirilip sorguya çekildiğinde verdiği cevap duyanların aklını karıştırır: Şu büyüğü yapmıştır belki. Konuşuyorlarsa kendilerine sorsanıza... Tekrar edile edile gerçek yerine geçen kabulleri sorgulamaya davet eden bu cevap, ellerini başlarının arasına aldırıp inançlarını, hayat tasavvurlarını sorgulatır muhataplara. Hz. İbrahim in bu çıkışı, tam da gence yakışan tutumdur, hatalarla mücadele eden, zarif çıkışlarla hakikati sorgulayan, sorgulatan Böyle gelmiş böyle gitsin ciler hakikat gözlerinin önünde bütün yalınlığıyla canlanmasına rağmen sistemlerini değiştirmeye cesaret edemezler, İbrahim i yakarak ondan da dipdiri hakikatten de kurtulmaya kalkarlar. Ateşe atılırken Allah bana yeter. diyecek kadar davasına sadıktır İbrahim. Genç olmak gözü kara olmaktır ya biraz da Ama Allah a güvenerek, ama yerli yerince tutumlar eşliğinde İçinde yaşadığı toplumun ümit beslediği bir gençken sırf Allah a inandı ve O nun yoluna çağırdı diye tehdit edilen Salih Peygamber gibi İbrahim (a.s.) de diğer bütün peygamber kardeşleri gibi iman uğrunda mücadelenin bayraktarlığını yapmış gençler hanesine kaydedilmiştir. Gençliğin yaşla doğrudan alakalı bir değer olmadığını hatırlatan, hakikati sorgulama ve sorgulatma, bulduğunda ardında durma gücüne sahip herkesin yaşı ne olursa olsun genç kalacağına dair kuvvetli bir ikazdır bu. Ak sakallı, nur yüzlü dede gibi gelse de gözümüzün önüne, değerleri dipdiri, kendisi de çakı gibi delikanlıdır bu yüzden koca İbrahim. Kur an, içinde yaşadığı topluma karşı güçlü bir mücadele veren İbrahim Peygamber in babası Azer le yaşadığı tecrübeden de bahseder. Şefkatin, destek olmanın destanını yazmak en çok ana babaya yaraşırken, peygamber olan oğluna destek olamayan Azer Defol git, yoksa seni öldürürüm. diyebilen Azer. Babasından görmesi gereken şefkati ona gösteren baba gönüllü İbrahim, nasıl da anlatır değerlerini babacığım, babacığım diye diye Kovulunca kalbi çok kırılsa da kırıcı bir şey söylemez, şefkatin ana menbaına, Mevla sına sığınır, döner gider. Yine de dilinde dualar vardır babacığı için, Allah artık yeter diyene kadar babası adına tevbe etmeye devam eder. Ebeveyninden görmesi gereken şefkati, değeri, desteği, sevgiyi bulamayan bütün gençlere örnek bir evlattır İbrahim. Çok sonra baba olduğunda oğluna kibarca meram anlatan, fikrini soran yani gencin dilinden anlayan İbrahim İşte bütün bu özellikleriyle her dem delikanlıdır Hz. İbrahim Sabır Burcunda Bir Taze Can: Yusuf Peygamber Bütün hikâye bir rüyayla başlamıştı onun için. Tam da gence yakışan bir şey yaptı, babasına çıtlattı içine dert olan rüyayı. İçinden çıkılamayan bir mevzu olduğunda genç, akıl almalıydı kendisine yol haritası çizmek için. Öyle ya, ebeveyn gençten daha fazla yol yürümüştü hayatta, daha çok şey görmüştü. Babası Yakub, tam tamına şöyle söyledi Yusuf una: Rüyanı kardeşlerine anlatma. Böyle bir rüya ne anlama gelirdi anlamış ama anlatamamıştı baba. Öyle de yaptı Yusuf (a.s.), anlatmadı kimseye. Bu da öğüt almanın, fikir sormanın ahlakındandı. Konuyu bilen ne