Ecinniler

·
Okunma
·
Beğeni
·
20573
Gösterim
Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
816
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052237236
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ecinniler
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (d. 11 Kasım 1821, Jülyen: 30 Ekim, Moskova - ö. 9 Şubat 1881, Jülyen: 28 Ocak, Sankt Peterburg), Rus roman yazarı.
Çocukluğu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçiren Dostoyevski, annesinin ölümünden sonra Petersburg´taki Mühendis Okulu´na girdi. Babasının ölüm haberini burada aldı. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü´ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı.[1] Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski´nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski´nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.

1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapisanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya´da bulunan Omsk Cezaevi´ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg´a yerleşti.

Petersburg´a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862´de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumaranelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasından yürüdü.Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski´nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi.
903 syf.
·8 günde·10/10
#27324883
Bu incelememde yazan her şey, buradaki için de geçerlidir. Hatta başlangıç kısmı budur. Yeni bir şekilde deneyemezdim. Denemezdim. Düşündüm. Çok düşündüm ve düşünmeye devam edeceğim. Ancak size söyleyemem. İstesem de yapamam. Birazdan okuyacaklarınızın ne olduğunu ben de bilmiyorum. Gerçeğe yakın değillerse eğer, benim sanrılarımdan kurtulmaya çalışırken dökülen parçalardır. Hepsi bu. Şu an ne buradayım, ne de orada. Ne yaşıyorum, ne de ölüyüm. Dostoyevski'deyim. Dostoyevski'de...


+ Hay, aksi! Yine Dostoyevski'yi anlatmaya çalışmalıyım. İyi de nasıl anlatacağım? Diyebilecek bir şeyim var mı ki? Dostoyevski şöyle büyük bir yazar, şöyle güzel şeyler yazmış, böyle güzel anlatmış vb. ıvır zıvırı mı anlatacağım? İçimdeki bir su damlacığında, okyanusun gizli olduğunu fark etmemi sağlamasını nasıl anlatacağım? İlk kitabını -Yeraltından Notlar- okuduğumda kendimi hiç bilmediğimi fark ettirmesini mi anlatacağım? Bir sonraki romanında -Budala- hiç kimseyi gerçekten tanımamış olduğumu fark ettirmesini mi anlatacağım? Yoksa en büyük eseri olarak görülen ve bundan önce okuduğum romanı -Karamazov Kardeşler- sayesinde hâlâ ne kendimi ne de başka birini gerçekten anlamamış olduğumu anlatacağım? Ya da bu romanında insanların düşüncelerinin, insanların önüne nasıl geçtiğini göstermeni mi anlatayım? Ne anlatabilirim Dostoyevski? İnsanların düşüncelerinin; kendi derinliklerinde Yağmur Ormanları'ndaki bitkiler gibi, kendisinden kopanın kendini ve diğer tüm bitkileri sırf güneşe ulaşmak ve ulaştıktan sonra daha da fazla sahip olmak için ezmeye çalışmasını mı anlatayım? Düşüncesel tutkunun köklerinin de yeraltında büyürken, nasıl diğer düşünce köklerini engellemeye çalıştığını mı anlatayım? Ya da birinin tüm varoluşu ile başka birinin üzerinden parazit bir şekilde yaşamasını mı anlatayım? Veya bu düşüncelerinin peşinde büyüyenlerin nasıl diğerlerini de kendine basamak yaptığını mı anlatayım? Senin söylemediğin ne söyleyebilirim ki? Yaşamış olduğun acıların ve başkalarının yaşadığı acıların sana yansımalarından nasıl böyle güzel bir şekilde çıkmış olabileceğini mi anlatayım? Hepsi bir yana, senin tüm bunları nasıl anlamış olduğunu çözümleyememe mi anlatayım? Veya tüm bunların arasında kaybolmayacak ve yok olmayacak kadar güçlü oluşunu nasıl anladığımı mı anlatayım? Bir baba veya anne, çocuğuna dair hiçbir şey anlayamazken senin nasıl her insanı en ince parçasına kadar çözümleyebildiğini mi anlatayım? Veya insanların birbirleri ile olan tüm görünmez bağları nasıl görünür kıldığını mı anlatayım? Yine soruyorum, senin anlatmadığın ne anlatabilirim ki? Senin anlamamış olduğun insanı -kendim de dahil- nasıl anlamış olabilirim ki? Senin değerini anlayabildim mi sence? Seni geçtim, acının değerini anlayabildim mi sence? Bu kelimeleri dışarıya döken ben miyim sence? Doğruyu söylüyor muyum? Doğruyu geçtim, yalan bile olsa bir şey söylüyor muyum?

