Dede Korkut Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
34,3bin
Gösterim
Adı:
Dede Korkut Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099435
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Dede Korkut Hikâyeleri, Oğuz boyları arasında oluşmuş destansı öykülerin derlemesi niteliğindedir. Yapıta adını veren ve Oğuzlar arasında Dede Sultan, Korkut Ata gibi adlarla anılan Dede Korkut'un yaşadığı dönemle ilgili kesin bilgiler yoktur. Söylentilere göre Oğuzlar'ın Bayat boyundan Kara Hoca'nın oğludur. 100 ya da 295 yıl yaşadığı söylenmektedir. Öykülerden Oğuzlar'ın akıl hocası olduğu anlaşılmaktadır. Genellikle her öykünün sonunda kopuzuyla ortaya çıkar; Oğuz beylerine ve boylarına öğütler verir, dualar okur, şiirler söyler.
186 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Öncelikle Çevirmen den başlamak istiyorum.Hiç eski kitap okuyorum hissiyatı verdirmedi, işini layıkıyla yapmış helal olsun Ayşegül Çakan hanıma.
Kitap, Dede Korkut ile alakalı bilinmesi gereken bilgileri vererek başlıyor.Kitab-ı Dedem Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan tam adı.Oğuz Türkleri dönemini anlatır.1 mukaddime 12 hikayeden oluşur.Oğuz Türklerinin gelenek, göreneklerini, yaşam biçimlerini, tutumlarını düzyazı ve koşuk biçiminde bizlere anlatır.İçinde olması mümkün olmayan Deli Dumrul, Tepegöz gibi hikayelerde mevcut.Hikayeleri Korkut Ata ya da Dede Korkut olan bir ihtiyar kişinin ağzından anlatır.Son sözü her zaman o söyler.Her konuyu o bağlar.Her konudan ders çıkarılmasını amaçlayan bir yapısı vardır kitabın ve karakterin.Sürekli bir de kitapta "Boy boyladı soy soyladı" cümlesi geçer.Bunun anlamı da tahmin ettiğinizin aksine "Destanlarını bize ezgi biçiminde sundu." anlamını taşıyormuş.Garip ama öyleymiş.Genelde olaylar neticelendiği zaman Dede Korkut ortaya çıkar. "Dua edeyim hanım" diyerek iyi dileklerde bulunarak cümlesini bitiriir.Kitap besmele ile başlar.Konuşma biçimi şiirseldir.Allah, Muhammed(sav) hiçbir kelamında eksik olmaz.Dünyadaki bütün herşeyin makamın,sarayın,mevkinin boş olduğunu dile getirir.Ayrıca Dede Korkut la ilgili yapılan araştırmalarda gerçekten yaşadığı ile ilgili hiçbir kesin kanıt bulunamamıştır.Hatta çeşitli yerlerde(buna ülkemizde dahil) mezarının ve türbesinin olduğu da söylenir.
İki nüshadan oluşan Dede Korkut Destanı 2 el yazması nüshasından oluşur.Vatikan ve Dresden.24 Türk Boyu..12 Dresden 12 Vatikan nüshası olduğunu düşünülmektedir.6 kayıp nüsha olduğu söylenmektedir.

Kendi yorumuma da gelecek olursak : Kitap malumunuz intikam alan genç.Sevdiği kız için herşeyi yapan delikanlı,Babasını veya kardeşini kalleşlerden kurtaran genç,Kimsenin kurtaramadığı Shrek misali kaleye giderek evlenmek için güzeller güzeli kızımızı yaratıkları, hayvanları yenerek kurtaran genç , her önüne geleni yerle bir eden genç tarzı ilerleyen Cüneyt Arkın abimizi bol bol görebileceğiniz ve filmlerini canlandırabileceğiniz sahnelerle dolu.Olmaz o işler, yok artık, sallama Ziya sahneleri ile dolu bi kitap.Kadına atalarımız bir değer veriyomuş bir değer veriyomuş diyenlere de çok inanmayın.Valla 100 temel eser diye okudum yalan yok.Siz okumayın bişey kaybetmezsiniz.Benden demesi.Atalarımızın hatırına 7.
248 syf.
·Puan vermedi
Kapsamlı ve güzel inceleme yazan arkadaşlar olmuş. Aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum sadece tek bir boyutundan bahsedeceğim hikayelerin o da başlıktan da anlayabileceğiniz gibi “kadın”.
Aslında birçoğumuz kitabı okumasak da karakterleri aşağı yukarı tanıyoruz. Erkek kahramanların yanısıra hatırı sayılır şekilde kadınlar da ön plana çıkıyor. Peçeli, perde arkasından bakan, yok sayılan kadınlar yok hikayelerde. Erkeğin hemen yanında yer buluyor, yeri geliyor omuz omuza savaşıyor, yeri geliyor akıl danışılıyor, sözü dinleniyor. İslama geçiş dönemi eseri olduğunu hissediyorsunuz, her ne kadar hikayeler islami öğeler barındırıyor olsa da özellikle söz konusu kadın olduğunda dinin etkisinden ziyade Türk kültürünün etkisini görüyorsunuz. Başlıca kadın karakterler:

Dirse Han’ın hatunu/ Han kızı/ Boğaç’ın Anası :
Bilge bir kadın olarak resmediliyor hikayede. Çocukları olmayınca Dirse Han Bayındır Han’ın otağında hürmet görmüyor ve çok içerliyor bu duruma. Karısına söyleniyor. Karısı da ona ne yapması gerektiğini söylüyor:

Hay Dirse Han, bana haşmetme!
İncinip acı sözler söyleme!
Yerinden doğrul, kalk,
Ala çadırını yeryüzüne diktir,
Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdır,
İç-Oğuzun, Dış-Oğuzun beylerini üstüne yığınak et,
Aç görsen doyur,
Yalıncak görsen donat,
Borçluyu borcundan kurtar,
Tepe gibi et yığ,
Göl gibi kımız. sağdır,
Ulu toy eyle,hacet dile!
Olaki bir ağzı dualının berekatıyla Tanrı bize bir erdemli çocuk verir.
Dirse Han, hatununun sözüyle ulu toy eyledi, hacet diledi.

Hatununun dediklerini aynen yerine getiriyor Dirse Han ve dilekleri gerçekleşiyor. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde de Dirse Han’a akıl vermeye devam ediyor karısı. Ayrıca Boğaç’ın yarasını iyileştiren de yine annesi ve kocasına olduğu kadar Boğaç’a da nasihatler de bulunuyor, yol gösteriyor.

Banıçiçek/ Bamsı Beyrek’in beşik kertmesi :
Belki de Dede Korkut’un en tanınan kadını Banıçiçek. Onun hikayesi en başından beri güzel.Bayındır Han’ın otağında Bay Büre Bey yerini yurdunu bırakacak bir oğlu olmadığı için ağlar. Oğuz beyleri el kaldırıp dua ederken Bay Büre’nin oğlu olsun diye
Bay Bican Bey yerinden doğrulup benim için de dua edin Allah Taâla bana da bir kız versin der; Bamsı Beyrek ve Banıçiçek doğar. Banıçiçek’in alpten farkı yoktur. Otağı vardır, at biner, ok atar, geyik avlar hem de bir erkekten bile iyi yapar bunları Bamsı hariç :) Yanında da aynı işlerde hünerli kızları, dadıları vardır.


Boyu uzun-Burla Hatun/Salur Kazan’ın Hatunu:
Boyunun uzunluğu ve Han kızı oluşu vurgulanıyor. Sözü geçen bir hatun, Salur Kazan’ın yokluğunda çekip çeviriyor otağı. Birkaç hikayede ismi geçer uzun söylemleri vardır. Salur Kazan
avdan oğulları Uruz olmadan dönünce hesap da sorar:

Karabaşını ilenci tutsun,Kazan,seni!
Biricik bebeğim görünmez,bağrım yanar, Neyledin, desen-e bana!
Demez olsan yana yakıla ilenirim Kazan sana!
Hatta oğlunu kurtarmaya kendinin gitmesini bile söyler:

Azgın dinli kafirlere,
Bir oğul tutturdunsa, söyle bana!
Han babamın yanına ben varayım,
Ağır asker, bol hazine alayım,
Azgın dinli kafıre ben varayım,
Yaralanıp Kazılık atımdan inmeyince,
Yenimle alca kanun silmeyince,
Kol - but olup yeryüzüne düşmeyince, Yalınız oğul haberini almayınca,
Kafir yollarından dönmeyeyim!

Dediğini yapar da Burla Hatun. Kazan Uruz’u düşmandan kurtarmaya gidip gecikince “Kırk ince - belli kız - oğlanla kara ay­gırı çektirdi, sıçrayıp bindi. Kara polat öz kılıcı kuşandı. Ba­şım tacı Kazan gelmedi, diye Kazan'ın izini izledi, gitti. Kazan'a yakın geldi.” Arkasından Oğuz Beyleri de yardıma geliyorlar ama ilkin gelen ve en önde yer alan Burla Hatun ve kırk ince belli kızı.

