Adı:
Devlet
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059133999
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Devlet, Eflatun'un ve felsefesinin en önemli eseri. Diyaloglardan oluşan, Sokrates'in çevresindekilerle yaptığı konuşmalardan oluşan yapıt, 2500 yıldır dünyanın gündeminde ve günümüzde de bir başucu metin. İ.Ö 4. yüzyılın başında gerileme dönemine girmiş olan Atina devletinin politik, sosyal ve kültürel gereksinimlerine yanıt ve çözüm aramaktadır.

Pratik ile felsefi teorinin bu birlikteliği adalet, iyi devlet, iyi insan, iyi yönetim cevaplarına yöneltir bizi.

Bu eserin etkisi, bugünkü dünyanın şekillenmesine yol açmıştır. Avrupa özellikle rönesans döneminde, Sokrates'in anlatımlarını ideal almış, aydınlar Eflatun'un düşüncelerini Avrupa'nın karanlık çağından çıkma aracı olarak görmüş ve demokrasi ardı ardına gelen aydınlanma hareketleri ile yeni dünyanın en iyi yönetim şekli olarak kabul görmüştür
392 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İnsanlarin 3 bin yıl evvel tartıştığı,sorguladığı şeyleri biz hala sorgulayamıyor,sorgulamayı akıl edemiyoruz. Sorgulamayı teşvik etmeyi bırak,sorgulamaya engel bir eğitim sistemiyle bunlardan haberdar olmak bile iyi bir sey.
Aynı toprak parçası üstünde yaşadığımız insanlar bir dünyaya yetecek kadar filozof yetistirirken, bizde felsefe yapanlara deli gözüyle bakılıyor ki zaten düşünen adam heykelinin akıl ve ruh hastalıkları hastanesinin önünde bulunması da buna en büyük kanıt.
Neyse, sevgili deli arkadaşlarım bu kitaplari okuyun, okutun bu ülkeyi belki de biz deliler kurtaracağız...
372 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Asırlardan beri süre gelen “devlet” hakkında yazılan bütün eserlerin yazımlarının aslında birer cevap olduğunun gerçeği su götürmezdir. Aristoteles’ten günümüze kadar yazılan bütün bu eserler aslında “Devlet” isimli bu esere cevaptır.

Platon MÖ 428 - 348 tarihleri arasında yaşamış ileri görüşlü Yunan düşünce adamı, ekstremisttir. Platon Peloponnes Savaşı başlangıcından 4 yıl sonra doğmuştur. Atina’da demokrasi çöktüğünde 23 yaşındaydı. Yenilenen demokrasi MÖ 399 yılında hocası Sokrates’i idam ettiğinde 28 yaşındaydı. Bu olaydan sonra Atina’dan ayrılmış - tahminen 18 yıl süren bir ayrılık – bütün Yunan topraklarını gezmiştir. Döndüğünde ise Platonik akademinin – Akademos – kurucusu olmuştur. Ki kurulan bu akademi daha sonrasında çevresine ve özellikle de Yunan ve Roma dünyasına felsefi kaynaklık etmiştir. Okulun en bilindik öğrencilerinden birisi de Aristoteles’tir. Yaklaşık olarak 300 yıl etkin bir şekilde eğitimin devam ettiği bu okullarda Hristiyanlığı’nda çıkması ve yaygınlaşmasıyla manastırlara devredilmiş; akabinde ise modern çağın üniversiteleri haline gelmiştir. 80 yaşına kadar yaşamıştır.

“Bir adam güzel şeyleri sever ama güzelliğin kendine inanmaz, onu öğretmek isteyenin ardından gitmezse, gerçekten yaşıyor mu dersin bu adam? Yoksa ömrü bir rüya içinde mi geçiyor? Rüyanın ne olduğunu bir düşün... Uyurken ya da uyanıkken bir şeyin benzerini, onun benzerini olarak değil de, kendisiymiş gibi görmek değil midir rüya?
...
Oysa ki, güzelliğin kendi varlığına inanan, hem onu hem de katıldığı şeyleri gören, güzeli güzel şeylerle, güzel şeyleri güzelle karıştırmayan adam rüya içinde mi yaşar, yoksa gerçek içinde mi?” (Alıntı #44263585 )

Hazır üniversite demişken Platon’un şehri Kallipolis ve üniversiteler arasındaki benzerliği de görmemek elde değildir. Her iki yerde de kızlı-erkekli kişiler “genç bir yaşta” “bilgi, cesaret, özgüven, liderlik, sorumluluk ve disiplin” kapasiteleri ile seçilip, beraber eğitim görürler ve –burası önemli – “ailelerinden uzakta…” Ortak yaşam alanları, ortak yemek alanları, aile kavramının ortadan kalktığı bir yerde birlikte ders çalışarak eğitimlerini sürdürürler. Her iki kurumda da bu saydığımız özellikler ortaktır ve en iyi olmak, insan yararına, kamu yararına en iyi olanları seçmektir. Akabinde ise yıllar sürecek zorlu bir ders ve eğitimden geçerler. Eğitim sonucunda ise başarılı olanlar hem Kallipolis’te hem de üniversitelerde yani günümüzde liderlik, kamusal pozisyon almak için hayata atılırlar. Bu da bize Platon’un mirasçısı olduğumuz kanısını güçlendirir. Bir deyime ise Platon olmasaydı üniversiteler olmazdı.

Platon’un Devleti neden yazdığını anlamak için yine 70’li yaşlarında kendi yazımları olan otobiyografi değeri taşıyan mektuplarına bakmak en yeterli kaynaktır. Buradaki mektupları bir dönem Sicilya’da bulunmuş olmasından dolayıdır; 7. Mektup olarak ele alınan “Platon'dan Dion'un akraba ve dostlarına” başlığıyla gönderilmiş mektuptur.