— Dostum, ömrüm boyunca hep yalan söyledim. Doğruyu söylerken bile yalan söyledim. Hiçbir zaman gerçek adına bir şey söylemedim, söylediğim her şey kendim içindi; bunun böyle olduğunu eskiden de bilirdim, ama ancak şimdi görüyorum... Ah, ömrüm boyunca dostluğumla incittiğim dostlar neredeler? Hepsi... hepsi! Savez-vous[Biliyor musunuz], belki şu anda da yalan söylüyorum; evet, sanırım yine yalan söylüyorum. En önemlisi de kendi yalanlarıma inanmam. Dünyada en zor şey, yalan söylemeden yaşamak... ve... ve kendi yalanlarına inanmamak... evet evet, bu en zor şey dünyada! Ama durun hele, bütün bunlar daha sonra... –durdu, coşkuyla ekledi:– Birlikteyiz, birlikteyiz!

+ Ben de yalan söyledim. Seninkinden ne farkı mı vardı? Farkı yoktu. Hemde hiç. En büyük yalanımı söylediğimde 6 yaşındaydım. Yalanın tüm pisliğini de daha ilkinde görmüştüm. Kutsanmış olduğumu düşünebilirsin. Hâlbuki aksine, lanetlenmiştim. Neden mi lanetli olduğumu düşünüyorum? Bugün olduğu gibi ilkbaharın tüm güzellikleri ile ortaya çıktığı bir günde olmuştu. Bu güzel günde olacak bir olayın önce zihnime, sonra tüm hayatıma ölü ve çıkmaz bir koku gibi sineceğini nereden bilebilirdim? Senin kitaplarının yaptığı yüce tesiri ve en küçük hücrelerime dahil işlediğin acıdan daha büyüktü bu tesir. Sabahın erken saatleriydi. Annem, her zamanki gibi ev işleri ile uğraşıyordu. Bizim ile olan ilgisi ancak alışkanlıkların ve temel görevlerin gerektirdiği kadardı. Kız kardeşim henüz üç yaşındaydı. Algısı keşfetmek için vardı. Her yerde bilgi arıyordu. Ben de öyleydim, ama ondan önce keşfe başlamanın getirdiği büyüklük vardı. Belli başlı objeleri, olayları ve duruma göre insanları anlayabiliyordum. Empati yeteneğim oluşmuş ya da oluşmaya başlamıştı. Emin değilim. Fakat yakın olduğum insanların hiçbir düşüncesini anlamıyor olsam da, duygusal durumlarını iyi anlıyordum. Her çocuğun beyninde bolca olan ayna nöronlardan mı kaynaklı yoksa, benimle alâkalı farklı bir olağandışı durumdan mı kaynaklıydı bilmiyorum. Hâlâ da öyle çünkü. Algıladığım hiçbir insanın düşünce durumunu çözemiyorken, duygu durumunu tek yumurta ikizi gibi anlayabiliyor ve onunla birlikte hissedebiliyordum. Annem, cüzdanını evin girişindeki ayakkabılığa bırakmıştı. Mutfakta kim bilir ne yapıyordu. Karnı tok ve enerjisi olan biz ise oyun arıyorduk. Kovalamaca ile başlamıştık. Ancak kardeşim çok küçüktü; yakalama ve kaçma konusunda beceriksiz olunca erken sıkılmış ve oyunu bitirmiştim. Gözlerim arayış içindeydi. Annemin cüzdanını gördüm. İçinde ne var diye bakmak istedim. Anahtar, nüfuz cüzdanı, bir tane kağıt 5.000.000 ve biraz da bozuk para vardı. Kağıt parayı alıp ben dokunmadan cüzdan nasıl duruyorsa, aynı şekilde bıraktım. İçindeki bir kağıt parçasının yokluğu hariç az önceki ile aynıydı. Bu değişim de dışarıdan belli olmuyordu. Neyse, hızlıca salona koştum. Kardeşime gösterdim. Üzerindeki resim ve silinik sarı rengi ilgisini çekmişti. Gülmeye başladı. Dokunmak istedi ve verdim. İncelemeye başladı. Ne olduğunu ve neye yaradığını sordu. Oyunumuz için gerekli son parça olduğunu söyledim. Annem hâlâ aklımda olduğu için onun parayı görmesinden deli gibi korkuyordum. Burada annem hakkında ufak bir bilgi vermem lazım. 12 yaşından beri zorunluluklar ve sorumluluklar altında ezilmiş ve ezilmeye devam eden bir kadındı. Ailesinin hiçbir sözünden çıkmamış, çıkamamış ve her görevi yerine getirmek zorunda kalmış fedakâr biriydi. Böyle uzun yıllardır sürekliliği olan çaresizliklerin oluşturduğu sessizlik ve baskı altında, gün geçtikçe daha fazla sıkışarak daralıyordu. Bu da onu bir nevi sinir hastası yapmışı. Gerçeklik, kafasındaki plandan ufacık farklı olunca hemen parlıyordu. Kendini kontrol edemeyen bir öfkeye sahipti. Anlayacağınız fiziksel ve sözsel olarak sevgi ve güçle gelen şiddete sık sık maruz kalıyorduk. Annemden korkuyordum. Tüm benliğimle korkuyordum. Yine de bu işe girişmiştim. Bir şey olmayacağını umuyorum. Fakat temkinliliği de elden bırakmamak lazımdı. Camın önüne koltuğu çektim. Kardeşimle beraber üzerine çıkıp birlikte camdan bakmaya başladık. Bu sayede annem parayı göremeyecekti. Kızsa bile parayı saklayacak zamanım olacaktı. Parayı kardeşimden istedim. Ona rüzgârın gücünü göstermek istedim. İki parmağımla paranın bir ucundan tutmuştum. Diğer ucu rüzgârla dans ediyordu. Rüzgâr uçurmaya çalışıyordu ve ben bu uçuşa engel oluyordum. Rüzgâr, bu şekilde parayla temas hâlinde iken; paranın serbest ucu ezişip büzülür katlanır ve kendi kendine çarpıp düzelmeye başlar. Bu sırada da çıkan sesler olur. Görüntü ve ses, kardeşimin ilgisini çekmişti. Gülmeye başladı. Ben de yapacağım, diye heyecanla söylenmeye başladı. Parayı ona verdim. Mutluluğu daha fazla artmıştı. Belli bir zaman geçtikten sonra parayı ondan aldım. Ben de yapmak istedim. Bir süre daha ben yaptım. Sonra yine istedi. İşte, o anda vermek istemedim. Farklı bir şey göstererek parayı daha fazla tutmak istedim. Ona, parayı bırakırsam ne olacağını biliyor musun, diye sordum. Bilmiyorum, dedi. Görmek ister misin, diye sordum. Evet, dedi. Gözlerinin önünde yatay bir çizgide parayı getirdim ve götürdüm. Sonra heyecanlandığını görünce biraz farklı şekillerde devam ettirdim. Sihirbaz tarafından etkilenen izleyici gibiydi. Birazdan olağandışı bir şey gerçekleştirebileceğim objeye takılı kalmış ve sihirbazın ne yaptığına dikkat etmeyen birine dönmüştü. Sadece parayı izliyordu. Gülümseyerek ona baktım. O sırada parayı da bıraktım. Ben sadece kardeşime bakarken, o paranın havada uçuşunu izliyordu. Ben gülümsüyordum, o ise şaşkın bir yüz ifadesine sahipti. Bakışlarını bana çevirdi ve şimdi ne olacağını sordu. O anda gerçeklik beni çarptı. Para gitmişti. Ne yapmıştım ben, demeye kalmadan annem bağırdı. Ne yapıyorsunuz, dedi. Korku bir anda beynime hücum etti. Tüm benliğimi sarması ise yaklaşık iki saniye sonra annemin soruyu yinelemesi ile oldu. Ben öylece donuk bir vaziyette kalmışken, kardeşim söze girdi. Para uçuruyorduk, anne, dedi. Ne parası, diye sordu. Ama cevap beklemeden ayakkabılığa doğru gitmeye başladı. Cüzdanını kontrol edeceğini ve paranın yokluğunu fark edeceğini anladım. Kurtuluş yolları aramaya başladım. Ne yapabilirim diye düşünürken, aklıma yalan söylemek geldi. Ama nasıl bir yalan beni kurtarabilirdi? Kardeşimi fark ettim. Annem geri dönmüştü. Para nerede diye bağırıp duruyordu. Söyleyin yoksa ikinizi de döveceğim, dedi. Bir an tereddüte düştüm, ancak korkum, sevgimin üstüne geçti. Kardeşim yaptı, dedim. Annemin bunu duymasıyla öfkesinin dışa vurması arasında bir saniye bile geçmemişti. Kardeşimin kolundan sıkıca tuttu ve sol tarafına bir tokat bastı. Kardeşim, ilk darbeyi hisseder hissetmez ağlamaya başladı. Tıpkı basınçla sıkıştırılmış suyun, üzerinden basıncı sağlayan etmenin kaldırılması ile suyun sahip olduğu güçle patlaması gibi; annem de öfkeyi dışarı atabilecek alanı bulunca şiddeti çoşmuştu. Kardeşime elleriyle, ayaklarıyla ve imkânı olduğu her şekilde vuruyordu. Kardeşim gözyaşlarına boğulmuştu. Ağlama sesi gittikçe artmıştı. Uzun bir süre böyle geçtikten sonra kardeşimin ciğerleri mi yorulmuştu yoksa gözyaşları mı bitmişti ya da acıyı hissetmez hâle mi gelmişti bilmiyorum, ama ağlama sesi kısılmaya ve direnç göstermeye başladı. Tüm bu süreç boyunca sadece izledim. Utanmıştım. Acı çekiyordum. Küçülüyordum. Kardeşime baktığımda içim parçalanıyordu. Ama korkudan bir şey diyemiyor ve yapamıyordum. Artık çok geç diye düşünüyordum. Söylesem ne olacaktı ki? Annem aynı hınçla beni de dövecekti. Belki daha fazla dövecekti. Yalan söylemem de fazladan dayak sebebiydi. Bu düşüncelerimin sonunda anneme baktım. Tüm hücrelerim öfke ve nefretle dolmuştu. Bir anne çocuğuna nasıl bunu yapabiliyordu, anlamıyordum. Sanki tüm acıların ve dertlerin kaynağı kardeşimdi veya tüm mutlulukların ve huzurun kaynağı o 5.000.000 lira idi. Anneme olan sevgimi bitireceğime yemin etmiştim. Kardeşimi de ilk önce kendimden, sonda diğer herkesten koruyacağıma dair yemin etmiştim. Zaman o an benim için durmuş olduğundan, ne kadar süre kardeşim dayak yedi ve birlikte ağladık bilmiyorum. Ancak annem durmuştu. Enerjisi bitmişti. Bir daha sakın cüzdanıma ve paralara dokunmayın, diye son bir hınçla bağırdı. Bizi bıraktı ve gitti. Kardeşimin gözleri şişmişti ve yüzü kıpkırmızıydı. Hıçkırıyordu sadece. Yere çökmüş öylece hıçkırıyordu. Yanına oturdum ve sarıldım. Ağlamaya yeni başlamış gibi gözyaşlarım şiddetli bir yağmur şeklinde akmaya devam ediyordu. Sonra ağlamam durdu ve kendime geldim. Onu da alıp yatak odasına gittim. Kapıyı kilitledim ve yatağa uzandık. Sonra da uyumuşuz. İşte, böyle Dostoyevski. Hayatımdaki en büyük hatam ve en büyük acı buydu. Bu olaydan sonra 19 sene yaşadım ve hâlâ yaşıyorum. Kendime ve başkalarına daha neler yaşattım, nelere tanık oldum ve bana neler yapıldı dersen binlerce sayabilirim. Ancak hiçbiri bunun kadar tesirli değildi. O gün nasıl biri olacağımı değil, ama nasıl biri olmayacağımı, daha doğrusu olmak istemeyeceğimi görmüştüm. Acı ve sevdiğime yaşattığım acı, empati gücümü besledi. O gün bugündür sevdiğim veya sevmediğim hiç kimseye bu ve buna benzer acılar yaşatmayacağıma karar vermiştim. Gerekirse kardeşime yaptığım gibi suçsuz yere suçun cezasını çekecektim, ama kimseye isteyerek acı çektirmeyecektim. Özellikle benim çekmem gereken acıyı.

— Ah, bağışlayalım, bağışlayalım, her şeyden önce bağışlayalım... herkesi, her zaman bağışlayalım... Kendimizin de bağışlanacağımızı umalım. Çünkü herkes, hepimiz tek tek, ötekinin önünde suçluyuz. Herkes suçlu!

+ Bağışladım, Dostoyevski. Önce annemi bağışladım. Uzun yıllar ondan nefret ettim, ama onu gerçekten anlamaya başlayınca affettim. Ancak kendimi bağışlayamadım. Kardeşime yıllar sonra bu olayı anlattığımda hatırlamıyordu. Ağlayarak anlattım ve affını istedim. Affettiğini söyledi. Gözyaşları ile parıldarken gözleri, gülümsemeye başladı ve tekrar etti. Affettim abi, dedi. İşte, ben de ondan sonra kendimi bağışlayabildim.

— Sevgiden daha değerli ne olabilir? Sevgi, var olmaktan, yaşamaktan daha önemlidir; sevgi varoluşun tacıdır; öyleyse, varoluşun sevginin önünde baş eğmemesi mümkün müdür?


+ : Ben.
— : Kitaptan alıntı, yani Dostoyevski.

Dip Not: İmla hatalarımın canı cehenneme!
904 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ecinniler ile Dostoyevski etkinliğine giriş yapıyorum dostlarım :) 896 sayfalık bu yüce eseri Sibirya sürgünü sonrası iki yılda (1870-1872) tamamlamış Dostoyevski.