Salcan Hatun:
Kanlı Koca oğlu Kanturalı’yı evermek ister. Kanturalı nasıl bir kız ister sizce?

“Baba, ben yerimden doğrulmadan o kalkmış, ayağa dikilmiş olmalı; ben karakoç atıma binmeden o binmiş olmalı; ben kanlı kafir eline varmadan o varmış, bana baş getinniş olmalı, dedi.”

Salcan Hatun da tam olarak böyle biri.
Salcan Hatunla evlenmek için zorlu testlerden geçen Kanturalı nihayet Salcan Hatun’u alıp yola düşer. Yorgunluktan bitap düşen Kanturalı uykuya dalar ama Salcan Hatun hem kendi atını hem Kanturalı’nın atını zırhlar, süngüsünü eline alır, yüksek bir tepeye çıkar ve gözler. Korktuğu olur Kanturalı’yı uyandırır ve atıyla Kanturalı’nın önüne geçer. Kanturalı’nın canını da kurtarır Salcan Hatun en son atının arkasına atar Kanturalı’yı. :))

Dede Korkuttaki kadınlar coğrafyaya ve zamana da uygun olarak bu tipteki kadınlardır. Sözü geçen, saygı duyulan, iffetli, kocalarına saygılı, at binen silah kuşanan kadınlar. Türk kadınının toplumdaki yeri ilerledi mi yoksa geriledi mi? Tartışmaya açık bir konu. Fazla yorum katmadan anlatmaya çalıştım. Herkesin kendi yorumu olacaktır elbet. Bu arada benim favorim Salcan Hatun. :)

(Dede Korkut kimden okunmalı diye araştırdığımda “Bu Vatan Kimin” şiirinin şairi de olan Orhan Şaik Gökyay isminin çok telaffuz edildiğini gördüm. O yüzden tercihim bu yönde oldu.)
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Fuat Köprülü'nün bir sözü vardır: "Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar." Diye.

Fuat Köprülü'nün alanında ne kadar uzman olduğu ve yaptığı çalışmalar bilinir. Muhtemelen sadece çalışma isimleri bile yazılacak olsa bir kitabı doldurur. Onun düşünceleri dahi bu kitabı okumak için yeterlidir diye düşünüyorum.

Eserde Türk tarihine, Türk kültürüne ait ögeler fazlasıyla yer bulmuş: İsim koyma, kahramanlık, kadının Türk toplumundaki yeri, boyların birbirleri ile mücadeleleri, vatan sevgisi ve vatana bağlılık, akrabalık bağları, Yaradıcının varlığı ve ona duyulan saygı ve daha fazlası...

İçeriğin dışında dilin de çok başarılı kullanıldığı söylenebilir. Akıcı, şiirsel bir üslup var. Halk deyişlerine, alkışlara, kargışlara sıklıkla yer verilmiş. Genel anlamda ölçülü bir olağanüstülük barındırıyor.

Herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Çocuklar için çizgi filmi de çekildi hikayelerin. Yararlı, keyifli bir eser. İşin akademik boyutuna değinmeden izlenimlerimi paylaşmak istedim.
208 syf.
·29 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine bir sözlü halk edebiyatı ürünü olan bu güzel eser Dede Korkut'un şiirsel üslubuyla yarı efsane yarı hikaye şeklinde niteleyebileceğim bir anlatımla yazıya geçirilmiş 12 bölümden/12 hikayeden oluşan bir eser. Okuması çok keyifliydi. Lise kitaplarında 1 - 2 hikaye vardı. Çok ilgimi çekmişti. Okumak bugüne kısmetmiş. Ben beğendim. Herkesin okuması gereken bir eser. 10/10
208 syf.
·17 günde·9/10 puan
Türk edebiyatının sözlü erbabı olan Dede Korkut MS sonra 9 ile 11. yüzyıllar arasında yaşamış ya da yaşadığı sanılmış Türk anlatı ustasıdır. Hz. Muhammed (sav) zamanında yaşadığı rivayet edilir, lakin mümkün olmayabilir. O vakitler Türkler İslamlaşmamış ve İslam’ı benimsememiştir. Ayrıca Anadolu’da ya da Doğu illerinden birden fazlaca Dede Korkut olması çok muhtemeldir.

Kitap önsözünde Dede Korkut için; “Oğuz’un evvel kişisi, tamam bilicisiydi. Ne der ise olur idi. Gaipten türlü haber söyler idi. Hak Teâlâ onun gönlüne ilham eder idi.” Der. Bu cümle kitap içerisindeki hikâyeler içinde geçerlidir. Çünkü yapımız gereği bir hikâyeyi aktarırken üzerine koymadan, efsaneleştirmeden devam ettirmeyiz. Bu sebeple hikâyedeki abartılar ağızdan ağza ulaştığı için bu hali almıştır.