“Gençlikte, ben de birçok genç gibiydim. Kendi kendime davranabileceğim gün gelince, hemen devlet işlerine atılmaya karar vermiştim. Ama o zaman, bu alanda birçok değişme olmuştu; kendimi şu durum karşısında buldum: Birçok kimse, o zamanki yönetime saldırmış, ayaklanma çıkmış ve yeni yönetimin başına elli bir kişi konmuştu. Bunlardan on biri kentte, onu da Peiraieus'da görev almıştı; görevleri agorayla kentin yönetimini ilgilendiren işlerle uğraşmaktı. Öteki otuzuna, tam yetkiyle en yüksek erk verilmişti. Bunlar arasında tanıdıklarım, akrabalarım vardı; uygun bir iş vermek üzere beni hemen çağırdılar. Genç yaşım düşünülecek olursa, hiç de aşırı olmayan birtakım düşlemler kuruyordum: Bunların devleti, eğrilik yolundan doğruluk yoluna getirerek yöneteceklerini sanıyor, ne yapacaklarını merakla bekliyordum. Oysa çok geçmeden, eski düzeni sanki altın çağmış gibi arattıklarını açıkça gördüm. Birçok zorbalıktan başka, o zamanın en doğru adamı olduğunu çekinmeden söyleyebileceğim yaşlı dostum Sokrates'e de saldırdılar. Onu başka kimselerle birlikte, bir yurttaşı yakalamaya göndermek; bu yurttaşı ölümle cezalandırıp, Sokrates'i, istesin istemesin, siyasetlerine karıştırmak istiyorlardı. Sokrates onları dinlemedi; onların büyük suçlarına ortak olmaktansa, bütün tehlikelere göğüs germeyi yeğledi. Ben de, bu türlü şiddet olayları ve buna benzer, bunlar gibi önemli daha başka zorbalıklar karşısında tiksinti duydum; olup biten iğrençliklerden uzaklaştım. Az zaman sonra, Otuzlar düştü; kurmuş oldukları yönetim biçimi de onlarla birlikte ortadan kalktı.

… Bununla birlikte, bu durumu iyileştirmek ve tüm yönetim biçimini değiştirmek için yollar aramaktan geri kalmıyor, eyleme geçebileceğim anı bekliyordum. Ama sonunda, o zamanki bütün devletlerin kötü yönetildiğini anladım; çünkü yönetim, uygun koşullar altında yetkin olarak yeniden düzenlenemezse, yasalarının iyileşmesine hemen hemen olanak yoktur. İşte bunun için, felsefeyi överken, ancak felsefenin yardımıyla devletlerin ve kişilerin yönetiminde doğruluk gösterilebileceğini söylemiş; bundan ötürü de, insan soyunun, başına çöken belalardan ancak tam ve gerçek filozofların yönetimi ele almasıyla ya da devletin başında olanların, Tanrı'nın iyicilliğiyle gerçekten filozof olmaları durumunda kurtulabileceğini belirtmiştim.” Kaynak: Platon – Mektuplar - Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti. – Aralık 1999 – Sayfa 14/15/16 (Yedinci Mektubun tamamını buradan okuyabilirsiniz #43408960 )

Devlet bir ütopyadır. Bunu söyleyen Platon değildir. 15. Yüzyılda Sir Thomas More tarafından söylenmiştir. Muhakkak ki Devlet bir ütopyadır ve siyasetin çok iyi bir vizyonunu sunar. Kitabın rehber ilkesi karşılılıktır. Devlet ve insan ruhu arasındaki karşılaştırmadır. Modern ve totaliter bir devletin modeli anlatılmaktadır. Şiirde ve teolojide ciddi bir sansürün yapılması, özel yaşam alanı ve ailenin kişilerin hakları olmamasını öngören bir yapıdadır.

“Kamusal eğitim hakkında iyi bir fikir edinmek istiyorsanız Platon'un Devletini okuyun. O, kitapları başlıklarıyla yargılayanlar gibi siyasi bir deneme değildir, eğitim üzerine şimdiye kadar yazılmış en iyi, en güzel eserdir.” Jean-Jacques Rousseau

Devlet on tane kitaptan oluşmaktadır. Birinci kitap bir önsöz, hazırlık, hazırlama mahiyetindedir. İkinci kitap ile altıncı kitap ise kurumun/devletin yani siyaset felsefesinin en yoğun olduğu bölümlerdir. Yedinci ile onuncu kitap ise devlet insan, devlet insan ruhu ve insan metafiziği olarak devam etmektedir.

Birinci kitapta adalet ve doğruluğun tanımı değil de yararlarının konu edildiği diyalog adaletin faydasıyla çözeme ulaşmayı hedefler. Ancak ikinci kitapta bulunan bir hikâye ise mutlak bir gücün hâkiminin neden adaletli ya da adaletsiz olunmasını çürütmektedir. Gyges ( #44068640 ) adındaki bu çobanın hikâyesi bize “güçsüzün” doğruluk arayışı olduğunu hatırlatmaktadır. Çünkü güçlüye adalet gerekmez, o kendi adaletini kendisi yaratabilir. Bu kısım Adeimantos’un sahneye giriş yeridir ve kitabın değiştiği, ismine uygun olarak şekillenmeye başladığı alandır. Sokrates burada bir düşünce fırtınası yaratmayı teklif eder ve bu düşünce paylaşımının ise bir devlet yaratma düşüncesi olduğunu kabul ettirir. Buradan sonraki kısımlar ise kendisi gibi aristokratlara yani diyalogda bulunan Glaukon ve Adeimantos’a göre ilerleyişini sürdürür. Şehir ve ruh metaforunu, her şey kendine benzer ya da benzerini arar düşüncesiyle doğruluğu her ikisine de uygular. Şehir ve ruh hipotezi o şehirlerde yaşayan kişilerinde benzer olduğunu, bu benzerliklerin Timokrasi, Oligarşi, Demokrasi ya da zorbalıkla yönetilen şehirler arasındaki benzerlikleri açığa çıkarır. Her rejim kendinden sonra gelen rejime referans ve rehber olur.

“Bir şehrin duvarları tuğladan değil insandan yapıldı mı, surları olmasa da olur.” (Alıntı #35585733 )

İdeal insanı keşfe çıktığımız yedinci kitabımızda yapılan bir mağara benzetmesi kişilerin konfor alanından uzaklaşmasından korkmasını, zincirlerini kırıp yeniliklere ulaşamamasını içermektedir. Belki de kitapta bulunan en can alıcı insan psikolojisinin dibine inilen yerdir bu kısım.

Adil bir devlet kurulumda ilk önce yapılacak şeyin şairlerden, mit yaratıcılardan, hikâyecilerden başlanılmasını gerektiğini öne sürer ve bu ütopyada sansürü ileri derecede meşrulaştırır. Çünkü çocuğa küçük yaşta neyi hikâyelerseniz büyüdüğünde de o yönde bir yaşam tarzı benimsemesine olanak tanırsınız. Özellikle üçüncü kitapta Sokrates’i Homeros’un üzerine yürütüp, mitoloji yaratıcısı bu adamı yerdiğini gördüysek de onuncu kitapta bunun daha fazlasını görmekteyiz. Platon’un Homeros kitabından çekinmesinin sebebi günümüz anlayışı ile bakmak yerine; o devirde Homeros kitaplarının dini kitap olduğunu varsaydığımızda ortaya çıkar. Günümüz şiir, destan diye nitelendirdiğimiz bu kitaplar; o devrin yegâne din kitaplarıydı. En küçük bir sorunda o kitaplar açılır, onlardan bakılıp ona göre hareket edilirdi. İnsanlar o kitaplara göre yetişir; özel hayatlarından ziyade siyasal hayatlarını da buna göre düzenlerler ve Homerik kahramanların onları takip edenlere kötü örnek olmaktadır. Hatta Homeros’un iyi, hoş birisi olduğunu da söyler; ancak insanlık adına, devlet adına bir şey yapmadığını da açıkça belirtir. Ne bir Sparta Kralı ve Kanun Koyucusu olan Lykurgos olduğunu ne de Yunan Devlet Adamı Solon olduğunu söyler.

