Geri Bildirim
  • Roman Orhan Pamuk’un en sevdiği aşk romanlarından biridir. Romanın benim okuma listeme girmesi de bu vesile ile olmuştur. Masumiyet müzesinde anlattığı aşkı kurgulayan bir yazar okuyucu olduğunda nasıl bir aşk hikayesini okumaktan keyif alırdı? Bu sorunun cevabını bulmak için okudum kitabı. Benim gibi Orhan Pamuk’a ilgisi olan okuyucular için ekstra bir merak unsuru bu.
    Kitabın yazarı; bu eseriyle adeta, metine anlatım zenginliği nasıl katılır, okuyucuya aklıyla kaç farklı kombinasyonla oynanabilir, kısacası nasıl yazar olunur dersi vermiş.
    Genel olarak bir kitap okuduğumuz da o kitapta ki bir karaktere hayran oluruz olmadı karakterlerden birine kızarız. Bu kitapta herhangi bir karakterin tarafını tutmayacaksınız. Karakterler anlatımın önüne geçmemiş anlatılan için bir piyon sadece.
    Yazarın bir diğer kitabı olan koleksiyoncuyu okuyup gelenler aynı tarzda yazılmış bir hikaye ile karşılaşmayacaklar ama bu kitaptan sonra benim gibi diğer kitaplarını da okumak isteyecekler.
  • Benim gibi düşünen insanlar buraya bir parça kitap kokusu almak, yeni kitaplarla karşılaşmak ve tanışmak için geliyorlar diye tahmin ediyorum. Fakat bakıyorum kimi profillerin kitap incelemesinden, alıntısından çok iletisi var. Ekseri çok anlamsız ve saçma iletiler bunlar. Bütün abazaların etrafında toplaştığı yüksek çekimli profillerin bunalımlarından, zevzek esprilere, ayrıldımlara, islamcı kızların irşat faaliyetlerinden, islamcı erkeklerin romantik rahle şiirlerine, kamyon yazılarına kadar varan bir bayağılığık. Bazıları burayı twitter gibi kullanıyor. Bana kalırsa ileti seçeneği hiç iyi olmamış. İletiyi sadece moderatörler kullanmalı ya da hiç olmamalı.
  • "Biz gerçeğin kendisiyiz. Bırakın oyunlarını oynasınlar. İktidarların en büyük korkusu muhalefet değil, ciddiye alınmamaktır."

    Gündüz Vassaf’ın okuduğum ilk kitabı olan Cehenneme Övgü hakkında naçizane birkaç şey söylemek istiyorum.

    Aslında bu kitabı yaşıyoruz, yani Gündüz Vassaf seni, beni, bizi ve içinde yaşadığımız toplumu anlatıyor. Şu an yaşadığımız toplumda gündelik hayattaki çoğu şeyin bize küçük nüanslarla, nakış gibi işlenerek empoze edildiğini o kadar çarpıcı dille anlatıyor ki; kitabı okurken “Aaa bu da mı totalitarizmin bir sonucu? “, “Ben bu olaya hiç bu yönden bakmamıştım, ne kadar da doğru!” gibi içten tepkiler vermemize ve kitabın neredeyse her satırının altını çizmekten kalemimizin bitmesine bile sebep oluyor.

    1980’lerde yazılmış 20 tane denemeden oluşan kitabımız totaliterliği pek çok başlık altında irdeliyor. Aşk, ölüm, kahramanlık, delilik, hainlik, özgürlük gibi konularda her kesimden insanın sinir uçlarına dokunup, tabu haline gelmiş düşüncelerimizin ortasına bir balyoz gibi indiriyor kelimelerini. Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış değerlendirmek, kitabı okuyunca sizin takdirinize kalmış ama bunu yaparken görüşünü farklı açılardan inceleyip, onları destekleyen bilimsel, sanatsal, tarihsel v.b kaynaklarla harmanlaması yönüyle kendi görüşümüzü sorgulamamamızı sağlıyor ve toplum totalitarizmini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

    Dili sivri, gayet akıcı, net bir üslupla yazılmış olup kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumaya başladıktan sonra bile sizi içine alan bir etkiye sahip.

    Toplum felsefesi konusunda başlangıç niteliğinde, kendimizi yenileyip geliştirmek isterken her satırında bize bir şeyler katan, araştırmaya iten, dopdolu bir başucu kitabı. Ertelemeden bir adet edinin.

    Son olarak kitaptan en beğendiğim bölüm olan “Yaşasın Anlaşmazlık”ı incelemeye ekliyorum. Okuyup incelersiniz kitap düzeni hakkında daha iyi fikir sahibi olabilirsiniz. Şimdiden herkese iyi okumalar, kitapla kalın :) https://sessiziz.wordpress.com/...yasasin-anlasmazlik/

    "Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz."
  • 'Bütün kitaplar gibi aynı şeyden söz eden bir kitap.'
    diye sürdürdü konuşmasını yaşlı adam. 'Insanların kendi yazgılarını seçmek şansından yoksun bulunduklarından söz ediyor. Ve sonunda da, dünyanın en büyük yalanına inandığını söylüyor.'
  • Bu kitap yanılmıyorsam ilk olarak 2011 yılında sansasyon yaratmıştı. Satılması yasaklanmış, pdf olarak internetten indirenlere dahi cezalar verileceği kamuoyuna tebliğ edilmişti. Yazar Ahmet Şık bu kitap yüzünden tutuklanmış, fethullahçı terör örgütünü ifşa ettiği için ceza yemişti. Yeni baskısında ise neden ceza yediği anlatılıyor; 15 Temmuz. 2011’de Kendisi 15 temmuz gibi kara bir gecede yaşananların temelini; bu teröristlerin Polis ve Askeriyelere nasıl sızdığını tek tek anlatmıştı. Yeni baskısında ise 15 temmuz’da yaşananları dakika dakika kaleme almış. Okunması gereken bir kitap.
  • George Orwell'ın hayatının "beş parasız kaldığı" bir dönemi anlatan, anı-hatıra tarzı bir kitap.Kitapta pek bir edebi üslup yok; bu yüzden,bu kitaba roman diyesim gelmiyor.Zaten kitabın en büyük eksisi de bu : Yazar, yoksulluğun ve varoşların ruhunu pek hissettiremiyor.Daha çok köşe yazısı gibi bir havası var.Zaten bir ara "keşke Emile Zola olsam da bu durumu size hissettirebilsem." diye serzenişte de bulunuyor.

      Üslup konusunu bir kenara koyarsanız,George Orwell'ın bu zor hayat tecrübesini okuyarak bazı ön yargılarınızı sorgulayabilirsiniz."Eğitimli bir berdüş" olarak Orwell'ın başlıca sorguladığı konu başlıkları şunlar :

    -Dilencilere ve berdüşlere (kitapta bolca kullanılan bir kelime) çalışsın kazansın demek adil mi ?

    -İnsanların lüks ve ihtişam dedikleri şey; aslında gerçekten öyle mi ve onların bu lüks ve ihtişamın arka planından haberleri var mı? Haberleri olsa hala aynı şeyi yapmaya devam ederler mi?

    -Kadın-erkek eşitliği ve cinsellik, toplumun alt sınıflarında nasıl ?

       Bunlar dışında da bahsettiği faydalı konular var.yer yer hükümeti de eleştiriyor.
       Kısaca özetlemek gerekirse kitabın anlatım tarzı sıkıcı ama içeriği güçlü.
  • Kitap gibi kokuyor her demet
    çiçek gibi kokuyor şiirler
    - Sakın soldurma evlat