Kitap içerisinde 12 tane muazzam derecede güzel “Epik Şiir” ile bezeli hikâyeler bulunmaktadır. 2018 senesinde UNESCO’nun kanatları altına alınmasıyla, hem iler ki nesillere aktarılmasında hem de korunmasında fayda görülmektedir.

Hikâyeler içerisinde kişilerin efsaneleştirilmesinden ziyade; dönemin yapısı, Türk adet-görenek-gelenekleri, ataya olan saygı, oğula olan sevgi, devlete ya da bağlı olduğu beyliğe biati çok güzel bir destansı havayla okuruna aktarılmaktadır. Hikâyeler birbirlerinden farklı olsa da karakterler genellikle aynıdır.

Özellikle Deli Dumrul hikayesi olağanüstü bir mesajlar topluluğudur. Kesinlikle dikkatle okunması gerekir.

Yüzde yüz Türk olan kitabın on iki hikâyecik bölümü Almanya’nın Dresden kentinde ve altı bölümden oluşan diğer bölümü ise Vatikan’dadır. Bu da diğer ilk tür ve yazım eserlerimiz gibi, kendi ayıbımızdır ki; kendi toprağından kilometrelerce uzaklarda muhafaza edilmektedir. Lakin toplam olarak asıl bölümlerin kayıp olduğundan şüphelenilmektedir. Anadolu’ya bir dalış yaptığınız zaman, neredeyse her köyde bu tarz farklı farklı ama karakterleri bir olan hikâyelere rastlamak mümkündür. O sebeple ben inanıyorum ki sayısızca Dede Korkut hikâyemiz zamana yenilip, bizlerden uzaklarda, gölgelerde kalmıştır.

Hikâyelerin yazıya aktarıldığı dönem MS. 1585lü yıllar olarak geçmektedir. 1938 – 1958 tarihleri arasında ise incelenmesi tamamlanış olup, Türkçeleştirilip, okurlarıyla buluşturulmuştur.

Okunan kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır. Çevirisi gayet anlaşılabilir ve özenle yapılmıştır. İçerisinde eski Türkçe ya da Azeri lehçesinden kelimeler gayet güzel olarak çevrilmiş olup aşağıda bulunan çevirmen notuna dahi bakmadan anlaşılabilecek kolaylıktadır. Kitabın içerisinde “Kitab-ı Dedem Korkut Üzerine” başlığı altında bir önsöz, sonrasında Mukaddime ve devamında hikâyeler ile devam etmektedir. On iki hikâyenin bitiminde ise kitap kaynakça ile sonlanmaktadır.

Sözün özü; kesinlikle okunulması gereken bir eserdir. Özellikle kendi kültürümüz olduğu için hem tarih, hem aslımıza olan vefamızdan ötürü ve zamana yenik düşmemesi için el üzerinde tutup, baş üstünde gezdirmeliyiz.

Sevgi ile kalın.
208 syf.
·10/10 puan
"Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne,Dede Korkut'u bir gözüne koysanız,yine Dede Korkut ağır basar."Fuat Köprülü.Bu incelemede edebiyatımızda bir eşi daha olmayan Dede Korkut hakkındaki araştırmalarımı ve fikirlerimi yazacağım. Başlayalım Hanım Hey!
Dede Korkut'un bilinen ilk nüshası Dresden Yazması'dır.İlk yaprakta kitabın adı "Kitab-ı Dedem Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan"dır.Hikayeler bir toplulukta ve Han'a karşı okunduğundan "Hanım Hey"le baslayıp onla biter.Diğer yazmalar Berlin ve Vatikandır.Yazmanın girişinde hikayeyle alakası olmayan ve Dede Korkut'un dilinden aktarılan atasözleri vardır.Bu bölümden sonra 12 hikaye sırasıyla anlatılır.Yazmaların üzerinde ne zaman yazıya geçirildikleri yer almamakla birlikte ekseriyetle 15.yy üzerinde durulmaktadır.Hikayelerin çerçevesi savas olmasına rağmen tüm hikayelerde sağlam ve yüce bir ahlak,zedelenmemiş bir göçebe kültürü hakimdir.Eserin dil,üslup,örf ve adetleri aktarma açısından taşıdığı değer eşsizdir.

