Dünyaların Savaşı

·
Okunma
·
Beğeni
·
6907
Gösterim
Adı:
Dünyaların Savaşı
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
324
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758607044
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The War of the Worlds
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
247 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
228 syf.
Anahtar Kelimeler: Herbert George Wells, Dünyaların Savaşı, Bilim-Kurgu, Klasik.

Herbert George Wells, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplarda bilimsel kitaplarından yararlandığı aydınlardan biri. Ayrıca Nutuk’ta adı geçen tek yabancı aydın. Bu özelliğinin yanı sıra Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgu edebiyatının kurucularından. Wells’in 1898’de War of the Worlds romanı bir dönem “Merihliler Yeryüzünde” adıyla Türkçe’ye çevrilir. Günümüzde “Dünyaların Savaşı” olarak isimlendirilen roman genel ifadeyle Marslıların Dünya’ya gelerek burada insanlara yaşattığı yıkımı konu alır.

Mars gezegeni üzerine birisi günümüzde ( #27316286 ) diğeri iki yüz yıl önce ( incelemeye konu olan) yazılmış iki bilim-kurgu romanını üst üste okuyunca ortaya kendiliğinden bir soru çıkıyor. Mars ile ilgili geçmişte yapılan bazı bilimsel gözlemler Mars’ta hareket eden canlıların olduğunu söylüyor. Geçmişin teknolojisi düşünüldüğünde bilim insanlarının görmek istediklerini gördükleri söylenebilir.

Öte yandan günümüzdeki bilimsel çalışmalar ise Mars’ta canlı izine rastlanmadığını ancak bir dönem nehir ve göl gibi su kaynaklarının varlığını ve zamanla bunların yok olduğunu tespit etti. Acaba günümüzün teknolojisi Mars’ı gözlemlemek için geç kalmış olabilir mi? Teknoloji gelişene kadar Mars’ın evrimini tamamladığı ve gezegende yaşamın son bulduğu düşünülebilir mi? Dünyadaki su kaynaklarının giderek azalmaya, toprakların verimsizleşmeye, atmosferdeki dengelerin bozulmaya başladığı göz önüne alınırsa, Dünya’nın da uzunca bir zaman sonra evrimini tamamladığında Mars gibi çorak, -60 derece sıcaklıkta ve oksijensiz bir gezegene dönüşeceği söylenebilir mi? Özetle, insanlık Dünya’da yaşamın başındayken Mars yaşamın sonuna gelmiş demek için kanıt bulunabilir mi? Hem burada “yaşam” ve “canlı” nedir? Bildiğimiz anlamda “yaşam” ve “canlı” mı? Peki Dünya’mız dışında bilmediğimiz anlamda bir “yaşam” ve “canlı” var olmuş olabilir mi?

Wells’in romanında insanın bilmediği anlamda bir yaşam ve canlılar var Mars’ta. Dünya’yı ele geçirmeye gelen Marslılar insan medeniyetinden daha gelişmiş üstelik. Wells kitabın hemen giriş cümlesinde Marslılar için “insanoğlundan daha akıllı, yine de onun kadar ölümlü varlıklar” derken hem bu gelişmişliği vurguluyor hem de kurgunun devamında dünyaların bu savaşında insanların pek de çaresiz olmadıklarının ipucunu veriyor. Burada okur, insanlığın Marslılarla mücadelede zorlanacağı, kayıplar vereceği ancak yine de Marslıları yeneceği anlamına ulaşabilir. Eğer bunu yaparsa kurgunun devamı için akışı takip etmekten başka yapacak bir şeyi kalmıyor.