derse öyle davranılırdı. İnsanlığın eski yarası, kardeş kıskançlığı bir sel olup kanadı Yusuf un hayatında. Önde sürüklenen Yusuf tu ama asıl boğulan Yakub Peygamber oldu bu selde. Yusuf bambaşka bir hayata yelken açtı kuyudan çıkartılıp köle gibi satıldığında. Başka bir ev, başka bir hayat, analık makamındaki kadının zehirli ilgisi, ardından iftirası Bize en güzel diye tanıtılan bu kıssanın bütün merhalelerinde tek bir tutum vardı, akıllıca şekillendirilen bir tutum: Sabır. Babadan, kardeşten, memleketinden ayrı kalmaya sabır. Okumak, çalışmak vb. sebeplerle ailesinden ayrılan her bir gence örnek, Ailenden aldığın terbiye seninle her yere gelir. diyen bir tutum. Pazarda bir eşya gibi satılırken sabır, bu işlerin günün birinde hayra dönüşeceği konusunda Allah a duyulan güven. Az daha serpilip Aziz in karısının gözüne görünür hâle geldiğinde harama bulaşmamak için sabır Kadının arzusu malum da Kur an, Yusuf Peygamber in de ona meylettiğini bildirir. Kısaca geçkin, pek de cazip olmayan bir kadının iltifatı değildir Yusuf Peygamber in hayır dediği İçinde yaşadığımız zaman diliminde karşı konulamaz, zaten konmasın da diye sürekli gündemde tutulan; nezahati, nezaketi mümkün mertebe heder edilen, haydi uçalım, kaçalım denen dürtülere karşı sabır. O duyguların gaza basması ne kadar doğalsa, harama bulaşmak söz konusu olduğunda, frene basmanın da o kadar doğal ve mümkün olduğunu gösteren bir sabır... Tam o anda, iffeti, değerleri, Rabbinin doğru ve yanlışa dair öğretileri gelir bulur Yusuf un gönlünü. Emir demiri keser, kadının hamlesiyle yırtılan gömleğinin içinde kapıya yani günahtan kaçışa yönelir. Hz. Peygamber in yarın mahşer gününde Arş ın gölgesinde rahat edecek gruplar arasında tam da bu durumu; hoşlandığı birinin harama götüren teklifini sırf Allah yasakladı diye reddeden gençleri zikretmesi tesadüf değildir elbette. İffet, vahyin muhafazasına en çok özen gösterdiği değerlerden biri olagelmiştir zira. Ama Yusuf Peygamber in sabır imtihanı bununla biter mi? Hayır. Dedikodular ayyuka çıkıp da kadın, gönlünün öyle böyle birine değil, olağanüstü yakışıklı bir delikanlıya aktığını göstermek için eşraftan kadınları eve çağırdığında Kadınlar gördükleri güzelliğin etkisiyle, Bu insan olamaz, olsa olsa melektir. deyip ellerini doğradıklarında sabır Güzelliğinin/ yakışıklılığının mağruru olmamayı başarmış gençler gibi, böbürlenmez Yusuf Peygamber parmak doğratan güzelliğiyle. Asıl güzelliğin yüzde, bedende değil gönülde olduğunun terbiyesini çoktan almıştır o. Bu yüzden, gönlü yüzünden güzeldir ya! Kendisine hayır denmesini hazmedemeyen kadının iftirasıyla haksız yere zindana atılınca sabır İnsan olanın başına her şey gelir. sözünü haklı çıkarırcasına hayatın yokuşunda da düzünde de Rabbe bağlılık konusunda sabır Kendisine bahşedilen rüya yorumlama yeteneği sayesinde koca bir milleti kıtlıktan kurtarınca mağrur olmama konusunda yine sabır Komşu milletler açlıktan kırılma riskiyle karşı karşıya kaldığında çarnaçar yardım talebiyle gelen abilere sitem etmeme