Adı:
Al Midilli
Baskı tarihi:
Ocak 2003
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852098
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
.. Küçük Jody´nin, annesi, babası ve Billy ile yaşadığı çiftlik günlerini, onun doğa ile sevgi dolu ilişkisini ve dünyayı tanımasını adım adım izletir bize Steinbeck Al Midillide. Çocuk Jody´nin Gabilan adını verdiği tayına duyduğu sevgi ve sevecenlik, dünya edebiyatındaki en ünlü insan at ilişkilerinden birini yaratmıştır. Kitabı bitirince, Al Midillinin gördüğü sevgi ve ilgiyi haketmiş olduğunu söyleyeceksiniz.
108 syf.
·2 günde
Öncelikle bu güzel kitabı hediye eden minik kıymetli kitap kurduma çok teşekkür ediyor sevgilerimi sunuyorum. Var olsuun *-*

Steinbeck amca tarım işçisi bir ailenin çocuğu, Kaliforniya’nın Salinas kentinde doğmuş ki çoğu eserinde doğduğu yeri değinir imiş. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını çiftliklerde çalışarak geçirmiş.

Erken yaşlarda yazar olmak isteyerek okuldaki derslere sadece yazarlığa katkısı olacaklara katılıvermiş ^_^
6 yıl öğrenim hayatında neler yapmamış ki : ırgatlık, marangozluk, tezgahtarlık, kapıcılık, boyacılık gibi pek çok işte çalışıvermiş efendim ,yüreğine, emeğine sağlık vallahi. Pek tabi bu yaşam deneyimleri de eserlerine yansımış ve emekçilerin, işçilerin koşullarına değinerek harmanlamış biz okurların önüne sunuvermiş.

Üniversiteyi bırakıp gazeteciliğe yönelmiş lakin yazılarını bir türlü yayınlayamamış sonraları ‘’Kenar mahalle ‘ adlı kitabıyla (şimdiki adı Yukarı Mahalle diye geçiyor) yayınlayarak adım atmış. 1962 yılında da Nobel Edebiyat ödülünü almış ^_^

Al midilli ismi kitabın ilk öyküsünün adı oluvermiş sonrasındaki 3 öykü farklı .
En çok etkileyen öykü de benim için Al midilli oluverdi ^_^

Sert ve disiplinli bir baba, çiftliğin bakımıyla özellikle de atlara dair bilgisi ve deneyimi çok olan Billy amca ile Jody'e midilli alırlar. Sonrasında Jody’nin midilliye olan sevgisini ,sadakatini, sorumluluk duygusunu, merhametini görüyoruz. Steinbeck ‘in anlaşılır, çok güzel betimlemeleriyle sanki çiftlikteymiş havasını almak, koyunlar, inekler, çayırlar, otlar, bıldırcınlar, çiçekler vs derken okuduğum gün pazar olup sanki çiftlikteymişim gibi bir sevinçle evde olduğumu bana unutturdu. Minnettarım Steinbeck amca sana *-*


3. Öyküde de Jody’nin taya sahip olmak için gösterdiği sabır, çiftliklerindeki kısrağa olan titiz bakımı, davranışı, bazı geceleri ahır da uyuması, Billy amcanın tayın doğumu için uğraşları vs Steinbeck farkıyla sanki oradaymış da tüm olaylara tanık oluyormuşuz gibi bir durum söz konusu. ^_^

Bazılarımız için belki zaman kaybı gibi, çocukça gelebilir lakin arada böyle ödüllendirmelerle ruhu dinlendirmek, betonlaşmış kentlerde yaşadığımızı bir kez unutmak isteyip çiftlikte olmayı istersek bu sımsıcak bir o kadar da hüzün barındıran Al Midilliyi öneririm ^^

The Rolling Stones- Wild Horses https://www.youtube.com/...VhTMgUGQ&index=1

America - A Horse With No Name https://www.youtube.com/watch?v=zSAJ0l4OBHM iki güzel gruptur tavsiye ederim *-*

Spirit: Stallion of the Cimarron (2002)
Özgür Ruh http://720pizle.com/...of-the-cimarron.html animasyonu da çok güzeldir :)