Roman, dünyayı kendinden ibaret sanan emperyal İngiliz zihniyetinin ürünü olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki, Marslılar Dünya üzerinde işgal için yalnızca İngiltere’yi seçiyor. İlk başlarda bu seçim sosyalizmi benimseyen yazarın kendi sömürgeci ulusuna ders vermek istediğini düşündürse de ilerleyen bölümlerde yazarın -belki de bilinç dışının yazara oynadığı oyunla- İngiltere ve insanlığı özdeşleştirdiği söylemleri kuvvetlendikçe bu pek masum durmuyor. Öyle ki, söylemlerin uzandığı nokta şu: “İngiltere insanlıktır. İngiltere düşerse Dünya düşer ve İngilizleri ancak doğaüstü güçler yenebilir.” Wells böyle düşünebilir. Çünkü ne Birinci Dünya Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı oldu o dönemde.

Marslıların tasviri de özellikle dikkat edilmesi gereken bir yan. Mekanik ahtapotlara benzeyen araçlarının içinde dünyayı yakıp yıkan Marslılar, yuvarlak vücutlu, tuhaf gözleri olan, insan kanıyla beslenen ve yalnızca zeka yetisi olan fantastik yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Asıl önemli olan daha ilk andan itibaren henüz bir savaş başlamadan Marslıların düşman olarak tanıtılması. Bir diğer bilim-kurgu yazarı Arthur Clarke’ın ön sözde belirttiği gibi “her yabancı düşmandır” bakışı dünyalar arasında olması ihtimal olan münasebetin düşmanlık olacağı gibi de bir kanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wells’in kurgusu gezegenler arası tanışma için hiç de olumlu bir başlangıç değil.

Wells’in romanının izleksel açıdan hayli güçlü olduğu bölümler de var. Efendisi olduğu dünyada diğer canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen insan, kendisinden daha güçlü olan Marslıların dünyasında birer kafes böceğine dönüşüyor. Öte yandan Marslılar karşısında bu kadar aciz kalan insanlığı kurtaransa insan nazarında pek de bir önemi olmayan bakteriler. Bakterilerin gelişmiş Marslıları öldürmesi, önemli olanın gücü elde bulundurmak olmadığına işaret ediyor.

İnsanlığın Marslılar karşısındaki aczini sembolize eden karakter olarak bir papazın seçilmesi de ilginç. Papaz, bütün bu olayların dünyada acı çeken insanlara göz yumduğu için insanlığa Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğunu ifade ederken en sonunda da deliriyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi dinin öğretilerine uymayan insan cezalandırılır. İkincisi din ve din adamları dahi Marslılar karşısında aciz.

Eser birincisi on yedi, ikincisi on bölümden oluşan iki kitaptan oluşuyor. Bir başka ifadeyle alt bölümlere ayrılmış iki ana bölümden: Marslıların Gelişi ve Marslıların Kontrolündeki Dünya. Eserin bölümlere ayrılması ve dilinin basitliği okumayı kolaylaştırıyor. Bir bilim-kurgu romanının aksine Wells’in romanında bilimsel terim kullanımı çok az. Bu, romanın yazıldığı dönemdeki bilimin seviyesine bağlanabilmekle birlikte Marslılardan her anlamda geri olan insanlığın bilinmeyen bir durumu tarif edememesinin normal olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Öyle ya Marslılar insanlara daha önce hiç görmedikleri makineler ve eylemlere geliyor. Fikri ya da maddesi olmayanın adı da olmaz. Zaten Wells de bunu vurgulamak istercesine bu bilinmeyen nesneleri “şey” olarak dillendiriyor. Burada Wells’in insanlığın Marslılar konusundaki cehaletini okura verebilmek adına çok yerinde bir hamle yaptığının hakkını vermek gerek. Az sayıda olan bilimsel terimler de o nesnenin fiziki görünüşlerine bakılarak yapılan betimlemelerden ibaret. Örneğin, insanları yakıp kavuran ışık için “ısı ışını”, Marslıların dünyaya ayak bastığı silindir şeklindeki araçları için de “silindir” kelimelerinin kullanılması gibi.


