Burak MEMİŞ, Kuyucaklı Yusuf'u inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap gerçekten sürükleyici ve akıcı Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı.Aslında ben seviyesi yüksek bir okur değilim okumaya başlayalı 1 sene oldu ama okudukça sayfalar arasında kendimi buldum sözcükler kelimeler ve cümleler hayatıma düşüncelerimi değiştirmeme olanak sağladı,gerçekten büyük ölçüde yön verdi.Bu kitaptan bir sonraki kitabım Harper Lee'nin ''Bülbülü Öldürmek'' adlı eseri oldu.
Dikkatimi çekense ve benzer bulduğum hatta bu yüzden inceleme kısmına ilk defa düşüncelerimi aktarma işine giriştiğim 2 ayrı yazarın birbirine eş değer şu 2 cümlesi oldu;

Hapishane ancak serseriler,köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu,adam öldürse bile,onlarla bir tutulamazdı.

Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında, Sabahattin Ali (Sayfa 97)

Hiç kimsenin, 'Jem Finch... babası parayı bastırıp oğlanı bu işten kurtardı,' demesini istemem.

Bülbülü Öldürmek,Harper Lee (Sayfa 347)

Bu ayrı cümleler sizi etkilememiş hatta pekte heyecan verici olmamış olabilir benim için çok anlamlıydı hatta tüylerim ürperdi.Nedeni belkide ardı ardına bu 2 kitabı okumam ve de hoşuma giden notları yazdığım not defterimde bu cümlelerin çakışmasıydı.2 apayrı yazar,2 ayrı millet,2 ayrı cinsiyet,2 farklı inanç,din,kültür,yaşam tarzı,,bayrak,devlet aynı cümleleri kurmuştu.Belki istemeden belki isteyerek fakat beni gerçekten çok etkiledi hatta bu kitapları yan yana,üst üste tutup kıyamet kopsa bile birbirinden ayırmamayı düşünmüyorum.

Biliyorum kitap hakkında hiç bir yorumda bulunmadım buraya bunları yazmamalıydım çünkü bu kısımla alakalı şeyler söylemediğimi bende biliyorum. Değinmek istediğim sadece saygılı olun,iyi olun bırakın sizi yüz üstü bıraksın insanlar, bırakın bağırsınlar, çağırsınlar, üzerinize gelsinler, hırpalasınlar siz iyi olun her şeye saygılı olun inanın yada inanmayın.

Bırakın artık insanlar sizi engellemedikleri halde istediklerini yapabilsinler bir kadın mini etek giydi diye ona namussuz sıfatını yakışı görmeyin.Bir erkek dar paça giydiği için yada o paçalarını kıvırdığı için ona ibne sıfatını takmayın kendimizi sevdirmek ve beğendirmek oldukça güç çünkü bizi ayıran düşüncelerimiz herkes aynı şeyleri sevmediği için farklıyız böylede olmalı bırakın bizi bir tek dar,kıvrık,bol,kısa paçalarımız,zevklerimiz ayırsın. Başka türlü ayrı kalmayalım.

Beşiktaşlı,Galatasaraylı yada Fenerbahçeli olun yada olmayın piercing,küpe takın yada takmayın isterseniz saçta boyayın yada boyamayın.Kapalı olun çarşaflı olun kimse kimseyi ilgilendirmez farklı görüş ve düşüncelere sahip olmamız beraber eğlenip kahve içip sohbet edemeyeceğimiz anlamına geliyorsa eğer bizler zavallı insanlarız demektir.

Bırakın kirli düşüncelerinizi insanların üzerinden çekin mahna vermeyin,ayıplamayın,yadırgamayın.Siz ''siz'' olun Avrupa'da desteklemediğiniz hatta nefret ettiğiniz takımı gerekirse sırf Türk takımı diye destekleyin.Siz sizinle dalga geçenler yüzünden olmak istediğiniz kimlikten lütfen çıkmayın onlar öyle yapıyor diye sizde öyle yapıp ''onlar'' olmayın.Bu 2 kitap bana bunları öğretti okumak ya da okumamak size kalmış...

