Amok Koşucusu Kitap Eleştirisi
Bu yılı çok sevdiğim bir yazarla bitirmek istedim. Çoğu insanın okuduğu ve etkisinden çıkamadığı bu eseri merakla ve heyecanla okumaya başladım.
Avusturya’lı oyun, roman, biyografi yazarı Stefan Zweıg’ın 1922’de yazdığı en önemli eserleri arasında yer alan uzun öyküdür. Zweıg’ın insan ruhunu berrak, lekesiz anlattığı bu hikaye 1912 yılının Mart ayında Napoli limanında bir gemide geçiyor. Öncelikle kitabı anlayabilmemiz için Amok Koşucusu ne demek ona bir göz atalım.
Bir malay, herhangi sıradan, iyi huylu bir insan, içkisini içiyor … öylece oturuyor, ifadesiz, duyarsız, donuk bir halde… benim de odamda oturduğum gibi … ve ansızın ayağa fırlıyor, hançeri kapıyor ve sokağa koşuyor … dosdoğru koşuyor … nereye olduğunu bilmeden … yoluna ne çıkarsa, insan veya hayvan, kriz halinde yerle bir ediyor ve bu kana susamışlık onu sadece daha da hararetlendiriyor … koşan kişinin dudaklarında köpük birikiyor, deli gibi ağlıyor … ama o koşuyor, koşuyor, koşuyor, sağa bakmıyor, sola bakmıyor, sadece acı acı bağırarak koşuyor, kanlı kriz haliyle bu korkunç düzlükte koşuyor … köylerdeki insanlar, hiçbir gücün bir Amok koşucusunu durduramayacağını bilirler, bunun üzerine geldiği zaman önceden uyararak bağırırlar: Amok! Amok! Diye ve her şey kaçar… (50)
Kitaptaki en belirgin çatışma kişilik çatışmasıdır. Üç karakterimiz vardır bunların isimleri belirtilmez. Doktor, kadın, yabancı. Kitap yabancının gece vakti geminin burnunda otururken, doktorla karşılaşması bunun üzerine doktorun dayanamayıp başından geçenleri yabancıya anlatmasıyla başlar. Avrupalı doktorun yedi yıl boyunca Hindistan’da görev yaparken içine düştüğü yalnızlığı ruhunun boşluğunu yabancıya şöyle dile getirir.
Bu kahrolası yalnızlığın içinde utanmayı unuttum, insanın ruhunu kemiren, iliğini