1000Kitap Logosu

Karşı Sabah

Kanseri sevmedim ama minnettarım !!
Kanseri sevmedim ama minnettarım Sorun aslında kanser değil, kemoterapi. Evet belki kemoterapi görmeseydim ölecektim ama kemoterapinin de beni pek yaşattığını söyleyemem. Kemoterapi tümörümü yok ederken beni de darmaduman ediyor. Kanser teşhisi konmadan önce aylarca tümörümle birbirimizden habersizce, normal bir insan gibi yaşamıştık, kıtalar arası yolculuklar yapıp, en yakınlarımın düğününde göbek bile atmıştık. Tamam biraz abartıyorum son zamanlarda nefes darlığı, uyku sıkıntısı, gece terlemesi yaşıyordum ama kimseye muhtaç olmadan yuvarlanıp gidiyordum işte. Gel gör ki teşhis konup kemoterapi başladığından beri 40 yaşında olmama rağmen kendimi 90'ına yaklaşmış bir nineden farksız hissediyorum. İki adım yol yürüyemiyorum, kendim hiç bir işimi halledemiyorum, bırakın yatağımı toplamayı, duşumu kendim alabilsem ne mutlu bana diyorum. Yemeğimden, giyinmeme, uyumamdan uyanmama yaptığım her şeyde birine bağlı olmak beni üzüyor. Kel olmayı saymazsak, geçtiğimiz altı yıl alışamadığım yegane şeylerden biri de birisine bu kadar bağlı yaşamak. Tek bir kişiye bağlanmaya herkes alışıktır genelde, ama benimki öyle değil yani tek bir kişiye değil herhangi bir kişiye bağlıyım ben Neyse ki güzel insanlar biriktirmişim. Ben göndersem de gitmeyen, her gün bana güç veren, gücümü hatırlatan insanlar. Güçsüz bilirdim kendimi, zayıf yönlerimi bilip onları geliştirmekten hep kaçtığım için her zaman en başından yenilgiyi kabullenenlerdendim. Ama bu sefer yenilemezdim. Ne kadar kaçsam da bu sefer savaşmak zorundaydım. Teşhis konduğu gün doktorun da dediği gibi sıkı bir mücadele bekliyordu beni. Bende amatörce attım kendimi savaşa. Dedim ya kilit nokta aslında güzel insanlardı. Çünkü ben, hiç bir zaman kendim için bir şey yapmadım anca sevdiklerim için yaptım her şeyi. Bu savaşa da kendim için girdim sanmayın sakın. Sevdiklerim için girdim, kalbi benim için çarpan, duasında adım geçen herkesi mutlu etmek için. Kalbimde yer edinen, kalbinde yer edindiğim herkes benim için seferber olmuştu onları yüzüstü bırakmamak için girdim işte. Sevilmeyi ne kadar çok sevdiğimi hatırladım sayelerinde. Şimdi beni güçlü buluyorlar ya... inanır mısınız bilmem ama beni güçlü bulan insanlardan aldım bu gücü. İlkokuldaki spor öğretmenimden, lisedeki sıra arkadaşımdan, evin karşısındaki otopark görevlisinden, karşı sokaktaki telefon tamircisinden aldım. Eklemeden edemeyeceğim; dini inançları pek güçlü olmayan ben, derdini veren Allah'ın gücünü de verdiğini gördüm. İğneden kaçmak için tebeşir tozu yutan ben, nelere gülüp geçmeye başladım. Başlarda her şey çok pembeydi. Kanserdim ve iyileşecektim hiç bir detaydan haberim yoktu. Hala gripmişim de 1 yıl sürüp geçecekmiş gibi geliyordu. Binlerce insan, yüzlerce telefon, onlarca ziyaretçi ve her gün aldığım tek bir ilaç 'Lustral' oyalıyordu beni. Salak gibiydim. Etrafımdaki herkesin neden bu kadar mutsuz ve panik halinde olduğunu anlamıyordum, çünkü henüz hiçbir şeyin farkında değildim. Günler geçtikçe ters orantı olmaya başlamıştı. İnsanlar rahatlamıştı, unutmuştu, boşlamıştı; benim paniğim ve mutsuzluğum ise gün geçtikçe artmıştı (6 yıl 25gün geçti her gün artmaya devam ediyordu).En çok gittiğim yer hastane, en çok duyduğum söz 'geçmiş olsun' olmuştu. İleride sayısız sayıda yapılmış olacak olan; damar yolu, kemoterapi, kan sayımı, intretekal, biyopsi gibi gerçekler teker teker değil bir anda yüzüme vurmaya başlamıştı. Değişmiştim, ben değildim artık. Tenim, kokum, olmayan saçlarım ve gözlerimde ki ışık. Sosyal hayatımdan, özgür ruhumdan, cinsel güdülerimden ve en acısı benliğimden çok kısa bir zamanda kopmuştum. Artık yegane muhabbetim ve düşündüğüm şey, kanımı hangi hemşirenin alacağı ya da nötrofillerimin ne kadar düşük olduğuydu. Bakmayın böyle yazıldığında okuması kolay oluyor ama böyle yaşaması inanın çok kolay değil. Tabi ki de ilk kanser olan kadın ben değilim, keşke son olsam ama eminim ki son da değilim. Ama zor arkadaş. Ne kadar çok sevilseniz de, etrafınızdaki herkes tarafından günün her anı şımartılsanız da bu saatlerde yatağa girdiğinizde, ya da ne bileyim tuvalete girip instagram da gezindiğinizde boğazınız düğümleniyor işte. Keşkeler, Belkiler, Nedenler, Hayaller. Pişmanlıklar da en kötüsü. Aklından geçirip yanlış olur, herkes ne der diye düşünüp yapmadığın her şey için 'ah be' diyorsun. Koşarak geri dönmek istiyorsun ama ya bir bardak soğuk su içiyorsun ya da kocaman bir iç çekiyorsun.Kimseyi üzmek için ya da durumdan şikayet etmek için yazmıyorum bu satırları ama insan paylaşmak istiyor. İnşallah yaşamayın ve anlamayın hiç bir zaman şu yaşadıklarımı ama ne kadar zor olabileceğini bir hayal edin istiyorum arada. Hayal edin ki şükür edebilin. Her sabah uyandığınızda başta kendiniz olmak üzere etrafınızdaki herkesi ne kadar çok sevdiğinizi hatırlatın kendinize. Gülecek, şükür edecek sebepler yaratın. Lütfen daha çok gülün! Kendi gücünüzü asla küçümsemeyin. Bu yaşadıklarımın hiç birini yaşamanıza gerek yok gücünüzü görmek, kendinize saygı duymak için. Kanseri sevmedim, ama bana kendi içimde ki gücü gösterdiği için ona minnettarım. Neyse siz sadece şükredin, o kadar aslında.
101
2.213
434 syf.