“...şehirlerin de insanlar gibi kaderleri olduğuna... inanılırdı.” (Alıntı #40987575 )

Platon kitabından bedenin çürümesine değinmiş ve ruhun ölümsüz olduğunu vurgulamıştır. Ruhun ölümsüz olduğunu savunan belki de ilk Yunan filozofu olduğunu söylesek hata etmemiş oluruz. Ayrıca kitabın sonunda verilen “Er’in” hikâyesi ise bir cennet / cehennemvari bir yerin varlığından bahsetmektedir. Genellikle tek bir tanrıdan ve bazen de tanrılardan bahsetmesi ise tek tanrının varlığına inandığını göstermektedir. Bu tek tanrı söylemi de ölümsüz ruh söylemi gibi bulunduğu coğrafyada ilk bir söylemdir.

“Özü gereği, bir şeye bağlantısı olan her şey, tek başına ve kendi içinde ele alınınca, yalnız kendisine bağlı kalır. Buna karşılık belli şeylerle ilgileri bakımından ele alınırsa, kendisi de belli bir şey olur!” (Alıntı #44199101 )

Diyalog karakterleri;
Sokrates; ana karakter. Diyalogda bulunan diğer karakterlerin doğrularını tartışma, konuşma vasıtasıyla çürütme yoluna giden, bu yolda ikna edebilen, erdemin, bilginin ve insan ruhunun en ince ayrıntılarını çok iyi gözlemleyen karakterdir.

Glaukon; Platon’un kardeşi, aristokrat. Diyalogda düşünceyi edilgen etmeye yarayan iki karakterden biridir. Genellikle içerikte “Evet,” “Hayır,” “Doğrudur…” gibi kelimeler ile karşımıza çıkar. Ancak Kallipolisi yönetebilecek karakterlerden birisi olarak gözükmektedirler.

Adeimantos; Platon’un kardeşi, aristokrat, zevk düşkünü, hedonist. Diyalogda düşünceyi edilgen etmeye yarayan iki karakterden biridir. Genellikle içerikte “Evet,” “Hayır,” “Doğrudur…” gibi kelimeler ile karşımıza çıkar. Ancak Kallipolisi yönetebilecek karakterlerden birisi olarak gözükmektedirler. Glaukon ile arasında fark ise Adeimantos daha cesurdur. Adaletin ise güçsüzlerin dostu olduğunu savunur.

Kephalos; gelenekçi, düz kafalı. Diyalogda aileyi temsil eder. Hatta ailenin başıdır. Ailenin başı olması sebebiyle en yaşlısıdır. Aralarındaki konuşmalar yaşlılığın nasıl olduğu ve cinsel ihtiyaçlara dem vurur. Kitap içerisinde yaşlanan Sophokles ile alakalı; "Bir gün şair Sophokles’leydim. Biri geldi sordu ona: Aşkla aran nasıl? Hâlâ kadınlarla düşüp kalkıyor musun? aşk sorulur. Sophokles: “Bırak canım sen de, dedi; bu işten kurtulduğuma bilsen ne kadar seviniyorum. Deli ve belalı bir efendinin elinden kurtulmuş gibiyim”. Sophokles’in bu sözünü beğenmiştim o zaman. Yine de beğeniyorum. Gerçekten, ihtiyarlık bu bakımdan kurtuluş sayılır. İstekler, hırslar gevşeyince insan rahatlar, Sophokles’in dediği gibi zırdeli bir zorbanın elinden yakasını sıyırmış olur. Yaşlıların yakınlarından çektiklerine gelince Sokrates, bunların da sebebi ihtiyarlık değil, insanların kendi huyudur. Ölçülü, uysal olana ihtiyarlık dert olmaz. Öyle olmayana ise, gençlik de bela olur, ihtiyarlık da.” (Sayfa 3) Helenistik dönem yaşam tarzı cinsellik ve para kazanma olarak yaşam tarzıydı. Yaşlanınca ise dine kendini adar ve bu yaşam tarzından kurtulurdu. Platon’a göre bu yaşam tarzı düşündeki devlete uymuyordu ve bu sebeple sadece birinci kitaptan sonra Kephalos’a diyalogda yer verilmemiş, böylece gelenek kovulmuştur. Bu hususta en iyi söylemi Jean-Jacques Rousseau yapmıştır; “Siyasette de ahlakta olduğu gibi, iyilik etmemek kötülük etmektir. Yararlı olmayan her yurttaş zararlı bir insan sayılır.” (Alıntı Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - #40723436 )

Polemarkhos; mirasçı, vatansever, soylu ya da centilmen. Adalet olarak herkese hakkının verilmesi taraftarıdır. Dostlara iyilik, düşmana ise kötülük yapmayı amaçlar. Dost ve düşman arasındaki ayrım, adil ile adaletsizlik arasındaki ayrım ve iyi ile kötü konularına en iyi sorular bu karakterden sorulur. Sokrates ise gereken cevapları verir ve karakterin düşüncelerini çürütür.

Thrasymakhos; Sokrates’in karşıtı, zıt görüşü, rakibi, realizm taraftarı. Kendisi eğitmendir ve öğrencileriyle beraber girerler diyaloğa. Diyalogda bulunan en dişli karakterdir. Adaleti bildiğini ve bunu diğer kişilere öğrettiğini savunur. En belirgin cümlesi ise; “Doğruluk/adalet, güçlünün işine gelendir.” (Sayfa 17) Kanunları bu güçlü kişiler koyar ve kanunlar tamamen bu kişilerin elindedir. Kanunlar ise bu güçlü kişilere hizmet eder savını ortaya atar. Konunun özeti olacak alıntı ise;

“Derler ki, tabiatta haksızlık etmek iyi, haksızlığa uğramak kötü bir şeydir. Haksızlığa uğrayanlar ise haksızlık edenlerden çok daha fazladır. İnsanlar, birbirlerine haksızlık ede ede haksızlığa uğraya uğraya, birinin tadını, ötekinin acısını duymuşlar. Haksızlığa uğramaktan sakınamayacaklarını, haksızlık etmeyi de her zaman beceremeyeceklerini anlayınca, bir anlaşmaya varmayı düşünmüşler, kanun koymuşlar, kimse haksızlık etmeyecek, haksızlığa uğramayacak diye. Kanunun buyurduğuna, kanuna uygun olana da doğru demişler. İşte doğruluğun kaynağı, özü budur. Doğruluk, en iyi şeyle en kötü şeyin ortasında, yani haksızlık edip ceza görmemekle, haksızlığa uğrayıp öç alamamanın arasındadır. Bu iki şeyin arasında olan doğruluk iyi bir şeydir diye sevilmez: Ona değer verdiren, insanın hep haksızlık etmeye gücünün yetmemesidir. Gücü yetseydi, haksızlık etmeyi, haksızlığa uğramayı ortadan kaldırmak için kimseyle anlaşmaya kalkmazdı. Böyle yapması delilik olurdu.” (Alıntı #44068068 )