Bundan sonraki kısım herhangi bir bilgi içermiyor
Neden bu kadar atları seviyoruma dair hikayem :)
Üniversitede ilk yılımda at topluluğunun varlığını öğrendim, çiftlik uzak olduğu için de pek bilinmiyor imiş , insan sevince valla uzak muzak dinlemiyor zorluklara nasıl da katlanıveriyor . Yalnız başıma gidiverdim ormanvari yerlerden geçerekten :D tabi korkmadım değil , telefonumdan sevdiğim müzikleri (bkz: Midlake- Core of Nature gibi , sözleri de çok derindir , tavsiye ederim ) dinleyerek vardım çiftliğe.
Atların olduğu kısma girince kalbim ıp ıp ıp atıverdi :D 12 tane birbirinden yakışıklı , güzel farklı ırklarda ( İngiliz, Arap ) atlar mevcuttu. Ordaki amca sağ olsun tek tek isimleriyle tanıttı, bilgilendirdi. Sonrasında ben de aranıza katılabilir miyim dedim ve hemen işe koyuluverdim kikikikikİ , samanları temizlemek falan benim için keyif verici, mesud ediciydi. ^_^

Hocalar, arkadaşlar biniş için için dışarı çıktıklarında fırsat bu fırsat diyerek içerdeki atlarla yalnız kalırdım, bol bol dertleşirdim, özellikle Melek adındaki atla( İsmi gibi melek, masum, mahzun bakışlı ) kalplerimiz etkileşimdeydi sanki , o gün üzgünüm lakin neşeli olmaya çalışınca kabul etmezdi üzgünsen üzgünlüğünü yaşa net ol derdi adeta, çok şey öğretti ^_^
Anlardı beni , anlattıklarımı buğulu gözlerle bakarak cevap verirdi. Hüzünlenirdim.

Bazı zamanlarda metal müzik açardım onlara :D psikolojilerini bozduysam burdan atlar adına özür diliyorum .

Bir de tımar olayı var ki en en sevilenler arasında, dokunup hissederek yelelerini, tüylerini taramak (tabi huysuzlukları tuttuğunda zapt etmek çok zor) çok güzel bir şey. Bazı zamanlar hocalarım kızardı kedi, köpek mi bu sakinsin , bağıracaksın yeri geldikçe diye uyarıverirlerdi , atların sayesinde bağırmayı da öğrendim ses tellerim açılıverdi :D

Tabi çiftliğin ağır bi kokusu oluyordu eve dönüşlerde toplu taşımalarda çok keskin bakışlar atıyordu insanlar çoğu zaman yürüyordum ama :D ben seviyordum o kokuyu rahatsız etmiyordu ^_^ gibi gibi..
Velhasıl kelam atları sevelim, imkanınız varsa ziyaret edin, binin, okşayın efendim siz böyle yaptıkça bu yavrucak da çok mesud oluverir ^_^

Huzurla ve sağlıcakla kalın.
108 syf.
·1 günde·8/10 puan
Steinbeck’ten okuduğum üçüncü kitap oldu Al Midilli. Steinbeck bu sefer bir aile üzerinden otoriteyi, mücadeleyi, doğal yaşamı öyle güzel anlatmış ki. Jody isimli karakterimizin otoriter bir babası, sert görünen karakteri arkasında şefkat dolu bir annesi, atlarına bakan ve Jody’nin imrendiği Billy isimli çalışanları üzerinde dönüyor olay. Jody’nin babası Jody’ye bir midilli alıyor ve bunun üzerinden aslında bir çocuğun hayatını, bir babanın oğlu üzerindeki etkisini vs. görüyoruz. Steinbeck’in betimlemeleriyle adeta Jody ile birlikte atlara bakıyor, hayvanları kovalıyor, üçgen zilin çalmasıyla anında ayakta oluyorsunuz. Kısacık bir süreye sığacak, size Steinbeck okumanın hazzını yaşatacak bir kitap.
160 syf.
·7 günde
Nobel ödülünü sonuna kadar hak eden bir kalemden çıktığını adeta haykıran yalın bir dille yazılmış, gerçekçi, betimlemelerle zenginleştirilmiş bir eserdir. "Armağan, Uludağlar, Vaat, İnsanların Lideri- Junius Maltby" öyküleri ile insanı duygulandıran, düşündüren ve sorgulatan bir yapıya sahiptir.

Karakter seçimleri birbirinden bağımsız ama hayatımızda karşımıza çıkan tiplerden seçilmiş. Sert ve disiplinli baba, emekçi ve sözünün eri Billy Buck, düzenli ve merhametli anne Ruth, büyüme sancıları seçen on yaşındaki Jody.