·
Beğendi
"Aşk, bir bedende iki kişi." “Ey aşk...! bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın” Kitabı okurken sımsıcak bir yürek buldum. Yaşam kavgasının molalarında, sıcacık bir poğaça, buğusu üstünde demli bir çay, sevgi ve vefayla beslenmiş hoş bir muhabbet, zifiri karanlıklarda bir umut ışığı, sığınılacak güvenli bir liman, şifalı bir çift dost eli hissine kapıldım. 438 sayfalık kapsamlı ve güzel bir kitap, aforizmalarla, çarpıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Düşünmeyi ve düşündürmeyi hedefleyen, beyinlere seslenen metafor zengini tam bir şiir ziyafeti. Bu ziyafetin menüsünde, sevgi var, sitem var, aşk var, barış var, umut var , çocuk var, kadın, insan, doğa ve Dünya var, kısacası belli bir yaşanmışlık var. Benim en çok sevdiğim aforizmalarının birinde Şair Tahsin Özmen diyor ki " İnsanın pilini, sahip olduğu mallar değil, mutlu olduğu anlar şarj eder." Ben de bu kitabı okurken gerçekten mutlu oldum, yaşam enerjim yenilendi tazelendi. Bu kitapta Şair şiiri, insan insan, insan doğa, insan toplum ilişkileri olarak yansıtıp, sosyal siyasal iktisadi ve kültürel olguların bir bileşkesi olarak ele almış. Bir empati aracı, duygusal paylaşım aracı olarak şairin şiirlerini, esas olarak insanı düşündüren, bunun yanında kimi zaman üzse de, kimi zaman hüzünlendirse de, genelde hayatı sevdiren, manevi bir hazza kaynaklık eden ve eleştirel bir farkındalık yaratmaya dönük şiirler olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca Şair şiirlerinde, yaşadığımız zamanın garipliğinden, monotonluğundan, doyumsuzluğundan, duygusuzluğundan, duyarsızlığından, mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, yalnızlığından da şikayet ediyor. Robotlaşmış, mekanikleşmiş, doğallıktan uzaklaşmış, başkaları ne der şiarıyla yaşamı kendine rehber edinmiş empati yoksunu bir insanlar topluluğundan rahatsızlığını da dile getiriyor. Bu bağlamda kitaptaki şiirlerin okuyucuyu sıkmayan, mesajı açık, anlaşılır, sade şiirler olduğunu düşünüyorum. Şair şunu demek istemiş, bunu demek istemiş şeklinde tercüme ve tercüman gerektirmediğini, yoruma ihtiyaç hissetmediğini, pazardaki karpuz gibi, elma gibi, erik gibi, kiraz gibi somut, capcanlı dipdiri şiirler olarak değerlendiriyorum. Yani şiir ete kemiğe bürünmüş, eğip bükmeden, lafı dolandırmadan söylenmiş, çiçekle ilgiliyse çiçek, güneşle ilgiliyse güneş, insanla ilgiliyse insanı odağına oturtmuş. Bu kitabın tüm geliri "ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ”ne bağışlanmış. Bazı şiirleri beklediğim gibi değilse de, Kitabı herkese önerir keyifli okumalar dilerim. BİR DELİNİN SENFONİK DOKUNDURMALARI --Sevgi, Kilidi olmayan tek hazinedir.- -Sevgisiz kalp ışık girmeyen mabet gibidir.- 1. -Mutluluğu aramaktan, İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok.- . -Mutlu geceler, neden sadece bir kadının kirpikleri kadar uzun olur?- . -Ne mutlu...! Gün doğumunun mutluluğunu, gün batımına taşıyabilenlere.- . -Hanımlar, Beyler...! Biraz da bana yağar mısınız mutluluğunuzu? . -Her güleni mutlu mu sanırsınız?- -Ne her güleni mutu, Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.- . Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların, Umutsuz evlilikleriyle doldu. Sevmemek için bahanemiz hazır, ya çok yoğunuz ya çok yorgunuz (!), uyumak için önümüze sonsuzluğu sermişken kâinat. Oysa bir kıvılcımın parlayıp sönmesi kadardır, bahanelerle geçiştirdiğimiz şu hayat. . Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!)) . Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu. -Ömürlük sevgilere hasretiz.- İnsanın insanı sevmeye vakti olmadığı zamanlardayız. . Herkes sevilmek istiyor, (Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.) Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok. Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz. -Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.- Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten, Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz. Oysa, -Yaşamak tüketti bizi, ölmek değil. Güvenmek tüketti bizi, sevmek değil.- -Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır. -Tüm yaratılmışların özetidir.- -İnsan olmak sevmekle başlar. -İnsanı sevgi besler.- -Sevdiklerinizi ihmal etmeyin, Çiçekler bizi sulayın diye miyavlayamaz.- . -İnsanın, paraya olan ihtiyacından daha çoktur sevgiye ihtiyacı.- . -Hiçbir kazak, hiçbir hırka, bir insanın sevgisi kadar ısıtamaz insanı.- . Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır, Sadece uzanıp alması yeter. İllaki ilaçla iyileşilmez, sevdiğin bir sesi duymakla da iyileşilebilir. İllaki dudakla öpülmez, bir kaç çift güzel sözle de öpülebilir. İllaki sarılmak gerekmez, sevdiğinin hayaliyle de insanın ayakları yerden kesilebilir. Çünkü, -Sevmek, mesafeyi kaldırmaktır.- . Lütfen, Zengin fakir, genç yaşlı demeden, Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden, Tüm insanları ve diğer canlıları Yormadan, kırmadan dökmeden, Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız, Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin. . . Ortalıkta, sahte seni seviyorumlar uçuşuyor, Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi. Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun, Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun. Zira hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez. -Sevmenin sevilmenin yükü ağırdır.- . -Sevgiyi, sömürüyle de karıştırmayın, Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin Sevgiyi kaybedersiniz.- Çünkü sahiplik sevgiyi öldürür. Yani, Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin. -Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.- Sevecekseniz güzel sevin. -Sevgi-siz-siniz...! Sadece sevmeyle yetinmeyin, İnsan bir kitaptır, okuyup anlamayı da deneyin.- Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun. Tene herkes dokunur, yüreğine dokunun. Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın. Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin. Çünkü... -Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.- . Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın: Sevdiğinizi boğmadan, sevdiğinizde boğulmadan, Nefesiniz kesilinceye kadar sevin. Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum. -Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.- . Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir. Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin. . -Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.- -İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.- . Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...! Mutluluk ancak öyle bulaşır. . Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi, Sadece yüreğin sevmesi yeter. . Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere, Yağan yağmura esen yele, Yanan ateşe, doğan güneşe, Daldaki yaprağa, açan çiçeğe, Uçan kuşa, börtü böceğe, Koyuna kuzuya, kediye köpeğe, Havaya suya toprağa teşekkür edin, tebessüm edin, selam verin. Teşekkürü günlük yaşamınızın bir parçası haline getirin.) . Bu arada (-Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.- bunu da bilin.) . Ancak, Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez. Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim. . Çiçekle arının ilişkisine de benzemez. Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir, Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak Özenle koruyup kollamak, besleyip sulamak gerekir. -Sevgi, tarlada kendi kendine ot gibi bitmiyor.- Kadın...! . -Ne olur...! Beni yalnızca çicek açtığımda sevme.- 2. Bir şeyi güzel ve özel yapan; O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir. Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir. . Eğer, Bir kadın seviliyorsa mutluysa, O kadar güzel ve içten güler ki, Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor. . Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım. Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım. Dolayısıyla, Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği. . Aç parantez (Size bi’şey söyleyeyim mi? -İnsanın yarısı kadın yarısı erkektir, Bütün olmayan, yarım insan hiçbir şeydir.- -Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir. Dolayısıyla, Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur. Çünkü, Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-) Kadına Şiddet...! . Kadına Şiddet Tüm İnsanlığa Şiddettir. 3. Bu bataklığın suyu da çamuru da; -Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile -Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran, -Ve bunca kötülük dururken, öpüşmeyi ayıpla, sevişmeyi ahlaksızlıkla eş tutan bir zihniyetten gelir. . (-“Namus davası” deyip: babam boynuma ip, annemse ayaklarımın altına sandalye oldu.-) . -Bazıları, kadını varlığında değil, yokluğunda fark eder.- . Kadınların pahasına, kadınların sırtında gezinenler, inmeyi bir türlü kabul edemediler. Kadını toprak gibi gördüler, İliklerine kadar sömürdüler. . -Bir kadın bir erkeğin gülümsemesine hasret.- Bazı erkekler, kadını sevmek için değil yok etmek için adeta çırpınıyor. Oysa, Sevmek için bilek değil, yürek lazım. . Asırlardır Kadın...! Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi, Evlerinin bekçisi, toplumun günah keçisi olarak görülüyor. Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında, Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor. Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor. . Sadece fiziksel şiddetle değil, Zihinsel ve duygusal istismarla defalarca bıçaklanmalarına rağmen, Yaralarını gösteremiyor kadınlar, Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor. . Çoğu kadın kendini, Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor. Oysa kafeslere göre degil kadın, En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor. . -Sevgi özgürlüktür, bir pranga degil.- Kafesine kuş arayanlara duyurulur...! -Şiddetin olduğu yerde sevgi olmaz.- -Evlilik güç gösterisi, ego savaşı değildir.- -Mutlu evlilikte üstünlük savaşı yoktur, kıskanmak yerine güvenmek vardır.- . Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak da değildir. Evlendik diye, başımıza heykel dikmiyoruz, Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz. . Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz.) Ahh adam olamamış erkekler...! erkeksiler…! Ya da erkeğebenzerler…! Delik deşik olduk...! Siz öldürmekten yorulmadınız mı? Biz ölmekten yorulduk...! 4. Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem. -Dikili taş gibi duygusuz.- . Kadını güçsüzlükle yaftalayıp aciz ve zavallı, Kendini ise kavanoz kapağı açıyorum diye güçlü gören bir zihniyete sahip. Zaten, -Görece, erkekte acıtma, kadında acıma duygusu daha yoğundur.- . Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez, Ha cahil ha alim olmuşsun. Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı koymuşsun.) -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.- . -Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlar.- Papatya yürekli adama (!)... (seviyor/sevmiyor) Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin. Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin. İşine gelince seveceksin, Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın. Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın, O senin saçının teline kıyamazken, Sen onun canına kıyacaksın. . Sözde en çok anneleri seveceksin, Lakin en çok annelere söveceksin. Aç parantez (-Hiç kapanmaz, kadın olmadan anne olmaya zorlanan kız çocuklarının yarası.- bilesin.) . Hayalleri peşinde koşmaktan başka, Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar? . Yapma !.., Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz. Yapma !... Sen ne zaman Adam olacaksın? Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez. -Ahlaklı insan, ahlaksız iş yapmaz.- -Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.- Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin. -Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.- (Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.) . -Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.- . Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme, Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !... . Parantez içi (-Bir kadın için en acısı, Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkmasıdır.-) . Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme. Be Adam (!) -Sevgiyi yanlış öğrenmişsin, Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.- Kaldı ki, -Kadın dövülmek için değil, Sevilmek için yaratılmıştır.- -Kadının kan gurubu sevilmektir.- . Güle kurşun sıkılır mı? Güle dikenleri var diye kızılır mı? . Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine, Ayaklarının altına cennet serili kadına, Cehennemi yaşatıyorsun. Bravo sana(!), Cehennem yaratma konusunda Tanrıyla yarışıyorsun. -Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.- . Hem unutma ki...! Mazlumun çığlığını serçeler taşır, Dört nala koşar şiddet gören kadının ahı Arş-ı Âlâ’ya ulaşır. Ve mutlaka tecelli eder ilahi adalet, Bu vahşet er yâda geç yapanların ayağına dolaşır. Çekip gidenlere bir bak, mezar taşları ne anlatır. Bil ki.., Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir. Ne de senin gibi, Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir. . Kimseyi yalandan sevme !... Seveceksen adam gibi sev, Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !... . Yalan demişken, şunu da söyleyim ki; (Çok iyi tanıdığımı sandığım insanların, Zamanla hiç tanımadığım insanlara dönüşmesi, en büyük hayal kırıklıklarım. Nasıl da boşmuş dolu sandıklarım, Birer yalan rüzgârıymış, bu hayatta hakikat diye inandıklarım. . Oysa doğada yalan yok, atılan tohum filiz veriyor. . Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır. -Yalan suya benzer, en çok da yayılmak ister.- -Yalan önce herkesi kendine inandırır. Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.- Ve her zaman kendine bir ortak bulur. Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur, Tek başına hep ayakta durur. Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter. Onu arayanla er ya da geç buluşur.) Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri; Adliyeleri, Hapishaneleri, Hastaneleri.) . Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!) . Yani diyeceğim şudur ki; -Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz.- -Yürek yarası dikiş tutmaz, Bazı acılar, kalp sökülüp atılmadıkça bitmez.- . Bir yürek: Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir. Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir. . Aç parantez (Unutmayın, içinizdeki firavunu dizginleyin. Her insanın karanlık bir tarafı vardır. İçindeki kafeste bir vahşi besler. Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner. Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, psikopatla, sosyopatla dolar. . -Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-) Göster onlara okyanusun öfkesini...! -Başını güneşe dayayanlar, karanlığa kafa tutanlardır.- 5. Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir, Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için. Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için. . -Gerçi suskunluk...; -Bazen yıkım, bazen çözümdür.- -Bazen cehaletin gürültüsü, Bazen de bilgeliğin türküsüdür.- . (Benim düsturuma göre; -Gereksiz konuşmak kadar, Nedensiz susmak da bir zulümdür.-) . Bir zamanlar, susmak; Kadınların konuşma diliydi. Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi. . Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.- Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez. Kalbe sığmayan dile hiç sığmaz.) . Tek savunma silahları, Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi. Sığınabilecekleri biricik mekân, Ya mezar ya da ana baba evleriydi. -Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.- Oysa, -Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.- -Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.- . Ki kadınların çığlıkları ışık, Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete. . Parantez içi ( Ancak yine de, Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir, Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.) . Diyeceğim şudur ki... -Sevdiğinizin gölgesinde yaşamayın, gelişemezsiniz.- -Acılarınızla kimseyi beslemeyin.- -Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.- -Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.- -Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.- -Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.- . Kurtarıcı aramayın, -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.- -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.- Zira, -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.- . -Zaferlerin en kıymetlisi: Düştüğünde yardım almadan kendi kendine kalkabilmektir.- -En iyi intikam, intikam arzunu bitirmektir.- Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer. Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun, Karanlıklarında yönünü bulsun diye. . -İstiyoruz ki, Hayat hep bana güneş açsın, Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.- Kimse bana meydan okumasın, rahatımız bozulmasın. . Sakın unutmayın...! -Durgun sular çürütür.- -Kişiye değil, kişiliğe önem verin.- -Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.- -Yüzde olan sözde olur, Özde olan gözde olur.- -Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.- -Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.- -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.- Kitap gibi kadınlara sayfa sayfa şiirler yazılır ama, -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.- -Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.- -Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.- Öz Benlik !.. -Onur; Kendi çölünde yanmayı, Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.- 6. İnsan önce... Kendine dost, kendine deva olmalı, kendini, sevmeli, saymalı, Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı. Kısacası... İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı. -Çünkü insanın kendine, Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.- Ama yeri geldiğinde de, -İnsan önce kendine meydan okumalı.- Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür. . İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur; Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için. Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi, Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi, Kendine merhamet etmesi yeter. . Önce kendimizin kimsesi olucaz, Sonra sesi kısılanların. -Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.- . Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim. Kendimle didişiyorum, yıllardır kendimin peşindeyim. Yaşam telâşından, çoğu zaman, En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye, En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz. . Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek istiyor. Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek istiyor. Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş bulup, biraz olsun ara verip dinlenmek istiyor. . Ancak, -Hayat dediğin siyah-beyaz. Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.- Otomatiğe bağlarsan, çok fazla hata verir. Ve hazır bir senaryosu da yoktur. Onu sen kendin yazıp oynayacaksın. Şayet, -Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.- -Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar, kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.- Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...; Çölde bahar, Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır. Yaşamın rengini matlaştırmak, Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır. -İçi renksiz olanın, dışarda gökkuşağı araması beyhudedir.- . -İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.- -İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.- -İnsan en çok kendi karanlığında kaybolur.- -Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.- -Yani perdeler kapalıysa: Gündüz olmuş gece olmuş, Güneş batmış, güneş doğmuş Hiç farketmez.- . Mesela ben, -Yürümeyi unuttum, Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.- Oysa, -Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.- -Gerçek mezar: İnsanın ölürken değil, Yaşarken içine düştüğü boşluktur.- 7. -Havaya sıçrayana kadar, her şeyin su ve denizden ibaret olduğunu sanan bir balıktım.- -Saksına alışamamış bir toplumun yaban çiçeği ürkekliğindeydim.- -Sanki evrenin kanunlarını ben yazmışım gibi. Bütün dertleri yıktı üstüme felek, Koca dünyada bir tek ben varmışım gibi.- . -Cemre, havasına suyuna, toprağına taşına düşüyor da, Bir tek yüreğimin kışına düşmüyor.- . Sanki dünyayı omzumda taşıyorum, çoooook yorgunum...! Ama felek dışında, ne kimseye dargınım, ne de kimseye kırgınım. Kaderin seçtikleriyle, benim seçtiklerimin uyumsuzluğunda bütün sorunum. . -Gerçi benim sandım en büyük dert, Hiç tahammül edemedim, dertlerimden hep iğrendim. Fakat gün geldi, hasta ziyaretlerinde bedenimi sevmeyi, saymayı öğrendim.- . Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !... Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan, Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni. . Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya, Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin. . Aç parantez (Çok şey öğreniriz bu hayatta, kalbimizi defalarca kıranlar yüzünden. Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer. Zira, Kırık bir kalbi kime satabilirsin ki?) . Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer. Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır. . Ancak, -Kimse kimsenin sessizliğini duymaz, Herkesin sessizliği kendine yapışır.- . -Ah bu Dünya !... Camlar kırılır sesten durulmaz. Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.- Bu arada, -Makine değiliz, medcezirlerimiz var. İçimizde gece ve gündüz, güneş ve ay.- . -Bazen su yanar, ateş donar.- -Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın. Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.- İnsan dertler senfonisi, Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını. Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.) . Unutmayı unutan herkesin bir yangını var, Kustukça sönen sustukça yanan. Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından. . Mesela, -Benim derdim; Sağımdaki solumdaki, Önümdeki arkamdakilerle değil içimdekilerle.- Ancak, -Arkaya bakarak ileri gidilmez.- -Asıl enerjimizi tüketen unutamadıklarımızdır.- İnanın bu hayatta, -Sözden daha ağır hiçbir şey yoktur.- Tonlarcaymış gibi insanı ezer. Bazen yaralar, bazen yara sarar, Bazen tek bir söz hayat verir, Bazen de tek bir söz uğruna hayat verilir. Hatta, -Bazı sözler kanserli hücre gibidir, İçinize atarsanız metastaz yapar.- . Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz. . Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile. Sık sık konuşmak gerek vakti gelince, Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce. . Gerçi, -İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama, Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün. -Gönlün yakıtı muhabbettir.- . Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir. Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de. Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.) -En yoksul insansınız: birinin vazgeçilmezi değilseniz, bir seveniniz, bir düşüneniniz, bir özleyeniniz, yolunuzu gözleyeniniz yoksa.- . -Benim yüreğimde dağ gibi hasret çektiklerim vardır: bayramlarda ayrı düşünce üzüldüğüm. Benim yüreğimde masmavi denizler vardır: dalgalarında hayallerini yüzdürdüğüm. Benim yüreğimde güneş gibi dostlarım vardır: bir merhabasına kırk kış ısınmayı sürdürdüğüm.- . -İnsan insanın gönlünde ikamet eder.- Öyleyse, Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın. Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın. . Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak, Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de sulayacak insanlarla dost olun. . -Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.- . -Her dost nefes almak için bir penceredir.- . -Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında, Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.- . -İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.- Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki, Herkes ağzına kadar dolu. Üstelik bazılarının hamurunda ya hiç tuz yok, Ya da zehir gibi tuz çok. . Kimileri yüreği acıyla dolunca, Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar. (Ki şiir, şairin yüreğinden savrulan bir yapraktır Ve düşünebildiklerimiz kadardır yazdıklarımız. Yine de iki kitap kapağının arasına, koskoca dünya sığar.) Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır. Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir. Ancak benim kelimelerim çıplaktır. . Aç parantez (Şairim ben…! Benim mekânım gecelerdir. Şairim ben…! Benim kelâmım hecelerdir. Şairim ben…! Benim meramım acılardır. . Çünkü Şiir, acıdan dili tutulanların dilidir. -Şiirsiz bir dünya, şuursuz bir dünyadır.- -Acı ekilen bir ülkenin toprağından, ancak şiir biçilir. Bu topraklarda ilaç diye sadece şiir içilir.-) Yine de siz siz olun, -Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz. Çünkü bazılarının her şeyi vardır ama gerçeği yoktur. -İnsan karada boğulduğunu, bir türlü anlatamaz denize.- Çünkü -Çok fazla insan, Çok fazla gürültüdür.- -Herkesi dinleyin, Ama çok azını ciddiye alın.- -Bataklığa batmış birine yardım edecekseniz, çamurun size de bulaşacağını asla unutmayın.- Baraklık içinde temiz kalmak zordur. . -İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek, Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.- . Esasen konuşmak değil susmak, Aldanmak değil inanmak, Düşmek değil kalkmak, Savrulmak değil sarılmak, Sarhoşluk değil ayılmak, En çok da; Sevmek değil ayrılmak, Ölmek değil yaşamak yorar insanı. Ancak, Yine de unutmamak gerekir ki, Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı. Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızıma. 8. Ah Biz Erişkinler...! Hem kendimizi, Hem de başucunda bir bardak su gibi beklediğimiz çocuklarımızı çok üzdük. Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik. . Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık. Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip, Duygu dünyalarına bile karıştık. Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına, (Büyüyünce biçmek için.) Çok nasihat ettik çok konuştuk, Az okşadık, az sarıldık. . İyi iletişimi öğrenemedik, Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik. Görmezden geldik hep, Sizin fikriniz nedir diye sormadık. Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık. . Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı, Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik. Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik. Doğru sandık kendi eğrimizi, Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik. . Sonuç: Nasıl da yabancıyız birbirimize. Oysa, her şey çok farklı olabilirdi. Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza. . Eyvah...! eyvah...! Bir travmadır çocuk kalmış kalpler için büyümek Küçüktük...; Mucizelere dil çıkaran, bir varmış bir yokmuşlarla büyütülmüş hayat dolu çocuklardık. Elma şekerine, tavşan balona, pamuk helvaya havalara uçardık, Saklambaç oynardık, ip atlardık, seksekle zıp zıp zıplardık. Çocuk öldürmez tahta silahlarımız, füzeden hızlı sapan taşlarımız, bomba sesinden korkmaz kağıt kuşlarımız vardı. Düşünmezdik bu dünyanın kara yüzünü, tüm kötülüklere inat içimiz dışımız bahardı. Minicik yüreklerimize, kocaman dünyaya yetecek kadar sevgi sığardı. Büyüdük...; Ne sihirli güçlerimiz, ne çocuksu düşlerimiz, ne de yürekten gülüşlerimiz kaldı. Nereden bilecektik, büyüyünce hayatın bizi sobeleyeceğini, Su katılmamış acılarla canımızı yakacağını, büyüdükçe mutlu günleri elimizden alacağını. -Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızım, ne olur büyütme çocuk yanını...!- Çocuk ve Umut !... Bir fincan umudunuz var mıydı, biz de kalmamışta? 9. Bir andı, Yelkovan kuşlarına özendim. Umut yaşamdan yanaydı, Gittim çocuk oluverdim. . -Mutluluk arayışındaysanız, Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.- Bir çocuğun kahkahasından daha güzel ne olabilir ki...? -Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.- -Ha bir çocuğun kalbini, Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.- Neyse benimkisi, Çocukça bir mutluluktu geldi geçti. Bir umuttu, Bir ışıktı karanlığı deldi geçti. Şimdi de uykumu bekliyorum, birazdan gelir. . -Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.- . Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır, Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim. . Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına, Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına, Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır. -Öğrenmek asla bitmez, her yer okuldur.- Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir. Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir. Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir. Benim de düşlerim vardı. -Ama ben, saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.- -Hayatı, büyüklerin anlattıkları sanırdım.- . Arkamdan hiç su dökenim olmadı. Gerçi, -Denize kavuşmaksa yolun sonu, Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.- . Bir sokak çocuğu misali, (Ki sokaklar; Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-) Hangi bankta sabahlasam, Üşüyen sokak lambaları gibi, Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum. Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum. Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum, Bir anne yüreği düşler içinde uyurum. . -Dışımız kar kış olsa ne yazar, Varsın olsun, içimiz hep bahar.- . (Elbet baharı olacak her kışın. Kış, yularından tutamadığımız bir attı, bembeyaz dişlerini göstererek gitti. Dağıldı örtü, çözüldü çiçekleri tutan kar, Kollarında uyuyan serçeleri uyandırdı çamlar, Kurtuldu ltihaplı tanelerinden yaraları kanayan nar. Gözümüz aydın...! Toprakta havada suda, taptaze bir çoşku var. Erik dalları gülüyor, lirik çiçek tarlaları filiz veriyor, Demek ki sütten kesilmemiş, Dörtnala doğurgan bir bahar geliyor.) . Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler. Yine de seviyorum Dünyayı, Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter. Olsun !... Biliyorum bir yerlerde bir gül var, Hayalimdeki kokusu da yeter. . Zaten ben, -Olmadık hayaller kurarım; Mesela içimden bir ses, Ya yağmur damlası, ya da serçe ol diyor...! Gönlümse, Kuşlar konar çiçek açarım... Ağaç dalı olmak istiyor...! (Ben ki, Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine inanırım.) . Dökülen yapraklar Ya kelebek olsun Ya da serçe…! . Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı, Saçağından hep şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşler, İkinci bir şansa değil, ikinci fırsata inanırım.- -İnsan dediğin... Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.- -Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz, Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.- . İnsanoğlu zaman zaman, Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar, Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar, Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar. . Geceleri yıldız gibi parlayan, Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan. Kimi güneşin batmasıyla hiç olur, Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur. . Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir. Ve -Umut, insanın yıkılan en son kalesidir. -Ne uyur, Ne yorulur, Gezinip durur. . Zira, -Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir- -En zavallı kelime “vazgeçmektir”.- -Gerçek karanlık, dışınızdaki ışıksızlık değil, içinizdeki umutsuzluktur.- -İçi umut dolu olmayan, Ya kış ortasında dımdızlak kalakalır, Ya da çöl ortasında fırtınaya yakalanır.- -Umudun tükenmesi, yaşama sevincinin bitmesi, ölümlerin en sessizidir.- . -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.- . -Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa; Hayalleriniz yıkılmaya, Siz de yere çakılmaya hazır olun.- . Ancak yine de, -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran. Hayallerdir insanı umutlandıran.- Siz siz olun, -Kuş olup uçamıyorsanız, bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.- . Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz. Uçmayı beceremeyenler kanat kırmayı pek becerirler. Bir bilseniz, Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki. Hayalsizler ülkesine döndük.) . -Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan. Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.- Ki ben, -Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.- . Garip ne zaman mutlu olacak olsa, Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın. . İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor. Ama yine de, Ben, -Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.- Siz de öyle yapın. Zaten, -Mutluluk denizinde yüzelim istemiyoruz, Bir damla da yeter bize.- . Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz. . Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep. Her kapıya gerçekleşebilir bir umut koyacağım süt şişesi koyar gibi. Kim bilir...! Belki cin fakirlere, bu ömürleri gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.) Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli. Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar. Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı, Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar. . Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir. Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını. Ve bir gün, -Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.- . Zira, -Sabır yorulmak bilmez ata benzer.- -Işığı görmeyi bilenler için hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.- . Yani, -Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.- Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir. . Kaldı ki, Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir. -Zenginlik cepte değil, kalptedir.- . -Niyet bir tohumdur kalbe ekilen. İyiyse gül biten, kötüyse diken.- Rastgele !.. Ben, Annem ve Babam !... 10. Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim, bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden. Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden. . Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları, Ağaçlardan kuş sesleri toplarım, Rüzgârla uçup gitmesinler diye. Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm, Unutulup yitmesinler diye. . Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan. Masal var mıdır içinde çocuk olmayan? . Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz. En çok annemin dizini özledim…! . Annem...! Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı. Tüm anneler gibi onun da binlerce karatlık bir yüreği vardı. Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine, mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar, Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı. Ne zaman kardeşim balkondan sarksa, Ellerinden önce gözleriyle tutardı. Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı. . -Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.- (İnsan yüreği ki, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.- Ve -En dürüst yerimiz kalbimiz.-) . -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.- . Bilirsiniz... Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır. . -Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.- Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri. -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.- -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.- -Herkes herkesi terkeder, Tek istisnası anneler.- . Duaya durmuş annelerin, Avuç içlerinde hep çocukları vardır. . Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan. İki kadını çok sevdim bu hayatta. Biri kan bağından, diğeri can bağından. . İnsan ömür boyu, Ana sırtına binerken duyduğu güveni, Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor. Bu açıdan, Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.) En çok babamın gülen yüzünü özledim…! . Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile, Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla, Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi? . İşte o benim Babam...! . Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam; Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar, Lunaparka benzerdi benim babam. . Tomurcuklandığım dalımdı, Dağlara baş eğmeyen yanımdı, Gurbet kokardı, annemse memleket. . Bir tek onun sıcacık mutluluk dökülen ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım. Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama, Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım. . -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.- . Bilir misiniz ? Babam, Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı, Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı. . Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor. -Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...- -Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.- Bana gelince, Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini, Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım. Kaldırmaya kıyamadığım, Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım. Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime, Bir sarılıp, bir vedalaşırım. . Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum, Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım. İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde, Enkazlarını hâlâ kaldıramadım. . Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım. . Hayatta en çok, Anne ve babamın üstüne, kürekle toprak atmak yaktı canımı. . Hayatta en çok, Anne ve babamın sesini duymayı Ve onlara tekrar dokunmayı özledim. Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil, gözleri kapalıyken görüyor.-) . Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına, ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm. Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.) . Zaten, Gidenler hep kalanları ağlatır Kalanlar hep gidenleri anlatır. Aşk ve Duygu Dünyam 11. -Bazılarının insan fobisi var, Adına yalnızlık diyorlar.- . -Yalnızın kapısı, açılacak olmasından değil, yıkılacak olmasından gıcırdar.- . -Boşuna arama, Gölgesi yoktur yalnızın...!- . Modern çağın virüsü yalnızlık !... İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından(!) biridir. -Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.- -Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer. - -Sararıp dökülen yaprak misali solarsa insan, yalnızlıktan solar. Dolarsa yalnızlığın boşluğu, bir tek sevgiyle dolar.- Esasen, Yalnızlık, ruhsal açlık, tek tedavisi sevgi olan bir hastalıktır. -Yalnızlık mutsuzluktur.- -Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.- . İnsanın kapısını hep geceleri vurur. Kapıyı açsanız da açmasanız da, Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur. Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana, Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine, kara kara düşündürür, Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur. . Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin, En zoru yürek yalnızlığıdır.- Gerçi yalnızlıklar da altın günleri düzenliyorlar kendi aralarında ama. -İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-) . Her neyse, -Koskoca bir ömür aşksız, yalnızlığın kucağında ölmek değil, Yanağından öptüğüm bir aşkın, kurumuş yaprağı olmak istedim.- Gerçi, Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı. Her sabah uğurlar akşam karşılardı. Tek sorun, -İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.- . Esasen kimse cansız, canansız hayat sürmesin, Ömrünü yalnızlıkla çarçur etmesin. Hem, en harika duygu sevmek sevilmek varken, Yalnız yaşamak israfların en büyüğü değil midir?- . Yani, -Yalnızlığın panzehiri sevmektir.- -Sevgisiz bir gönül kuraktır.- -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır. -Sevgisiz bir hayat zay olmuştur.- Şükür ki biz de aşık olduk, aşkta şifa bulduk. Yalnızlığı kendi kendiyle baş başa koyduk. Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne. Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.) . Bu arada, -Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.- . Neyse, Daha sonraları medeni durum, Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi. Şimdi sevmek zamanı, -Her aşkta bir hayır vardır- deyip aşk çağrıldı: Ey aşk...! Bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın. Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın. . -Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.- Zira, -Yüreği, insanın bahçesidir. Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.- A ş k !... -Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.- 12. Öyle bir şehirdir ki aşk, Alevden daha sıcak, nefesten daha yumuşak. Öyle bir düştür ki aşk, Yüzyıl uyanmak istemiyiz bu düşten, bir kere uyursak. (Yani aşk bilinç kaybıdır.) . -Aşktan daha anlamlı bir şey yok, Her şey aşktan, her şeye değer aşk.- . -Aşık olmak için öyle çok sebep var ki; Mesela, dalından düşen bir gül yaprağı beni sev diyor. Gönül bahçesi hariç, tüm bahçelerin gülü solar, Rüzgar gibi seyyah olma, bir insanın gönlüne gir diyor.- . -Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum. İçim aşka dair heves ve arzu dolu, Kalp çarpıntısı yapan düşler kuruyorum. Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum.- Ve hatta, Aşkın kulu-kölesi, tiryakisi oldum, Aşk nedir, nerde bulurum diye Pirime sordum. Dedi: -Aşk görebilene her yerdedir. -İhtiyacı yoktur hiçbir tarife de. -Tüm canlıların ortak kullandığı bir dildir. -İkametgahı kalp, sembolü güldür. -Allah’ın, yarattıklarına bahşettiği en büyük ödüldür. . Aşk aradım ben de her fırsatta, duramadım. Çöl sıcağında yüzme değen kar tanesi gibiydi, Aşktan daha güzel bir şey bulamadım. Aşk, herkesin bildiği sır, Bazen gerçek bazen yalan, Bazen bir asır, bazen bir an. . -Herkesin yüreğinde, Uyandırılmayı bekleyen bir aşk yatar.- -Gerçekse, aşk bir nimettir.- . Aşık, aklı kalbine teslim olmuş kişidir. Yani, -Aşk, zincirsiz tutsaklıktır.- . Asıl olan aşktır, Sözle tarif edilmez. Tarifsiz bir tattır, Azıyla yetinilmez. . -Aşk, Tüm canlıların ortak kullandığı bir lisanın adıdır.- -Aşk, karnı hep aç bir kedidir. . Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır. -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.- . -Aşk, sakin bir tanışma değil, Şiddetli bir çarpışma halidir.- -İnsanın kendi kendine çözemediği tek problemdir.- . -İnsanı dünyanın en güçlü mıknatısı gibi çeker.- Okuduğunuz şiirin her mısrasında, sevdiğiniz size göz kırpar. Nefesinizi tutsanız, taklacı güvercine dönen kalbiniz yanardağ gibi patlar, Ne eve, ne sokağa, ne de koca kente sığamazsınız. Kılcal damarlarınıza kadar, mola vermeksizin onu düşünmekten uyku girmez gözünüze, günlerce uyuyamazsınız. (Zaten, -Aşıkken uyumak haramdır, uyuyan da haindir. -) . -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . Aşk insanı bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döndürür. Aslında, -Aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.- . -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi, -İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı öğreniyor önünde sonunda.-) Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz, Yine de dağlara hiç baş eğmedik. Kana kana içip yaşarken öldüğümüz, Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik. Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik, Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz, İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik. . Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik. Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik. Ve Güzeldir yardan gelen, Ondan gayrı ne varsa haram olsun Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm, Ondan gelirse belâm olsun dedik. . Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz. -Aşk; su arayan ateştir.- Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir. . Ve -Aşk, İçi ateş dışı buz, Girer yanarsın, çıkar donarsın. Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.- . -Aşk bir denizdir, batmadan yürüyebilene aşk olsun...!- . Ve yine -Aşk, Defter arasında bir tutam gül kokusu.- Ve -Aşk on üçüncü ay, beşinci mevsimdir.- . Çooook büyüksün aşk...! . Ya olmasaydın, Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere? . Gün yanıyor, gece sular altında, Bana öyle güzel bakma...! Taşa donerim sevmezsem, Allahım, Aşsız bırak ama, Ne olur beni aşksız bırakma...! 13. -Biz, suyla yanıp ateşle sönenlerdeniz. Pervane misali, ölünceye dek sevdiğimizin etrafında dönenlerdeniz.- -Boyun bükmüş papatyalara kıyamadığımızdan, Sevilip sevilmediğimizi hiç öğrenemedik, hüznümüz ondan.- . -Aşk akıl işi değildir.- -Aşkta pazarlık edilmez, Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.- -Durup dinlenmeden yenilenir, Her demdir aşk. Her şeyin üstünde, Elbette bir erdemdir aşk.- -Makul bir kıskançlık, aşkın en temel şartıdır.- . -Seven ne boya, ne soya bakar.- -Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.- . Kimileri, diriler şöyle dursun deyip, Çiçekleri bile ölülere alırken. -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.- -Acaba kaç yaşındadır seni seviyorum demek?- . Yaşanmışlıklar ve kör yıllar, Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir. Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz, Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir. . -Ne mutlu sevenlere, sevilenlere. Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.- -Zira gönül bahçesine baharı getiren de, götüren de yârdır.- . Parantez içi (Haydi...! Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar. -Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir. Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-) . -85 yaşındaki kadın kocasına sordu: Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun? Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı: Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?- . Eyy yaşadığı şehri şiir kılanım, Gülüşüne serçeler konanım. Benim senden başka şiirim mi var ki...! . -Sevmek, ne mucizevi bir kelime, Sevenlere selam olsun, doğumdan ölüme.- Bazı yaralar kansızdır... Kaderin ayakları altında ezilenlerin. Aşk acısıyla deli divane gezinenlerin. Bazı duygular vatansızdır... Sevda, sadakat, hasret Seni kirletip öldürdük ey aşk, bizi affet...! . Ölene kadar seni seveceğim diye yola çıkanlar, Göz açıp kapayıncaya kadar yoldan çıktılar. Aşk bizim neyimize kalk gidelim gönül, ne kadar az sadakat var...! . Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli. . Fakat ben kirlettim; Bütün hata benim, Önce gözlerine iman ettim, Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim. Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam. Kıymet bilmez başka biri uğruna, Bataklıkta çırpına çırpına tükettim. . Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin. Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin. Oysa, -Birazcık sadakat, Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.- -Tek bir kavuşmanın sevinci, Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.- -Ağaçlardan da mı öğrenmedin? Bir adımlık hasreti, Bir ömürlük sadakati.- . Yani..., -Benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur. -Kansızdır sevda kesisi, el sürülerek iyileşmez.- Anladım ki, -Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.- . Eyy aşk, Azıcık dur, yetişemiyorum...! Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme, Gözyaşlarımdan öp beni. . Aşık oldum, dünyaya vuruldum. Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım. . Sonuçta AŞK İŞTE...! Sadece bir yanılsamadan ibaret. . Gün olur yalan, gün olur hakikat sanıyor insan. Gün olur küller içinde, gün olur güller içinde kalıyor insan. Aşk işte...! Neylersin...! Aşktan başka, bizim diyebileceğimiz neyimiz var şu dünyada? -Şu masmavi gökyüzü bizim Güneş bizim, ay bizim, yıldızlar bizim Kapkara yeryüzünde bu kavga niye? 14. -Büyüdükçe Kirlendik, Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü.- -Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.- -Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri rmümkündür.- . Gerçekte biz, Darağacında simsiyah gölgeydik. İndirdik masmavi göğü yere, Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları Ama’ya gökkuşağı önerdik, Kara kara insanlara rengarenk güller verdik. Oysa güneşin saçları sarı sarı, -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.- (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.) . -Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek Çünkü gelişmek değildir büyümek.- Ve Her çocuk zamanla adam olur. Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek, Sadece reçel yanaklar kaybolur. Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-) . Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük. Parantez içi (İlk cinayetimiz.) Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti. Yer açtıkça günahlarımıza, İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti. Şimdi alacakaranlık kuşağı, Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti. . Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar. Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar. Serçe olursun kanatlarını kırarlar. Ah şu insanlar...! Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar. Toplumsal Dejenerasyon, Kirli Kalabalıklar...! 15. Sabır, erdem, adalet. Vefa, vicdan, merhamet. Sevgi, sadakat, samimiyet. İşte sermayem, işte onurum, İşte şerefim, işte şöhretim, işte servetim. . Benim maksadım, Para-pul, makam-mevki sahibi olmak değil, Her türlü kirlenme arasında insan kalmak. . Toplumlar adaletsiz, sevgisiz, duyarsız, çürümüş ve kirli bir atmosferin boyunduruğu altında. . Doğanın yanında, insanın insandan bıkması da, Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da, İnsanın insana çok uzak olması da, Çağımızın en büyük sorunu. -İnsanın, insanla konuşmadığı, Arı kovanı gibi kentlerde, ayrık otu gibi yaşadığı bir çağdayız.- Kimsesizliğiyle baş başa kalmış, kılavuzu yalnızlık olan hayatlar, Sürgündeymişçesine kendi yurtlarında gurbeti yaşıyor. Kalabalıklaştıkça kentler, insan insana yabancılaşıyor. . (Ey insanoğlu…! Güneş yüzüne değil, yüreğine vursun ki İçindeki buzullar erisin.) . İnsan zor bir ülke, adeta duvar insan insana, Hangi ara kaybettik, nerede gülen yüzlerimiz? Menfaat çağındayız kusurların fazilet gibi gösterildiği, nasıl bu hale düştük biz? Ağlama demeyin insanlara, dünyanın arınmaya çok ihtiyacı var. Gerçi bozulan dünya değil, aslında kalplerimiz. . Bunca kirlenme arasında, Erdemli bir insan olarak kalmak zor. Hamuru bozulmuş, Zehirli bir sarmaşık gibi insanoğlu, İnsan, insana hasret yaşıyor. . Son zamanlarda; Utanır olduk insanlığımızdan, Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki, Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak. . Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti, Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın. Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik, Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu. Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu. (Bazen ben de, hiç kimseye görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.) -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.- Çünkü, Küçük insanlar, küçük şeyleri büyütür. Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir. Oysa, -Ego yönetimi bir sanattır.- Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız, Sonunuz ya duvar ya uçurumdur. -Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık. Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını, İyi insan olmak için cebin değil, Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.- . Ancak, Kötüler iyi görünmede ustalaştı. Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi. İyileri kötü, kötüleri iyi, Delileri dahi, dahileri deli gibi gören, Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik. -Ki bir yerde kötülük yaygınsa, Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.- . Aç parantez (İyilik arttıkça kötülük azalır. Ancak, Ne iyilik, ne kötülük umurunda, Çağımız imaj çağı, -İnsan insana, hep kendini beğendirmek arzusunda, Ömür tüketiyor aynanın karşısında.- Maskeli bir yaşam sürdürüyor, Ve çok büyük bir uçurum var dışarıya göstermeye çalıştığı imajla, arkasındaki gerçeklik arasında.) ‘Eskidi at, yenisini al kültürü’ ilişkilere egemen olmaya başladı. -İnsan insana bir nesne gibi bakıyor.- Bırakınız doğayı, diğer canlıları... İnsanlar bile kullanıp atmalık. Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan. Bir sanayi ürünü muamelesi çekiliyor insana. Error verirse format atılacak hard disk, Canın isteyince açılacak cep uygulaması, Okuyunca kenara koyulacak kitap, Merdiven basamağı, Araştırma projesinde denek, Satranç tahtasında piyon, Ya kurşun asker, ya kukla... Beyinler kopya, kalpler kopya. . İnsanlar standartlaştı, Beyinlerimiz hurdalığa döndürüldü, Zihinler sömürge, işgal altında. Zihinsel enfeksiyon dorukta. Beyinlerimize işlenen mitlerden arınmak, takılan çiplerden kurtulmak mümkün değil. Pranga vurulan zihinlerimize atılan sis bombaları, gerçekleri görmemizi engelliyor. Her şeyin başı itaat, sorgulamak sizin ne haddinize, ne düşerse bahtınıza deniyor. (Nelere köle ettiler bizi nelere, hiç düşündünüz mü?) . Oysa, -Sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!- Onlar ne yaptı? Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı. . -Ağaçların bile serçeleri var, rüzgarları var, yağmurları var. Bizimse hayallerimizi dahi elimizden aldılar, her şeyimizi çaldılar.- . Her şey olabiliyor insanın olduğu yerde. Mesela ben, deva diye sunuldum her derde: Ateşe attılar kül oldum, toprağa ektiler gül oldum, pazarda sattılar kul oldum. . Çaresizlik, hayal kırıklığı, insan yerine konmama, Tutunabilecek bir dal bulamama, İnsanları içten içe çürütüyor. . Aç parantez( Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.) . -İnsanlar mal değil, -İnsanlar baston değil.- -İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.- -Kalabalığın değil, kalbinin gösterdiği yola gitmeli.- Çünkü zihnimizi ele geçirebilirler ama kalbimizi asla. Yani anlayacağınız arsız zamanlardayız Üzerimize konan sinekler bile, Ya kahrından, ya utancından ölür oldu. . Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz. İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık. İnsanlık insanı tanımak zorundadır. Mesela ben insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum. Ancak anladım ki, İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar. Her yer insan, ancak insaniyet kayıp. . Böyle giderse, bir yıkım ve çürümüşlük içindeki insanlık kayboluşun eşiğinde demektir. Eyy İnsan…! Çürüyen zeytinin bile çekirdeği var, sen ölürken ne bırakacaksın? . Tekrar aç parantez (Her şey kötüye gidiyor insanoğlu sevgisizleştikçe. Ve beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı. Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum. -Bıktım usandım, Önden kucaklayan, Arkadan bıçaklayan, Dost görünümlü iki yüzlülerden.- -Bir ağaç gölgesinin dostluğunu, Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-) . -Yeryüzü çok kirli, göğe bakmak istiyor insan.- . Esasen, -Hayat susunca, dünyaya küsünce, İnsanın saklanıp sığınabileceği bir yeri olmalı, Ki nefes alabilsin, huzur bulabilsin, kendiyle baş başa kalabilsin.- -İnsan, bazen akşam güneşi gibi kaybolup gitmek istiyor.- Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya, antidepresansız yaşamak için uygun bir yer değil.- İnsan ne kadar sevebilir ki. . (Meğer masala kanan bir çocuk gibi kanmışım dünyaya. Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, Bu yaşama işini beceremiyorum çamura bulanarak. Kendimi sihirbaz şapkasına sıkışıp kalmış tavşan gibi hissediyorum.) Sanal Alem ve Maddeci Toplum İnsanlar zenginleştikçe, ruhları fakirleşiyor. 16. Gerçekle yapayın savaşı başladı, Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü. . Sanal alemde yaşayan, En büyük silahın para olduğu, Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz. Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor. Biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi kullanıyor. . Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu. Çünkü, -Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.- . -Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız. Hayatın neredeyse yüzde 80’i fake. Sosyal medyanın zehirlemediği bir çocuk yok. . Aç parantez (-Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.-) . -Herkes birbirine akıl vere vere, Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.- . Parantez içi (Aklı gelgitlilerden değil, Zihni parazitlilerden korkmak gerek.) Çocuklarımızı, telefon ışığıyla aydınlanan yorgan altı küçücük bir dünyaya hapsettik. Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası. İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı. Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı, Cep cebe iletişim her yeri sardı. Oysa biz; -Cam cama değil, can cana, Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.- -Muhabbetin makbulü, cam cama olanı değil, yan yana olanıdır.- . Bir kalbimizin olduğunu unuttuk, Duyguların önemi yok artık, -Maddiyatın veremeyeceği insani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.- . Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik. -Bazılarında, bir çay kaşığını dolduracak kadar bile vicdan yok, merhamet yok.- Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk. . Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.-) . Başarı ya da başarısızlık, Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu. Madde egemen bir toplum düzenine geçtik. Para güç, parasızlık güçsüzlük sayılıyor. -İnsanoğlu, maalesef, onur, şeref, merhamet, vicdan gibi manevi kayıplarından ziyade, en çok maddi kayıplarına üzülüyor.- . Halbuki önemli olan, -Hayattaki başarın nedir diye sorduklarında, İnsan olmayı başardım diyebilmektir.- -İnsan olmayı eline yüzüne değil, özüne bulaştıracaksın.- . Dolayısıyla son zamanların sorusu şu; Çok güzel, çok zeki, çok zengin olabilirsin, İnsan olmayı becerebildin mi peki? Eminim, çoğumuz insan olma dersinden sınıfta kalırız. Gözlerimiz görse de, kalplerimiz görme engelli. . Parantez içi (Vitamin eksikliği diyoruz vitamin alıyoruz. Ya insani değer eksikliklerimiz için ne yapıyoruz? Mesela, bende tevazu, hoşgörü, empati eksikliği var deyip çare arayan var mı? Merhamet eksikliği var, neden ben vicdanlı birisi değilim diye doktora giden var mı? Hiç doktor kapısı çaldınız mı, neden aşırı kibirliyim diye?) . Hayatta kalmayı paraya bağladığımız için Paraya pula insanlığımızı satar, İlişkilerimizi maddiyat üzerine kurar hale geldik. (Laf aramızda, -Bir gün yakalarsam, paraya, benden neden hep kaçtığını sorucam.-) Oysa, -İnsan maddiyat için değil, maddiyat insan için vardır.- -İnsaniyet servetle, cüzdanla ölçülmez. Yürekle, vicdanla ölçülür.- . Aç parantez (Gerçi bazı vicdanların son kullanma tarihleri çoktaaan geçmiş. . Herseye rağmen siz iyi insan olun, Sıkı sıkı tembihleyin kalbinize, Vicdansız, sevgisiz ve umutsuz olma diye. . -Dilinizi susturabilirler, ya zihniniz ne olacak?- . -Diliniz susabilir ama vicdanınız sakın susmasın. Unutmayın, konuşan vicdan susan vicdandan huzurludur.- -Sahibine, suçlu sensin diyebilen vicdan özgürdür.- . Onur, şeref, haysiyet, erdem ve merhamet para ve diplomadan daha değerlidir. (Mesela ben: Yat kat, mal mülk, şan şöhret istemiyorum sımsıcak bir kalp yeter bana.) Şişko Dünyayı Zulüm Tarlasına Çevirdik 17. -Buca zulme bunca acıya bunca haksızlığa, bunca hukuksuzluğa katlanmak için Keşke bir mamut ya da dinozor olarak dünyaya gelseydim.- . -Kan ve gözyaşıyla yazılmış ne çok şiirimiz var.- -Acılar koyulaştıkça, çayın demi de koyulaşır.- -Biriken acıların ağırlığı, bu dünyayı batıracak bir gün.- . -İnsanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.- . Ölüm her yerde kol geziyor. Ne büyük vahşet, ölecek olanı öldürmek. Yok mudur bu savaşın insan öldürmeyeni? . Oysa çocukken, Savaşın başına barış ören, Tüm mermileri çiçeğe çeviren, Düşmana kurşun yerine gül veren neferlerim vardı benim. En güzel ben yenilirdim, Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim vardı benim. . Parantez içi (Sadece kazandıkları değil bazen de kaybetti
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir
Okuyacaklarıma Ekle
83
1.352
400 syf.
·
2 günde
·
4/10 puan
Ah Milena, Vah Milena, canım Milena...
YouTube kitap kanalımda Milena'ya Mektuplar kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim : youtu.be/FLNbCSjFh2I "Nasıl yani?! Bir Kafka kitabı ve 10 üzerinden 4 puan mı verilmiş? Ama iyi de bu nasıl mümkün olabilir ki?" diye soruyorsanız bu incelemeyi sonuna kadar okumayı unutmayın. Sonuna kadar okumayan bir sabah kendisini yatağında Gregor Samsa gibi kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulsun... Şimdi bu kitap öyle bir kitap ki, Kafka neredeyse her mektubun başında "Ah Milena, vah Milena" diye sayıkladığında aklıma sürekli Batman'in Robin'e attığı tokat geldi. Yani tam olarak şöyle: i.ibb.co/dfp740J/ahah1.jpg Gerçekten Kafka'nın artık biraz susmasını, Milena'yı darlamamasını ve kendi kurgularına bakmasını istediğim bu kitapta elbette harika cümleler de yok değil. Fakat çok muhtemel ki, 20.yy'daki Prag'da Tinder uygulaması henüz icat edilmediği için ve Kafka'nın da yalnızlık başına vurduğu için bu konuda birilerini darlama ihtiyacını Milena'ya yolladığı mektuplar üzerinden sağlamış gibi görünüyor. Bu kitapta Kafka o kadar sıkıntılı ve saplantılı bir aşk biçiminin içinde bulunuyor ki, bir süre sonra yurtdışındaki Posta ve Telgraf Teşkilatı'na gizlice sızıp Kafka'nın mektuplarının Milena'ya ulaşmasını engellemek istediğim bile oldu. Hatta şu alıntıyı örnek vermem yeterli bile olabilir bu sıkıntılı aşkı size özetleyebilmek için: "Ben bütün zamanımı ve bütün zamanımdan bin kat fazlasını ve daha da iyisi, dünya üzerinde var olan bütün zamanları senin için kullanmak istiyorum; seni düşünmek, senin içinde nefes almak için." [s. 111] BRUHH. Kendi görüşüme göre ne bütün zamanımı ne de bütün zamanımdan bin kat fazlasını, hatta ve hatta dünya üzerinde var olan bütün zamanları hak edecek bir insan bu dünya üzerinde yok. Çünkü Yusuf Atılgan'a göre de "Aylak Adam'ın aradığı gerçek sevgi bu dünyada yoktur" Eh peki hadi birisini bulduk diyelim, o zaman da evli olan bir kadına karşı bunları demezsin be Kafka... Yani bütün sosyal medya platformlarında hesap açıp da evli bekar fark etmeden her kadına yürüyen bir manyak tiplemesi gibi bir şey geliyor gözüme şu anda bu kitaba ve içindeki mektuplara baktığım zaman. "Sana da ne mesajlar geliyordur şimdi" temalı merakların katilisin be Kafka... Bu kitabın tek taraflı bir mektup süreci içermesinin sebebi muhtemelen Milena'nın Kafka'yı bir sosyopat olarak görmesi ve keşke mail'ın icat edildiği çağda yaşasaydım diye düşünmesinden dolayı olabilir. Eğer ki Kafka ve Milena şu an çağımızda yaşasaydı, Milena ilk fırsatta Kafka'nın mail'ını spam olarak işaretler ve e-posta listesindeki aboneliğini sonlandırırdı. Sonuç olarak evet, bu bir Kafka kitabı ve hatta ben de profil fotoğrafımda uzun zamandır Kafka'yı taşıyorum. Onun irrasyonel görüşlerini ve çağ hakkında yazdığı çıkmazları artık okumaktan öte içselleştirmiş ve kendi benliğimin uzantısına katmış biriyim. Fakat yine de, Kafka'nın mektuplarındansa kesinlikle kurgu kitaplarını tercih ederim diyen biriyim aynı zamanda. Dava'daki arayış sürecini ve bilinmeyenin peşinden gidilişi; Şato'daki görünen hedefe bir türlü ulaşamayış sürecini; Dönüşüm'deki yabancılaşmayı ve toplumun soyutlanmış insanlara karşı kayıtsız kalışını; öykülerinde ölüm, yaşam ve birey sorgulamalarını okumayı daha çok tercih ediyorum Kafka'nın. Bu incelemeyi sonuna kadar okuyup yarın sabah uyandığınızda kendinizi yatağınızda kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulmamayı tercih ettiniz, umarım siz de bir gün yazdığınız mektuplarla bir insanı bu kitapta olduğu gibi darlamazsınız.
Milena'ya Mektuplar
7.7/10
· 35,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
16
1.071
112 syf.
·
9/10 puan
KAFKA OKUMA REHBERİ
YouTube kitap kanalımda Kafka'nın hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI Aylardır hazırlamak istediğim ve yıllardır da düşünsel altyapısı için uğraştığım "Kafka kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. Bu inceleme yaklaşık olarak 20 kitabın, pek çok makalenin, binlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır. Sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de haftalarınızı alacak Kafka okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve onun anlaşılmazmış gibi gözüken detaylarını anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz. Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için de bu iletiyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Öncelikle Kafka'nın çocukluk veya öğrenim yıllarını biyografi kitaplarında ya da internette zaten her türlü bulabilirsiniz. Benim bu incelemeyi/okuma rehberini oluşturma amacım, Kafka hakkında kitaplarda ya da başka incelemelerde göremeyeceğiniz çıkarımları benden duyabilmek olmalı diye düşünüyorum. Yani bu incelemeyi okumak için ayırdığınız zamana ve dikkate değmeli. Bunları dedikten sonra ilk olarak "Neden okuma rehberini Babaya Mektup kitabı incelemesi olarak yazıyorsun?" sorunuzu cevaplayayım. Çünkü arkadaşlar Babaya Mektup, Dava'dır. Babaya Mektup, Dönüşüm'dür, Şato'dur, Milena'dır. Babaya Mektup Kafka'nın her şeyidir. Eğer ki Kafka'ya sonsuz bir ayna tutmak isteseydik ve doğum anından ölümüne kadar ürettiği düşüncelerine bakmak isteseydik bence o aynanın adı kesinlikle Babaya Mektup olurdu. Bu incelemeyle birlikte size kitap okumalarınız sırasında işe yarayacak bazı püf noktaları da vereceğim aslında. Çünkü doğduğumuz andan itibaren çeşitli siyasi ideolojilere, şehir hayatına, bir aileye, arkadaş çevresine, düşüncelere ve kendimize maruz kalıyoruz. Biz nasıl bu tür şeylere maruz kalıyorsak, yazarlar da aynı şeylere maruz kalıyor. O yüzden kitap okumalarınız sürecinde kendinize "Kafka nasıl bir çağda yaşadı?", "Kafka nasıl bir şehirde doğdu?", "Kafka'nın ailesi onun kitaplarını nasıl etkiledi?" türünden sorular sorarsanız yazarların kitapları için pek çok bilgiye kendi sorgulama süreçlerinizle de ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum. Peki biz de soralım madem öyle... Kafka nasıl bir çağda yaşadı? Faşizmin baba gibi olduğu, insanın özgürlüğünün hiçe sayıldığı, insanın kendi Dava'sını aramak zorunda bırakıldığı, Kafka'nın Dönüşüm'deki bir böcek gibi birileri tarafından ezilmiş hissettiği, hümanizmin azalıp ataerkilliğin ve güçlü olanın iktidarının arttığı bir çağda yaşadı. Yani Kafka'nın bütün kitapları dünya insanlarını ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Faşizm'e Mektup"tur aslında. Kafka nasıl bir şehirde doğdu? Gotik mimarisiyle, heybetiyle ve görkemiyle içinde gezerken Kafka'nın kendisini bir böcek gibi hissetmesine sebep olan, sivri kuleleriyle Tanrı'ya doğru ulaşmak isteyip de insanların kendi Tanrılarına bir türlü ulaşamadıkları, insanı ezen bir ölçekte olup da onu kendi Dava'sını aramak zorunda bırakan, bu ezilmişlikte kendi hedeflerinden oluşmuş ve Tanrı'nın oturduğu bir Şato'ya ulaşması söylenen, sevdiği kadınları barındıran bir Prag'da doğdu. Yani Kafka'nın bütün kitapları Prag insanlarını ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Prag'a Mektup"tur aslında. Kafka'nın ailesi onun kitaplarını nasıl etkiledi? Bir böcek gibi ezdi babası oğlunu. Bir nevi faşizmin ve doğduğu şehir olan Prag'ın ev versiyonuydu onun babası. Kafka'nın kendi Dava'sını aramasına babasının etkisi çok büyüktü. Bu yüzden Ceza Kolonisinde kaldı. Bu yüzden Bir Kavgayı Tasvir etti. Bu yüzden hayatında Amerika'ya hiç gitmeyip Amerika romanını yazdı ve yarımlıklarla, çağı gibi bulanıklıklara, bir sonuca varmayacak gidiş yollarıyla oluşan bir hayat kurdu kendine. Buydu onun ruh mutfağı. Yani Kafka'nın bütün kitapları onun evindeki insanları ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Babaya Mektup"tur aslında. Bütün bunlar arasında kadınları çok sevdi Kafka, öldükten sonra ruhuyla kardeşlerini Yahudi toplama kamplarına uğurladı, arkalarından bütün dünyayı kurak bırakacak kadar su dökse bile kardeşleri bir daha geri dönmemek üzere imha edilmişlerdi, hiç yaşamamışcasına... Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında yatağında kendisini bir böcek olarak bulmuşsa, Josef K. bir gün evinin kapısını açtığında karşısında ona "Tutuklandınız!" diyen iki adam görüp suçsuzluğuna suç kılıfı aramak zorunda bırakılmışsa, hiç ulaşılamayacak bir Şato'ya ulaşabilme ihtimallerini aramışsa, hedefler olmasına rağmen yol dediğimiz şeyin tereddütlerden ibaret olduğunu bize anlatmışsa, kafes bir kuş aramaya çıkmışsa, kadınları sevmişse ve onları mektuplarıyla darlamışsa bunun en büyük sebepleri Kafka'nın kendi babası olan babadır, kendi halkının babası olan Prag'dır, Avrupa'nın o zamanki babası olan faşizmdir. Yani her insan mutlaka bir "Babaya Mektup" yazar o çağda. İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI “Aşırı tutkulu bir Kafka hayranı olmak istiyorum ve bütün kitaplarını okumak istiyorum” okuma sırası bence şöyle olmalı: - Babaya Mektup - Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler (İş Bankası'ndan okudum) - Bir Kavganın Tasviri (Can'dan okudum farklı bir çeviri için) - Amerika - Dönüşüm - Dava - Şato - Aforizmalar - Günlükler (1909-1923) - Ottla'ya ve Aileye Mektuplar (1909-1923) - Felice'ye Mektuplar (1912-1917 verem) - Milena'ya Mektuplar (1920-1924 ölümüne kadar) “O kadar detaya gerek yok, Kafka'nın en önemli kitaplarını okusam da bana yeterli olur” okuma sırası ise bence şöyle olabilir: - Babaya Mektup - Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler - Dönüşüm - Dava - Şato - Günlükler - Milena'ya Mektuplar Ek olarak okuyabileceğiniz bazı biyografi ve eleştiri kitapları: - Albert Camus, Sisifos Söyleni kitabındaki Kafka eki - Klaus Wagenbach, F. Kafka - Yaşamöyküsü (Bütün kitapları okumadan önce de okunabilir) - Ernst Fischer, Franz Kafka (Dönemin ve zamanın siyasi, sosyolojik ruhu, Habsburg Devleti ve Kafka kitaplarının genel perspektifi) - Max Brod, Kafka'da İnanç ve Umutsuzluk (Kafka'daki korku, inanç-inançsızlık ve çağa karşı duyulan umutsuzluk temaları ağırlıklı) - Marthe Robert, Franz Kafka Gibi Yalnız (Genel olarak Yahudilik ve Kafka'nın bu konuda yaşadığı çelişkiler üzerinden gidiyor) Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için bu iletiyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Keyifli ve Kafka'nın çıkmazlarının arasında çıkış yollarının ihtimallerini daha çok keşfetmeye yakınlaşabileceğiniz meraklı okumalar dilerim.
Babaya Mektup
7.8/10
· 22,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
51
776
224 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
TUTUKLANDINIZ
YouTube kitap kanalımda Kafka'nın hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI 18 Şubat 2017 tarihli incelemem : Paranoyaklık üst seviyede! Geliyor birileri sabah hiçbir şey yokken kapınızı çalıyor. Aa yoksa siz ayakkabı aldınız da kargonuzun geldiğini falan mı sandınız? Yok öyle bir dünya. Karşınızda hiç de önceden görmediğiniz hatta mahallenizde bile görmediğiniz adamlar. Ne yapabilirsiniz ki? Dilenciye bile kapını açmazsın. Bu adamlara niye açma isteği duyarsın ki? İşte senin davan bu. Senin davan burada başlıyor. O adamlar senin nefsin ve sen o kapıyı açana kadar da orada duracaklar. Sen ne kadar o adamları ve davanı düşünürsen o kadar bu davanın içine gireceksin ve çıkamayacaksın. Ne kadar da Truman Show'vari bir dünya değil mi ama! Dava size nasıl kaçacağınızı öğretmez. Kaçamazsınız da zaten. O merak dürtüsü yok mu o merak dürtüsü. Sizi yiyip bitirir. Bir bakarsınız sizden yukarıda olan insanların odasından çıkarken onların size karşı öksürdüğünü ve size yukarıdan baktığını görürsünüz. Budur sizin davanız, neden o insanlar yukarıdayken ben aşağıdayım diye kafanızı yiyip bitirirsiniz. Sen o kafayı yiyip bitirene kadar davan da seni bekler oralarda bir yerde. Aslında dava da hem her zaman vardır hem de hiçbir zaman yoktur. İsteyen ve onla tanışmak için can atan kimseler için bu böyle değil midir zaten? Kapına kargo gelmesini beklerken böyle adamların gelmesini nasıl açıklayabilirdin ki annene? Normal bir gün olacağını sanıp camış gibi koltuğunda yatıp Whatsapp'ta arkadaşlarınla grup sohbeti yapacağın yerde senin davanı hatırlatıp sana "Tutuklusunuz, bundan başka bir şey bilmiyoruz." diyecek adamlar olsa senin tepkin ne olurdu sanki? Dava, sizin davanız efendiler. Bu kitap yazılmasaydı bu davadan habersiz kalacaktık. Zira bu dava hep içimizde, bizi her gün yiyip bitiriyor kapımıza gelmese de. 29 Aralık 2018 tarihli incelemem : Yukarıda yazdıklarıma bakıyorum da aslında bu kitap hakkında hiçbir şey yazmamışım. Çünkü ne Kafka'nın durmadan olayları hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalamasındansa kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine bizi gömmesinden, ne resmi makam hiyerarşilerini insana kasvet verici bir şekilde anlatmasından, ne de bir hedefin olup yolun net olmamasından -yani yolun bir tereddütten ibaret olmasından- bahsetmemişim. Evet, doğrudur. Kafka beni büyüten yazarlardan biridir. Dava, Kafka macerasına atıldığım ilk kitaptı. O güne kadar hiç böyle bir yazarla karşılaşmamıştım, çünkü onun kitaplarına roman deyip geçmek saygısızlık olurdu. Dava, Kafka'nın, insanı tereddütler silsilelerinin birleşimiyle tanımlayan ve hedefi belli fakat yolu olmayan bir karışımıdır. Kafka, bu romanda bir insan kimyageridir ve içinde olup biten sorgulama buhranlarının oranlarını çok iyi bildiğini size net bir şekilde yansıtır. Şato kitabından farklı olarak Dava'da daha olumsuz ve distopik bir senaryo vardır. Dava = 1984 olsaydı, Şato = Cesur Yeni Dünya olurdu. Çünkü Cesur Yeni Dünya gibi Şato'da da her zaman bir olumlama bulunmaktadır. Fakat Dava'da olayların içine daha fazla gömülünür. Kafka, bu romanda bir mezarcıdır ve ponçik sonuçlara ulaştırmak yerine sizin mezarınızı daha çok kazar. Dönüşüm kitabından farklı olarak Dava'da sürekli bir "id" basamağında kısılı kalmış bir adamdan bahsedilir. "Ego"suna geçmemesi gerektiği istenen, halkın sıradan ve sorgulamayan insanlardan biridir K. İsmi bile sıkça söylenmez, sahi Kafka zaten karakterlerinin toplum içindeki yerlerinin hiyerarşiler içerisinde bulanıklaştığının çok iyi farkındadır. Kafka, bu romanda bir Kafka psikolojik buhranlar hiyerarşisi piramidi kılığına bürünür ve alt basamaktan üst basamaklara kadar insanın buhranlarını tanımlar. Piramidin taşlarını kendi elleriyle tek tek koyan da yine toplumun kendisidir.
Dava
7.6/10
· 36,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
23
583