Sözün özü; okuduğumuz bu kitabın görünen kısmı bir diyalogdur. Ancak içerisine girildiğinde edebiyat, felsefe, metafizik, siyaset felsefesi gibi sayısız bir içeriğe ulaşmaktayız. İstenilen açıdan bakılmadığında 50 kere okusak dahi anlamayacağımız bir içeriktir. Her okumada yeni bir şeylerin keşfine açıktır. Diyalog tarzı olduğu için yüksek sesle okunması tavsiye edilir. Okunması gereken naçizane eserlerin en başında olanı dersek hata etmemiş oluruz.

Sevgi ile kalın…
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.5/10 (2.310 Oy)2.910 beğeni9.032 okunma17.300 alıntı107.874 gösterim
  • Sokrates'in Savunması
    8.5/10 (2.571 Oy)2.600 beğeni10.180 okunma4.026 alıntı65.654 gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (2.112 Oy)2.511 beğeni6.851 okunma9.934 alıntı67.906 gösterim
  • Utopia
    8.3/10 (1.282 Oy)1.322 beğeni4.910 okunma2.874 alıntı27.985 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (1.458 Oy)1.651 beğeni5.292 okunma5.414 alıntı47.427 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (1.316 Oy)1.615 beğeni5.681 okunma4.757 alıntı55.647 gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (3.230 Oy)3.559 beğeni13.566 okunma12.817 alıntı60.599 gösterim
  • Hamlet
    8.9/10 (2.094 Oy)2.129 beğeni7.677 okunma4.377 alıntı66.380 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.2/10 (2.479 Oy)2.407 beğeni9.780 okunma3.901 alıntı63.361 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.9/10 (1.312 Oy)1.356 beğeni5.883 okunma2.483 alıntı34.410 gösterim
392 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İncelemeyi okumaya üşenenler için: https://youtu.be/-P9fMc5vPBk

Bir kitap düşünün,bundan neredeyse 2500 yıl önce yazılmış.
Yazılmış yazılmasına okunuyor da... Peki 2500 yıldır defalarca ama defalarca okunan bu kitabı kaç kişi gerçekten okudu ya da kaç kişi gerçekten de uygulamaya çalıştı?

Platon'un okuduğum 2. kitabıydı bu ama yine Felsefe olmasına rağmen hiç zorlanmadım. HERKESE DE TAVSİYE EDERİM.

Dili ağır değil, Sokrates ve birkaç kişi daha bir evde toplanıyorlar,ardından da diyorlar ki "Hadi ideal bir Devlet nasıl olur konuşalım."
Sonra konuşmaya başlıyorlar.
Adalet nedir, nasıl olmalıdır?
Devlet nasıl ayakta kalır?
İyi ve kötü nedir, zararları ve karları nelerdir?

Bu gibi soruları karşılıklı birbirlerine sorup cevaplar aramaya başlıyorlar.
Tabii bu günlerde ülkemiz büyük sıkıntılar çekmekte bence...
Bunun bir nedeni de okumamak!
Okuyun arkadaşlar, hepimiz kitap okuyalım. Kitap okudukça gelişecek bu ülke :)
Okumamaktan geliyor zaten her şey başımıza :( Okuyan insan erdemi de iyiyi de kötüyü de sevgiyi de nefreti de öğrenebilir ve öğrendikten sonra da etrafını aydınlatmaya başlar.

Twitter'da da paylaştım zaten "ülkeyi yönetenlere kitap tavsiyesi..." diye :D

Kitap kendi içerisinde 10 kitap olarak ayrılmış. Her bir kitapta farklı bir konu tartışılıyor ve siz resmen bilgi bombardımanına tutuluyorsunuz.
O yüzden kaleminizi kağıdınızı yanınızdan eksik tutmayın :D

Tekrar söylemem gerekirse bu kitabı HERKES OKUMALIDIR!
Felsefe diye korkmayınız efendim, dili gayet sade ve anlaşılır :)

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
392 syf.
·Beğendi·10/10
Siyaset felsefesinin en önemli eserlerinden biri.Felsefeye ilgisi olanlar kesinlikle okumalı.Hatta bir kere değil bir kaç defa okunması hem keyif hem de bir ayrıcalık olur. Sorgulamalı ve düşünmeliyiz.Eğitim sistemimiz buna engel olsa da bunu kendi imkanlarımızla başarmalıyız.
368 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
Çevirenlerin önsözünü okuduğumda -ki önsözde: "Okuyucu, önsöz okumazsın sen biliyoruz, haksız da değilsin hani önsözlerin çoğu anlayışına sınır koyar." dese de kitabın öncesinde ve sonrasında bu önsözü keyifle okumanın sonucu, onların fikirlerine de incelememde yer vermek istiyorum. Sokrates MÖ 470-399 yıllarında yaşamış, Sokrates öldüğü zaman Platon 28 yaşındaymış.
"Devlet'in yazılmasına asıl yol açan olay Sokrates'in ölümüdür.Sokrates başkaldırmaya katıldığı, başkalarını başkaldırmaya zorladığı için değil; serbest düşündüğü, eski düzenin temellerini sarstığı için ölüme mahkum olmuştur. "
Zehir içerken hiç tereddüt bile etmeyişini, bu önsözü okurken dokunaklı olarak yaşadım ve gözlerimin dolmasına sebep oldu, tıpkı o zehri yudumlarken dostlarının ağlayışı gibi.
Kitabın içeriğinde doğruluk,iyilik,ölçü,eğrilik gibi birçok konuya değinilmiş, beni şaşırtansa nerdeyse 2500yıl önce yazılan konuşulan bu konuların hala günümüz geçerliğini korumuş olması. Gerçi onların düşlediği bu devlet düzeni şu anki ile örtüşmüyor orası ayrı. Platon’a göre mutlu olmak için erdemli olmak gerekir. Erdem iyiliğin, iyilik de insanın ve toplumun en yüksek amacı olan mutluluğun gerçekleşmesini sağlayacaktır. En yüksek bilgi de iyi ideasıdır bunu anlatmak için de güneş benzetmesini kullanır. Önsözde geçtiği gibi "Devlet okunmuş olsa bile sık sık yeniden okunmaya değer,dünya gibi hep yeniden anlaşılmak isteyen kitaptır."
372 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Düşünsene! 2400 yıl önce, birileri oturup sanki bizim adımıza akıl yürütmüş ve kendi yollarıyla doğruya ulaşmaya çalışmışlar. Bunu yaparken hem içerik hem de yöntem olarak ‘felsefe’yi kullanmışlar. Diyalogları okurken neden diyalog yöntemini kullandıklarını dahi anlıyorsun bu kitapta. İşte bu kitap felsefenin temellerinden biridir.

Bunlar öyle kitapta yazmaz ama;
Sokrates öldükten sonra Platon yirmili yaşlarındadır, o bunalımla gider ve dünyayı gezmeye başlar. Arayıştadır ve diğer ülkeleri, kentleri görür. Yani ‘öteki’ni görmeye başlar. Mısır’dır Yunan için bazen ütopya yani Devlet’te anlatılanlar ve onları örnek alır. Bazen gezdiği yerlerden ibret alır. Bu eser de o ütopyaya ulaşma arzusunun eseridir. Ama sonra o ütopyanın coğrafyasını ele geçirince, yani Mısır’ı da kendileri için ‘öteki’ olmaktan çıkarıp, işgal edince, artık ortaçağa kadar ütopyası kalmaz Batı’nın.

Bu eseri şu an yaşayan herkes okumalı diye düşünüyorum. Örnek olsun diye değil, düşünebilmeleri için bir yöntem olsun diye. Yazılanların bazılarının bugün gerçek olması, “yazıldıkları için mi bizim gerçeğimiz olmuşlar?” sorusunu da sorduruyor insana. Bu kitap hakkında söylenecek çok şey var ancak bu kadarı yeterlidir. Dilerim bugün yaşadıkları hayatın kökenlerini öğrenmek isteyen herkes okur.
392 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Platonun 2400 sene önce yazdığı devlet adlı kitabındaki görüşleri hala geçerliliğini koruyor. Filozof demokrasi bir eğitim işidir diyor ve ekliyor. Eğitimsiz kişilerle demokrasiye geçilirse oligarşi meydana gelir. Devam edilirse demagoglar türer. Ve demagoglardanda çıkar diyor.
704 syf.
“Ama belki göktedir (bu devlet), onu görmek ve buna göre ben’ini düzene sokmak isteyen kişi için kurulmuş halde. Herhangi bir yerde varolması ya da gelecekte varolacak olması, onun için fark etmez; çünkü başka hiçbir devlete değil, sadece bu devlete adayacaktır kendini!”

Evet, Platon da farkında gibi gözüküyor ideal Devleti'nin gerçeklesmeyecegini ancak insanlara bir hedef olmasını istemiş olabilir. Buna benzer Nietzsche'nin üst-insan'i, Türklerin Kızılelma'si örnekleri de verilebilir. Ancak Platon, kafasındaki Devlet tasavvurunu en baştan hiç gerceklesmeyecek diye olusturmamistir. Bunu şuna dayanarak söylüyorum: Mektuplar eserinde Devleti'nin olmazsa olmazı Filozof Kral fikrini gerçekleştirmek için davet üzerine o dönem bir krallıga gider. Buradaki Tiran Dion'a danışman olur ancak istenmeyen gelişmeler neticesinde Platon, başarılı olamaz. Ayrıca birkaç kere de aynı yere gidip bu ideal için uğraşmıştır. Buradaki başarısızlık ve dönemin buna uygun olmadığına ikna oluşundan dolayi başa koyduğum alıntıdaki sonuca varmış diye düşünüyorum.

Platon'un yaşadığı devirde Yunan dünyası politik manada krizler geçirmiş ve yeni kriz ve olası istilalara açık bir halde bulunmaktadir. Eskiden doğaya ve evrene bakıp onlar üzerinde dönen felsefe, Sokrates ile beraber 'insan' ve insanın olduğu ilişkilere, kurumlara dönünce toplumun etkin güçleri ve toplum tarafından felsefeye tepki gelmiş ve neticede Sokrates idam edilmiştir. Sokrates halkı birey birey eğitmek istemiş ve dönüştürmek istemiş gibidir. Platon, hocasının hazin sonundan sonra, Yunan'in krizlerden çıkmasi ve olası istilalara karşı koyabilmesi için verilmesi gereken eğitimin birey birey yapılamayacağıni anlamıstir. Uzun bir yolculuğa çıkıp çevre medeniyetleri gezip,tanıyıp memlekete döndüğünde meşhur Akademisini açmıştır. Bir yandan verilecek bu eğitimin odak noktasının Devlet'in kendisi olduğu sonucuna varmıstir. Nitekim Platon, Devlet'i büyük bir insan olarak görmüştür.

Platon devleti büyük bir insan olarak görmüş ve bunun üzerine bina ederek Devleti'nin nasıl olması gerektiğini sekillendirmistir. İnsan neyi ister? İyiyi. İyi denilen şey nihayetinde nedir ve nasıl sağlanır? Adalet ile. Adalet iyidir ve iyinin olmasi için adalet gereklidir. İnsan bazında böyle ise büyük insan olan Devlet'in de o zaman temeli Adalet olmalıdır. Devlet iyiyi hedeflemelidir. Ancak bu iyi büyük insan olan Devlet'in iyiligidir. Yani buradan çıkarılacak sonuç birey insan kendisinden yer yer bazı hususlarda feragat edebilmelidir büyük insan'in iyiliği için.

İnsanı (ruhunu da) ölçüluluk, cesaret ve bilgelik oluşturur. Bunların dengesini de adalet sağlar. Devlet de aynı şekildedir. Platon, her insanın doğuştan her ise yatkın olamayacagini dolayısıyla insanların kastlara(siniflara) ayrilamasini gerektiğini dile getirir. Ancak sınıflar arasında kişinin yeteneğine göre geçişler mümkündür. Bu sınıflarda en önemli sınıf olan Bekçiler üzerinde uzun uzun duruyor Platon. Çünkü Bekçiler hem Devlet'in güvenliği için zorunludur hem de bunların içinden çıkacak kişilerin Filozof Kral olacağını yani en üst sınıfta yer alıp Devlet'i yönetecegini söylüyor. Askeri manada aklıma Yeniçerileri getirdi Bekçiler. Platon ise birçok konuda olduğu gibi Bekçiler'de de Spartalilar'dan etkilenmiş.

Eğitimde iki temel vardır: Müzik ve jimnastik. Bunu zihin ve beden diyebiliriz. Bunların dengesi önemlidir. Ayrıca matematik ve geometrinin de eğitimde olması gerektiği söyleniyor. Edebiyat konusunda ise Platon, mevcut edebiyatın bir taklit olduğunu ve bu taklidin de insanın zihnini kötü etkilediğini öne sürerek bu haline izin verilmemesini gerektiğini söyler. Bize garip gelecek bu fikrinin nedeni ise Eski Yunan insanın Homeros'u ve anlatılarini adeta kendilerine yol gösterici olarak gormeleridir. Platon bu içinde Tanrılari hem iyi hem kötü vb gösteren ve öte açıdan da bir taklit olan bu türün insanların ahlakına, zihnine zararlı olduğunu ve nihayetinde bu türün insanlara yanlış bir yol gösterici olduğunu düşünür. Yine bize garip gelecek uygulamalar tasavvur eder Platon: Güçlü ve yararlilik gösteren erkeklerin daha çok cinsel ilişkiye teşviki ve imkanı, bu kişilere daha çok kadın imkanı... Bunun yanısıra özelikle o dönem Yunanlilarina garip gelecek kadınların da erkekler gibi eğitime tabi tutulması... Diğer bir örnek sağlıklı çocukların alınması sağlıksız çocukların ayrı bir yere ayrılması. Bu konuda Spartalilar'dan etkilenmiş olsa gerek. Bu gibi bize uç gelen fikirler aklıma Hitler'i getirdi. Nitekim bir yerde de Hitler'in bu kitabı örnek göstediğini okumuştum. Tabiki bu Platon ve fikirleri berbat ve soykırımci fikirlere öncülük etmiştir demek değildir. Aynı Hitler Nietsche'nin fikirleri de kendi çıkarı için istediği şekilde anlamışti.

Devlet'i idealari bilen, buna uzun uğraşlar sonucu vakıf olan yani görünen dünyadaki nesnelerin kaynağını aldığı idealari bilen Filozoflarin yönetmesi gerektiğini söyleyen Platon, aynı Filozoflarin idealari yani hakikatleri gördükten sonra tekrar görünen dünya ve bu dünyanın işleriyle ilgilenmek istemeyeceklerini ve göreve kendiliğinden aday olmayacaklari için onlardan bu görevi almalarinin istenmesi gerektiğini söyler. Filozoflarin da bu görevi kabul etmelerini hem yukarıda belirtildiği nedenden yani aslolanin Devletin iyiliği olduğu nedeninden dolayi hem de meşhur Mağara Alegorisinden yola çıkıp Filozofun bunu yapmasının adeta kendi süreci için de gerekli olduğunu söyler.

Yönetim biçimi olarak en üst seviyede krallığı görür ve kendi devletini de bir krallık olarak tasvir eder. En alt ise Tiranliktir. Tıranlik ise demokrasiden doğar der Platon ve bunu uzun uzun gayet mantıklı şekilde açıklar. Bu kısmı okurken aklıma 'Diktatör'un El Kitabı' belgesel serisi geldi ve hak verdim Platon'a bu konudaki düşüncelerinde.

#45876546
#45876448

Son olarak Platon'un dini fikirleri özellikle onuncu bölümde anlattığı öteki tarafa gidip gelen Er'in öyküsünde ve kitaba yer yer dağılmış şekilde bulunmaktadır: Ruhun ölümsüzlüğü, cennet-cehennem tasviri, ilahi sınav, insanın kaderini kendisinin seçtiği ve bu nedenle Tanrının suclanamayacagi fikri, Tanrının nasıl olduğu gibi...
Özellikle meselde, bir savaşta ölen Er gözlerini öteki tarafta açılır. Burada insanların sorguya çekildiği sorgu sonunda cehennem ve cennet diyebileceğimiz kısımlara gittiklerini görür. Cehennemde prototip yani Şeytan'in ilk örneği diyebileceğimiz şeyi görür. Cennette ırmak tasvirleri vardı. İnsanlar, yaptıklarına göre kalış süreleri belirleniyor. Sonra burada insanın kendi kaderini seçip dünyaya gittiği söylenir. Bu nedenle Tanrının suclanamayacagi; bizim inanışa da buradan geçmiş olabilir. Sonuç olarak, Platon'un bu bölümde anlattıkları, anlatıs üslubu peygambervari bir anlatıstir. Ve meselde Er, bu gördüklerini anlatmasi ıcın aşağıya yani dünyaya geri gönderilir. Bir nevi mağara alegorisindeki Mağaradan çıkıp geri dönen kişiye selam çakılir. Nitekim Platon'un dine,Tanrıya dair fikirleri önce Yeni Platoncular sonra da gerek İslam alemi gerek Hristiyan alemine geçmiş ve düşünürler tarafından dine endekslenmistir. Ayrica Platon, istese gayet güzel bir kutsal kitap yazabilirmis diye aklımdan geçti Er meselini okurken.

#45883995
#45884902
#45885036
#45885394

Platon'un Devlet'i tabiki uygulanmayacak bir örnektir. Ancak üzerinde dersler çıkarılabilecek bir eserdir. Özellikle bireyin eğitiminde en önemli mevzuunun bireyin kendini kesfetmesi şeklinde yorumlayabilecegimiz kısmı bence her devirde geçerliliğini koruyacak bir şeydir. Tıranlik ile sözleri her devir insanına özellikle demokrasinin hakim olduğu devrimimize adeta uyarı fisekleridir.

Güzel ve herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum Hz. Platon'un Devleti'nin. Keyifli okumalar.
Bu kitabı yarım bırakıyor olmak utanç verici. Fakat belki yaşım ve felsefeye bu eserle giriş yapışım kitabı gözümde çok büyüttü. Herkesin okuması gereken bir eser. Kitabı okurken çok zorlanıyorum. Zorlandığım kitaplar zaten en değerlileri ama 2 haftalık bir sınav maratonuna gireceğim. O maratonda uykumdan çaldığım vakitleri, sınav sonrası zili beklerken biraz sakin geçirmek istiyorum. Bedenimin kitabı okurken yorulduğunu hissedebiliyorum. Bu yüzden şu sınav maratonundan sonra tekrar başlayacağım ve yorumumu değiştireceğim. Yorum yapma nedenim kitabın kötü olmadığını, saçma gelmediğini anlatmak. Saydığım nedenler yüzünden kitabı yarım bırakmadım. Yanlış bir izlenim oluşturmak istemediğinden yorum yapıyorum.
392 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitapta, Tanrılar konusu hariç gerisinde muazzam bir dehalık söz konusu. Devlet yapılanmasının inceliklerini ve devlet yapılanmasının temelini konu alan eser okunması gereken baş yapıtlar arasında olduğunu düşünüyorum. Dil, oldukça sade ve nerdeyse kitabın tamamı diyalog şeklinde. Felsefik bir eser olmasına rağmen kuru sözler içeren ifadeler yok. Oldukça akıcı ve gerçek olgulardan bahsedilmektedir. Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar...
Sanırım artık devam edemeyeceğim. İlk başlarda gerçekten güzeldi.
Sokrates ve arkadaşları ideal bir devlet nasıl olmalı diye düşünüp hayallerinde ideal devleti tasarlıyorlar.
Okurken bazı yerleri anlamayıp tekrar tekrar okuduğum oldu, ve kavrayıp devam ediyordum. Ta ki son 50 yaprağa gelinceye kadar. Birden konudan koptum ve bir türlü odaklanamadım. Belki de bana fazla karmaşık geldi.
Güzel mi derseniz, okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ancak felsefeye yani başlayanlar için biraz ağır olabilir. Benim için öyleydi.
İleriki yıllarda tekrar okumayı düşünüyorum, o zaman daha iyi kavrayabilirim.
İyi Okumalar... :)
372 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Platon bu eserinde idealindeki devleti ve insanı anlatıyor. On bölümden oluşan bu eserde, farklı görüşlere sahip üç grup tartıştırılarak idealize edilen devlet yapısı ortaya koyulmaya çalışılıyor. Tartışmaların kahramanı Sokrates'in görüşleri ve bakış açısıyla anlatılan, baştan sona diyaloglarla örülü, ütopik bir eser.