Bu kitabı yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş. Kısaca gerçek olaydan bahsedelim;
1869'da Moskova Üniversitesi'nde okuyan Sergey Nechayev, çevresindekileri bir devrim için örgütlemeye başlar. "Halkın Öcü" adıyla bilinir örgüt ve Neçhayev'in elinde örgütü destekleyenler tarafından verilen bir mühür ile belge vardır. 1869'da Dostoyevski'ye karısı Anna'nın abisi tarafından bahsedilir bu örgütten ve Ivanov adlı bir öğrenciden. Ivanov, Neçhayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden şüphe eder ve ona karşı çıkar. Bu da hızlıca dünyaya yayılır. Birkaç ay sonra Ivanov, üniversitenin arka bahçesinde ölü bulunur. Çok geçmeden Ivanov'u öldürenlerin "Halkın Öcü" örgütü üyeleri olduğu ve bunu ele verilmekten korktukları için yaptıkları ortaya çıkar. Tabi ki Neçhayev işin başındadır. Üç kişi tutuklanır ancak Neçhayev İsviçre'ye kaçar. Olay sonrası Sağ ve Sol'dan tepkiler gelir. Anlatılan olaydan etkilenen Dostoyevski de Sağ'dan gelen (devrimci akımın gözden düşmesi) tepkilere katılır. Ve böylece olayda geçen isimleri değiştirerek Ecinniler'i yazar. (Albert Camus - Ecinniler Oyun) Camus'un bir de kısa açıklamalarını Türkçe altyazı ile kendi sesinden dinledim ve bunu da meraklısı için paylaşmak istiyorum. ( https://youtu.be/Q9-RcReHwHA )

Sergey Nechayev, romanın baş kahramanı Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak çıkıyor karşımıza. Sosyalizmin, nihilizmin ve ateizmin sıklıkla işlendiği bir olay örgüsü var Ecinniler'de. Her karakterin betimlemesi, ruhsal durumu ayrıntılarıyla anlatılıyor. Karakterlerin zamanla değişen fikirlerini, evrimlerini inceleme imkanı sunuyor okuyucuya Dostoyevski.

Pyotr Stepanoviç'in küçümsenemeyecek zekasını, her istediğini bu şekilde elde etmesinin ne derece kolay olduğunu sayfalar boyunca hissediyoruz. Şatov'un sosyalist bir insanken zamanla dine yakınlaşması ve Tanrı hakkındaki görüşlerini hatta bazı durumlardaki saflığını keskin cümlelerle anlatıyor Dostoyevski. Kitaptaki ölümlerin nedenlerini uzun süre düşünme gereği hissettim. Rus halkının inançlarını ve kitap boyunca yapılan eleştirilerini de ilgiyle okudum.

Konudan ve karakterlerin tamamından bahsetmek yersiz olacak. Çünkü ayrıntı vermeden karakter isimleri vermek bu kitap için imkânsız. Bu nedenle hiç girişmeyeceğim böyle bir şeye. Kendi görüşlerime gelecek olursam;
Bence okuma sürecim bu kez uzun sürdü. Çünkü önce karakterleri benimsemem gerekti. Çok fazla isme rastladım birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Bu nedenle not alma gereği hissettim karakter isimlerini. Kısa kısa notlar alarak okumaya başladım. Önce biraz zorlandım evet ama okuduğum kitabın ağırlığının farkında olarak ara vererek sonuca ulaşmayı tercih ettim. Sadece Ecinniler'i okumayıp iki kitapla daha destekledim süreci. Böylece sayfalar ilerledikçe çok rahatladım, hızlandım. Konuyu da karakterleri de benimseyince heyecanla çevirdim sayfaları, hatta favori karakterim bile oldu :) Nikolay'a hayran kaldım ben :) Biraz serseri biraz durgun bir karakter ile birçok Dostoyevski romanında karşılaştım ve her seferinde hayran oldum ona. Nikolay da onlardan biri oldu benim için.