Betimlemelerin sadeliği, gerçekçiliği, duyuları kullanmadaki ustalığı Steinbeck'in kalemini ölümsüz kılıyor. Kitabı bitiren bir okura, yıllar önce sanki Jody İle birlikte o çiftlikte yaşamış da anılarında izi kalmış gibi bir his yaşatıyor.

DERİN YAPI:

*Yaşlıların anılarını gençlere anlatmadaki asıl amaçları, hayat tecrübeleri ile gençlerin yol haritalarında değerli bir iz bırakma arzusudur.

Jody'nin dedesinin anlattığı anılar hangimize kendi dedelerimizin veya ninelerimizin anılarını defalarca anlatmış olduklarını hatırlatmadı ki? Jody gibi sabırlı olduğumuz çocukluk dönemlerimizde anlayamıyorken; büyüyünce sorgulayıp anlayabileceğimiz zamanda da dinlemez olmadık mı? Tam bir paradoks!

* Bilinmeyen merak uyandırır.
( Uludağlar metaforu)

* Evcil hayvanlar ilk ebeveynlik uygulamalarımızdır.

Jody'nin tayını yedirip içirmesi, üstünü örtmesi, hasta olmasından endişelenmesi, onunla alay edeni cezalandırması, onun için uykusuz kalıp fedakarlıkta bulunması, onu çok sevmesi, acısını ve sevincini paylaşması, onunla gurur duyması...

* Hayat düşe kalka yürünen bir yoldur; hayal kırıklığına uğranılsa da vazgeçilemeyecek kadar fırsatlarla doludur. Kibirle yaklaşılırsa sağlam bir ders verir.

Jody'ye öğüt veren Billy Buck'ın söylediği "İnsan ne kadar usta olursa olsun onu sırtından atacak bir at mutlaka vardır." sözü çok özel bir derstir.

* En iyi öğrenme yaşayarak öğrenmedir.

Billy Buck'ın çocukluğunda bir eyer örtüsünde kırışıklık bırakması sonucu hayvanın sırtında yaralar oluştuğunu gören babasının, ertesi gün yirmi kilo yükle birlikte eyeri oğluna bağlaması, atının yularından tutarak o eyerle birlikte güneşin sıcaklığı altında dağı aşmak zorunda kalması ve neredeyse ölecek kadar kötü olması sonucu aldığı dersle bir daha asla bu konuda hata yapmaması örneğini görürüz kitapta.

* Zorlamayla yapılan eğitim eksik kalmaya mahkumdur.

Billy Buck ve Jody'nin tayı eğitmeleri sırasında "Kuşkusuz onu zorlayarak her işi yaptırabiliriz ama böyle davrandığımızda istediğimiz gibi bir at olmaz. Her zaman biraz korkak kalır ve hiçbir şeye aldırmaz. " sözü İle günümüzdeki eğitime güzel bir eleştiride bulunulmaktadır.

* Hayat, sonu kimse tarafından bilinmeyen bir öyküdür.

"Başına ne geleceğini kimse bilemez. Ne sen, ne ben, ne de bir başkası." Müthiş bir eşitlik duygusu ve umut verir insana.

* Bazen uzaktakini anlamaya çalışmakla o kadar meşguldür ki insan, en yakınındakini tanıyamaz.

"Bu tanımak işi garip bir iş. Ayrıntıların farkında olmaktan başka bir şey değil. Bazı zihinler uzun menzilli, bazıları kısa menzilli oluyor. Ben kendime çok yakın şeyleri hiçbir zaman net şekilde görememişimdir. Örneğin Parthenon'u, şuracıktaki evimden çok daha iyi tanıyorum."

* Zalim insan, kendi dünyasında yaşayıp gideni yok etmekten zevk duyar.

"Ama sonraları askerlerin gelip Kızılderilileri avlaması, çocukları vurması ve çadırları yakması senin fare avından pek farklı değildi." sözleriyle Steinbeck, Jody'nin şamanlar arasında kendi halinde yaşayan doğal yaşam alanındaki fareleri öldürme arzusunu metafor olarak seçerek nokta atışı yapmıştır.

* Karakterli kişiler, ne pahasına olursa olsun sözlerinin arkasında dururlar.

Jody'nin babası Carl, büyükbabanın arkasından konuşurken ona yakalandığını görünce özür dileyip sözlerini geri alırken kendi karakterini paramparça etmişken; Billy Buck, Jody'ye vaat ettiği tayı doğurtabilmek için çok sevdiği kısrağı Nellie'yi feda ederek sözünün arkasında durma cesaretini acısıyla harmanlamak zorunda kalmış ama karakterinden ödün vermemiştir.

