• Merkantilistlerin desteğini alan hükümetler, ihracatı teşvik etmek ve ithalatı engellemek için önlemler alıyordu. İthal edilen mallar vergiye tabiydi. Bu onları daha pahalı yapıyor ve insanları da yerli malı tüketmeye teşvik ediyordu. Ayrıca, pahalı (lüks) ürünleri yasaklayan “lüks tüketim” yasaları da vardı. İngiltere’de gösteriş düşkünleri, ipek ve saten elbiseler giymekten suçlanabiliyordu; yasadışı lüks malların çoğu ithal ürünlerdi.

    Kaşifler ve ordular yeni topraklar fethediyor, hükümdarlar da tüccarlara bu topraklarda ticaret yapma hakkı tanıyordu. Deniz yolculukları tehlikeli olduğundan, hiç kimse onları tek başına finanse etmek istemiyordu. Hükümdarlar tüccarlara, bir grup yatırımcıdan her birinin para katkısı yaptığı ve her birinin kâr payı aldığı özel şirketler kurma izni veriyordu. Şirketler, kendilerine ve hükümdarlarına servet ve şöhret kazandırarak, yabancı topraklara hücuma öncülük ediyordu. 1600 yılında kurulan ve (Thomas) Mun’un da bir memur olarak çalıştığı, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi bunlardan biriydi. Şirket çok güçlü bir örgüt haline gelmiş ve İngiltere’nin Hindistan’da bir imparatorluk kurmasına hizmet etmişti.

    Hükümetler, ithal mallardan korumak ve kendi mallarını ihraç etmelerine yardımcı olmak suretiyle tüccarların zenginleşmesine yardımcı olmuştu. Merkantilist yazarlar, tüccarlar için iyi olan şeyin ulus için de iyi olduğunu savunuyordu. Burada, ekonomi fikirlerinin nasıl toplum içinde belli grupların çıkarına hizmet ettiğini görüyoruz. Merkantilizm, ithalata sınırlama getirerek, işçiler karşısında işadamlarından yana çıkmıştır. İthal ürünler vergilendirilince, işadamları daha fazla para kazanırken, sıradan insanlar ihtiyaç duydukları yiyecek ve giyeceğe daha fazla para ödemek durumunda kalmıştır.
  • Koskoca şirketleri yönetip, anneleri tarafından yönetilen işadamları, edebiyatta şaheserler yaratıp sonra da annelerine çocuk gibi mektup yazan erkek romancılar, siyasette tozu dumana kattıkları halde annelerinin yanında kuzu kesilen erkek politikacılar var.
    Onların alınlarında, elyazısından şık ve görünmez harflerle yazıyor: “Annesinin oğlu!”
  • "işadamları, çalışanlarıyla ilgili gayet çıkarcı bir dil kullanmayı ad bırakmadılar."
  • 1200 syf.
    ·14 günde·8/10
    ———-Atlas Silkindi——-
    Atlas kimdir? Neden Rand, eserinin ismini bu varlığa atfetmiştir?
    Bu sorunun cevabı bir nevi romanın ana kurgusunu aşikar kılmaktadır. Atlas, Yunan mitolojisinde dünyayı sırtlayan- insanlığın tüm yükünü omuzlarında taşıyan Titandır. O yorulamaz, kimse farkında olmasa, saygı duymasa hatta onun adını bilmese bile o sahip olduğu sorumluluğu sonsuza dek sırtlanmakla mükelleftir.
    Romanı bölüm bölüm okumaya karar verdim keza oldukça hacimli bir eser.Sizinle paylaşacaklarım 1. Bölüm’e ilişkin görüşlerimdir:
    Rand, Sovyet Rusyası’nda doğmuş ve orada büyümüş biridir. Devleti ön plana oturtan- devletçi ekonomiyle ayakta kalmaya çalışan; bireysellikten ziyade çoğunlukçuluğu- ben değil bizi ön planda tutan bir düşünce tarzının egemen olduğu Sovyet topraklarını terk edip Abd’ye yerleşmiştir.
    Şahsen ben Rand’ın aşırı kapitalist düşünce yapısını sevmedim. Sevebileceğimi de düşünmüyorum. Onun Atlas’ı; işadamları, fabrikatörler, petrol şirketleri sahipleri, çelik üreticileri, demir yolu ağı sahipleridir. Ona göre dünya, üreticilerin sırtladıkları bir yüktür. Ve sırtlarındaki yüke rağmen en fazla da onlar eleştirilir.
    Düşüncesi doğru olabilir, bunu tartışmıyorum. Özgür bireyleriz nihayetinde. Her alanda ki özellikle fikriyatta çeşitliliği savunurum lakin romanında bir tane düzgün sosyalist insan göremedim. Halkçı düşünceye sahip kişiler yavan ve oldukça sığ geldi.
    Hank Readen, Dagny Taggart ve Wyatt gibi iş adamlarının oluşturulmasında gösterdiği mükemmeliyetçi tutumu ne yazık ki eleştirdiği düşünce tarzındaki adamların hiçbirinde görememek beni düşündürdü.
    Sosyalizm, halkçılık, fırsat eşitlikçiliği yahut yardımseverlik kavramlarına bakış açısı yer yer doğru olmakla birlikte bunları yavan karakter üstünden işgüzar, çıkarcı bir düşüncenin aracı olarak kullanılması ne yazık ki beni bir nebze irite etti.
    Roman güzel kurgulanmış. John Galt kimdir? Sorusuyla imgelenmiş düşünce yapısını da ayrı sevdim. Biz, Müslüman dünyasındaki yanlış tevekkül anlayışının, mücadele etmeden yenilgiyi kabullenişleri simgelemekte kullanılmıştır.
    1929 Buhranını, onun oluşum süreçlerini ve istihdam sağlayan fabrikatörler olmasa halkın hali nice olur düşüncelerini kendi dünya görüşüne göre aktarmış Rand.
    Eleştirdiği noktalarda ben de onunla hemfikirim. Wesly Mouch gibi düzenbaz siyasetçiler, kan emici aile fertleri, James Taggart tarzı sözde halkçı lakin kendi cebini ve konforunu düşünmekten başka bir halt bilmeyen kişilerden ben de haz etmiyorum.
    Roman, Ayn Rand’ın dünya görüşünün bir savunması niteliğinde. Kendi görüşleriniz zıt düşse de sahip olduklarınızı bir kenera bırakıp diğer taraftan bakmaya çalışırsanız belki eseri daha çok sevebilirsiniz.
    Keyifli okumalar
  • Zaman zaman yorgunum. Sabah uyanıp, İstanbul Boğazı’nın aydınlanan sularına, karşı kıyıdaki puslu tepeciklerine baktığımda içimi bürüyen yaşam coşkusu, yokuşu inip, işe gitmek için uğraşmaya başladığım an, silinip gidiyor. Otobüslerden acıyla sarkan insanlar. İşe koşan yarı çıplak insanlar. Sokakları dolduran sokak satıcıları, şoförlerinin sürdükleri lüks arabalarına gömülmüş, gazetelerini okuyarak önümden geçip giden işadamları, ülkenin tüm çelişkisini sabahın ilk saatinde yüzüme vuruyor. Ve birden yoruluyorum.
  • Komutan Hattab'dan Oğlu Salih'e Mektup*

    ''Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

    Salih, kutsal bir mücadele olan Çeçenistan'dan, benim sana olan tavsiyem budur.
    İslam tarihi sayfalarında sadece Allah yolunda verdikleri sözleri tutanlar şerefle kayıd edilmiştir. Onlar ise sözlerinde durarak söyledikleri gibi, savaşın olduğu yere gidenlerdir.

    İnan bana oğlum, para inananları inaçlarından alıkoydu. sonra eve giderler ve sonunda yatarlar. Ve onların hayatlarında başka bir amaç ve hedef yoktur.

    İnan bana Salih, onların amacı kendilerini zenginleştirmek ve о yolda ilerlerken problemlerden kendilerini sigorta etmek. Ancak, problemler hiçbir zaman bitmez. Evde, karısıyla, çocuklarıyla, ev problemi ve benzeri problemleri birini çözerler, arkadan diğeri başlar. Ve böylece onları çözerlerken hayatları sona erer, problemleri kalır.

    Bu gün İslam ümmeti içerisinde her türlü insanlar mevcuttur:Alimler, talebeler, işadamları, mühendisler hatta hırsızlar ve haydutlar. Ancak, Tevhid ehli ve Cihad ehli askeri azdır.

    İnan Salih, bu gün Cihad zamanıdır. Küfr ümmeti çok dikkatli çalışmaktadır. İslam ümmeti ise keskin bir kılıca muhtaçtır.Allah, bu zamanda da İslam ümmetine merhamet ederdi, Peygamber efendimizin (s.a.v.) ve ashabın ve onların yolunda devam edenlerin zamanından bahis etmiyorum.

    Biz gördük, dünyanın en fakir olan milleti Sovyet birliğini nasıl yok ettiğini ve en az olan milletin ise Rusya'nın..kalbini kırdığını. Ben bunlarla yaşamasaydım, belki ben de inanmazdım.

    İnan Salihim, ölümünü kendin seçebilirsin şahadetini isteyerek cihat yolunda. Ama Allah daha iyi bilir. Allah'a tevekkül et ve ölümüne dimdik karşı koy hayat da о zaman sana gelir. Allah'a olan ümidini yetirme ve ona tüm kalbinle inan. Biz insanlar Allah'a inanırız ve yine de zafer gelir mi acaba diye şüpheleniriz? İnsanlar her zaman şüpheli davranırlar. Körfez savaşından beri, kafir uçakları tankları çoğu insanların kalplerinde korku bırakmıştır.Körfez savaşı, Afganistan'da Rusya'ya karşı kazanılan savaşdan sonra Müslümanların kalplerine inen inanç ve cesareti yok etmeye yetti. Düşmanların silahlı kuvvetleri Allah'a inanan az bir insanlara karşı yenilgiye uğradıktan sonra, Orta Doğuya tüm yerlere yerleşip Muhammed ümmetini korkutmaya başlamışlardır. Saddam'a ve askerlerine bir şey olmuyordu. Ama Batı gittikçe vahşileşerek Müslümanları korkutarak onları tüm sahip olduklarına el koyarak devam ettiler ve biz buna karşı koymayı borç bildik. Ve hala bu savaş 18 yıldır devam etmektedir.

    Salih zaman gelir sen de ölümle karşı karşıya kalırsın. O halde Allah'a yönel ve O'nun yolunda cihat et. O, bu dünya'da ve öbür dünya'da da bir şereftir. Canım benim! Sen hala çok küçüksün. Ama biz sana ve senin yaştakilere bir yol gösterdik ki bunu bize bizim nineler gösteremezdi. Biz önce Allah'a ve sonra size inanıyoruz. Siz, bu ümmettin umudusunuz.

    Maalesef, bu gün gençler televizyonun ve futbolun ve benzeri şeylerin ve arabaların kölesi olmuşlar. Boşu boşuna ölmekten kork ve Allah'tan sonunu hayırlı olmasi için dua et. Allah yolunda cesedini parçalanarak ölmek, mahşer'de seni Peygamber efendimizle (s.a.v.) beraber kılar.

    Benim için en büyük hediye, Elhamdulillah, senin bu cihat topraklarında dünyaya gelmendir.Senin anne tarafı akrabalar birileri şehit edildi, birileri benimle hala savaşmaktalar, birileri Ruslara esir düştüler. Onlar ilk Dağistan'da şeriatı ilan edenlerdendirler. Ben hatırlıyorum, о zamanlarda onların bulundukları köyler, Ruslar tarafından çembere altına alınmıştı ve biz onlara yardıma koştuk ve beraberce orada kafirleri dize getirdik.

    Çeçenistan'da о zaman senin annen hala seni karnında taşıyordu. Ve uçaklar bizim toprağımızı her yerde bombalıyordu ve yakıyordu. Ve onun için,Allah'a şükür et ki sen karnındayken cihadın seslerini duymaya başladın. Senin annen ise bir yerde öbür yere koşardı. Canım benim, lüks bir hayatı hiç düşünme çünkü seni her yerde küfür ümmeti takip edecektir ve sana rahat vermeyeceklerdir. Sen ise babanın yoluna devam et ve şerefli bir yol seç. Çoğu senin babanın arkadaşları da bunu seçtiler ve şehit oldular veya esir düştüler. Sen ise onlar'dan daha iyi değilsin. Hayatında ciddi bir karar al ye Allah'a inanarak ve zafere inanarak devam et.Boş konuşmalara kulak verme, çok soru da sorma. İlim ara ve onu uygula ve Allah'ın kitabını öğren. Küçükken bunları yap sonra Allah'ın yolunda cihad'a hazırlığını yap.

    Oğlum benim! Bilmem, cihadda beraber olur muyuz. Belki sen tek başına olursun, ben ise mezarda. Ama bu bir komutanın askere olan bir tavsiyesidir, benim için bir rahmet ol, bana dua et ve Salih bir evlat ol ki, ölenler ancak salih evladın duasını alırlar. Peygamberimiz de böyle söylemiştir.

    İsterim ki, Allah'ım koru onu! Bu ümmete faydalı ve bu dini korumaya güç ve cesaretini ver ona! Ve senin sonsuz rahmetinden rahmet eyle ona! Allah'ım düşmanlarından koru onu! Ve fakir babasına ve annesine şefaatçi kıl onu! Allah, inanmayanlara karşı senin şerefini ve gücünü yükseltsin!Allahu Ekber

    Senin baban, Hattab''
  • Avrupa imparatorlukları,bilimin yanında başka etkenler sayesinde de bu kadar gelişip güçlenmiştir.Hem bilimin hem de imparatorlukların olağanüstü yükselişinin arkasında özellikle önemli bir güç daha vardır:Kapitalizm.Daha fazla para kazanmak için uğraşan işadamları olmasaydı,ne Kolomb Amerika'ya ne James Cook Avustralya'ya ulaşır,ne de Neil Armstrong Ay'ın yüzeyindeki o küçük adımı atabilirdi.