Okuyacaklara tavsiyelerim var elbette. Öncelikle karakterleri iyice hazmetmek gerekiyor. Not almanız taraftarıyım. Biliyorsunuz Rus isimleri birbirini çok andırıyor. Bu sayede karışıklığı önlemiş olacaksınız. Yavaş yavaş okuyun eseri. Çünkü biraz ağır gelecektir önce. İlk kısımlardaki olay örgüsü kavranırsa akıp gidecektir kitap, göreceksiniz. Diğer Dostoyevski eserlerinden farklı bir eserle karşı karşıyasınız, bunu bilerek okumanız taraftarıyım. Bu şekilde okursanız; siyasi, felsefik, realist ve bolca betimlemeden oluşan eseri seveceksiniz. Ve çeviriye değinip bitireyim. Ben yine Mazlum Beyhan çevirisi okudum. Akıcı bir çeviriydi her zaman olduğu gibi. Okuyacaklar için sorun oluşturur mu bilmem ama Fransızca cümlelere çok rastlayacaksınız. Orjinal metindeki haliyle yapılan çevirilerde bunların doğal olduğunu kabul etmek lazım. Okunması gereken Dostoyevski başyapıtlarından birini daha okumanın keyfini yaşamak isteyenlere tavsiyedir :)
904 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar dünyanın en iyi yazarlarından Dostoyevski’nin Ecinniler diğer eserlerinde olduğu gibi bunda da psikolojik tahlilleri ve karakterleri işleyiş şekliyle kusursuzdu.Dostoyevski bu eseri yazarken gerçek olaylardan esinlenerek yazmış.Suç ve Ceza’dan sonra en büyük romanlarından biridir.Siyasi roman türünde yazılmıştır.Konu olarak üniversite de okuyan Sergey Nechayev örgütlenmeleri anlatılmaktadır.Ayrıca karakter olarak Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak karşımıza çıkmaktadır.Genelde ateizm,nihilizm,Hristiyanlık üzerinde durulmuştur.Bolşevik ihtilali öncesi toplum yapısını, oluşan gizli örgütlenmeleri ve bu örgütlerdeki kişilerin profillerini en ince ayrıntısına kadar anlatırken bir taraftan da entrikalar, menfaatler, aşklar işin içine girince konu epey bir yayılıyor aslında. Dönemin siyasi gelişmeleri, 1861de çıkan kölelik yasasının toplum üzerindeki etkileri çok iyi bir şekilde kaleme almış.O dönemi resmen bir ayna gibi yansıtan şaheser
Keyifli Okumalar Dilerim
904 syf.
·8 günde·6/10
Ilk kez dostoyevski okumuş biri olarak yorum yapma haddini pek kendimde bulamadım arkadaşlar. .Kitap kolay ilerleyen bir roman niteliğinde değil tabiiki üstelik yorucu bir fransızca diyalog trafiği var benim okuduğum baskıda (öteki yayınları ) çok güçlü karakter olan bayan Stavrogin in diyalogları bir tiyatro sahnesi gibi gözümün önünde en sasirdigim detay ise ağlayan ve sayfalar dolusu mektuplar yazan rus erkekleri ,üstelik karakterlerin hemen hepsi intihara meyilli . tabiiki dönem itibarı ve rus elit tabakasının arasında geçen romanda siyasi çalkantılar , haklı galeyana getirecek entrikalar anlatılıyor bu uğurda işlenen cinayetlere kadar varıyor olaylar ....bir halk evinde geçen bölüm beni en etkileyen bölüm oldu ki bir kez daha anladım "rus'un köylüsü beni daha çok cezbediyor yaşam tarzı olarak ..Dostoyevski 'nin bir kitabını daha okuduktan sonra daha detaylı bir bilgi sahibi olacağım yazar in üslubu hakkında ..yanlız şöyle bir tesadüfi detay az önce dikkatimi çekti tabii tesadüfmu yoksa etkileşimmi onu bilemiyorum o da şu ki ..Dostoyevkinin kuramı olan ve bu kitaptada bahsedilen "insanoğlu Tanrı Olacak"düşüncesi homo deus'in yazarının dilindende hemen hemen aynı cümlelerle bir söyleşide iletiliyor bugün. .

Sevgiyle ve kitapla kalın "iyi okumalar "
742 syf.
19. yy Rusya'sı...
Rusya için kaos çağı...
Birbirinden farklı siyasi ve ideolojik fikirler, akımlar...
Değişen devir ve buna ayak uydurmakta zorlanan yönetim...
Neticede ileride Rusya tarihinde 300 yıl saltanat sürmüş Romanov hanedanının hazin sonu ile başlayacak yeni devir...
Ama öncesinde Dostoyevski'nin harika siyasi romanı Ecinniler...

***

19. yy Rusya'sındaki belli başlı düşünceler, akımlar:
- Devrimci demokratlar
- Slavcılar
- Batıcılar
- Petraşevski çevresi
- Rus sosyalizmi
- Popülist ideolojiler
- Anarşizm

Tüm bu birbirinden farklı görüşlerin gayri resmi savaşında Dostoyevski, yazarlık kariyerinde de biraz geri plana düştüğü zamana rastgelen periyotta, Petraşevski çevresi ile temasta bulunmuş; bu grubun çalışmalarına katılmış. Sonra önce idam cezası sonra bunun bozulması neticesinde gelen sürgün cezasını almış.

Dostoyevski, eserlerinde izlerini gördüğümüz sosyalizm ile girdiği tartışma veya polemiğin arka planında bu gruptaki arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmaların izlerinin olduğu söylenmiş. Dostoyevski'nin bu fikre getirdiği eleştirilerinin temelinde ise sosyalizmin toplumsal adaletten çok, insanı Tanrı yerine koyarak bir düzen kurma gayesi yatmaktadır. Batı düşünceleri ve de sosyalizm yazara göre insanları Tanrı inancından uzaklaştıran başlıca unsurlar olarak görülüyor.


Dostoyevski'nin Ecinniler romanını, üstüne kurguladigi olay ise Necayev'in İvanov'u öldürmesidir. Necayev, anarsizm düşüncesinden oldukça etkilenmiş bir üniversite öğrencisidir. Gelecekteki bir devrim için arkadaşlarını örgütler, hayali bir örgüte arkadaşlarını inandırır. Onu farklı kılan özellik ise uygulamayı düşündüğü yöntemlerdir: Acımasız ve dürüst olmayan yöntemler. Bu çerçevede salt kendi ülküsüne karşı fikirde olduğu ve Necayev'in örgütünün sahte olduğu yönündeki fikirlerinden dolayi başka bir üniversite öğrencisi olan İvanov'u 21 Kasım 1869'da Necayev ve arkadaşları öldürürler. Bir insanı öldürmek hakkının meşru görülmesi hususunda, bu konu Necayev açısından şu şekilde görülür: Onun için söz konusu olan, kendi fikirlerine zarar veren her şeyi yok etme fikridir. Ve bunu uygulamış. Sağ ve sol her çevreden tepki alan olayın baş kişisi olan Necayev, Ecinniler romanında karşımıza Peter Verhovenski olarak, İvanov ise Şatov olarak çıkar. Romanda gerçek adı ile verilen Şigalev ise Necayev'in fikirlerini dayandirdigi tek kişi olmak durumudandir. Şigalevcilik, bir nevi her şeyi yakıp yıkarak herkesi eşitlemedir ancak eşitliğin sonucunda bir diktatörlük vardır. Çünkü insanlar ikiye ayrılır bir nevi bu akımda, sürü ve yönetenler. Kitapta bunun geçtiği yerlerde aklıma Platon'un ideal devlet düzeni gelmişti.

Bunlara ek olarak liberal Batıcılar'i temsil eden bir karakter de vardır: Peter'in babası Stepan Trimofic Verhovenski. Dostoyevski, 1860 nihilistlerinin, 1840'lardaki radikal idealistlerin sonucu olduğunu düşünmüş ve bu karakteri de bu doğrultuda oluşturmusa benziyor.

Romanın üst planında her zamanki gibi çeşitli entrikali olaylar mevcut durumdadır. Ben bunlara deginmeyecegim yine. Ancak kitabı okurken hissettiğim yoğun karmaşa ve kaos haliydi. Dostoyevski adeta yer yer beni sıkan o olaylar zincirinde 19. yy Rusya'nın hissiyatini okuyucuyla geçirmeyi hedeflemis gibi ve bunu başarmış. Bu yogun kaos ortamında Peter Verhovenski'nin çetesinin Şatov'u kendi fikirlerine düşman bildiği ve de kendilerini ihbar edeceğini düşündüğü için öldürtme amacı vardır. Tabi arka planda da temel hedef gelecekteki devrimin mini provası var diyebiliriz. Şatov demişken bu karaktere egilelim biraz:

Şatov karakteri, yazardan izler barındıran bir yapıdadır. Dostoyevski gibi Şatov da bir zamanlar toplumcu(Petraşevski çevresi) olmuştur. Dostoyevski gibi değişime uğramıştır, nihilizme karşı safta yer almış ve Slavci olmuştur. Rusya'nın kurtulusunu ne Batı'da ne de nihilist ve sosyalist akımlarda görür. Nitekim "Ben Rusya'ya inanıyorum." der. Devamında Rus Tanrisina, Rus ortodoksluguna. İsa çevresinde toplanacak halkın İsa'nın onların maneviyatinda yer edip birlik beraberliğini sağladığı bir temel oluşturup ayağa kalkacagini düşünüyordur. Bu pasajlarda, tarihte her milletin kendi milli Tanrısı olduğu ve olmasi gerektiği söylenir ve böyle olduğunda bir milletin diğer milletlerin Tanrılari ile kavga edilme hedefi çerçevesinde geliştiği söylenir. Tabi burada amaç savaşmak değil bence, meşhur dış güçlere karşı birlik olma duygusunun verilmesidir.

Peter Verhovenski devriminin başına ise yeni bir Çar düşünür. Bu da Dostoyevski'nin kitaplarında hidayete erdirdigi karakterlerinden biri diyebileceğimiz ve idealize etmeye çalıştığı hedef insanının bu romandaki prototipi Stavrogin'dir. Stavrogin, geçmişinde gerek özel hayatında gerekse düşünsel hayatında gelgitler ve sorunlar yaşamış ve boşlukta sallanan bir durumdadır. Sanki herkes onu kendi açısından kurtarıcı olarak görüyor gibidir. Romanın odak noktasinda bulunur ancak kendisi ise içten içe inancı aramaktadır. Düşünsel hayatının bir döneminde bu devrimci gençleri etkilemiştir. Ancak iki farklı şekilde etkilemiştir. Bir uçta Peter diğer uçta ise Şatov. Nitekim Şatov kendisini şaşırtanin nasıl olur da bir insan iki farklı düşünce çerçevesinde insanları şekillendirir noktasıdır. Ancak buna karşın Peter gibi Şatov da Stavrogin'i bir nevi kurtarıcı olarak görür. Stavrogin'i akıbetini kitabı okuyunca kendinizin görmesini söyleyip, kitabın felsefi faktörü olan Kirillov karakterine geçmek istiyorum.