Hikayeleri anlatılan Oğuzlar 6.yy'da Çin'den Karadeniz'e kadar uzanan bir sahada Türk kabilelerini imp.halinde birleştirmislerdir.Orhun Yazıtları'nda Dokuz Oğuz olarak anılırlar.16.yy'dan itibaren Ön Asya'da Moğolların düşmesiyle Karakoyunlu ve Akkoyunlu adlarıyla birleştiler.Oğuz boyları kendi köklerini efsanevi ataları Oğuz Han'a götürürler.Oğuz Han'ın altı oğlu vardır ve her biri mitolojik adlar taşır:Gün,Ay,Yıldız,Gök,Dağ ve Deniz.Alt8 oğlunun da dört oğlu vardır,bunlardan 24 Oğuz Boyu meydana gelir.Oğuz boyları sağ kanat ve sol kanat olmak üzere ikiye ayr8lır ve Üç Ok Boz Ok adlarını taşırlar,sağ kanattaki en eski boyun adı Kayı'dır ve bu boy kökünü Oğuz Han'ın oglu Gün Han'a dayar.Sol kanattaysa kıdem Bayındır Han'ındır.Dede Korkut'un kim olduğuna gelirsek hakkında çeşitli menkıbeler vardır,üç yüz yıl yasadıgı yahut peygamber zamanında yaşadığı hikaye edilir lakin muhtemelen İslamiyet devrindeki Türkler ve Oğuzlar bu kişi iyi hatırladıkları bir zaman azizi olarak bilirler.

Hikayede tarihsel olaylariki tabakada incelenebilir. Birinci tabaka Oğuz Peçenek savaşlarıdır ki Salur Kazan'ın evinin yağmalanması muhtemelen bir Oğuz Peçenek savaşının yans8masıdır.Kafkasya'ya geçişle Peçeneklerin yerini kafirler alır.Hikayede ikinci tarihsel tabaka Akkoyunlular devridir ki Akkoyunluların yer aldığı Doğu Anadolu coğrafyası(Bayburt,Van,Diyarbakır Erzurum) hikayelerin geçtiği sahayı oluşturur.Bu yerler Gürcü,Rum ve Ermenilere komsudur.Notlarım dağınık olduğu için biraz dağınık yazıyorum ama Korkut Ata'nın kopuzu ilk bulan kişi olduğu rivayet edilir,Türkler hikayeler boyunca kopuzla şiirler okurlar ve hatta elinde kopuz olan kisiyi öldürmezler,zira kopuz kutsaldır.Onun kopuzu buluşu Karakalpakistan'da bilinir.

Kitapta dikkat çeken bir diğer husus Türk Beyleri arasında kötü karakterli kimsenin bulunmamasıdır,bunun tek istisnası "Yalancı Oğlu"karakteridir.Bir diğer dikkat çeken nokta Türklerde sınıfsal ayrımın bulunmamasıdır.Kitapta on hikaye boy arası yahut Gürcü,Rum ya da Eenilerle yapılan mücadeleleri anlatırken iki hikaye mitolojik özellik gösterir(Deli Dumrul ve Tepegöz)Deli Dumrul hikayesinin hayatımda en beğendiğim hikayelerden biri olduğunu eklemeliyim,muazzamdı.

Dede Korkut hikayelerinde kadınlar:Erkeklerin yanında,onlarla aynı işi yapan,varacagı delikanlı ile güreşen ve erkeğin kendisini yenmesini şart koşan,ata binen,savaşa giden kadınlar sadakati ve güzelliğiyle ön plandadır,erotik yönleri yoktur.Edebiyatımızda dil ve kültür bakımından Dede Korkut'un yanına koyulabilecek bir eser yoktur.Arap yazısı yüzünden bazı kelimeleri anlamak zor olsa da kelimelerin çoğu Türkçedir Arapçanın etkisi azdır.Eserde İslami etki:Oğuz Beyleri abdest alıp namazlarını kılar ve dinin gereklerini bilirler,Oğuz Beyleri şarap da içerler fakat bu sadece Oğuzlarda değil İslami etkinin zirve yaptığı Osmanlı döneminde de görülen bir durumdur,saray erkanı şarap içer.Eserde İslami etki uzun uzun konuşulabilir fakat İslamiyet belli ki Oğuzlarda katı ve radikal değildir,olması gerektiği düzeyde yüzeyseldir zira Tanrı Arapların alg8sındaki gibi bir öcü değil "Bre kavat"diye kızabilecek samimi bir yaratıcıdır.Dede Korkut'ta İslami Motifler:Adem-Şeytan,Nuh-Şeytan-Eşek,İbrahim,Nemrut,Firavun,Musa,Hızır-İlyas,Hazreti Muhammed Mustafa,Üç Halife,Ayşe ile Fatma,Hasan ve Hüseyin. Dede Korkut'ta gördüğüm üstün Türk ahlakının Arap kültürünün içimize girmesiyle yozlaştığını,kadının "Han'ım" statüsünden cariye pozisyonuna geldiğini,din adı altında her gün güzel ülkemin geçmişine yabancılaştığını üzülerek görüyorum.Ben faşist ya da Arap düşmanı değilim fakat Arap kültürünün bizim geçmişte sahip olduğumuz üstün ahlakı tahrip ettiğini,din adı altında toplumun cahilleştirildiğini,din kullanılarak toplumun kutuplaştırıldığını görüyorum.Bunu Dede Korkut'u okuyunca daha iyi anladım Hanım Hey!
208 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Dede Korkut Hikayeleri ya da namı diğer Kitab-I Dedem Korkut.

Hep bildiğimi sandığım ama aslında hiç bilmediğimi okurken farkettiğim müthiş halk hikayeleri. Türklerin Müslümanlığı kabülümden sonra Oğuz boylarında anlatılan halk hikayelerinin ağızdan ağıra dolaşıp sonunda 14.-15. yy. da yazıya geçmiş hali.

Ayşegül Çakan kitap üzerine der ki: “ Oğuz Türklerinin yaşantılarını geleneklerine ve çeşitli olaylar karşısındaki tutumlarını düzyazı ve koşup biçiminde aktarılmasıdır. Birbirinden bağımsız fakat belirli karakterlerin birkaç hikayede birden bulunması dolayısıyla bir bütünlük de oluşturan destanların birçoğunda, Oğuz boylarının yurt kurma uğraşları Doğu Anadolu’dan Azerbaycan’a, Kafkasya, Gürcistan sınırına geçerek yaptıkları akınlar ve ‘ kâfirler’ le girdikleri savaş anlatılmıştır. “

Hikayelerde geçen Deli Dumrul ve Tepegöz karakterleri ise masalların mitolojik kısımları olup doğa üstü unsurlar barındırır.

Bu hikayelerde Türkmen geleneklerini ayrıntılı şekilde okuyoruz. Düğünlerde , derneklerde nasıl şölenlerin kurulduğunu; zengin ,fakir herkesin doyurulduğunu öğreniyoruz. Cenk öncesi yiğitlerin, beylerin arı suda abdest alıp, ak toprağa alın sürdüğünü, Muhammed Mustafa’ya nasıl dua ettiğini öğreniyoruz.

Benim en sevdiğim şeylerden biri Türklerde kadının önemi oldu. Kadın at binip, kılıç kuşanan, gerektiğinde erinin yanında savaşan, gerektiğinde onunla güreş tutan, savaş öncesi fikri alınan insanlar. Nerede ve ne zaman kadının değeri azaldı, kadınlar geri plana atıldı tartışılması gereken önemli bir konu bence.

Hikayelerin hepsi birbirinden değerli. Boğaç Hanın ismini nasıl aldığını, Uruz Beyin 16 yıl süren tutsaklığını, Deli Dumrulun yol kesip haraç almasını ve ardından can dilenmesini, Basat’ın Tepegözü öldürmesini, Seğrek’in Eğrek’i nasıl kurtardığının Aruz’un Beğrek’i nasıl öldürdüğünü ve daha nicelerini okuyup öğreniyoruz.

Dedem Korkut Hikayelerini okumama vesile olan Kitap Dünyam ‘a
teşekkürlerimi de özellikle sunmak istiyorum. #doğuyukeşfet maratonunda 212 kitap sevdalısı birlikte okuyup yorulmalı kitabı. Ne mutlu bize.
Dedem Korkut boy boyladı soy soyladı, hanım hey huuuu.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Dede Korkut kitabı, destansı bir anlatımı olan 12 hikâyeden oluşuyor. Bunlar Oğuz Türklerinin destansı hikâyeleridir. Destanların, Türklerin İslamiyetle yeni tanıştığı bir dönemde yazılmış olduğu söyleniyor. Bu, zaten hem hikâyelerde kullanılan dilden, hem de geçen olaylardan anlaşılabiliyor. Hikâyeler, eski dönemlerde Dede korkutun ağzından aktarılırmış. ‘’Dedem korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı.’’ sözünü tüm hikâyelerin içinde görebiliyoruz. Boy boylamak, destanı söylemek anlamına geliyor, soy soylamak ise o destandan bir bölümün ezgiyle okunması manasına gelmektedir. İşin şaşırtıcı olan tarafı bu destanların günümüze kadar ulaşmış olan sadece iki nüshasının olması. Bunlardan biri Dresden’de diğeri ise Vatikan’daymış. Bu durum, kültürümüze ve sözlü edebiyatımıza ne kadar sahip çıktığımızın bir göstergesi sayılabilir sanırım.

Hikâyelerle ilgili söyleyeceğim ilk şey öncelikle dil olarak çeviriyi yapan Ayşegül Çakan çok başarılı bir çalışma yapmış. Çünkü eski Türkçe kelimelerle anlatım bütünlüğünü bozmadan, efsanevi bir anlatım biçimiyle hem sizi büyülüyor, hem de o döneme götürüyormuş gibi bir hava yaratıyor. Hikâyeler, kitabın anlaşılırlığını bozmadan şiirsel bir tarzda ilerliyor.

Değineceğim diğer bir nokta ise birçok hikâyede aynı karakterlerin geçiyor olması. Örneğin bir Salur Kazan karakteri, 6 ve ya 7 hikâyede karşımıza çıkabiliyor. Olaylar genellikle, Han Bayındır’ın toylarında ki sohbetlerde başlıyor ve devamında, beylerden birinin tutsak düşmesi ve ardından esir olan kişinin, oğlunun, kardeşinin ve ya bir yiğidin onu kurtarması şeklinde sonuçlanıyor. Dede korkut bu hikâyelerde bazen hikâyenin ortasında ama genellikle de sonda gelip, boyunu boylayıp dua eder ve bu şekilde sona erer. Bazı hikâyelerde geçen abartılı sözcük oyunları, efsanevi bir hava katıp okuyucuyu daha fazla çekmeyi başarıyor.

Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü isimli boy(destan) var ki buna değinmeden geçemeyeceğim. Bu destanı okuduğunuzda bilenler bilir hemen mitolojide ki Thesus karakteri ve Minotor boğasıyla mücadelesi aklımıza geliyor. Kaldı ki bu Thesus hikâyesi aynı zamanda Susanne Collins’in açlık oyunları serisini yazmasına ilham kaynağı olmuştur. Bu Tepegöz hikâyesinde geçen olay benzerlik yönüyle bizim sözlü edebiyatımızın aslında antik Yunan edebiyatından eksik kalmadığını gösteriyor. Hatta dönemleri farklı olsa bile yine farklı coğrafyalarda benzer hikâyelerin olması sözlü edebiyatların ve kültürlerin nasıl birbirlerinden etkilendiklerini gösteriyor.

Hikâyelerde, İslam ve Hıristiyanlığın savaşını da birçok yerde görebiliyoruz. Hikayelerde kötü karakter olan Tekfur ve ya Şökli Melik, Oğuz beylerinden birini tutsak alır, onlara zulüm eyler ama hikaye sonlarında sürekli yenilir. Bazen de din değiştirip, Müslüman olur. Ayrıca birkaç hikaye sonunda ise kiliseler yıkılıp mescide dönüştürülür. Oğuz beyleri zorda kaldıkları durumlarda sürekli tanrıya karşı haykırışta bulunurlar ve tanrının onlara vermiş olduğu kudretle düşmanı alt ederler.