Bugünün bilim birikimiyle bakıldığında romandaki bazı bilimsel alt yapının zayıf olması –yer çekimi, atmosfer ve basınç farkı vs.- kitabın iki yüz yıl önce yazılmasıyla açıklansa da bazı teknik kusurlara kılıf bulunamıyor. Örneğin ben anlatıcı kullanılmış olmasına rağmen ben anlatıcıyla aynı zamanda aynı mekânda bulunmayan bir başka karakterin tanrısal anlatıcı yeteneklerinin kullanılarak ben anlatıcı tarafından sunulması. Ben anlatıcı şahit olmadığı olayları nasıl bu kadar detaylı ve eş zamanlı anlatabiliyor?

Bir diğer teknik eksiklik de dramın yeteri kadar sağlanamaması. Kitabın uzunca bir bölümü –özellikle ilk ana bölüm- onlarca aksiyonun betimlenmesiyle geçiyor. Bu noktada tamamen bir hareketlilik var. Dahası yazar bu olaylar içindeki her bir nesneyi uzun uzun betimliyor. İngiltere’nin kenar şehirlerinden Londra’ya kadar uzanan bir işgal var ve yazar bu işgalin her bir zerresini uzun uzun anlatıyor.

Romanın dramatik unsurlar ve felsefi söylem bakımından ancak son üç dört bölümde güçlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla okurun kaz gelmesi için birçok tavuğu feda etmesi gerekiyor. Bu çıkarımları yazarın okura bıraktığı düşünülebilir. Ancak bir edebi eserde aksiyonun belli bir dozda kalması ve asgari bir dram ve felsefenin de bulunması gerekir. Aksiyon açısından göreceli olarak doyurucu olan romanın son bölümlerindeyse dram ve felsefe fazlasıyla var. Wells’in, bütün dram ve felsefeyi sona sakladığı söylenebilir. Yine de Wells’in dramı ve felsefi söylemi önemseyen okur kesiminin beklentisini ne kadar doyurduğu tartışmaya açık.

Kurgu içerisinde yazarın mekânı olayların akışına göre şekillendirdiği görülüyor. Marslıların insanları katlettiği anlarda hava kapanır, karanlık çöker. Marslıların yenildiği anlarda ise hava aydınlanır ve güneş doğar. Dolayısıyla Wells, gerilimin tırmanışına göre labirent mekanları da açık mekanları da yerinde kullanıyor.