konusunda sabır Oysa neler neler söylenebilirdi onlara, hem de çoktan hak etmişlerken: Nasıl geldiniz ama Nasıl muhtaç oldunuz elime Bana, kör kuyularda merdivensiz bıraktığınız Yusuf a demedi, Bugün burada size kınama yok! deyip çıktı işin içinden Vurup kıracak, intikam alabilecek delikanlı enerji, vahiyle terbiye görmüştü de ondan Ve final Rüyası gerçek olduğunda enerjisini didişmeye, dalaşmaya, böbürlenmeye değil, duaya harcayan Yusuf Onun nefsi yok muydu? Vardı ama muktedir bir kral gibi tahta kurulmaktansa Rabbe niyazda bulunmayı seçti. Ne de iyi etti Başarının nasıl karşılanacağını öğretti bütün gençlere, genç kalanlara Ve hepsinden önemlisi, hayatının bir aşamasında kuyuya düşen ya da atılan her bir Allah kuluna, sabırla atılan doğru adımlara Rabbin ihsan edeceği bereket sayesinde o kuyudan bir gün çıkılacağını, kara günün kararıp kalmayacağını en derin boyutuyla yaşayarak öğretti. Hayatı Macera Bir Genç: Hz. Musa Onun hikâyesi de bir rüyayla başladı derler. Adı zulümle özdeşleşen Firavun, saltanatını İsrailoğulları nın içinden çıkacak bir oğlan yüzünden kaybedeceğini rüyasında görünce diye devam eder. Gerisi malum. Aldığı bütün tedbirlere rağmen o korktuğu çocuğu kendi sarayında ailesinden biri gibi yetiştirir Firavun. Hz. Musa ya hikmet ve ilim verilme yaşı, erginliğe ulaşma ve istikrar bulma yaşı olarak bildirilir Kur an da. 18 den başlayıp şimdilerde geç gençlik dönemi olarak tanımlanan 30, 33 ya da 40 lara ulaşan yaşlardır bunlar Derken adı bir cinayete karışır, Medyen e gider. Orada o çaresizliğin içinde, yol yorgunluğu, endişe hepsi birbirine karışmışken Rabbinden gelecek en ufak bir hayra muhtaç olduğunu mırıldanırken Çeşme başında hayvanlarını sulamak için diğer bütün çobanların yanında bekleyen iki kıza ilişir gözü. Durumdan vazife çıkarır kendine, bütün çobanlar işlerini bitirip gidene kadar beklemelerine razı olmaz, sıraya onlar adına girer de hayvanları sulayıverir. Hem nazik, hem düşünceli: Tam delikanlıya yaraşır tutum işte. Delikanlı hoyrat değil, düşünceli, nazik olur diyen uygulamalı örneklik. Kızların babası teşekkür etmek üzere delikanlı Musa yı yanına çağırtmak için yollar kızlardan birini. Kız meramını anlatır güzelce, ama edebiyle Hayâ genç kıza da genç adama da çok yaraşır lakin Kur an onu genç bir kıza atfetmiştir. Tam da kıvamında bir hayâ bu ama, onu işinden gücünden, fikrini ifade etmekten geri bırakmayan Bu genç kız babasına der ki: Babacığım, sen bu delikanlıyı işe al! Baba da onu böylece yetiştirmiştir anlaşılan, hem edepli hem akıllı, öz güvenli Sen elinin hamuruyla işime karışma. da dememiştir. Hâlâ bu baba modellerini yetiştiremedik fazlaca, öyle mi gençler? Ne diyelim, bu kıvamı tutturmak size düştü İmanları Uğruna Hayatlarından Vazgeçen Gençler: Ashab-ı Kehf Onların mağaraya sığınmadan önceki hayatlarıyla ilgili Kur an çerçevesinde net bir bilgimiz yok. Ne iş yaparlardı, evliler miydi, çocukları, anne babaları var mıydı? Bilemiyoruz. Tefsirlerin verdiği bilgiler ışığında toplumun elit tabakasından olduklarını