*Toplumdan ne kadar soyutlanmaya çalışılsa da bir sonraki nesile bulaşan toplumun etkisi bir virüs gibi yabancılaşmış bireyi yok etmeyi başarır.

Okumayı, azla yaşamayı, toplumun normlarından farklı yaşamayı seçerek kendi kabuğunda minik oğluyla yaşayan Junius, okula başlayarak toplumsal baskılara ve kapitalin gücünün etkisine maruz kalan oğlunun çektiği acı İle tüm kazanımlarını geride bırakarak topluma geri dönmek zorunda kalmıştır. Toplum, kendisine benzemeyeni yavaş yavaş ezerek öğüten ve dişlilerinin dönmesindeki engel oluşturmayacak kadar un ufak edene kadar bundan vazgeçmeyen acımasız, ruhsuz, duygusuz bir makine olarak er geç kazanmaktadır. Bayan Morgan gibi aydınlar ise bunu izlemenin acısını çekerler ama bir etkide bulunma gücünü de kendilerinde bulamazlar ne acıdır ki!
108 syf.
Bu nasıl güzel bir eserdir...
Lütfen bu eseri okuyun...
Yüreğinizde hissedin...
İçiniz acısın...
Kalbinizi yoklayın. Ben hiç böyle kitap okudum mu diye kendinize sorun.
Midilli'ye üzülün, Steinbeck'e öfkelenin..
Ama bu eserden mahrum kalmayın..

Sen ne güzel bir adamsın John Steinbeck...
108 syf.
·2 günde·Beğendi
Doğa ile iç içe yaşayanların gündelik mücadelesini, mutluluklarını, hüzünlerini, pastoral metinlerle, gerçekci betimlemelerle yazılmış.
Her canlının yaşlandığı zaman geri plâna atıldığı gerçekliğini göz önüne serilmiş. Doğa ve hayvan sevgisi yansıtılmış. Toprakla uğraşan insanların sert görüntülerinin ardında sevgi dolu vicdanları olduğu ortaya konmuş.
Yalın bir dille yazılmış, okurken duygulandıran , betimlemeyle zenginleştirerek, okuyucuya o çiftlikte olduğu hissini veren Steinbeck eseridir.
91 syf.
·2 günde
1995 basımı Görsel Yayınlar çocuk kitapları dizisinde yer alan Al Midilli, yazardan okuduğum 5. ve sevemediğim bir kitap oldu hatta çocuk kitapları dizisinde yer almasına da anlam veremedim.
Olay akışı ve sonucu hakkında yazmayacak olsam da yine de -spoiler- ibaresi yerleştiriyorum okumak isteyenlerin hevesi kaçmasın.
-spoiler-
Bazı yorumlarda sıcak bir aile hikayesi denmiş, bahsedildiği gibi iç ısıtan bir hikayeye rastlayamadım. Ailedeki herkes birbirine karşı mesafeli, çocuklarına karşı bile en fazla " iyi yapmışsın" deyip başını okşuyorlar, ebeveynler birbirine karşı soğuk ve baba otoriter görünümünün yanında fazlasıyla alıngan olmasına rağmen diğer aile büyüklerine karşı anlayışsız. Ailenin Jody isimli çocuğu da sadece kendine daha güçlü bir imaj sağlayıp onu diğer çocuklardan ayıracağı için bir midillisi olmasına seviniyor fakat diğer hayvanlara sürekli (kendi annesi Ruth'un da tabiriyle) eziyet ediyor.
Her hikayede başka bir hayvana şiddet yer alırken bu kitabın çocuk kategorisinde olmaması gerektiğini düşünüyorum.
-spoiler-
108 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Sıradan hayatlarına hediye edilen bir midilli girince Jody çok mutlu olur. Küçük olduğu için ona binebilmek için biraz sabretmesi gerekmektedir. Hayvanın sorumluklarını almalı ve onu eğitmelidir. Billy'nin de yardımıyla bu işlerin üstesinden gelmeye çalışır. Ama bir şeyler yolunda gitmez. Çocuk yaramazlıklarını bastırmaya çalışsa da çoğu zaman bunu başaramaz. Ama acımasız hayat bu küçük çocuğa sabrı, hayal kırıklığını ve hüsranı öğretecektir. Hayatın zorlukları ve alınması gereken çok acı kararlar vardır.
Çiftliğe ziyarete gelen büyükbabası durmadan batıya göç sırasındaki liderlik anılarını anlatır. Aslında bu anıların altında o zamanlara dair acılar ve hüzünler vardır.

John Steinbeck, bir çiftlikte anne babası ve yardımcıları Billy ile yaşayan küçük bir çocuğun hayatına götürüyor bizi. Kitabın sayfa sayısı az. Ama buna rağmen altı çizilecek onlarca cümle çıktı. Bu da Steinbeck farkı tabi. Bir çocuğun çiftlikte yaşadığı gündelik sıradan olayları işliyor gibi görünen kitap, aslında çok derin anlamlara sahip. Özellikle kitabın sonlarına doğru büyükbabanın söyledikleri çok dikkat çekiciydi.
Jack London gibi pek çok işte çalışıp, farklı yerleri ve insanları gözlemleme fırsatı yakalayan John Steinbeck, bunu kitaplarına ustaca yansıtmayı çok iyi biliyor.

*Yaşlı adam gülümsedi. "Gidecek bir yer yok. Okyanus seni durdurur. Onları durduran okyanustan nefret eden yaşlı adamlar bekleşir kıyıda."
108 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yine California’ nın Salinas Vadisinde , bir erkek çoçuğun çevresinde geçen dört hikayeden oluşuyor. Nefes kesen , yürek burkan kısımları var hikayelerin. Ben ingilizceden okudum , doğa tasvirleri , doğadaki hayvanların halleri ingilizcede zorladı beni . Fakat yine de içerik açısından zevkli bir okumaydı. 1. ve 4. hikayeler en sendiklerimdi.
Beni şaşırtan ikilem , Jody ‘ nin midillisine veya doğacak yeni tay’ a olan düşkünlüğü ile doğadaki diğer canlılara davranışları arasındaki tezat. Tıpkı babası ile annesi arasındaki tezat gibi,
108 syf.
·2 günde·10/10 puan
Bir çırpıda okuyabileceğiniz harika bir kitap. John Steinbeck hayran olduğum yazarlardan biri ve bu eseri de öyle güzeldi ki.. Kitapta; çiftlik evinde yaşayan bir ailenin hikayesi anlatılıyor . Küçük Jody, babasının ona hediye ettiği Midilli ile sorumluluk duygusu ile karşılaşır öncelikle. Bakar, ilgilenir, hastalandığında gece gündüz başında bekler .. Yasadıgı bazı üzücü olaylarla hayal kırıklığına da uğrar, sabrı da öğrenir. Hayvan sevgisi çok güzel işlenmiş . Öte yandan çiftlik yaşamının ilişkileri ve zorlukları üzerinde de durulmuş eserde. Kesinlikle güzeldi
108 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Steinbeck en sevdiğim ve keyifle okuduğum yazarlardan.Kitaba gelecek olursak otoriter ve sert bir babanın küçük oğlu Jody’e hediye olarak aldığı bir midilli ve çocukla aralarındaki bağın hikayesidir “Al Midilli''.Aralarındaki masum sevgiyi ve bağı, çocuğun midillisi uğruna üstlendiği sorumlulukları ve fedakarlıkları okumak içimi ısıttı Kitapta en sevdiğim şey köyün, dağların, yeşilliklerin betimlemeleriydi. Jody’nin duyduğu hayal kırıklığı, sevinci, masum sevgisini aktarması da güzeldi. Zaten yazar çocukluğundan esinlenerek yazmış bu kitabı.. Kitaplarla ve sevgiyle kalın..
108 syf.
·2 günde·7/10 puan
1930’lu yılların başı, Büyük Buhran döneminde Kaliforniya’nın Salinas Vadisi’nde uzanan, biraz dış dünyadan kopuk, küçük bir çiftlik ve bu çiftliği her türlü zorluklara rağmen idare ettirmeye çalışan bir aile. Çiftlikte yaşam zordur ama her şey son derece düzenlidir. Yapılan her işte tam bir disiplin hâkimdir. Disiplin her duygunun önüne geçmektedir. Kitapta 10 yaşındaki Jody Tiflin’in yaşamından alınan 4 farklı öykü yer alıyor. Dört hikâyede de Jody umudu, sevinci, hayal kırıklığını, sorumluluğu, hayatın zorluklarını öğreniyor. Hikâyeler tamamıyla Jody’nin duygusal olgunluğunun ne şekilde geliştiği, çevresindekilerle ilişkileri ve etrafındaki dünyayı anlamlandırma çabası içinde yaşadıkları olaylarla ilgili. Jody büyümeyi öğreniyor, hayatın kelebek ve gökkuşaklarıyla dolu olmadığını öğreniyor. Hayatın içinde ölüm, acı, keder, öfke, mutsuzluğun da var olduğunu öğreniyor. Hayat her zaman mutlu sonlarla bitmez, hayatın içinde adaletsizlikler de vardır. Çok sevdiğimiz, tanrılaştırdığımız her şey bir gün bizi yüz üstü bırakacaktır. Steinbeck günlük yaşamın trajedilerini ve hayal kırıklıklarını (Jody’nin gözünden) okura çok etkili ve adeta kelimelerle resim yaparcasına anlatmayı başarabilen az sayıda yazarlardan biri bence.
"Bir sürü insan sürünerek ilerleyen tek bir hayvan olmuştuk. Ben de hayvanın başıydım. Batıya, hep batıya gidiyorduk. Herkes kendisi için bir şeyler istiyordu, ama hepsinden oluşan büyük hayvan sadece batıya gitmek istiyordu. Lider bendim, ama ben olmasaydım başkası hayvanın başı olacaktı. Hayvan başsız kalamazdı."
John Steinbeck
Sayfa 107 - Sel Yayıncılık
Büyükbaba, "Belki de suyun fazla gelmiştir, için boşalıyor, koflaşıyorsundur," dedi.
"Zorluklarla başa çıkmaya başla, o zaman görürüz."
John Steinbeck
Sayfa 96 - Sel Yayıncılık
"Bugün başlarına gelecekleri hiç bilmediklerine bahse girerim."
"Sen de bilmiyorsun," dedi Billy bir filozof edasıyla. "Ben de bilmiyorum, başkası da."