Burak MEMİŞ, Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında'yı inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitap gerçekten sürükleyici ve akıcı Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı.Aslında ben seviyesi yüksek bir okur değilim okumaya başlayalı 1 sene oldu ama okudukça sayfalar arasında kendimi buldum sözcükler kelimeler ve cümleler hayatıma düşüncelerimi değiştirmeme olanak sağladı,gerçekten büyük ölçüde yön verdi.Bu kitaptan bir sonraki kitabım Harper Lee'nin ''Bülbülü Öldürmek'' adlı eseri oldu.
Dikkatimi çekense ve benzer bulduğum hatta bu yüzden inceleme kısmına ilk defa düşüncelerimi aktarma işine giriştiğim 2 ayrı yazarın birbirine eş değer şu 2 cümlesi oldu;

Hapishane ancak serseriler,köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu,adam öldürse bile,onlarla bir tutulamazdı.

Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında, Sabahattin Ali (Sayfa 97)

Hiç kimsenin, 'Jem Finch... babası parayı bastırıp oğlanı bu işten kurtardı,' demesini istemem.

Bülbülü Öldürmek,Harper Lee (Sayfa 347)

Bu ayrı cümleler sizi etkilememiş hatta pekte heyecan verici olmamış olabilir benim için çok anlamlıydı hatta tüylerim ürperdi.Nedeni belkide ardı ardına bu 2 kitabı okumam ve de hoşuma giden notları yazdığım not defterimde bu cümlelerin çakışmasıydı.2 apayrı yazar,2 ayrı millet,2 ayrı cinsiyet,2 farklı inanç,din,kültür,yaşam tarzı,,bayrak,devlet aynı cümleleri kurmuştu.Belki istemeden belki isteyerek fakat beni gerçekten çok etkiledi hatta bu kitapları yan yana,üst üste tutup kıyamet kopsa bile birbirinden ayırmamayı düşünmüyorum.

Biliyorum kitap hakkında hiç bir yorumda bulunmadım buraya bunları yazmamalıydım çünkü bu kısımla alakalı şeyler söylemediğimi bende biliyorum. Değinmek istediğim sadece saygılı olun,iyi olun bırakın sizi yüz üstü bıraksın insanlar, bırakın bağırsınlar, çağırsınlar, üzerinize gelsinler, hırpalasınlar siz iyi olun her şeye saygılı olun inanın yada inanmayın.

Bırakın artık insanlar sizi engellemedikleri halde istediklerini yapabilsinler bir kadın mini etek giydi diye ona namussuz sıfatını yakışı görmeyin.Bir erkek dar paça giydiği için yada o paçalarını kıvırdığı için ona ibne sıfatını takmayın kendimizi sevdirmek ve beğendirmek oldukça güç çünkü bizi ayıran düşüncelerimiz herkes aynı şeyleri sevmediği için farklıyız böylede olmalı bırakın bizi bir tek dar,kıvrık,bol,kısa paçalarımız,zevklerimiz ayırsın. Başka türlü ayrı kalmayalım.

Beşiktaşlı,Galatasaraylı yada Fenerbahçeli olun yada olmayın piercing,küpe takın yada takmayın isterseniz saçta boyayın yada boyamayın.Kapalı olun çarşaflı olun kimse kimseyi ilgilendirmez farklı görüş ve düşüncelere sahip olmamız beraber eğlenip kahve içip sohbet edemeyeceğimiz anlamına geliyorsa eğer bizler zavallı insanlarız demektir.
Bırakın kirli düşüncelerinizi insanların üzerinden çekin mahna vermeyin,ayıplamayın,yadırgamayın.Siz ''siz'' olun Avrupa'da desteklemediğiniz hatta nefret ettiğiniz takımı gerekirse sırf Türk takımı diye destekleyin.Siz sizinle dalga geçenler yüzünden olmak istediğiniz kimlikten lütfen çıkmayın onlar öyle yapıyor diye sizde öyle yapıp ''onlar'' olmayın.Bu 2 kitap bana bunları öğretti okumak ya da okumamak size kalmış...

Çizik Plak, On Küçük Zenci'yi inceledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

On küçük Zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz.

Dokuz küçük Zenci geç yattı,
Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.

Sekiz küçük Zenci Devon'u gezdi,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.

Yedi küçük Zenci odun yardı,
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.

Altı küçük Zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş.

Beş küçük Zenci mahkemeye gitti,
Biri idama mahkûm oldu. Kaldı dört.

Dört küçük Zenci yüzmeye gitti,
Birini balık yuttu. Kaldı üç.

Üç küçük Zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. Kaldı iki.

İki küçük Zenci güneşte oturdu,
Birini güneş çarptı. Kaldı bir Zenci.

Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı.
Gidip kendini astı. Kimse kalmadı.

Bu şiir aslında bir ipucu. Kimsenin tanımadığı Owen isimli bir kişi tarafından çoğu kandırılarak bir adaya toplanan 10 kişinin nasıl ve hangi sırayla öldürüleceğini anlatıyor. Adadaki bütün ölümler de işte bu şiirdeki gibi oluyor. Kitabın başından spoiler veriliyor. :) Polisiye , gerilim türünde güzel bir kitap yazmak bence çok zor. Sizde benim gibi gerilim okumayı seviyorsanız bu türün en harika yazanları olduklarını düşündüğüm Grange ve Agatha Christie'yi mutlaka okumanızı tavsiye ederim hatta şiddetle tavsiye ederim :)

bhmflzf, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

Soruya cevabı olan var mı? Benim bi kaç tane var. :)
Felsefe, siyaset bilimi, şiir ya da sanat alanlarında ortalamanın üzerinde olan insanlar neden melankolik görünüyorlar, hatta bazıları neden ağır melankoli hastalığına yakalanıyor?

Birinci Sınıf Delilik, Nassir Ghaemi (Sayfa 7 - Aristoteles,Problemata,30. Bölüm)Birinci Sınıf Delilik, Nassir Ghaemi (Sayfa 7 - Aristoteles,Problemata,30. Bölüm)
Fatih Karakaya, Lizbon'a Gece Treni'yi inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 13 günde · 8/10 puan

Nasıl anlatacağımı, nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir kitap. Latince uzmanı bir profesörün kendi şehrinde, köprüde gördüğü bir kadın. Ardından profesörün kadının Portekizli olduğunu öğrenmesi, kitapçıda kitapevi sahibinin ona portekizce bir kitabı hediye etmesi ve Lizbon'a doğru ansızın başlayan yolculuk. Buraya hiç etkilemedi beni bu kitap, sıradan bir aşk hikayesi bekliyor zannediyordum, değilmiş. O hediye edilen(aslında bedavaya verilen) kitap, bu romanın iskeletini meydana getiriyor. Bu kitabın yazarı Prado adında bir doktor. Profesör ise bu doktorun peşinde kendisinden beklenmeyecek şekilde bir maceraya, hem bir tarih hem de bir hayatın yolculuğuna çıkıyor.

Bu kitabı tarif edememe nedenlerimden biri Prado'nun yazdıklarıdır. Bu kitapta o kadar cümlenin altını çizdim ve bu cümleleri not ettim ki not etmem iki gün sürdü, elimin ağrımasından mütevellit. Lizbon'a Gece Treni'nde muhteşem, soluk kesici ya da akıcı bir macera beklemeyin, hatta sindire sindire okuyun. Yazılanlar üzerinde durulunca fevkalade etkileyici. Hayata dair, anlara, özel durumlara dair yazılanlar gerçekten düşünmeye değer.

Beklentiniz düşük ve sindire sindire okursanız düşünce dünyanızda ışıltılara yol açacak bir eser Lizbon'a Gece Treni.

Fatih Karakaya, Ayrılık Vakti'yi inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Yıllar önce bir fil barınağında olan ölümlü bir vakadan sonra 3 yaşında annesini kaybeden bir kızın, annesini aramaya başlamasıyla başlıyor bu macera. Dört farklı karakterin ağzından olayları dinlemeye başlıyorsunuz. Bir yandan dinlerken bir yandan filler hakkında bilgi edinecek, diğer bir yandan da dedektif gibi olayı çözümlemeye çalışacaksınız. Hatta bir ara çözdüm zannedecek, şaşıracak, olabilir mi diyeceksiniz. Gayet akıcı, adeta ışık hızında akan bir dili var romanın. Ancak 2 puan kırdıracak, şaşırtıcı olsa da -benim- beklentimin altında kalan bir sonu var. Kitapta sevginin, kuvvetli duygusal bağın(bence en iyi tanımlama) nazik bir şekilde işlendiğini söylebilirim. Ha unutmadan, parapsikolojik bir romandır kendisi, bunu bilerek okumakta fayda var.

Turgut Ali, bir alıntı ekledi.
6 saat önce

Ayrılık, bana acı vermediği zaman, daha çok acı duyuyorum. Sevinç, hatta huzur, hatta renksiz dakikalar, bende vicdan azabı yaratıyor, kendimden utanıyorum, sensizliğe alı şmak istemiyorum.

Jurnal Cilt 2, Cemil Meriç (Sayfa 93 - İletişim)Jurnal Cilt 2, Cemil Meriç (Sayfa 93 - İletişim)
Ayfer, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okuyor

Başka birisinde hiç görmediğim, hatta olacağını hayal bile edemediğim ama sende gördüğüm belirli bir özelliğin var. Sanırım bu özellik senin doğallığında ve eğer her yerde görünmüyorsa bu başkalarının hatası. Bu özellik başka insanlara acı vermeme yeteneğin olması. Merhametinden değil, sen böyle bir şeyi yapamıyorsun. Bu inanılmaz, olağanüstü bir şey...

Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 207)Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 207)

Fazla aşığım sana
Sessizlikte nasıl konuşulur bilmiyorum
Tabi konuşmak size göre hal hatr sormaksa bana göre o susmaktır
Insan susuncada anlatır bunları
Bazen,hatta sürekli onun sustuğu anlar vardır benim sağır olduğum
Işte o anlarda mutlak sessizlikte nasıl konuşulur bilmiyorum
Senin sustuğun anlarda ben çirkin biriyim zaten hep öyleyim
Hayriyeyle konuşulmayan bir günü yaşamışsam yaşamış mi sayarim
Siz tanımadınız ne kadar şansizsiniz

SÖZCÜKLER BÜYÜDÜR...

"Ya hayr söyle yada sus"

Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız. Hem kendinizle hem karşınızdaki ile.. Hemde tüm evrenle! Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa bugün ne konuştuğuna baksın. Olasıdır ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.

Peygamber efendimizin bir hadisi vardır der ki "Bela insanın diline bağlıdır!"

Bir rivayete göre Peygamber efendimiz hasta olan birisini ziyarete gittiğinde hangi duaları ettiğini sormuş o da "Allahtan sabır "dilediğini söylemiştir.

Bunun üzerine Peygamber efendimiz." Musibetimde bana sabır ver" yerine "Rabbena atina... " (Ya Rabbi bana dünyada da Ahirette de iyilik ver ) duasını neden okumuyorsun? " demiş..

Ayrıca Peygamber yanından geçerken " Ey Rabbim senden sabır istiyorum" diye dua eden bir kişiye "Sen Allahtan bela istemiş oldun. Bunun yerine O'ndan sağlık ve afiyet dile" buyurmuş.

Olmasını istemediğiniz şeyleri dualarınızda dileklerinizde de anmayın.

İstemediğiniz şeyleri sıralamayın.

Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.

"Ben hasta olmak istemiyorum "yerine "Ben sağlıklıyım."

"Yaşlanmak istemiyorum" yerine
" Ben her daim genç kalıyorum"..

Yaşlanmak istemiyorum diyen insanların oradaki odağı yaşlanmaktır mesela.. Ve sonucunda yaşlanmak kaçınılmazdır.

Öyle ki beyin negatifi algılamaz söylenen her sözü gerçek kabul eder. Mesela siz "Unutma" dediğinizde onu "unut" olarak alır. Onun yerine "Aklında tut" demek daha doğrudur. Birisine "Panik yapma" dediğinizde daha fazla panik olacaktır. Bunun yerine "sakin ol" demek daha uygundur.

Bu yüzden ne yapmak istemediğimizi değil, ne istiyorsak onu söylemeliyiz!

Birisi size eğer sizi gördüğünde "hasta gibi görünüyorsun" dediğinde eğer siz buna inanır ve onaylarsanız bu anlaşmayı imzalamış olursunuz ve çok fazla sürmeden hasta olacağınıza dair sizi temin ederim!

Hastalık demişken bazı insanlar var hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkan...
"Benim şekerim var!"

"Benim tansiyonum var!"

BENİM!!!

"Benim" diyerek siz bu kadar sahip çıkarsanız o hastalık da sizi hayatta bırakmaz! Çünkü"Ben" diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir kabul eder.

Bazen de kişi burada kurbanı oynamayı seçer. Hatta bazen bundan hoşlanır bile.. Çünkü o hastadır ve çevresinden daha önce görmediği ilgiyi görüyordur.

Farkındalığı olan kişi ise o noktada bedeninin kendine verdiği mesaja bakar.

Ve şu soruyu sorar "Bilmem gereken şey ne? Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?"

"Neden ben?" değil... "Nerede hata yaptım ve bu hastalıkla bedenim beni uyarıyor?"

Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır. "Bir şeyi kırk kere söylersen olur. "

Hiç düşündünüz mü neden acaba?

Çünkü dil neyi çok söylerse bilinçaltı onu gerçek kabul eder, beyin onu gerçekleştirmek için harekete geçer.

Olumlu konuşmak ve düşünmek işte bu yüzden çok önemlidir.

Dr. Andrew Newberg şöyle der:

"Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak genel sağlığınızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.

Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz, olumsuz kelimeleri ne sıklıkta kullandığınızı not etmek için bir defter tutun. Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız. Kelimelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin."

Sözlerinizle birlikte davranışlarınızda değiştiğinde siz değişmeye başlarsınız.

Siz değiştikçe yaşamınızda değişir.

Bir bakarsınız ki yaşamınız söyledikleriniz, düşündükleriniz, davranışlarınız olmuş.

Bu yüzden olmasını istediğiniz şey neyse ona odaklanın olmamasını istediğinize değil..!

Şimdi şu iki cümleye bakın. Ve iki cümlenin de ayrı ayrı size ne hissettirdiğini düşünün..

- Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak.

- Yarın yağmur yağacak olsa bile bugün hava çok güzel!

Sadece iki kelime AMA ve OLSA BİLE kelimeleri cümledeki ifadeyi ne kadar değiştiriyor değil mi? İlkinde olumsuz bir duygu durumu ikincide ise her şeye rağmen mutlu olma durumu.

“İslam’ın Güler Yüzü” isimli kitabında Profesör Eva Hanımın çok ilginç bir tespiti var. “Bir kimse,” diyor, “Çayını içerken, kaşığını bardağın içinde dolaştırırken çıkan ses, uzaydaki bütün zerrelerden duyulur.”
Aman Yâ Rabbi... Bu sözü okurken tüylerim ürperdi, kendimden geçtim. Her şey ne kadar birbiriyle ilgili. Bazı kimseler der ki, evimde kapım kilitli, perdelerim örtülüyken ben yapayalnızım. Kimseler yok. İstediğimi yapabilirim. Kimin ne haberi olacak. Bugünkü modern bilime ne kadar aykırı bir düşünce. Mesele hiç de o kimsenin sandığı gibi değil. Hepimiz, her an, aklın alamayacağı bir gözetim, denetim içindeyiz. Biz sâde düşüncelerimizden değil, duygularımızdan da, bütün evrene karşı sorumluyuz.

İçimizdeki kinden, nefretten, intikam duygusundan yükselen eksi elektrik, dünyadaki bütün zerreleri ürpertiyor, haberimiz var mı? Veya içimizden yükselen ve içine yeryüzündeki bütün insanları, bütün hayvanları, bütün nebadâtı, bütün eşyayı içine alan bir hayır dua, bir güzel dilek, dalga dalga bütün zerrelere, iyinin, güzelin, temiz, asil ve yüce olanın ışınlarını yayıyor. Ne olur kalbimizi, kafamızı hep sevgiyle, saygı ile, edep ile, incelikle, güzel duygularla doldursak."
Alıntı
Hz. ŞEMS der ki …

«Eğer hala KIZIYORSAN, kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.

Eğer hala KIRILIYORSAN, gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.

Eğer hala KINIYORSAN, af makamına ulaşmamışsın (öfke ve kin seni cayır cayır yakıyor) demektir.

Eğer hala Allah için sevmiyor ve sevginde ayırım yapıyorsan, hala vesveseye kapılıyor, içindeki sevginin yoğunlaşmasına engel oluyorsun demektir.

Eğer hala ”BEN” demekten vazgeçmiyorsan, dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.

Eğer hala musibetlere yana yana üzülüyorsan, gerçeği bilmiyorsun demektir.

Eğer hala şikayet ediyorsan, HAKİKATİ göremiyorsun demektir.

Hakikat der ki, "Ne sen varsın, ne de ben.»

Günümüz HAYR
Niyetimiz HAYR
Akıbetimiz HAYR OLUR İNŞAALLAH
ALINTIDIR