Hikâyelerin ortak özelliklerini ve ilgimizi çekebilecek yönlerini özetleyip hem okuyacak kişilere referans olmasını, hem de okumuş olan kişilerin bu noktaları tekrar fark etmesini istedim. Umarım yardımcı olur. İncelememi bitirirken, bin yıldan bu yana kadar gelmiş olan sözlü edebiyatın bir ürünü olan bu eserde yiğitlik, cömertlik, saygı vb. birçok değer bulacağınızı söylemek isterim. Seveceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar…
208 syf.
·Puan vermedi
Kitabi-Dədə Qorqud qədim dövr Azərbaycan ədəbiyyatının (ən qədim zamanlardan Xlll əsrə qədər) ən görkəmli yazılı nümunəsi və həmçinin dünya ədəbiyyatında az təsadüf olunan bənzərsiz bir sənət nümunəsidir. Kitabi-Dədə Qorqud Oğuz tayfalarının dili ilə desək Dədəm Qorqudun kitabı. Ənənəyə görə demək olar ki, müəllifi Dədə Qorquddur. Bu əsərdə qədim oğuz türklərinin məişəti, yaşamı, psixologiyası, həyat tərzi əks olunub. Ayrı-ayrı mövzulu 12 boydan ibarətdir.
"Dirsə xan oğlu Buğacın boyu", "Salur Qazanın evinin yağmalandığı boy", "Bayburanın oğlu Bamsı Beyrək boyu", "Qazan bəyin oğlu Uruz bəyin dustaq olduğu boy", "Duxa Qoca oğlu Dəli Domrulun boyu", "Qanlı Qoca oğlu Qanturalı boyu", "Qazılıq Qoca oğlu Yeynəyin boyu", "Basatın Təpəgözü öldürdüyü boy", "Bəkil oğlu Əmranın boyu", "Salur Qazanın dustaq olub oğlu Uruz çıxardığı boy", "İç Oğuza Dış Oğuz asi olub Beyrək öldüyü boy". Hər bir boyun sonu Dədə Qorqudun boy boylaması soy soylaması ilə bitir.
200 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
* Öncelikle günümüz çağdaş toplumunda kadınlar hakkında hala bağnaz fikirler süregeliyorken; bu hikayelerde dört kadın tipi hakkında bilgi verilmesi ve hikayelerin her kısmında kadına değer verilmesi iyi hissettirdi. (Feminist değilim)
*Yer yer mistik öğeler içermekle birlikte Oğuzların kendi aralarında veya düşmanlarıyla mücadelelerini anlatan epik hikayelerden oluşur.
* Oğuzların inanç, gelenek ve göreneklerini detaylıca tanıma fırsatı sunar, özellikle de Dedem Korkut 'un vecizeleri.
* Edebiyatımız için önemi ise destandan hikayeciliğe geçiş dönemi eseri olmasıdır.
Keyifli okumalar.
208 syf.
·75 günde·10/10 puan
Edebi değeri çok büyük olan bu kitap bir çok unutulan Türkçe kelimeyi ve Türklerin yaşamıyla, örf, adetleriyle ilgili bilgiler taşıyor. Dede Korkut'un Hikayelerin sonlarında söylediği bizde unutlulan ve Kırgızlarda hala devam eden dua şekli çok hoşuma gitti. Tepegöz, 1 kişinin sapanla 300 kişiyi yenmesi gibi Çok fazla abartılı olan hikayeler olduğu için destansı özellik kazanmış. Diğer yayın evlerine baktığımda sansür gördüm. Eğer siz okuyacaksanız sansürsüz, çocuğunuz okuyacaksa sansürlü alabilirsiniz. Her Türkün okuması gereken bir kitap.

"Bütün Türk Edebiyatını terazinin bir gözüne,
Dede Korkut'u terazinin diğer gözüne koysanız Dede Korkut ağır basar"
~ Ord. Prof. Mehmet Fuat Köprülü~
200 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Dede Korkut olarak bilinen Ozanların başı, Hz Muhammed zamanında yaşamıştır. Dede Korkut Oğuzların kayı veya Bayat boyundan gelmektedir.
Bilindiği üzere Dede Korkut hikayeleri Kuman ve Oğuz boyları arasındaki mücadeleleri anlatmakta.
(Oğuz : Müslüman olan türkler,
Uz: Hristiyan olan Türkler)
Sözlü sanat olan bu hikayeler Akkoyunlar zamanında yazıya geçirilmiştir.
Eserde eski türklere ait yaşanmışlıklar, adetler ve gelenekler bulunmakta.
.
Her gün bir hikayecik okumanızı tavsiye ederim
Üç yüz altmış altı alp ava çıksa
Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
Kardeşsiz miskin yiğit
Ensesine yumruk dokunsa
Ağlayıp dört yanına bakar olur
Ela gözden acı yaşını döker olur
Anonim
Sayfa 158 - Uşun Koca Oğlu Seğrek.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dede Korkut Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099435
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Dede Korkut Hikâyeleri, Oğuz boyları arasında oluşmuş destansı öykülerin derlemesi niteliğindedir. Yapıta adını veren ve Oğuzlar arasında Dede Sultan, Korkut Ata gibi adlarla anılan Dede Korkut'un yaşadığı dönemle ilgili kesin bilgiler yoktur. Söylentilere göre Oğuzlar'ın Bayat boyundan Kara Hoca'nın oğludur. 100 ya da 295 yıl yaşadığı söylenmektedir. Öykülerden Oğuzlar'ın akıl hocası olduğu anlaşılmaktadır. Genellikle her öykünün sonunda kopuzuyla ortaya çıkar; Oğuz beylerine ve boylarına öğütler verir, dualar okur, şiirler söyler.

Kitabı okuyanlar 6,9bin okur

  • efsun
  • ali osman sarıtaş
  • ZEYNEP SU
  • Bir Avuç Huzur ⸙ ℳ.
  • Hilâl
  • sebiha Ayvalı
  • Gül G.
  • Ayşenur Çünkioğlu
  • Ayşe Gül Şahin
  • Yunus Emre Kıbrıs

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.2 (2)
6
%0
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları