• Dışa karşı kendini inançlı göstererek kendinde cenneti zapt etme hakkı görenler, gerçekten isyankarlıktan azade olsalar bile, peşinen yitiktirler; nedamet getirdikleri takdirde günahlarının silineceğine inanan tövbekarlar da, pişmanlıklarında samimi olmadıklarını kanıtlamış olurlar.
  • Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bi erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkâr (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve hor şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortacı demektir.
  • Müfettişlerin eyaletlerden getirdikleri resmî raporlar ile ülkenin genel panoraması arasında ciddi bir çelişki bulunduğu görülmektedir. Zira yönetime karşı gelişen başkaldırı trendi her geçen gün yükselmekteydi. Olaylar neredeyse bütün eyaletlere sıçramıştı. Özellikle Kûfe ve h. 27 (647–648) senesinde Amr b. el-Âs’ın valilik görevinden alınmasından sonra Mısır muhalif hareketlerin en yoğun yaşandığı merkezlerden birisi olmuştu.
    Muhammed b. Ebî Bekir ve Muhammed b. Ebî Huzeyfe Mısır’da Hz. Osman aleyhtarı isimler arasında önde gelenlerdendi. Bu ikisinin muhalefetinde yönetim karşıtları için büyük bir avantaj vardı. Onlar Kureyştendi ve Muhammed b. Ebî Bekir ile Muhammed b. Ebî Huzeyfe’nin şahsında Kureyş kendine karşı duruyordu. Doğal olarak Mısır’daki eleştirilerin ilk muhatabı vali Abdullah b. Sa’d idi. Mısır’lı bir heyet valilerini şikâyet etmek üzere Medine’ye gelmişti.
  • Yalnızlıklar
    Yalnızlık alıp karşına kendini,
    öteki kendinlerle konuşmaktır.
    Bakışmaktır,öteki kendinlerle;
    Dövüşmektir.
    Kimi zaman da, öldürmektir
    içlerinden sana en çok benzeyeni,
    benzemiyor diye.
    Yalnızlık, öldürmektir.
    Her geçen gün yalnızlaşıyoruz aslında,büyüdükçe daha büyüyen bir yalnızlık...önce anne babadan ayrılırız sonra çocuklar terkeder bizi ve en son yaşlanıp tek başımıza kalırız...Belkide tercih edilmiş bir yalnızlıktır bizimkisi...
    Şiir okumak,kelimelerle tarifi imkansız duygular hissettiriyor bana,birde şiir yazmak nasıl bir duygudur işte bu duyguyu tatmadan ölmek...
    Kitabın yazılış öyküsünü anlatacak olursak… İlk kitabı Bir Gülüşün Kimliği ve daha sonra Yoklar Fısıltısı‘nı kendi parasıyla yayımlattıktan sonra, büyük bir hayal kırıklığı yaşamış Hasan Ali Toptaş. Kitapçılarda yok, postaladıkları yerlerden ses yok. İşte böyle bir dönemde ki küskünlükle edebiyatla ilişkisini sadece okur olarak sürdürmeye karar vermiş. Sırf oyalanmak için, ruhunu rahatlatmak için Yalnızlıklar kitabını yazmış. Yayımlatmak aklının ucundan geçmemiş. Okudukça yalnızlık ancak bu kadar güzel anlatılır diyeceksiniz.
    Hasan Ali Toptaş belki mütevazi olmak isteyerek, şiir kitabı değil şiirsel metinler, demiştir. Kim bilir?...Bana göre harika bir şiir kitabı olmuş.
    Şiir bence küçücük satırlar arasında,kocaman anlamlar barındıran söz sanatıdır.Bu yüzden bir şiir bir çok anlam ifade ediyor benim için...
    Gelelim şiir kitabından benim için en can alıcı olan satırlara;
    *Ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde...
    *Yalnızlık,uçurumları giyinmektir biraz da...
    *Çocuklar büyüdükçe kirlenir zaten
    Kirlendikçe büyür,
    Başka ne denir?
    *Ölümün yalnızlığı yoktur ama;
    Ölüm,bir başına yalnızlıktır.
    *Yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez
    (En çok postacılar hatırlatır yalnızlığımızi,sevdiklerimizden getirdikleri haberle)
    *Ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
    Beğendiğim satırlardan bir kaçı sadece,bana çok başka duygular yaşattı yazar.Bir kere okumakla bırakılmaması gereken bir kitap.Her okuduğumda daha farklı hissedeceğime eminim.Mutlaka okuyun diyorum.iyi okumalar...
    Hasan Ali Toptaş
    Yalnızlıklar
    Everest yayınları
  • Sevgililer gerçek bir birleşmenin ve yeni bir varlığı vücuda getirmenin özlemini duyarlar hayatlarının geri kalan kısmını bu şekilde geçirmeyi arzu ederler ve bu arzu da meydana getirdikleri çocuğun benliğinde karşılık bulur. Her iki ebeveyn tarafından çocuğa aktarılan bütün nitelikler tek bir varlıkta, yaşar, toplanır ve birleşir. Aksine eğer bir erkek ve bir kadının karşılıklı, sürekli ve kararlı olarak birbirlerinden hoşlanmaz ise bu durum, onların meydana getirecekleri çocuğun, kötü bir biçimde meydana gelmiş, uyumsuz ve mutsuz bir varlık olacağının tüm dünyaya duyurulmasıdır.
  • Doktor Pierre Janet diyor ki; bana bir hasta getirdikleri zaman, hastanın ailesi içinde onu bu hale getiren asıl büyük hastayı ararım.
  • "Barbar eski Yunancada yabancılar için kullanılan bir kelimeydi. 'Yabancı' anlamına gelirdi. Yunanlı olmayan herkes, özellikle de Persler ve Asya halkları barbardı. Bu kelime Avrupa tarafından benimsendi ve Avrupalı olmayanlar için kullanılmaya başlandı. Başlangıçta kelimenin kötü bir anlamı yoktu. Mesela, Bodrumlu hemşehrimiz Heredetos kitabına şu niyetli satırlarla başlar: 'Bu, Halikarnossoslu Heredots'un halka sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunanlıların, gerekse barbarların meydana getirdikleri harikalar bir gün olsun adsız kalmasın, tek amacı budur; bir de bunlar birbirleriyle neden dövüşürdü diye merakta kalınmasın.' Bakın barbarların yaptığı harikalardan söz ediyor. O zamanların anlayışı buydu ama zamanla ön yargılar, kelimeye bugünkü barbar anlamını yükledi. Bildiğiniz gibi, bu anlama uygun düşen, 20. yüzyılın en büyük barbarlıkları da Avrupa kültürü ya da Avrupa kaynaklı kültürler tarafından sergilendi."