(Bahsi geçenler, öldürülecek olan fareler.)
John Steinbeck
Sayfa 103 - Sel Yayıncılık
"Yaşlı şeyleri acılarından kurtarmak gerek," dedi. "Tek kurşun, büyük bir patlama, belki kafada tek bir büyük acı, ama hepsi bu kadar. Kireçlenmeden ve dişlerin dökülmesinden iyidir."
John Steinbeck
Sayfa 54 - Sel Yayıncılık
O kahramanlık çağında yaşamak isterdi, ama kendisinde pek de kahramanlık kumaşı olmadığını biliyordu. Günümüzde yaşayan hiç kimse o zamanlara layık değildi.
John Steinbeck
Sayfa 102 - Sel Yayıncılık
Jody orada bir şeyler olduğunu biliyordu. Harika bir şey vardı, çünkü bilinmiyordu; gizemli ve saklı bir şey vardı.
John Steinbeck
Sayfa 46 - Sel Yayıncılık
Babasının armağanlarının hepsi bazı şartlarda gelirdi ve bu da değerlerini biraz azaltırdı. İyi disiplin böyle bir şeydi.
John Steinbeck
Sayfa 10 - Sel Yayıncılık
Yaşlı adam gülümsedi. "Gidecek bir yer yok. Okyanus seni durdurur. Onları durduran okyanustan nefret eden yaşlı adamlar bekleşir kıyıda."
John Steinbeck
Sayfa 107 - Sel Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Al Midilli
Baskı tarihi:
Ocak 2003
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852098
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
.. Küçük Jody´nin, annesi, babası ve Billy ile yaşadığı çiftlik günlerini, onun doğa ile sevgi dolu ilişkisini ve dünyayı tanımasını adım adım izletir bize Steinbeck Al Midillide. Çocuk Jody´nin Gabilan adını verdiği tayına duyduğu sevgi ve sevecenlik, dünya edebiyatındaki en ünlü insan at ilişkilerinden birini yaratmıştır. Kitabı bitirince, Al Midillinin gördüğü sevgi ve ilgiyi haketmiş olduğunu söyleyeceksiniz.

Kitabı okuyanlar 734 okur

  • bayram Şahin
  • Naciye Temürlenk
  • Mine Demir
  • akın akar
  • Defne keşkekci
  • Engin d
  • Sî
  • Murat
  • Burak
  • Dilara

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (1)
9
%0.4 (1)
8
%0.4 (1)
7
%0.8 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0