Özetle Dünyaların Savaşı, ilklerden olması bakımından bilim-kurgu edebiyatı için önemli bir eser. Teknik açıdan kusurlar barındıran eserin izlek bakımından altı çizilmesi gereken bölümleri olduğu kadar yine izlek bakımından üstü çizilmesi gereken bölümleri de var. Dili, hem bilimsel terimlerin azlığı hem de sade kullanılışıyla okuru zorlamıyor. Okurun işini kolaylaştıran bir başka etken de kitabın bölümlere ayrılmış olması. Kusurlarının bazıları iki yüz yıl önce yazılmış olmasına bağlanabilecek kitap, birtakım olumsuz izleğe karşın insanlığa Dünya’daki konumunu hatırlatmakta ve insanların bu gezegendeki diğer canlıları yok sayan keyfi uygulamalarına eleştiriler getirmekte.
247 syf.
·8/10
Kitap yayınlandığı zamana göre o kadar sıradışı ki bugün okurken yıllardır yazılan çizilen çekilen bilimkurgu eserlerin neredeyse tamamına kaynaklık ettiğini görebiliyorsunuz. Resmen uzaylılar hakkındaki tüm bilimkurgu materyalleri bu kitapta ilk defa temellendirilmiş. Bu açıdan hayranlık duyulacak bir eser.
264 syf.
Biraz ağır ilerliyor, sıkılıyorsunuz bazen, hadi artık diyorsunuz ama merakta ediyorsunuz. Filmini bildiğim için bana durağan gibi geliyor. Filminden önce okuyun kesinlikle.
247 syf.
·10 günde·7/10
H. G. Wells'ten okuduğum ilk kitaptı. Yazarı adı Nutuk'ta geçtiği için hep merak ediyordum, kitabını okumak anca nasip oldu.
Kitabın ilk kısmı bana pek akıcı gelmedi açıkçası, belki de hep ara vererek ve uzun sürede okumak zorunda kaldığım içindir. Sanki hep bir durumu anlatıyor gibiydi. "Marslılar şöyle şöyle yapıyor, insanlar böyle kaçıyor" gibi özetleyebilirim kabaca. Ama ikinci kısım bana epey ilginç geldi. Marslılar için yaptığı tasvirler oldukça ayrıntılı ve hoştu. Kafanızda çok net beliriyor yazarın anlattığı şey. Özellikle yazıldığı zaman için düşününce yazarın çok iyi bir hayalgücü olduğunu görebiliyorsunuz. Sanki bir bilim kurgu kitabı değil de gerçekten yaşanmış bir olayı okuyor gibi hissettim ben.
Kitabın sonuna gelirsek, benim hiç beklemediğim bir şekilde bitti kitap. Klişe bir şekilde bitmemesi beni memnun etti. Yeni nesil bilim kurgu kitapları genellikle benzer şekilde bitiyor bence.
Sonuç olarak kitabı okumanızı tavsiye ederim
247 syf.
·4 günde·8/10
Dünyalar Savaşı
Hayal gücü bilimin gerçekliğini mutlak kılar. Bir nevi sanrılar alemi ile maddesel dünya arasındaki köprüyü düş kurabilen- sahip olunanın ötesini düşleyebilen insanlar inşa etmektedirler.
Ben ister beyazperdede isterse de edebi metinlerde bahsi geçsin fark etmez bilimkurgunun her türünü seviyorum.
Dürüst olmam gerekirse Philip K.Dick- Ursula - A.Clark- Heinlein ve Asimov gibi türün üstatlarının öncülerinden birisi olan H.G.Wells’in eserini neden bu zamana kadar beklettim bilemiyorum.
Wells ile henüz tanışmayanlar için şöyle bir teşbih yapsak yanlış olmaz sanırım: Türk Edebiyatı’nda eski anlatış teknikleri( meddah ) ile modern hikaye anlatıcılığı arasında kalmış Ahmet Mithat Efendi de olduğu gibi Wells’in üslubu kusursuz değil. Zaten 1897 de yazıldığını ve bilimkurgu türünde üsluptan öte hayal gücünün kuvveti önemli olduğu için bu durumu rahatça gözardı edebiliyorsunuz.
Eseri ben sevdim. Türün öncüllerinden olması, akıllı dünyadışı varlıkların gezegenimizi istilaya kalkışmaları fikrini öncüllemesi, cyborg tarzı insansız robotik(makine) gereçlerin
yapay zekayla ya da uzaktan kumandayla hareket ettirilme düşünceleri cidden muazzamdı. Ayrıca metnini kaleme aldığı, 1938 yılındaki Orson Welles Yayını ile Uzaylı İstilasını konu edinen Radyo programı sonrası ABD’nin doğu vilayetlerinde muazzam bir kaos yaşanmış, Amerikan vatandaşları gerçekten uzaylıların dünyayı istila ettiğini düşündüğünden sokaklara dökülmüştür.
Uzun lafın kısası, naçizane görüşüm şu dur ki : Üsluba takılmadan okunmalı bu eser.
247 syf.
·21 günde·Beğendi·7/10
İthaki bilim kurgu klasiklerinden olan bir kitap Dünyalar Savaşı. H.G.Wells yazdığı bu kitapla, birlikte bir çok bilim kurgu yazarına öncülük etmiştir. Dünyalar Savaşı için bilim kurgunun atası desek yanlış olmaz sanırım.

Konusuna gelirsek eğer Mars'tan bir grubun Dünya'ya gelmesini ve Dünya'da yaptıklarını anlatıyor. Kitap sade, akıcı ve bazı yerlerde de resimlerle desteklenmişti.
Ben, Zorba'dan sonra bu kitabı okumasaydım daha çok beğenebilirdim ama Zorba gibi çok fazla ders çıkarabileceğimiz bir kitaptan sonra okuyunca biraz boş geldi bana. Bu kesinlikle kitap kötü demek değil, sadece yanlış zaman da okuduğum harika bir kitap.
264 syf.
·Beğendi·9/10
"İnsanlığın yolun sonuna gelmiş olmasından memnun değil misin? Ben memnunum. Dize geldik, yenik düştük

** Wells Hakkında kısa bir bilgi ;
Herbert George Wells ya da daha çok tanındığı adla H. G. Wells (21 Eylül 1866 - 13 Ağustos 1946), Dünyaların Savaşı, Görünmez Adam, Dr. Moreau'nun Adası ve Zaman Makinesi adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınan ama neredeyse edebiyatın her dalında birçok eser vermiş olan İngiliz yazardır. Sosyalist olduğunu açıkça söyleyen H.G. Wells'in çoğu eserinde önemli ölçüde siyasi ve sosyal yorumlar bulunmaktadır. Jules Verne gibi gelecekteki teknolojik gelişmeleri anlattığı kitaplarıyla bilimkurgu dalının öncülerinden hatta yaratıcılarından sayılmaktadır.

Kaynak ; https://tr.wikipedia.org/wiki/H._G._Wells

**Kitabın kült ve sıradan yorumu olarak ; içeriğine diyecek bir lafım yok, sürükleyici bir anlatım-olay övgüsü vardı.
İçerik hakkında spoiler vermeden değineceğim noktalar ; Bilimin hakkını veren bir "bilim-kurgu" yazarı olan Wells, Birleşik Krallıkta Marslıların istilası üzerine hayatta kalma, savaş, direniş hikayesini anlatıyor. Olayın içerisindeki başlıca karakterlerimiz; Felsefe yazarı, Doktor kardeşi, Eşi, Askerler, Rahip, Diğer bir kaç insandan oluşuyor ve tabiki 30 metrelik yıkım araçlarıyla-ışık ışınlarıyla Marslılar.
Kitabı okurken bir tavsiyem olay zaten zihninizde canlanırken yazarın verdiği şehir, sokak, cadde isimlerini haritada bakmak. Baya yardımcı oluyor.
#61028451
--Evrim'in destekcisi olduğunu görüyoruz ;
**Wells'in yalnızca Dünyalar Savaşı adlı romanında değil, bu romanı haberleyen makalelerinde de Darwin'in evrim kuramının derin izlerine rastlarız. Evrim kuramının en ateşli savunucularından ünlü biyoloji bilgini T.H. Huxley'nin öğrencisi olan Wells, Dünyalar Savaşı'nın bir çok yerinde bu kuramı ve doğal ayıklanma öğretisini dolaylı ya da dolaysız bir biçimde dile getirir.
#61505282
#61505086

#61506521
< Bu öngörü baya dikkatimi çekmişti.
#61507566

Marslıların fizyolojisini, biyolojisini, dil'ini, iletişimini hayal gücüyle yaratmış.
Marslıların tekerlek kullanmadığını ve insanlık tarihi için dönüm noktası olan icat'ın neden kullanmadığı hakkında kafa patlatıyor karakterimiz.
-- Winston Churchill en tutkulu Wells okurlarındandı.
#61027712

-- The Rights of Man adlı çalışması İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin temeli oluşturmuş.
#61028037

-- Her koşulda ister savaş, ister yıkım, ne olursa olsun insanların asla pes etmeden o durumdan kurtulmak için öğrenmenin şart olduğunu vurguluyor.
#61538634

#61538402

Acaba Marslı istilasından sonra dünyada neler oluyor? Dünya nasıl etkilere maruz kalıyor.Yazarımız kardeşini-eşini tekrar görebilecek mi? İnsanlık için nasıl projeler hayata geçirilmeli? Bütün bu soruları okuyup kendiniz yanıtlayınız. Sonuç olarak yazarın Topçu eri'nin sözü ile bitiriyorum.
"Her koşulda Düşünce ve Bilim'i ayakta tutmalıyız."

Not ; Ek olarak 243. sayfada "Bir Milyon Yılının İnsanı - Bilimsel Bir Öngörü -H. G. Wells " Tamamlayıcı nitelikte 6 sayfalık bir ek içerik. Kitabı eline alan herkes burayı okumuştur-okuyacaktır tabi bu bir hatırlatma olsun.
272 syf.
·17 günde·Beğendi·7/10
Kitap, Mars'lıların dünyayı işgalini ve onlara karşı verilen mücadeleyi anlatıyor.

Günümüz teknolojisini kitapta bulamayınca hayal kırıklığına uğramayın. Kitabın eski tarihli olduğunu bilerek okursanız daha iyi olur.

Yazar, günümüzden çok eski bir tarihte, uzaylılar hakkında gerçekçi tahminler yürütmüştür.

Kitabın beğenmediğim tarafı, anlatan kişinin geçmişte yaşadığı olayları aktarıyor olması. Zaman Makinesi kitabında da böyleydi ama orda bu kadar rahatsız etmemişti.
264 syf.
·2 günde
Dünyaların Savaşı, mars gezeninden gelen istilacıların, dünyaya gelmesini, sonrasında insanları öldürmesini konu alıyor. Fakat bu kadar basit ve bu kadar klasik bir biçimde değil. Sürekli olarak ele alınan hollywoodvari bir biçimde ilerlemiyor Dünyaların Savaşı. Tam tersine o kadar oturaklı, o kadar mantıklı bir biçimde işleniyor ki neden olmasın? Diye kendinize sormadan edemiyorsunuz. Tabi konu sadece bu kadarla bitmiyor. Marslıların gelişi ve bizim dünyamıza adaptasyonları az biraz sorunlu oluyor. En büyük sorunlardan biri yerçekimi farklılığı oluyor. Mars yerçekimi ile Dünyanın yer çekimi arasında olan büyük fark isitlacı marslıların büyük bir sorunu oluyor. Fakat onlar bu sorunu da bazı robotik makinalarla çözüyorlar. Kitap sizi diğer Wells eserlerinde olduğu gibi bir anda çekmeye başlıyor ve bitene kadar da elinizden bırakmamanızı sağlıyor. Kitabın bu sürükleyiciliğinin yanı sıra, mantıklı bir süreçle ilerlemesi ve sonunda çok doğru bir biçimde son bulması ise usta yazara şapka çıkarmamıza neden oluyor.
Her zaman olduğu gibi çok iyi bir Wells kitabı okumaya hazırsanız Dünyaların Savaşını kaçırmayın derim.
İyi okumalar.
247 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Jules Verne’in hayal gücünün bir yansıması olan Ay’a yolculuk eseri, diğer yazarları da etkileyerek kaynağını tamamıyla hayal gücünden alan Bilim Kurgu Edebiyatını başlatmıştır. 1800lü yılların başlarında başlayan bu akım, 1900lü yılların başlarında en popüler zamanlarını yaşadı. Peki neden?

Bahsettiğimiz bu yıllar bilindiği üzere edebiyatın çok büyük gelişmeler gösterdiği zamanlardı. Okur-yazarlık oranları önceki yıllara nazaran çok daha yüksekti çünkü insanların özellikle yüksek sınıftaki insanların daha fazla boş vakti vardı. Bununla birlikte, insanların hem eğitime hem de edebi kaynaklara ulaşımı daha rahattı. O sıralar ‘Pulp Magazine’ denilen ucuz üretim sayesinde gelir düzeyi düşük kişilere bile okuma hizmeti sunulmaktaydı. Yayıncılar da dergilerini ya da diğer edebi eserleri haftalık/aylık yayımlayarak okuyucunun dikkatini çekmesini sağlıyordu. İlk örneklerinden biri olan Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe ’sunun ardından yazılan onlarca kitap, insanlarda bilmedikleri yerlere ve kültürlere karşı büyük meraklar oluşturdu. İnsanoğlu her şey hakkında daha çok bilmek, daha çok öğrenmek istiyordu artık. Tabi o zamanlar sosyal medya gibi haberleşme yöntemleri olmadığı için bu tür ihtiyaçları gidermek için yararlanılan şey edebiyattı.

Bilim kurgu edebiyatının Shakespeare’i olarak adlandırılan H.G Wells bilimin hakikatine inanan insanlardan biriydi. Charles Darwin’in yakın arkadaşı olan Thomas Huxley ’den biyoloji dersleri almış biri olarak bilim alanındaki gelişmeleri kolaylıkla takip ediyor ve bunları eserlerine de yansıtıyordu. Charles Darwin’in 1859 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni kitabından da haberdardı. Kitabın tümünü ele aldığımızda buna da bir gönderme olduğunu görebiliyoruz. Darwin’in meşhur teorisine göre doğada güçlü olan değil uyum sağlayabilen hayatta kalır. Kitabın kurgusu tam da bu teoriyi doğrulayacak şekilde ilerliyor. Marslılar, insanlardan kat be kat güçlü olmalarına rağmen bizim bağışıklık sistemimizin direnci olduğu ama onların olmadığı bir bakteri dolayısıyla ölüyorlar.

H.G. Wells ’in politik konulara olan ilgisini ve bunu eserlerine yansıttığını kendi söylemlerinden biliyoruz. Dünyalar Savaşında ise dönemin en büyük sömürge devletlerinden biri olan İngiltere’yi eleştiriyor yazar. Kitapta dönemin kolonizasyon süreci, Marslıları Britanya’ya insanları ise kolonize olmuş ülkeler ya da insanlara benzeterek eleştirilmiş. Marslıların mutlak hedefi insanlığı yok etmektir fakat insanları bir anda değil yavaş yavaş öldürmeleri bahsettiğimiz kolonizasyon fikrini destekler nitelikte.

Türkçe çevirisi henüz olmayan ‘Subjunctivity’ kavramını, kitapta özellikle benzetmeler
yaparak kullanmış yazar. Bu kelime, bilimsel doğruların ve fantastik elementlerin bir arada kullanılmasına verilen isimdir. Kitabın17.bölümünde H.G.Wells Marslılar için Titanlar sözcüğünü kullanmıştır. 12. bölümde ise Marslıları tanımlarken onlardan Colossus (mitolojik bir karakter) olarak bahseder. Dış görünüşlerini betimlerken ise Marslıları Gorgonlara benzetir. H.G Wells daha önce hiç görmediği bilmediği varlıkları betimlerken mitolojiden yararlanması gayet doğal. Yazar sadece fantastik elementlerle bilimsel elementleri karşılaştırmakla kalmıyor, bununla birlikte eserde din ve bilim çatışmasına da açık bir şekilde yer veriyor. Papaz ile sürekli çatışma halinde olmasını buna örnek olarak verebiliriz fakat daha da önemlisi anlatıcı Marslıları ilk önce İsa’ya ya da Tanrıya benzetiyor çünkü onları yenilmez varlıklar olarak görüyor fakat hikâyenin sonunda hiç de bu teoriyi doğrulayacak bir sonuç çıkmıyor.

Bilimkurgu sevmediğini söyleyerek bugünlere gelen ben, H.G Wells sayesinde sevmeye başlıyorum sanırım. Dr. Moreonun adasından etkilenerek başladığım bu serüven, aldığım bilim kurgu dersi sayesinde okuduğum Dünyalar savaşı ile daha da heyecanlı hale geldi. Sıra Zaman Makinesinde…
Savaşların tarihinde yıkım hiçbir zaman böyle rastgele ve her şeye yönelik olmamıştı.
H. G. Wells
Sayfa 83 - İthaki Yayınları, 2. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyaların Savaşı
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
324
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758607044
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The War of the Worlds
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 5 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0