düşünebiliyoruz ancak. Bir de o meşhur, herkesin kendi toprağında gerçekleşmiş olmasını arzu ettiği büyük mucize gerçekleştikten sonraki sözlerinden; toplumu da bireyi de perişan eden şirkten uzak kalıp sadece Allah a kul olmak istedikleri için toplumları tarafından büyük baskılara maruz kaldıklarını Onlar ise Allah a değil de kuluna kulluk etmeyi ölümden beter bir zül görmüş olmalılar, her şeyi arkalarında bırakarak bir mağarada köpekleriyle birlikte neredeyse ölüme yattıklarına göre. Peygamberleri, müminleri vuran çile onları da gelip bulmuştur, doğup büyüdükleri şehri iman ve can korkusuyla bırakıp çıkmışlardır. Gençtirler ama efelik yapacak kadar ucuz değildir davaları, canları. Uzun uykularından uyandıktan sonraki sözlerinden gençlerin körü körüne bir ret hâli içinde olmadıkları, bir ergenlik krizinde, itiraz etmiş olmak için itiraz etmedikleri anlaşılmaktadır. Onlar gençliklerini bu kutlu çileyi çekmeye adamışlardı. Onlar hakkında Yüce Rabbimizin değerlendirmesi şu şekilde tecelli etmiştir: Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Bu hükmün tabii neticesi Allah ın destek ve yardımıdır, nitekim bu bir avuç genci insanlık tarihine mal eden yaşantı da bu desteğin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Biz de onların doğru yola bağlılıklarını arttırdık. diye buyuran Yüce Allah, onları bir mağarada asırlar boyu korumaya almış ve dinlendirmiştir. Böylece peygamberlerin hayatında görülegelen mucize geleneği, sıradan insanların hayatında da ortaya çıkmış olmaktadır. Genç gönüllerin Rabbe adanmış ömürleri, böylece bereketlenmiş, onları hiç tanımayan nesiller boyu anlatılan bir destana dönüşmüştür. Her Daim Genç İki Kuzen: Hz. Yahya İle Hz. İsa Daha dünyaya gelmeden onlar için bol bol dua eden birinin anası, hatta anneannesi, diğerinin de babası vardı. O dualar yerini buldu, biri Kelimetullah diye anıldı, diğerine henüz çocukluk çağlarında hikmet bahşedildi, Ben oyun için yaratılmadım. diyecek kadar sebat, Allah katından merhametlilik
    hâli de Doğdukları, öldükleri ve yeniden diriltildikleri gün selamlanan bu iki genç peygamber hep genç kaldılar zira henüz yaşlanamadan kavuştular Rablerine, vadolunan o selama eriştiler Hak dava ardında olmanın bedeliydi gençken gelen ve onları her dem taze eyleyen ecelleri Hz. İsa için ecel de denemez, bu dünyadaki son zamanları diyelim, üzerindeki ihtilaf bitmek tükenmek bilmeyen son. Selam olsun canlarına Sonuç Bu dünyanın diğer pek çok hazinesi gibi gençlik de değeri ancak elden çıkınca anlaşılan nimetlerdendir. Gençken kişinin öylesine tapulu malı gibidir ki bu hazine, hiç elden çıkmayacak gibi gelir, hatta sırf bu sebepten değeri de büyük bir nimet olduğu da anlaşılamaz. Ancak göz görmemeye, el tutmamaya başlayınca anlaşılır yavaş yavaş elden çıkanın ne denli ikram olduğu İşte o vakit gelmeden, hemen şimdi, Kur an rehberliğinde gençliğin sefasını sürmek için onun daimi gençlik bahşeden ilkelerine kulak kabartalım, gönül verelim. Verelim ki cennetin ölümsüz gençleriyle dost olabilelim.
