Merve Yerlikaya, Zifir'i inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Arkadaşlar lütfen yerimizi alalım;çünkü geleceğin çok değerlenecek yazarlarından biriyle karşı karşıyayız.Yine ilk inceleme ve siftahı benden bereketi Allah’tan olsun hadi bakalım :)

Bülent beyefendiciğimin okuduğum ikinci kitabı olması sebebiyle Kitabı Zuhur ile karşılaştırarak giderkene(biliyorum cümle çok uzadı affedin)bazı şeyler dikkatimi çekti ve size de fikir olması amaçlı paylaşmak istiyorum.Öncelikle kitabı okumayı düşünen arkadaşlarımız için kitabın ilk kısmında olup bitenleri not etmeniz(ben hafızası yeterince kötü olan bi insan olduğum için bu kısım beni ilgilendiriyor maalesef) sizin için yararlı olacaktır.Bilhassa kendisi Arrival’deki zaman bükülmesi etkisi yaratmayı seviyor.İkinci olarak Kitabı Zuhur’da Boyoz isimli karakter çok dikkatimi çekmişti,bu kitapta da Boyozcu Cevat olunca dedim ki bir bakayım evet evet abimiz İzmirliymiş.Üçüncü kısıma geliyoruz kitabı özetleyen ve bana kalırsa aslında Bülent Yıldız kalemini özetleyen cümle şu ki:
“Bir insan yüzünde birçok insan yüzü vardır.”
Edip Cansever
Evet evet bu cümleyi okuyana kadar yazardaki çoklu kişilik bozukluğu teşhisimde son sürat ilerliyordum.
Garip bir dili var Bülent Yıldız’ın bu biraz şey gibi bazen size de oluyordur belki hani hiç duşa girmek istemezsiniz erinirsiniz ama girince de o suyun altından hiç çıkasınız gelmez.Tam olarak böyle bir şey işte..
Bu arada Kitabı zuhurda yaşadığım Muhlis Arı’nın kitaplarını gidip sorma düşüncemi burada Hüsrev Tiryaki’de yaşamış bulunmaktayım.Arkadaşlar kitabın içinde ayrı bir kitaba daha rast geliyorsanız Bülent Yıldız’a merhaba deyiniz :))
Bir de Bülent beyciğim kızıl saçlı kadın sevdanızı anlatın kuzum bize bi hele.Kitaplarınızdaki kızıl saçlı dilberleri bu kadar güzel tasvir ettiğiniz için saçımı kızıla boyatasım geldi vallahi,allah iyiliğinizi versin ne diyim.Bülent Yıldız için hikayenin nerede başlayıp nerede bittiğini asla anlamadığınız yazar diyorlardı,ben demiyordum kuşlar diyordu fakat bunu tam anlamıyla size yaşatacak.Sonunda yooooğğğ artık daha neler gibisinden şeyler dedirten nevi şahsına münhasır bir insan çünkü kendileri.Dedim ya bir gün çok değerlenecek buralar,şimdiden okumayı düşünen arkadaşlar hiç düşünmeden alın okuyunuz efendim hatta gelin üstünde kafa patlatalım ağğğbiii ya dimi nasıldı orası ama,bak bak şurası da efsane falan diyelim.Neden olmasın ki? Bence fevkalede güzel olur,eee Bülent beyciğim bizi şaşırtmaya devam mı??

Tylcn, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

Birden Fazla Kadınla Evlilik ?
Medeniyet, taaddüd-ü ezvacı kabul etmiyor. Kur'an'ın o hükmünü kendine muhalif-i hikmet ve maslahat-ı beşeriyeye münafî telakki eder. Evet, eğer izdivaçtaki hikmet, yalnız kaza-yı şehvet olsa taaddüd bilakis olmalı. Halbuki, hattâ bütün hayvanatın şehadetiyle ve izdivaç eden nebatatın tasdikiyle sabittir ki izdivacın hikmeti ve gayesi, tenasüldür. Kaza-yı şehvet lezzeti ise o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz'iyedir.

Madem hikmeten, hakikaten, izdivaç nesil içindir, nev'in bekası içindir. Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telakkuh olan ve elli senede yeise düşen bir kadın, ekseri vakitte tâ yüz seneye kadar kabil-i telkîh bir erkeğe kâfi gelmediğinden medeniyet pek çok fahişehaneleri kabul etmeye mecburdur.

Sözler, Bediüzzaman Said NursîSözler, Bediüzzaman Said Nursî
..., bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Merheba olmazları bende kalanım...
Ben kendimi aşk için sildim, sen beni başkası için…

Daha önce hiç bu kadar özensiz sevilmemiştim. As­lına bakarsan çok da üzülmedim. Gidişin yüzünden aşka kü­secek de değilim. Hatta ona inanmaya devam edeceğim. Aşka hep inanırız; çünkü o, dünyanın en gerçek yalanıdır.

Kıyısızlar, Kahraman TazeoğluKıyısızlar, Kahraman Tazeoğlu
Kübra Bayraktar, bir alıntı ekledi.
 2 saat önce

Köşk yerine kümes olsaydı ve yağmur yağsaydı ben belki ıslanmamak için kümese sığınırdım ama sırf yağmurdan koruduğu için kümesi de köşk olarak kabul edemezdim. Gülüyorsunuz, hatta bu durumda kümes ya da konak fark etmez hepsi bir diyorsunuz değil mi? Evet -diye cevap veriyorum ben de - eğer sadece ıslanmamak için yaşıyorsak , haklısınız!

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 34 - undefined)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 34 - undefined)

II. Abdülhamit & Atatürk
Sultan II. Abdulhamid’in, Beylerbeyi günlerinde M. Kemal Atatürk’e olan sevgisi ve duasını kendi hatıratından aktarıyorum:

11 Nisan 1333 (1917) Beylerbeyi İki Alman gemisinin (Goben-Breslav) Boğaz’dan süzülüp Karadeniz’e çıktığı gece, sabaha kadar uyuyamadım. Bu maceranın devletime ne getireceği belliydi…
Olan oldu, muharebeye girdik. İngiliz ve Fransız donanması da Çanakkale’ye dayandı…
Harp başladı. Dünyanın en büyük iki deniz devletinin donanması Çanakkale önüne geldi ve çıkartmayı kolayca başardılar. Artık benim için her şey bitmişti. Kahır ve ümitsizlik içindeydim.
İşte bu günlerde Zât-ı Şahane’nin iradesini tebliğ etmek üzere, Talat Paşa’nın beni ziyaret edeceğini bildirdiler. Geldi. İlk defa görüyordum. Hürmette kusur etmedi. Tombulcaydı…
Önce Biraderim Hazretlerinin Selam-ı Şahane’lerini tebliğ etti, Çanakkale’de kanlı harplerin devam ettiğini söyledikten sonra ma’kûs bir netice çıktığı taktirde payitahtın belki de Konya’ya taşınabileceğini, benim de Bursa’da Hünkâr köşkünde ikamet etmek zorunda kalabileceğimi söyleyerek, buna göre hazırlıklarımın yapılmasını Zât-ı Şahane’nin irade buyurduklarını tebliğ etti.
Hayatımın en büyük öfkesi içine düştüm. Payitah düşecek biz gideceğiz!.. Kostantin’in elde kılıç bir nefer gibi burçlarda dövüşe dövüşe can verdiği İstanbul’dan, biz vapurlarla trenlerle ayrılacağız!
- Hayır, dedim, ben Bizans imparatoru Kostantin’den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine ubudiyetlerimi arz ediniz. İrade-i şahanesi ile Selanik’ten çıktım ama İstanbul’dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını, ecdadımızın şerefi namına istirham ederim...
Hayatımın en karanlık günlerini bu devrede yaşadım.
Gazeteler, Çanakkale’de düşmanın durdurulduğunu, büyük zayiata uğratıldığını yazıyorlardı; ben, bir türlü bu haberlere inanamıyordum… Her vasıta ile cepheden haber almaya çalışıyordum. Muhafız Kumandanı Asım beyi sık sık Saray’a göndererek sahih malumat almak için çırpınıyordum.
İşte bu sırada, Rabbime şükürler olsun ki, ummayı bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı.
Düşman tasını-tarağını toplamış; askerlerinin yarısını denize, yarısını gemilerine dökerek Çanakkale önünden çekilip gitmişti.
Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal bey adında bir miralay (albay) kazanmış. Allah devletime hizmeti geçenlerden razı olsun.
Uzun bir süre sonra oğlum Âbit efendi, benimle konuşurken, bu Mustafa Kemal beyle tanıştığını söyledi. Sonradan Paşa olmuş… Hem de burada, beylerbeyi sarayında tanışmışlar! Taaccüp ettim, burada ne arıyormuş, dedim.
Yüzbaşı Salih (Bozok) arkadaşı, cevabını verdi.
Ara sıra arkadaşını görmeye geliyormuş, oğlum Âbit efendi ile de bu münasebetle dost olmuşlar.
Hatta Mustafa Kemal Paşa kendisine iki ceylan yavrusu hediye etmiş… Bundan memnun oldum. Devletin yüzünü ağartmış bir Paşa’nın Âbit efendiye yakınlık göstermesi, bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti hâlim olsa “Bir Altın Saat” diyecektim ama, hem dedikodusundan çekindiğim, hem oldukça muzayeka (geçim darlığı) içinde olduğum için bir şey söylemedim.
- Bir daha arkadaşın gelecek olursa, haber ver, ben de göreyim, demekle iktifa ettim. Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü iyice seçemedim ama sıradan askerlere benzemiyordu. Tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu Talat Paşa tutuyormuş… Bunlar küçük şeyler!
Çanakkale’de İngiltere ve Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu ve donanmasını durdurdu, yüzgeri ettirdi ya, bana lâzım olan odur. Muvaffakiyeti için dua ettim.

(Abdulhamid’in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle), Haz.: İ. Bozdağ, s. 165-170, Kervan Yay., İstanbul 1975).

Elif Ünal, İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tek kelime ile mükemmeldi.. Okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabı olmasına rağmen herhangi bir gördüğüm yazıda üslubunu aradığım insan..
Kitap o kadar dolu dolu ki her cümlesi size bir şey katıyor. İçinde çok güzel sözler var. Kısalar ama anlamları öyle derin ki... İçerisinde bilmediğim bazı kelimeler vardı eski Türkçe, öğrenmeye çalıştım hatta baya okuması daha kolay olsun diye. Zaten çok fazla yoktu.
Sahiden her suçlu içimizdeki şeytan mı? Biz hiç mi suçlu değiliz?Yaptığımız, düşündüğümüz şeylerden biz sorumlu değil miyiz? Her suçu ona atmayı severiz ama biz hazır bulmuşken suçluyu.. Sesi de çıkamaz üstelik. Ohh ne alâ...
Yazar bu konuları çok akıcı bir dille ele almış.. Herkes hayatında bir kere okumalı bu kitabı.. Emeği geçen herkesin ellerine, Sabahattin Ali’nin de yüreğine sağlık..
Şimdiden herkese keyifli okumalar..

kendime not
Sabah anneannem beni uyandırmadan uyanacağım. Kahvaltı yaparken daha çok sohbet edeceğim. Otobüste teyze/amcaların itmelerini görmezden gelip yolculuğumu yapacağım. Arkadaşımla buluştuğumda onu ne kadar özlediğimi sık sık dile getirip, sorunlarıyla gerçekten ilgileneceğim. 4 gün sonra ayrılacağım için ağlayacağım memleketimde bol bol yürüyeceğim. Toprak kokusunu içime çekeceğim. Bir bankta oturup ağaçları ve gökyüzünü izleyeceğim. Bu defa ilgiyle izleyeceğim ve hatta ne güzel yaratmış diye Allah’a şükredeceğim...

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum.
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar .
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız.
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık. 
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması...
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması.
Ali Lidar

Peter Bornemann, Karıncayı Tanırsınız'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Gelmiş geçmiş en iyi roman hakkında ne yazılabilir ki? Uzunca bekledim acaba hislerim beni yanıltıyor mu diye ama yok! Hala aynı şekilde hissediyorum. Bu kadar basit bir anlatımla bu kadar derin bir hissettirişi nasıl başarmış, hayret! 12 eylül sonrası yeni yeni başlayan eylemliliklerde, 80 yaşında nasıl ön saftaysa, romancılıkta da - maalesef çok az yazabildiği- öyle. Kitabın ilk kısımında işsizliği ve açlığı ve her şeye rağmen gururu iliklerine kadar hissediyorsun. İkinci kısmındaysa nihayet - 2.kitapta öğretmen arkadaşı Basri'nin dul karısıyla olamayan o ufak etkileşimi saymazsak- Süleyman'ın aşkına tanık oluyorsun. Tabi orada da gururu peşini bırakmıyor. Gururu zırh gibi giyinmiş Süleyman.

3 kitabın genel adı Süleyman'ın Dünyası. Bir film diyebiliriz. Hatta Arabistanlı Lawrence'dan sonra izlediğim en iyi film bile diyebilirim. 1.Dünya Savaşı'nın saman ekmeğinden, 1930'ların berbat sefil taşrasına ve 1940'ların soysuzlaşmış İstanbul'una bir panoramik fotoğraf. İşine gelirse.

Elif Ünal, bir alıntı ekledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“İsteyip istemediğimi doğru düzgün bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğraşmış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.”

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 250)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 250)