Kitabın ilk iki bölümünde "doğruluk" konusu üzerinde duruluyor. Eğriliği övenlere, eğriliğin insana mutluluk getireceğini savunanlara karşı doğruluk övülüyor ve tezleri çürütülüyor. Daha sonra toplumun nasıl oluştuğunu, savaşların nasıl çıktığını, devleti korumak üzere kurulan ordunun hangi özelliklerle donatılacağını, Tanrı'nın aldandığını düşünerek eğriliği övenlerin asıl aldananlar olduğunu, Tanrı'dan kötülük gelmeyeceğini ve Tanrı'nın aldanmayağacağını anlatıyor.

Üçüncü bölümde, kurmuş olduğu Devleti yönetenlerin, koruyan ordunun, toplumun ne tür masallar, destanlar, müzikler dinlemesi gerektiğini, paranın nasıl kullanılacağını, devleti yönetenlerin hangi hallerde yalan söyleme yetkisinin olduğunu, Tanrı'yı ve halk kahramanlarını küçük düşüren, kötüleyen hikayelerin kaldırılması, insanların neleri yiyip içmesi, nasıl idman yapması, hangi hallerde hekime, yargıca başvurması gerektiğini anlatıyor. Bu bölümde Platon kurduğu Devleti yaşatmak isterken insanlığı öldürüyor. Şöyle ki; M.Ö 400'lü yıllarda hekimlerin çare bulamadığı hastalıklara sahip insanları, toplumun düzenini ve devletin yapısını bozduğu gerekçesiyle, toplumdan dışlıyor. Fiziksel engeli bulunan insanların bu toplumda yaşamaya hakkının olmadığı anlaşılıyor. Bir diğer durum ise; toplumdaki insanların özgürlüğünü kısıtlayan, insanların fabrika mahsulü gibi üretildiği bir kast sistemi yapısının oluşturuluyor olması. "İşçisin sen, işçi kal" düşüncesiyle sesleniyor bize. 2400 yıl önce böyle bir anlayışın, düzenin oluşturulması pek de anormal olmasa gerek. Kitabın üçüncü bölümünde, Aldous Huxley'nin "Cesur Yeni Dünya" romanının temelini, özetini okudum diyebilirim. Platon'un hayalindeki devlet ütopya iken, Huxley'nin kurguladığı dünya distopyadır.

Dördüncü bölümde toplumdaki bütün insanların mutluluğunun nasıl sağlanacağı, devletteki doğruluğun, iyiliğin, mutluluğun bütün insanlara yansıyacağı, zenginlik ve yoksulluğun insanları iş göremez hale getirmemesi gerektiği, devletin bütünlüğü, eğitim ve öğretimin önemi gibi konular üzerinde duruluyor. Platon bu bölümde kurduğu devlet düzeninin monarşi ve aristokrasi olduğunu söylüyor. Demokrasiyi savunmasını beklemek hata olur sanırım; zira özgürlüğün daha fazla yaşandığı, temsil yetkisinin geniş kitlelere yayıldığı demokratik sistem kurmuş olduğu düzene uymuyor. Kurduğu devleti yaşatmak konusunda demokrasiyi tehlike olarak görüyor.

Beşinci bölümde Platon kadın erkek eşitliği üzerinde duruyor. O tarihte eğitim, yönetim, iş ortaklığı konularında cinsiyet eşitliğini savunması oldukça dikkat çekici bir durum. Fakat çocukların yetiştirilmesinde ilginç bir fikri var. Bir çocuk doğar doğmaz ailesinden alınıp devlet tarafından, istenilen şekilde yetiştiriliyor. Bu sistemde hem çocukların kurallara uygun yetişeceğini, hem de bütün yetişkinlerin tüm çocukları anne baba ilgisiyle sahipleneceğini iddia ediyor. Yine bu bölümde insanların kimlerle evlenmesi gerektiğini anlatıyor. Bazı toplum kesimlerinin, evlenmeden çok eşli olarak yaşamasını uygun görüyor. Bu bölümün sonunda da kurduğu devleti yönetmeye layık olan insanların en iyiler ve bilgililer olduğunu söyleyerek filozofları devletin başına oturtuyor.

Altıncı bölümde "Tüm bu anlattıkların filozofları tahta oturtmak için miydi?" demesinler diye filozofluğun önemine dikkat çekiyor. Filozofların yönetimi ele geçirmedikleri sürece kurguladıkları devletin oluşturulamayacağını iddia ediyor. Toplumdan dışlanma sebeplerini anlatırken filozofların "hafif kaçık, tuhaf" adamlar olduğunu kabul ediyor. Bu noktada eserde dikkat çekici benzetmelerden biri olan "gemi benzetmesi"ni anlatarak, esas kaçıkların diğer insanlar olduğunu ima ediyor. Bu bölümün sonunda "iyi ideası" üzerine söyledikleriyle zihinleri karıştırmaya, çalıştırmaya, daha doğrusu; duyu, sanı, inanç, çıkarım, kavrayış, yansıma, görülen dünya, kavranan dünya, diyalektik olgularıyla felsefenin derin sularına doğru dalış yapmaya başlıyor.

Yedinci bölüme, bana göre bu eserin, hatta Platon'un en önemli ve dikkat çeken benzetmelerinden biri olan "mağara benzetmesi" ile başlıyor. Bilimleri iyi ideasına ulaşmak için bir unsur olarak kullanıyor. Yani bilgi var ise iyiye ulaşmak için var. Bilgili ve iyi bir toplumun oluşturulabilmesi için eğitimin önemine dikkat çekiyor ve bilgi, iyilik, doğruluk konusunda tam donanımlı olan filozofların sorumluluk alması gerektiğini savunuyor.

