• Yazarın dediği gibi: "Hiçbir zaman başkaldırma şansımız olmamışsa, asla kendi kendilik'imize sahip olamamak gibi bir anlamsızlığı yaşamak zorunda
    olmak kaderimizdir."
  • " İşte bu süreç kişinin kendine ihanet etme süreci. Kendine ihanet eden, yüzyıllar boyunca ihanet etmiş bir insanlık. Ben bunun bir parçası olmayacağım. Çünkü ben kendi varoluş fikrimi geliştirmeyi tercih edenlerdenim, her cevapta değiştirmeyi değil."
    Akilah Azra Kohen
    Sayfa 65 - Bilge
  • 317 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar var ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren şeylerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz aitliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
    Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; sanki taş yermişcesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil( benzeyen) tavırlarından doğmaktadır."
    Bu alıntı kitaba adını veren bir sayfalık yazıdan yapılmıştır ibretlik dersler çıkarılacak kısa bir yazıdır.

    Kitap bir kaç sayfalık kısa yazılardan oluşmaktadır içinde pek çok başlık altında kaleme alınmış yazılar mevcut. Her birinde değinilen konular hassas ve incelikli yazarın kalemi keskin ve de oldukça güçlüdür. İçinde bana göre çok uçlarda olduğunu düşündüğüm konular da var can-ı gönülden katıldıklarım da.

    Pek çok yazıyı okurken kendimi, kendime sohbet verirken buldum göz yaşları içerisinde.Karşıma dizdim pek çok halimi ve can-ı gönülden onlara okudum bu yazılanları. Karşımda çocuk Fatma da vardı, aklı bir karış havada genç Fatma da, nefsine hakim olamayan Fatma da vardı, modern yaşama kendini kaptıran Fatma da, Batı'nın rüzgarına kapılmış Fatma da vardı, kendi öz kimliğinden uzaklaşmış Fatma da hepsi dinledi beni can kulağıyla ne kadar aldılar almaları gerekeni zaman gösterecek. Belki yeniden tekrar ele alınacak bu eser baştan sona değilse bile bazı bölümler tekrar tekrar ele alınmalı.

    Belki tuhaf gelecek ama yazarın üslubu okurken bende Malcolm X'in Alex Haley'e dikte ederek yazdırdığı ve tam anlamıyla tamamlanamayan ( çünkü kendisi kitap yazılırken süikaste kurban gitmiştir) biyografisini oradaki tarzı ve yaklaşımları anımsattı.

    İnsan bu dünyada bir sınav alemindedir. Hepimiz kendi imtihanımızın pençesindeyiz, kendi kendimizle cihad içindeyiz. Nefsimizle, şeytanımızla, şeytanlaşmış insanlarla bir dolu mücadele içinde doğruyu ya da doğru yolu bulmak için mücadele veriyoruz. Kimine nasip olur kimine olmaz, kim bulunduğu yerin değişmeyeceğinden emin olabilir, Rabbim bile kulları hakkında hüküm vermek için onların son nefeslerini vermelerini beklerken bizdeki bu hüküm verme aceleciliği nedendir? Kalpleri evirip çeviren Rabbim değil midir? Nuh Aleyhisselam gemiye oğlunu bindirememiştir acz içinde Rab'bine yalvarırken o benim oğlum nasıl binmez ya rabbi der Rab ona cevap verir ne zaman senin oldu? Lut peygamber de yine aynı şeyi eşiyle yaşamıştır onu kendine döndürememiştir eşi de helak olanlar arasındadır. Yani peygamberken onlar bile en yakınındakileri doğru yola getirme yetisine sahip değilken tebliğden yükümlü iken biz ancak örnek olarak vicdan temizliği ile Rabb'imize dua edebiliriz. Öyle ise bizim bu acımasızca eleştirilerimiz nedendir? O hor bakılan kişinin Allah'ın katında çok daha üstün bir kişi olarak ölmeyeceğinden nasıl bu kadar emin konuşabiliriz. Ben müslümanım diyen insanların keskin, kırıcı, uzaklaştırıcı tavırlarından rahatsızlık duyuyorum. Bir insanı sevmem için illada müslüman olması gerekmiyor, elbetteki müslüman kardeşlerimi koruyup kollamam gerektiği bilinci var ama yaradılanı yaradandan ötürü seviyorum.

    Son olarak yazar ve eserleri hakkında beni bilgilendiren bana okuma listesi hazırlamamda yardımcı değerli kardeşim Oldi ye çok teşekkür ederim. İsmet Özel okumaya devam edeceğim anlamaya çalışmak anlamlarında kaybolmak istediğim çok muazzam yazı ve şiirleri var ki Amentü ve Münacat şiirlerine aşık oldum.

    Kitapla kalın efenim keyifli okumalar...
  • 136 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Kitap ilk bölümü masalsı bir anlatı ile Ain hanımı anlatıyor ve siz Binbir Gece Masalları gibi bir öykü bekliyorsunuz. İlk bölümlerde Necip Mahfuz ve Hikayeci arasında geçişlerin olması orijinal bir anlatım tarzı olmuş.Hikayeci, Ain hanımın kusursuz karakterine dair özelliklerini anlatırken Necib Mahfuz araya girerek bu durumun normal olduğunu açıklayarak öyküye gerçeklik kazandırmış.Kurgu eski Türk filmleri kıvamında. Bir sonraki olayda neler yaşanacak diye heyecanlanıyorsunuz.

    Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Kahire; varlıklı, dul bir kadın: Ain hanım. Şımartarak büyüttüğü oğlu İzzet, arkadaşı Hamdun, ikisinin de âşık olduğu güzel Bedriye ve bahtsız Seyyide; bütün bir mahalle ve o mahallede Mısır’ın saklı yüzü. Necip Mahfuz, Aşk Zamanı’nda okurunu umutsuz bir aşkın çevresinde ördüğü entrikalara, yeraltı örgütlerine, kadınların cesaretle adım attığı tiyatro ve gösteri dünyasına götürüyor. Gerçekleşmeyecek hayallerin peşinde koşan, yolunu tesadüflerle ören ve kendi tercihi olan yalnızlığın içinde avunmaya çalışan amaçsız ve hedefsiz İzzet, en yakınlarının kaderini değiştirecek adımı attığında bu seçimin yalnız onlara değil kendine de ihanet olduğunu çok sonra anlayacaktır.


    Çocuklara kalıtımınızı verebiliyorsunuz fakat ahlak ve terbiyeyi bu şekilde veremiyorsunuz. Aile her türlü önlemi, her türlü çabayı vermesine rağmen çocuk karakteri gereği mi yoksa gizli zihinsel yaşantısından mıdır bilinmez sorunlu bir birey olabiliyor. Ain hanımın bütün özverisine, inancına, sabrına rağmen oğlu İzzet’in ruhunu şeytana satmasına engel olamaması gibi.
    O kadar dili sade ve güzel ki ben bayıldım bu romansı öyküye. 
  • 400 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Yazarın ilk romanı olmasına rağmen gayet başarılı. Ara-sıra polisiye romanların klişeliyini de kendinde barındıran, lakin kendine özgü bir akışı olan bir kitap. Sıkılmadan okuyacaksınız.



    Bu kısımdan sonrasını kitabı okuyanların okuması daha iyidir. Aralarda spoiler vericem.



    *****************************************


    İlk önce kitabın isminin klişe, çok kolay bulunan olmasının aksine bu hikayeye çok yakıştığını düşünüyorum. Çünki Emma'nın beyni kendine ihanet ediyordu. Daha açık konuşursak, beyni Emma'nı kötü olmaya zorluyordu. Bu yüzden ismin hikayeye tam olduğunu düşünüyorum.
    İkinci kısım yine dedektiflerin arasında romantizm olsa da, burdaki daha farklıydı. Klişelerden ziyade, yaş farkı vardı. En önemlisi kadın erkekten 10 yaş büyüktü. Bu daha çok dikkatimi çekti çünkü nadir rastlanan bir şey (hep romantizmde erkek kızdan büyük olur, erkek zengin, kız fakir olur). Yine sıradan dedektiflerin kendi hayatlarındaki engeller de anlatılıyordu.
    Bazı makamlar karanlık kalmadı da değil. Mesela, daha küçükken neden halaları annesine garip olduğunu söylemişlerdi? Küçükken de bir şey yapması gerekirdi oysa o sadece kavanozdaki tırtılına bakmakla meşguldu.
    İşden kovulması kısmı bana biraz zorlanma gibi geldi. Yani Emma'nı ordan uzaklaştırmak için yazar baya uğraşmış gibiydi. Bunun yine Emma'nın kendi kurduğu oyunun parçası olmasını isterdim. Aniden hastayım ayaklarına yatıp, işe gitmemeğin cezası olarak işten çıkarıldığını düşüne bilirdi.



    *****************************************



    Uzun lafın kısası, iyi bir polisiye romanıydı. Polisiye roman okumak istiyorsanız, hem klişe hikayeler ortada dönsün, hem de garip şeyler olsun diyorsanız alıp okuya bilirsiniz.
  • Aşktan başka hedef arayan bir aşkın kendi kendine ihanet ettiğini ona anlatamıyorum.