Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·262 syf.··
2022 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2022 19:02
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Adından da anlaşılacağı üzere kitap baştan sona kadar açlık konusunu işlemiş. Sefalet yoksulluk ve açlıkla mücadele eden genç bir yazarın hikayesi... Açlıkla mücadele eden genç yazar aynı zamanda gururlu bir genç. Ancak açlığın verdiği ızdırabın etkisiyle saçma sapan yerde gurur yapıp önüne gelen ufak tefek fırsatları da teperek aç kalmasına neden oluyor. Uzun uzadıya yazmaya gerek yok sanırım. Ama okuduğum güzel kitaplar arasında yerini alan bir kitap diyebilirim ve okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
Puan vermedi·262 syf.··
2023 15. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2023 00:25
Merhaba, Knut HamsunKnut Hamsun kaleminden çıkmış akıcı ve mükemmel betimlemelerle işlenmiş bir roman AçlıkAçlık… Roman yazarın ilk romanı ama akıcılığa baktığımızda hiç de ilk roman gibi durmuyor. Kitap içeriği bakımından alışıldık tarzda bir roman değildir, ben anlatım tarzında kaleme alınmıştır. Romanda bahsedilen ana karakterimiz bir yazardır ve yazar olmak için gece gündüz çalışmış ama kimseden bir destek görememiştir. Geçimini gazeteden aldığı üç beş kron ile sağlamaktadır. Çoğu günler aç gezmektedir. ( Aç olduğu zamanların ve gittiği yerlerdeki yaşadığı duygu değişimleri mükemmel bir betimleme ile okura işliyor.) Hiçbir şekilde dilenme yoluna başvurmamıştır. Gurur ve onur çok güzel biçimde anlatılmıştır. En sonunda da delirdiğini ve bu şehire yenildiğini kabul etmiştir. “Sayın bayanlar baylar, ben yenildim!” Syf.253
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
Karanlığın Sesi
7/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 21:19
Knut Hamsun 1859 yılında Norveç’te dünyaya gelmiştir. Yedi kardeşin dördüncüsüdür. Ailesi çiftçilikle geçimini sağlar. Hamsun, gençlik yıllarını yoksulluk içinde, Oslo’da geçirir. Resmî bir eğitim almamış, on dokuz yaşındayken bir ayakkabıcının yanında çalışırken yazmaya başlamıştır. Olgunluk dönemi yapıtlarından Dünya Nimeti adlı eseriyle 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanır. Bu eserinde doğaya dönüş felsefesini işlemiştir. Düşüncelerinde Friedrich Nietzsche ve August Strindberg etkisi belirgindir. Yabanıl bireycilik anlayışıyla Batı kültürüne karşı eleştirel bir duruş sergileyen Hamsun, İkinci Dünya Savaşı’nda ülkesini işgal eden Nazi Almanyası’nı destekleyerek büyük bir hata yapmıştır. Bu durum, edebiyatta kazandığı saygınlığı gölgelemiş; Norveç’te hâlâ yalnızca edebi kimliğiyle değil, politik görüşleriyle de tartışılan bir figür olmasına neden olmuştur. 1920 yılında aldığı Nobel Ödülü’nü Nazi bakanı Joseph Goebbels’e ithaf etmesi, hâlâ unutulmayan bir olaydır. Hamsun’un 1890 yılında yayımladığı Açlık romanı, yayımlandığı günden bu yana sansasyonel bir yapıt olma özelliğini korumuştur. Yazar, bu romanı ben anlatım tarzıyla kaleme almıştır. Oslo sokaklarında açlıkla mücadele eden bir yazarın iç dünyası, ruhsal çalkantıları ve toplumla çatışması derin bir şekilde aktarılır. Romanın başkahramanı, açlığa rağmen gururunu bir zırh gibi taşıyan, onurundan ödün vermemeye çalışan bir adamdır. Fakat bu durum roman boyunca büyük bir iç çatışmaya yol açar. Ölüm sınırında açlık çeken bir insanın, bir aşevine gidip yemek yeme fırsatını yalnızca “gurur” nedeniyle reddetmesi, yaşamın gerçekliğiyle çelişmektedir. Hamsun, bu dış koşulları bir çerçeve olarak sunarken, asıl vurguyu bu koşullara karşı direnen iç dünyaya yapar. Oysa insan davranışlarını biçimlendiren, çoğu
İnceleme
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
8/10
·262 syf.··
2020 159. kitabı
AÇLIK, Knut Hamsun Kitabı okurken bir bakıma açlık psikolojisini kavramış oldum. Eser tek bir karakter üzerinden gidip açlığı derinden yaşatmıştır biz okuyucularına. Aslında kitabı bitirdiğimde, yazarın yaşadığı dönemi fazlasıyla merak ettim. Çünkü öyle düşünüyorum ki her yazar yapıtlarında kendi yaşadığı toplumu, kültürünü, çocukken yaşadığı ve belleğinde silemediği olayları yapıtlarına yansıtabiliyorlar. Ve yazarı araştırdığımda bulduğum birkaç şey dikkatimi çekti. Açlık, yazarımızın ilk eseri ve "Açlık" olması da şaşırtmadı beni. Çünkü yazar kitabını yazmadan önce yazar olmayı çok istiyormuş. Bunun içinde mücadele vermiş, tabi bu noktada aç kalmış sokakta bile yaşamıştır. Eveet bunların hepsini ve yaşadığı psikolojik çöküntüyü başkahramanına yansıttığını görüyoruz. Başkarakter bazen o kadar aç kalmıştır ki gerçeği ve hayali birbirine çoğu zaman karıştırıyordu. Yani bilmiyorum kurgu-gerçek karışımı bir şey olmuş. Okunmasını tavsiye ederim. Yalnız bir uyarı vereyim bu kitap sizi fazlasıyla acıktıracak. :) İyi okumalar... -Gurbet AKDEMİR
1000Kitap
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
Puan vermedi·262 syf.··
2021 7. kitabı
Dünyada 1 milyara yakın nüfus aç Bu ne demek biliyor muyuz? Hayır, hayır inanın bilmiyoruz. Açlıktan günlerce kıvranmadıysak, sırf kendimizi kandırmak için ağzımızda talaş çiğnemediysek, saçlarımız tutam tutam ellerimize dökülürken kolumuzu bile kaldırmaya tâkatimizin yetmediği anlar yaşamadıysak işte o zaman bu 5 harfli kelimeyi asla anlayamayız demektir. Ama Knut Hamsun'un satırlarını okurken anlayamadığım bu kelimenin gerçekliğine şahit oldum. Dışarda böyle insanların olduğunu, bizim de bundan haberdar olmamıza rağmen kendi açgözlü yaşamlarımıza dalıyor oluşumuzu acı içinde fark ettim. Evrenin binlerce ışık yılı uzağındaki gezegenleri keşfetmeye çalışırken yanımızdaki insanların hayatlarını görmezden geldiğimizi yediremedim kendime ve insanlığımıza... Hamsun etkileyici, sarsıcı ve sizi can evinden vurarak anlatmış genç bir adamın açlıkla mücadelesini. Okurken açlığı size hissettirebilmesinin en önemli sebebiyse kendisinin de bizzat bunu yaşamış olması. Eserin bir nevi otobiyografik özellik taşıması fazlasıyla ayrıntılı ve gerçekçi üslupla kendini belli ediyor zaten. Peki bu kitabı niçin okumalıyız biliyor musunuz? Bir daha aç kalacağım korkusuyla önümüzdeki yemeği oburca ağzımıza tıkıştırmamak, midemizi aç kaldığından değil fazla doldurduğumuzdan ötürü rahatsız etmemek için. Annemizin pişirdiği sebzeyi burun kıvırarak itmemek, her gün tonlarca ekmeği çöpe atmamak için okumalıyız. 'Neden yemiyorsun bunu bulamayanlar da var' lafına klişe gözüyle bakmak yerine kendimize çeki düzen verip israf etmemek için okumalıyız bu kitabı. Ve en önemlisi de açlıktan ölen nice insanların olmadığı bir dünyada yaşayabilmek için okumalı ve okutmalıyız...
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
7/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
Açıkçası merak etmenin yanında biraz sıktı kitap beni. Ama karaktere fazlaca sinirlenmem kitabın ne denli kendini okura kabul ettirdiğini rahatça gösteriyor. Gurur meselesi öyle hoşuma gitti ki... Özellikle sürekli duygularını bastırdığını düşünüp, aklından def edememesi çok hoşuma gitti. Kitap temel olarak fazlaca zorluk yaşayan bir adamın hayatından kesitler paylaşsa da ben karakterinden ödün vermemek için çırpınan birini gördüm. Bazen düşüncelerini fazla karamsar buldum bazen fazla iyimser. Sıfatlara biraz da klasiklere bağlayıp gitmek istemesem de şu cümleyi kullanmasam olmayacak:İnsanın fıtratında vardır derler ya hani, tam olarak insanın fıtratıyla bol bol haşır neşir olduğumuz bir kitap. İlk başta değinmek istemediğim noktaya değinmem gerektiğini fark ettim. Kitabın konusundan özellikle bahsetmedim. Çünkü ciddi manada bir açlık yaşamamış biri olarak kendimde bu hakkı görmedim ama yazarımıza da haksızlık etmek istemiyorum. Öyle çok sorguladım ki kitap boyunca açlık mevzusunu anlatamam. Dehşete düştüğüm kendimden utandığım noktalar öyle fazla ki. Düşündüğümüzden çok daha fazlası var dışarıda. Hamsun gayet güzel işlemiş bu konuyu. Daha fazla ne desem boş. Okumadan anlayamayacağız bir kitap. Açlıksa yaşanmadan anlaşılamayacak bir olgu diyerek sonlandırıyorum.
AçlıkKnut Hamsun · Bordo Siyah Yayınları · 200635,6bin okunma
10/10
·200 syf.··
2024 74. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2024 20:22
l Psikolojik roman türünde yazılmış eserlerin başında gelen Açlık, Knut Hamsun’un hayatından izler taşıdığından biyografik/ otobiyografik bir kitap olarak da değerlendirilir. Roman, açlığı yaşamış bir yazarın kaleminden çıkmıştır. Hamsun bu eseri ile 1920 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazanmıştır. l İşsiz ve beş parasız kalan genç adam her şeyini rehinecilere bırakır. Bir yandan da çok zor şartlar altında makaleler yazarak bunları dergilere ve gazetelere gönderir. Yazıları kabul edilmez. Artık kaldığı pansiyonun da parasını ödeyemez duruma gelip, dışarda parklarda yatmaya başlar. Günlerce aç kalır. Yoksullukla beraber gencin aşık oluşuna, bazen hayatı alaya alışına, tüm bitkinliğine ve onun ardından gelen tarifsiz düşüşe de tanık oluyoruz. l Günümüzde birçoğumuzun hiç aklına gelmeyen, görmediğimiz bir dünyada ruhunuzu derinden sarsacak bir gezintiye çıkarıyor. Bugüne kadar açlığı belki de hiç böyle bilmediğinizi keşfedeceksiniz ve gerçek açlığı öğreneceksiniz. Kitaptaki kahramanımız ile aynı açlığı, çaresizliği ve acıyı derinden hissedeceksiniz. l Bu kitabı tok birinin okuması ve aç birinin okuması arasında çok fark var zannımca. Hani deriz ya “Tok açın halinden anlamaz.” diye. O kadar doğru ki. Açlıktan tahta parçaları yiyip hayatta kalmayan çalışan, belki yiyebilirim diyerek parmağını ısıran ama aynı zamanda dilenmeyi kabul etmeyen, karakterinden asla ödün vermeyen ve düşmeyen bir adamın kitabı. l Siz hiç acıktığınız için talaş çiğnediniz mi? Hayatınızı bir mercimek çorbasına feda edecek hale geldiniz mi? Yaması gelmiş kıyafetinize temiz ve parlak görünsün diye tükürüğünüzü sürdünüz mü? Kulağa nasıl zor geliyor değil mi? O kadar etkilendiğim bir kitap oldu ki! İçim çekildi.. Boğazım düğümlendi.. Herkese bol kitaplı günler ve iyi
İnceleme
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,6bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2022 30. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2022 19:03
Spoiler Marcel ProustMarcel Proust 'a göre; 'Kitapları kitaplara bağlı kalarak eleştirmek daha sağlıklı bir yöntemdir.' Lakin bugün yapacağım inceleme biraz daha farklı olacak. Ben Proust'cu eleştirme yönteminden ziyade Sainte  - BeuveSainte - Beuve ' nün savunduğu eleştiriyi yapacağım. Sainte beuve' ye göre ise ' Bir kitabı, yazarın kişisel görüşüne bağlı kalarak eleştirmek daha doğru bir yöntem.' *** Asıl kısma geçmeden önce kitabı yorumlamak gerekirse. Anlatımı gerçekten çok hoşuma gitti. Yazar açlığı o kadar etkileyici bir biçimde kaleme almış ki ana karakterle birlikte sizin de tek düşünceniz; acaba karnını doyurmak için para bulabilecek mi yada yiyecek bir şeyler bulabilecek mi oluyor. Kitap süresince asıl ilgilendiğim şey ise betimlemeleriydi. O kadar güçlü bir anlatım yapmış ki sanki oradaymışsınız hissi veriyor. Ana karakterin hissettiği acıları hissediyor, üzüntüleri sizde yaşıyorsunuz. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok tabiiki. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Lakin.. birazcık empatininde kimseye zararı olmayacağı düşüncesindeyim. Kitabın yazarı olan Knut Hamsun bir bakıma kendi otobiyografisini yazmıştır diyebiliriz AçlıkAçlık için. Zamanında yazar olacağını belirtmesine rağmen kimseden destek alamayan, kitabı için yayınevi bulamayan, parası tükenen, aç kalan, yoğun iş temposunda bile kitap okumayı bırakmayan bir adammış Hamsun. Hatta Amerika'da yaptığı biletçilik mesleğinde kitap okuduğu ve bu yüzden yolcularla ilgilenemediği için işten atılmış. Ne acı... ( Romanında ki ana karakterde kendisi gibi okumayı ve araştırmayı çok seviyor, sürekli gazeteye makaleler yazarak para kazanmaya çalışıyor. Tek istediği yeteneğini birinin keşfetmesi ve 10 kron fazladan alabilmek. ) *** Gelelim şimdi de asıl meseleye. Kitaba bu kadar
1000Kitap
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2018 27. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2018 00:00
Yazacaklarım karnı tok bir insanın yazdıklarıdır. Bunları okuyacak olanlar da toktur. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Ama birazcık empati bizi kurtarır. Kitabın konusu kısaca şu şekildedir: “Açlık romanı, yazar olmak amacıyla Kristina’ya gelmiş, bir taraftan açlık ve sefaletle boğuşurken diğer taraftan hayallerini gerçekleştirmeye çalışan genç bir insanı anlatır. Başkarakterimiz Andreas Tangen, tek ideali yazar olmak olan, oldukça gururlu ve alçakgönüllü ama bir o kadar da aç ve sefil biridir.” Kitap da bunun üzerinden gelişir. Yazar kitapta bizden şu sorulara cevap vermemizi istemiştir: Her roman, her edebi roman, romanın sınırları içinde insan varoluşunu, gizemini keşfetmeye çalışıyorsa açlık bunun neresindedir? Açlığın iradeye etkisi nedir? Olaya biraz farklı bakınca sanki etrafımızda olan iyi ve kötü her şey açlık gibi geliyor bana. Güç istenci, hükmetme, sömürme, savaş, kapitalizm, emperyalizm, cinayet, tecavüz, ölüm, hastalık, kumar, para, merak, …: Açlık. Sevgi, aşk, arkadaşlık, bilgi, ilgi, inanç, okumak, yazmak, sanat, ..: Açlık. Yaşamın ve ölümün arasına durmuş en geniş kapsamlı kelime ya da olgulardan biri açlık. Bu kadar geniş kapsamlı bir kelimenin insan varoluşuna olan etkisi kesinlikle yadsınamaz. Kitapta açlığın kahraman için artık varoluş sebebi haline geldiğini görürüz. Açtır ama gururludur. Yazdığı yazıların bir gün kendini hiç aç bırakmayacağını düşünür. Ama bu isteğine ne kadar ulaşabilmiştir? Bir nevi kahraman her gün aç olmak için yaşatılır. Yazar her gün aç olarak yaşamanın imkânsızlığının farkında değil miydi sanki? İşte işin ironisi de buradadır. Açlığı varoluş sebebi haline getirmek gerçekten büyük bir ironi ustalığı ister. Hamsun da
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Karada Yaşayamayanların Otobiyografisi
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Açlık’ı okumak benim için sadece bir "kitap bitirme" eylemi değildi; resmen kendi gizli otobiyografimle yüzleşmek gibiydi. Kitaptaki o isimsiz karakterin sokaklarda açlıktan nefesi kokarken, cebindeki son kuruşu gururundan dolayı başkasına vermesi ya da bir lokma ekmek için eğilmek yerine kral gibi davranmaya çalışması... İşte o "kibir" meselesi, benim yıllarca ördüğüm o kalkanın ta kendisi. İnsan en sefil hissettiği anlarda, o "kusurluluk" duygusuyla baş edemediği için zihninde narsisistik büyüklenmelere sığınıyor. Adamın midesi aç ama ruhu o kadar gururlu ki, gerçeklikle bağını sırf bu yüzden koparıyor. Tıpkı benim uzun zamandır o "kuluçka" dediğim güvenli hapishanemde yaptığım gibi. Karakterin kendi hayatını sürekli imkansızlaştırması, önündeki açık kapıları görmezden gelip çıkmaz sokaklara sapması bana o meşhur "başarı sabotajımı" hatırlattı. Hayat aslında o kadar karmaşık değil; onu yaşanmaz hale getiren yine bizim o durmak bilmeyen analiz motorumuz ve "ya hep ya hiç" diyen katı standartlarımız. Tam bu noktada, o isimsiz adama Adamlar’ın "Rüyalarda Buruşmuşum" şarkısını fırlatmak istiyorum. Şarkıdaki "Başımdan büyük dertlere yar oldum / Biraz bildim az da uydurdum" hali, karakterin sefil gerçekliği zihnindeki büyüklenmeci masallarla yamamaya çalışmasının tam karşılığı. Tıpkı o karakter gibi; rüyasının peşine taksi tutup cüzdanını unutan, "yüzünü gözünü, iki çift sözünü kirli sepeti dibi gibi bastırıp gizleyen" bir adam o. "Sola diye sağa, düzümü tersime" giderek kendi hayatını sabote edişi, tam da başucuna kurduğu o saatli bombaların ortasında rüyalarda buruşup kalması... Kitabın sonunda karakterin karada yaşamayı beceremeyip bir gemiyle belirsizliğe, denize açılması aslında bir vazgeçiş değil, eski benliğin ölümüydü. O gemiye binip gitmek; artık o rüyalarda
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma

Yazar Hakkında

Knut HamsunYazar · 21 kitap
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi. Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi. Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti. İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti. Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı. Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu. Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu. Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile. "Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı. Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı. Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu. Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı. Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü. Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti. Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti. Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı. Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi. Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti. Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı. Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü. Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı. 1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi. Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı. "Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle. Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm." Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir. Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı. Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır. 19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.