Sekizinci bölüme, "Devletin iyisi bizim anlattığımız devletse, bütün öteki devlet şekilleri bozuktur" diyerek başlıyor. Monarşi ve aristokrasiyi savunurken; timarşi, oligarşi, demokrasi ve zorbalığı eleştiriyor. "Dağdaki çobanla benim oyum eşit olamaz" düşüncesinin sebeplerini açıklıyor. Serbestlik, özgürlük, eşitlik kavramlarının hakim olduğu demokrasi yönetimlerinin, zorbalığa, köleliğe dönüşeceğini iddia ediyor. Aşırı ve düzensiz özgürlüğü devletin sürekliliğini tehdit eden başıbozukluk olarak görüyor. Yani Platon diyor ki, demokrasi yönetiminin olduğu bütün devletlerde beka sorunu, zorbalık ve kölelik vardır.

Eserin dokuzuncu bölümünde zorbaya dönüşen demokrasi insanlarının oluşturduğu toplumun özellikleri irdeleniyor. Para, güç, bilgi, ün, şeref, zevk gibi şeylere değer veren insanların özünde mutlu olup olmadıkları tartışılıyor. Daha önceki bölümlerde en iyi yönetici olduğunu öğrendiğimiz filozofların bu bölümde en iyi yargıç olduklarını da öğreniyoruz. Bu bölümde içimizdeki "çok başlı hayvan ve aslan"dan bahsediyor. Biz buna "nefs" diyebiliz ve Platon'un bu kısımda anlattıklarını Barış Manço'nun şu iki mısrasıyla özetleyebiliriz:

"Nefsine hakim olursan kurulursun tahtına,
Çalakaşık saldırırsan ne çıkarsa bahtına."

Son bölümde şiir, resim, tiyatro gibi sanatlarda yaratılan ürünlerin, sahnelenen oyunların gerçeği yani özü yansıtmadığı anlatılıyor. Eleştirilerin odağında ünlü şair Homeros var. Bu bölümün dikkat çeken kısmı ise savaşta öldüğü sanılan, fakat on iki gün sonra tekrar dirilen bir askerin öteki dünyayla ilgili aktardıkları. Öteki dünyada askere diyorlar ki, sen buralarda gez dolaş sonra gördüklerini git dünyadaki diğer insanlara anlat. Platon burada askerin anlattıkları üzerinden "İyiler cennete, kötüler cehenneme" mesajını veriyor.

Platon'un anlatmış olduğu iyi insan için hangi devlet yapısının uygun olduğunu, hangi devlet yapısının var olma ve yok olma durumlarını yaşayacağını; iyilik, doğruluk, mutluluk, akılcılık, duygusallık kavramlarını tartışmak için oldukça faydalı bir eser olduğunu düşünüyorum. Ben Platon'un kurmuş olduğu bu devlet düzeninin hayvanlar ve makineler üzerinde sağlanabileceğini düşünüyorum. İnsanlar üzerinde oluşturulabilecek bir düzen olsaydı aradan geçen 2400 yıl içerisinde böyle bir devlet kurulmuş olurdu. Olumsuz insani değerler, eksiklikler toplumun ve devlet yapısının bozulmasına sebep oluyor diye, insani duyguları bütünüyle bir kenara atıp devleti yönetemeyiz. Fakat insanı hayvanlaştırarak ve makineleştirerek böyle bir devlet kurabilir ve bu devleti sonsuza dek yaşatabiliriz.

İyi okumalar...
İnsanları tarafsız gözlemle.
Her zaman konuşmaktan çok dinle.
Gerektiği yerde sus.
Bilmediğini bilen gibi yapandan uzak dur.
Sen bilirken susma,
bilmezken konuşma.
Bilgiyi elde etmek seni mutlu edecektir.
Asil insan bunu uygular.
Çünkü, birçokları zorla giriyorlar tartışmaya. Tartıştıklarını sanıyorlar.

Oysa ki yaptıkları tartışma değil, çekişmedir. Neden dersen, bir meseleyi ayrı ayrı yönleriyle ele alıp inceleyemezler.

Karşısındakinin tersini söylemek için kelimelere takılırlar. Tartışmak değil, hır çıkarmak bu.
Platon
Sayfa 155
Üç çeşit insan vardır: Bilgisever, ünsever ve parasever insan. Bu üç insanın her birine sor, hangisinin hayatı en hoştur diye: Her birinin kendi hayatını beğeneceğinden emin olabilirsin. Parasever adam diyecektir ki, bilim, şan, şeref karın doyurmaz, bunların verdiği zevk para kazanmanın verdiği zevk yanında hiç kalır. Ünsever, para biriktirme zevkini kaba bulur; bilme zevkini de, insana ün sağlamadıkça, boş, manasız bir heves sayar. Bilgisevere, filozofa gelince, gerçeği olduğu gibi tanıma, durmadan yeni şeyler öğrenmenin keyfi yanında öteki zevkler için ne der? Bunları asıl isteyecek şeyin çok uzağında görmez mi? Zoraki istekler der bunlara ve bunu kelimenin tam anlamıyla söyler; hayat insanı zorlamasa bunlardan vazgeçilebilir demek ister.
"Doğruluk herkese borçlu olduğumuz şeyi ödemektir."
Platon
Sayfa 6 - Türkiye iş bankası kültür yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Devlet
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059133999
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Devlet, Eflatun'un ve felsefesinin en önemli eseri. Diyaloglardan oluşan, Sokrates'in çevresindekilerle yaptığı konuşmalardan oluşan yapıt, 2500 yıldır dünyanın gündeminde ve günümüzde de bir başucu metin. İ.Ö 4. yüzyılın başında gerileme dönemine girmiş olan Atina devletinin politik, sosyal ve kültürel gereksinimlerine yanıt ve çözüm aramaktadır.

Pratik ile felsefi teorinin bu birlikteliği adalet, iyi devlet, iyi insan, iyi yönetim cevaplarına yöneltir bizi.

Bu eserin etkisi, bugünkü dünyanın şekillenmesine yol açmıştır. Avrupa özellikle rönesans döneminde, Sokrates'in anlatımlarını ideal almış, aydınlar Eflatun'un düşüncelerini Avrupa'nın karanlık çağından çıkma aracı olarak görmüş ve demokrasi ardı ardına gelen aydınlanma hareketleri ile yeni dünyanın en iyi yönetim şekli olarak kabul görmüştür

Kitabı okuyanlar 6.029 okur

  • Ayşe Hilal Dokgöz
  • İbrahim Koçağa
  • Muhammed Said
  • Ömer

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları