• Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...
  • Çocukluğumun Mardini'nde İslam da başka bir şeydi. Namaz kılan babaannelerin önünden geçtiğinde ya da secdeye vardığı sırada sırtına bindiğinde, namazının bozulacağından korkan zavallı kadının sadece okuduğu duanın sözlerini daha yüksek sesle tekrarlamaktan öteye gitmeyen sevecen protestosu, ramazan ayında çocukların oruç tutma ısrarı karşısında, peki üç gün tut, bir başlangıçta, bir ortasında, bir de sonunda, üç gün eder, bir sıfır koydun mu işte sana otuz gün oruç diye avutulduğu bir şefkat dünyası. Israrımıza rağmen iftarı bekleyemez, gizlice su içer, mutfaktan aşırdığımız bir şeyleri yerdik; büyükler de bunu bilmelerine rağmen hiç yüzümüze vurmazdı, hatta iftar sofrasında bize de Allah kabul etsin evladım derlerdi.
  • ... kimsenin hatırlamadığı bir geçmiş bir hiç mi olur, tamamen bir hiç mi olur? Bu kadar basit değil. Çünkü, artık olmayan bir şeyin daha önce olmuş olduğu da bir gerçektir; ebedi bir gerçek. Kimse, üşüdüğü, acıktığı, korktuğu için Auschwitz'de ağlayan o küçük kızın, belki birkaç gün sonra, diyelim ki 1942'nin Aralık ayında gaz odasına gönderilmiş olan o kızın ne adını ne de yüzünü hatırlamıyor artık, çok uzun zaman önceydi; onu tanımış olan herkes öldü; hatta cesedi bile kayboldu; onun gözyaşlarını nasıl hatırlayabiliriz ki? Doğru. Ama vuku bulan bu olay gerçektir ve bugün onu kimse hatırlamıyor olsa da ya da yarın kimse hatırlamayacak olsa da ebediyen gerçek olarak kalır. Spinoza'nın dediği gibi gözyaşlarının her biri ebedi bir gerçek olarak kalır ve başka türlü bir hakikat olamaz. Bu, geçmişin her şeye rağmen var olduğunu mu gösterir? Hayır, çünkü şu hakikat vardır ve daima var olacaktır: Ebediyet, düşünce için gerçeğin her zaman şimdi olmasından başka bir şey değildir. Halen var olan, geçmiş değildir; geçmeyen hakikattir.
    Üstteki birkaç satırı okudun. Bu, şimdiki zamanının, çabucak unutacağın küçük bir anından başka bir şey değildir. Yine de onları okumuş olduğun gerçek mi? Hiç şüphesiz; ama aynı zamanda onları çabucak unutacağın da gerçek... Üstelik, bütün hayatını hatırlamak zorunda olsan bu dakikalar da daha az geride kalmış değildir. Bu sayfaları yarın ya da on yıl sonra da okuyabilirsin ama asla, ilk okumandaki o önceki anı bulamazsın. Çünkü zaman sürüp gitmeyi, geçmeyi, değişmeyi bırakmamıştır ve gerçek gizem de budur: Şimdi, asla yitip gitmeksizin (çünkü devam etmektedir) her zaman yok olur (geçmişte). Bu gizem, geçmişin ne içine alabileceği, ne de yok edebileceği zamandır. Madem ki artık yok, geçmiş nasıl zaman olur? Madem ki hâlâ devam ediyor, zaman nasıl geçmiş olur?
  • Aşkın yoğunluğunun bireyselleşme ile birlikte arttığı anlaşılmış olmalı çünkü iki kişi öylesine fiziksel yapılara sahip olabilir ki, türün mümkün olan en iyi tipini yaratmak açısından birinin, diğeri için en özel ve mükemmel tamamlayıcı olduğunu ve bu yüzden de birbirleri için başka kimseye duyamayacakları kadar büyük arzu duyacaklarını göstermiştik. Bu durumda bile tutkulu bir aşk hasıl olur ve bu bireysel bir hedefe sadece ona yönelmiş olduğu için derhal daha yüce ve daha soylu bir görünüm kazanır ve böylece deyim yerindeyse türlerin özel buyruğu yerine getirilmiş olur. Diğer taraftan tek başına cinsel itki, iğrenç ve bayağı bir şeydir zira bireyselleşme olmaksızın önüne çıkan herkese yönelmiştir ve türü niteliği pek de fazla dikkate almaksızın sadece nicelik bakımından gözetmeye çalışır. Fakat bireyselleşme ve onunla beraber aşkın yoğunluğu, öyle yüksek bir dereceye ulaşır ki, şayet tatmin edilmezse, dünyadaki bütün güzel şeyler hatta hayatın kendisi bile anlamını yitirir. O halde, bu, başka her şeyin üzerine çıkan bir arzudur; bundan dolayı da hiç düşünmeksizin her türden fedakârlıkta bulunabilir ve şayet tatmini hiçbir şekilde mümkün görünmez ise deliliğe ve intihara bile yol açabilir. Böylesine tutkulu bir aşkın kökeninde, önceden ışık tuttuğumuz faktörlerin yanı sıra, daha önce karşılaşmadığımız ve bilincinde olunmayan faktörler de yatar. İşte bu sebepten dolayı sadece beden yapılarının değil, erkeğin istemi ile kadının zekâsının da birbirleri için özellikle uygun olmaları gerektiğini kabul etmemiz gerekir. Bunun sonucu olarak da, son derece belirli ve özel bir varlık, sadece onlar tarafından yaratılabileceği ve kendi-içindeki-şeyin içsel tabiatına ait olduğu için bizim tarafımızdan bilinemeyecek sebeplerden dolayı var olmasını türün koruyucu ruhunun arzu ettiği bir varlık olarak dünyaya gelmiş olur.
  • Başlamam gerek biliyorum , ama nereden. Her zaman bir yolunu bulurum aslında başlamanın. Bu kez neden olmuyor ki? Bir şeyin olmasını mı bekliyorum başlamak için? Hiç bir şey yetmiyor artık, neden bilmiyorum. Kaç gün oldu gideli, üç mü daha? Çok uzun geldi bu kez.Bir hafta olmuştur diyordum. Gelmeyeceğinden belki, kesin konuştu giderken.

    Başlamam lazım tekrar bir şeylere. Bırakamam kendimi bir önceki gibi. Boşluklar. Aramam lazım, bulmam lazım, hareket alanı lazım bana. Perdeyi açmam lazım. Güneş gözüme giriyor, hiç sevmem - o da biliyor. Benim mi, oldu mu hiç? Başkasının? Ben özgür biriyim ve mutluyum, o da öyledir herhalde. Gereği yok düşünmenin daha fazla. Başlamak gerek. Pencereyi de açmalı. Hatta dışarı çıkmalı artık. Bu kadar gündür eve kapandığım yeter. Bir yarış değil sonuçta. Herkes başlayıp bitiriyor. Herkes bırakabilir. Ben de olabilirdim, o oldu. Önemli olan sonu değil, her şey bitiyor. Önemli olan yeniden nasıl başlayacağın.

    Nasıl başlayacağım yeniden? İmkansız olmamalı herhalde. O ne yapıyordur acaba? 3 gün olmuş daha, üç günde unutamaz ki beni. Daha önce gelmişti fazla geçirmeden. Çok farklıbu kez ama. Uff, neyse - önemli olan ben ve yeni başlangıcım. Su çarp yüzüne bir, sefilim her zamanki gibi. Biliyor beni- tanıyor, ona layık olmadım hiç. O da o kadar matah değil ama. Benimle olduğuna göre en azından.

    Kessem mi sakalları? O istediği için değil, kendim için keseceğim bu kez. Bağışlamasına ihtiyacım yok. Tam olmak istediğim yerdeyim hayatımın bu döneminde ben. Aynanın karşısında ve sefil. Çok alıştım onun ağzından konuşmaya. Yeni hayat, yeni başlangıç, bir tıraş oldum ve hayatım değişti. Şu lacivert uzun kollu gömleği ne zamandır giymiyordum- evcilleştirmiş beni. Dağınık saçlar , olsun- eskiden de böyleydim ben.

    Arayacak mıyım birisini ? Onu mu? Yok- olmaz zaten, tek birisi o mu hayatımda. Vardı eskiden - Sami mesela, o da evlendi. Hayri- görmedim kaç yıldır-aranmaz. Basri, doğru demiş vallahi, kafiyeli hepsinin ismi. O da olmaz, kavga etmiştik onun yüzünden. Tek tabanca olacak mecburen. Yalnız mıdır o da? Bana ne ya. İzne çıkayım ben en iyisi- daha bitmedi Eylül, sıcaktır teyzemin oraları. verandada keyif, İtalya ya da, bizdekine veranda denmiyordur belki. Roma'ya gitmek isterdi he, ben sevmediğimden Londra'ya gitmiştik. Hard Rock Cafe tişörtü ile kandırmıştım. Kanmaz ki,inandırdı beni ama. İyi kız, iyi kızdı.

    Bu parfümü de son doğum günümde almıştı. Siyahların adamı, tanışmadan önceki bana gönderme. Ben aptal bir sağ eldiven almıştım ona, kırmızı hem de. Solu bendeydi. Gülmemişti tabi. Götürmüş müdür onu da? Kırmızı sihirli rengi. En saçma halinde bile yakıştırmasını biliyor kendisine. Bana hiç gitmez. 150 liram var, çekerim artık.

    Neyse çok sıcak değil, esiyor. Ne zamandır tek başıma çıkmamıştım böyle. Nereye gideceğim bu saatte? 3 ideal saat değil içmek için. Niye içeceğim ki, ayyaş mıyım ben? Sefilim sadece. Kaliteli bir yerlere gitmek lazım. Düzgün başlamak gerek bu kez. İnsanlarla tanışmak gerek, gözlerine bakıp ben buyum demek. Boşluklar bulup girmek gerek. Onlara adapte olmak, gerçek bir yaşam yaşamak gerek bu kez. Gölgede kalmayacağım bu kez, güneşteyim işte. Gözlük alsaydım keşke- bu kadar yakın olmazdım cennete.
    Severdi gözlerimi. Uyumluymuşuz. Ben hep uyumluydum ki. Bu kez olmayacağım- bana uysunlar.

    Metro mu dolmuş mu? Dolmuş tabi, ondan önceki gibi. Nasıldı şarkı? Tekrar avcı olmak istiyor sahip olduğunu sandığın bu kraliçe- bozar kraliçe. Gerçi "thank you"yu seviyorduk ikimiz de. Herkes sever ki o şarkıyı, bir anlamı yok yani. Ben de avcı olabilir miyim ki? Seviyorum dolmuşları - hep sevdim , öğrenciyken de - o zaman eskiydi ama - daha güzeldi kokusu.

    Uzağa gitmem lazım aslında - en uzağa gidip orada başlamam lazım. Yeni bir şeyler - yeni olmadan olmaz. Ama eski yerlere gidiyorum nedense hep. İtalya'ya gitmem lazım, Roma değil ama, Milan ya da Floransa belki. Taksim'e bile çıkmadım ne zamandır, Kadıköy'deydik beraberken de hep. Orada mıdır acaba? Bilmem- Moda mı yoksa? Gerek yok- İstiklal yeter, hem Nami'nin dükkanı var orada. Kafiyeli yine.

    Onunla çıkarız olmazsa, hakikatli çocuktu, çocukluğu mu kaldı. Olsun sever beni de. Onda gözü var diye az kavga etmemiştik ama. Yanlıştım her zamanki gibi. Sefildim. Sefilim. Ne iğrenç bir şehir. Onunlayken de iğrençti ama fark edilmiyordu çok. Avcı, evet- Nami yardım eder bana, delikanlı çocuktur. Elimden tutar, sokar beni camiaya. Yalnız unutmamak lazım para çekmeyi. Dolmuşa bayıldım zaten epey. Dostluk da bir yere kadar.

    Eylül akşamı çalıyor, burada olsa söylerdi o da, belki cebimdeki kağıt para diye. Eylül esince güzel oluyor. Yoksa hem sıcak hem kalabalık olmazdı, hem yalnız. Eylül sevince güzel. Bulmam lazım, başlamam lazım. Gemiye binsem daha iyi belki, Karadeniz, Ukrayna sonra. Niye Ukrayna- espri yapardım hep- kızardı o da. Ya da okyanus, Karayipler. Bilmiyorum, Nami bilir belki, hatırlıyor mu beni acaba hala, oldu epey onunla da.

