"Neler vermezdi suda balık olmak için!"
Neler vermezdi balık olup o b
Beyaz Gemi'ye yüzmek için çocuk! Belki de babasının bulunduğu o Beyaz Gemi'ye.
Annesi ve babasının ayrılan, dedesine bırakılan, Karavul dağlarında dedesi Kıvrak Mümin ve üvey ninesi ile yaşayan çocuğun hikayesini okuyoruz. Dağların, ormanların içinde büyüyen çocuk taşlarla arkadaş oluyor, akıp giden nehirde, dedesinin oluşturduğu gölde yüzerek büyüyor, dedesine hediye edilen dürbün ile uzaklarda Isık Gölü'nde yüzen Beyaz Gemi'yi izleyip, balık olup o gemiye yetişme hayalleri kurarak geçiriyor günlerini.
Bu dağ başına arada bir çıkan gezici mağazadan dedesinin ona çanta alması ile hayatına yenilik katılıyor. Çocuk en çok dedesi Mümin'i seviyor. Bu hayatta ona değer veren onu seven başka tanıdığı yok. Ne üvey ninesi, ne Bekey Teyze ile eniştesi olacak adam Orozkul, ne de Gülcemal ile eşi Seydahmet. Bu ormanlarda arkadaş olarak kendine kayaları seçiyor çocuk.
Doğa ile iç içe büyüyen, ağaçları seven, dedesinden hikayeler dinleyen, Kırgızların Buğuların soyunun geldigi Boynuzlu Maral Ana destanını dinleyerek büyümüştür. Hayal dünyası geniş, umutları olan, temiz kalpli, insanın vicdanını temsil eden çocuktur o. Hırslarıyla kirlenmiş, iyilik nedir bilmeyen, karısını döven, alkolik, değerleri hiçe sayan, tarihe ve doğaya saygısı olmayan, saf kötülüğün temsilcisi Orozkul'un karşısında saf iyiliği temsil etmektedir. Dedesi Mümin ise hiç kimseye karşı çıkamayan, her işe koşturan, yaşına rağmen kimseden saygı görmeyen, kendini saydırmasını bilemeyen birisidir.
"Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı. Eğer balıklar insan olsa, nehirler ve denizler onlara yetmezdi."
Bir gün ormanda devirdikleri ağacı çekerken yıllar yıllar önce oraları terk eden maralları tekrar görürler. Bu