İnsan birini sevmeye üslübundan başliyor.
Hususi bir kitap gibi okunmaya layik bazi insanlar. Ve marifetli bir elden çıkmış kaligrafi gibi yazgıları. Bazi insanların mürekkebi (ruhu), kalemi (varlığı) ve defteri (yaşamı) öyle güzel ki; hüsnühat gibi bir yazgı kalıyor onlardan geriye. Bak, seyret ve oku.
İçine Açan İnsan
.
#içineaçaninsan #kitaplardanalıntılar
"-Affedersiniz ama nasıl bir his acaba?
- Ne dedi Derda?
-24 yıl sonra özgürlüğe kavuşmak?
Parmaklarının arasındaki sigaranın yarısı kadar nefes çekip konuştu Derda.
-Onu başka mahkumlara soracaksın benim zaten gidecek bir yerim yoktu onun için beni dışarıda da bıraksan ben yine öyle gider 24 yıl bir yerde otururdum."
O ürün büyüdüğü, hasat edildiği zaman, kimsenin eli sıcak toprak topağına değmemiş, kimsenin parmakları arasından yere toprak elenmemiş olacaktı. Ne kimse tohuma eliyle dokunmuş, ne kimse büyümesi için özlem duymuş olacaktı. İnsanoğlu kendi yetiştirmediği şeyi yiyecekti. Ekmeğiyle arasında bir yakınlık olmayacaktı. Toprak o demirlerin altında doğuracak, yavaş yavaş o demirlerin altında ölecekti. Söz konusu olan sevgi ya da nefret değildi çünkü. Ne hayır dua vardı ortada, ne lanet.
Aslında o bunu bilmiyordu, ne gitmenin kendisine nasıl bir çaba gerektireceğinden, ne de kaledeki yaşamın günleri, birbirinin tıpkısı günleri, baş döndürücü bir hızla yutup gittiğinden haberdardı. Dünle evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varamadan, zaman akıp gidiyordu.
Dün gibi geliyordu ama zaman geçmişti, o hareketsiz, herkes için aynı, durağan yani, ne mutlu olanlar için daha yavaş ne de talihsizler için daha hızlı olan ritmiyle akıp gidiyordu.