    En son ne zaman başlamıştım ki tekrar? Onunla evet. O zaman da aklımda yoktu birisiyle tanışmak- sadece başlamaya çalışıyordum nasıl olacağını bilmeden yine. Niye beceremeyeyim ki, ben başlangıçların adamıyım, bitişlerin değil. Şimdiden unuttum bile, karşıya geçince. Havası bile farklı , başka türlü bir şey istediğim. Başka bir hayat- Mesaj da yok hala. Olmayacak ki zaten. Olmasın da , başka türlü olmaz- ummak bitirir insanı esas.

    Uzanmak istiyorum çimenlere, hiç bir şey düşünmemek, hiç bir şey beklememek. Sadece uzanmak. Geldik ama, çimen de yok. O da yok- Nami'nin yeri ilerde ama. Açık mı? Kapı kapalı, içerisi karanlık. Dolaşıp gelsem mi, arasam mı- arayacağım tabi. Boşu boşuna mu geldim buraya- iyi adam şu Nami, anlar beni. Kim anlar ki başka. Ne gerek var anlamasına hem, düzgün birisiyim alıcı gözle bakılırsa. Sefilim sadece, öyleymiş.

    Çalıyor telefon , uzaktan geliyor bir ses. İçeride herhalde. Zile bassam mı, burada mı beklesem yoksa? Arka kapısı da var mıydı buranın? Yanlış mı hatırlıyorum. Anahtarı unuttuğumuz bir gece. Bakmam lazım. Ne zaman geldik en son buraya. Sevmiyordu ki hiç. Kadıköy hep. Ben burada başlayacağım ama yeni hayatıma. Eskisi olmayacak. Kadıköy olmayacak. Doğru hatırlıyormuşum. Açık bu kapı. İçeride herhalde. Birisi daha var sesler geliyor. Ayıp olur mu ?
    Yok , anlayışlı adam Nami. Halden anlar.Hem beklerim işi varsa ne olacak ki. Üç gün beklemişim, biraz daha beklerim.

    O ne yapıyor acaba şimdi? Başlamak istiyor mu benim gibi, yoksa beni mi özledi. Arasam mı onu? Yok - açıkça söyledi, nefret ettiğini sefaletimi. Nami anlar beni. Nami anlar, Nami... Ne işi var burada, niye ki? Ne gerek var? Nasıl olacak şimdi, nasıl başlayacağım, hep başlardım ben. Bir yolu olmalı yine. Belki de gitmem lazım, başka denizlere, başka yerlere. Onun olmadığı herhangi bir yere. Anlarlar beni herhalde, Nami de anlar. Başka bir şeye başlamam lazım, hemen.
  • İnce memed 1’ de memed baskidan ve aşktan ince memed olup dağa çikmişti. İnce memed 2 ‘de ise gene çeşitlİ maceralar yaşiyor. Yalniz ağayi vurduktan sonra, yerine gelen eskisini aratıyor. Roman boyunca ne yapması gerektiğini sorguluyor. Ama sonunda diğer ağaların da sonu ayni oluyor. Bu arada sevdiceği vuruluyor. Bu sefer de Seyranla aşk yaşiyorlar inceden inceye. Yalniz 2. Kitapta ağaların dışında, eski savaş gazileri ve hatta milletvekilleri de bu sömürüye katılıyor. Bir başka bana tuhaf gelen bir konu da mustafa kemal meclisi kurmuş, vekilleri seçmesine rağmen, kaymakam hala osmanlicılık sevdasında ve ingilizlerden medet umuyor. Araştirilacaklar; 1) ağalık sistemi 2) eski gazilerin mafyaya dönüp dönmedikleri 3) o zamanki idare sistemi bu kadar başıboş mu periferde.
  • "Sonsuz bir evrende her şey mümkündür," dedi Ford, "hatta kurtuluş bile. Garip, ama gerçek."