  • 325 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bazarov: Romanın baş karakteri olan kendinden son derece emin, sert mizaçlı , alaycı ama kibarlıkla perçinleyen, kibirli, müzmin bir nihilist. Yalnızca pozitif bilimlere inanan. Edebiyatı, sanatı, müziği romantizmle suçlar ve önemsemez. Nihilist yapısının kökeninde; kuvvetle muhtemel o tezat bulduğu milliyetçi aritokrat Rus bilincine bir tepki vardır. Radikalliği temsil eder ancak Pavel Petroviç ile arasındaki münakaşadan (bu hususta) usu temsil etmediğini söyleyebilirim.

    Arkadiy Petroviç: Bazarov’un en yakın arkadaşı, hayranı ve öğrencisidir. Gençliğin temelinden gelen o radikalleşme çabası içinde olan; liberal, romantik ve moderndir (batılı).

    Nikolay Petroviç(Arkadiy’in babası): Dalkavukların, dolandırıcıların arasında yetişmiş, ödlek ve korkak olmasına karşın babasının zoruyla general olmuştur. Emekli olduktan sonra köydeki çiftliğini yönetmektedir. Uşaklarına, köylüye ve özellikle gençliğin enerjisine, öfkesine saygı gösteren son derece mütevazi bir karakterdir. Liberalliği ve demokrasiyi temsil eder.

    Pavel Petroviç (Arkadiy’in amcası): Romanın en önemli ikinci karakteridir. Kuralcı, takıntılı, oldukça titiz, liberal olduğunu iddia etse de son derece muhafazakardır. Köyde yaşan bir aritokratçık olan Pavel, kendisini Slav savunucusu ilan etse de İngiliz adetlerini benimsemiş, Rus köylüsüyle asla bir araya gelmez onları aşağı görür, batılı dillerini Rusça yerine sıklıkla kullanarak da bütünüyle tezatlık oluşturmaktadır.

    Kitabı iki bölüme ayırarak yorumlamak eminim daha anlaşılır olacaktır. İlk olarak; Bazarov ve Pavel Petroviç arasında cereyan eden kuşak çatışması;
    İnsanlar her yaşta ister istemez farklı siyasi düşünce sistemini benimserler. Gençlik; Kendilerine daha iyi bir gelecek yaratmak istediklerinden radikal olurlar. Çünkü kaybedecekleri bir geçmişleri yoktur. Bu yüzden Sokrates gençlerin akılları olmadığını onlara asla politika öğretilmemesi gerektiğini savunur. Orta yaş ise; Liberal olurlar. Hem kaybetmek istemedikleri bir gelecek hem de unutamayacakları bir geçmiş vardır. Bu nedenle orta yaşlılar biraz kurnaz olurlar. Yaşlılar ise kesinlikle muhafazakar olur. Çünkü korumak istedikleri hatıraları vardır. Geçmiş onlar için çok anlamlıdır koca bir hayattır çünkü ve tutucu olmak zorundadırlar. Bazarov ve Pavel’in aralarındaki çelişki örtük olarak bunlardan ibarettir.

    İkinci bölüm ise Bazarov, Arkadiy ve Anna Sergeyevna arasında geçen aşk üçgeninden oluşur. Yukarıdakilerden ayrı olarak buradaki çelişki Arkadiy’in duyguları, Bazarov’un ise usu temsil etmesidir. Arkadiy eline geçen ilk fırsatta açmıştır kollarını sevgiye savunmasızca, oysa bu nihilistliğe yaraşmaz. Bu yüzden suçlamıştır kendini bu da içten içe düşmanlık doğurmuştur Bazarov’a karşı. Bazarov ise kadınları oldum olası zeki bulmaz. İlk yanıldığındaysa yelkenleri suya indirir ancak bunu kendine yediremez. Aşka, duygularına, romantizme boyun eğemez. Bazarov ile Arkadiy’i tek bir insan olarak tasavvur edersek; Duyguların, beyni nasıl himayesine aldığını görürüz.