Peter'in planında Şatov öldürülünce suç Kirillov'a yikilacaktir. Ancak garip olan bunun yapılış şeklidir: Kirillov, Şatov'un öldürülmesinin akabinde arkasında bir not bırakarak intihar edecektir. Bunu Kirillov kendisi istemektedir. Kirillov'un geçtiği pasajlar Dostoyevski'nin her kitabında varolan varoluşsal sancılardan ve sorgulamalardan birisidir. Kirillov'a göre Tanrı var olmalıdır ancak yoktur. Tanrı insanının acılarının ürünüdür. İnsanın düşmanını kutsallastirip pasifize etmesidir. Ancak insan acılarını kabul edecektir ve Tanrının olmadığının farkına varacaktir. O zaman mutlak kaos olacaktır. Bunu fark eden özgürlesecektir bir nevi ancak bu durumda insanın elinde intihardan başka yüce yol kalmayacaktir. İşte bu noktada Kirillov öncü olmak ister. Öncü olup insanlara yeni bir yol açmak: Kendini öldür ve özgür ol, insan- Tanrı ol. Tanrı yoksa Tanrıyı var et; kendin Tanrı ol.

Sonuç olarak: Farklı farklı akımlar ve fikirlerin kavgasında Rusya'yı kurtaracak filizin yazara göre Rus'larin milli tanrısı etrafında kurulacak düzende sağlanacağı yorumu yapılabilir. Bu esnada kitabın isminin de kaynağı olan Luka incilinden şu pasaji vermeliyiz: ‘...cinler bu adamdan çıktılar, domuzlara girdiler, sürü de uçurumdan aşağı, göle atılıp boğuldu. Onlar da vaki olanı görmek için dışarı uğrayıp İsa’ya geldiler; kendisinden cin çıkmış olan adamı, İsa’nın ayağı dibinde, giyinmiş ve akıllanmış olarak oturmakta buldular ve korktular...’

Cinlerin içinden çıktığı insanlar Rus halkıdır. Güçsüzlükleri ve her türlü hataları ile bu Rus halkı İsa'nın ayağı dibine oturmali ve bu şekilde iyileşmelidir.


**

Kitap, Dostoyevski'nin büyük eserlerinden olmasına karşın fazla ilgi görmemiş gibi geldi. Kitaba insanların ilgisini çekebilirim belki bir ölçüde ve okumak isteyenlere kitabı okurken faydali olacak birtakım bilgiler vermiş olurum diye umuyorum. Ayrıca kitabı okumadan evvel romanın geçtiği zamanki Rusya hakkında araştırma yapmanızdir. Nitekim siyasi kitaplardan önce bunun yapılması elzem gözüküyor yoksa kitabın okunmasının ve de kitaptan sağlanacak faydanin verimi düşüyor. Diğer tavsiyem de Albert Camus'un, Dostoyevski'nin bu romanını oyunlastirdigi Ecinniler oyununu okumanizdir. Nitekim incelemeyi yazarken faydasını gördüğüm bir eser oldu o da.


Keyifli okumalar.


Bir ekleme ancak kitap hakkında bilgi içerecek bir ekleme olacak:

Dostoyevski'nin bu eserindeki idealize edilmeye çalışılan prototipi Stavrogin karakterinin akıbeti intihar ile sonuçlanır. Stavrogin, yukarıda biraz degindigim gibi farklı fikirlere sahip olmuş ve bu fikirler çerçevesinde de idealist insanlar yetişmesine neden olmuş. Ancak bu fikirlerin neticesinde kendisinde tahribat yaşanmış. Özel hayatına da yansıyan tahribatlar... Aynı zamanda bu karakterden iki farklı görüş kurtarıcı olmasını beklemektedir. Ancak kurtarıcınin öncelikle kurtarılması gerekmektedir. Bir yerde inanirsam intihar ederim demişti zannederim. İyi takip edecek olursak, boşlukta sallanan potansiyel barındıran bir insandır Stavrogin. Kitap boyu yaşanılan olaylar neticesinde anlıyor ki kendisi kurtarıcı değildir. Salt kendini kurtarabilmistir inancı bularak. Ancak başkalarını kurtaracak bir kişilik değildir. Onun intiharı bir nevi Dostoyevski'nin kurtarıcı olarak idealize edilmiş İsa'sinda bir deneme gibidir. Üzerine etüt edilmiştir. Stavrogin karakteri bünyesinde bir kişi kurtarılmistir. Ancak tüm Rus halkını kurtaracak milli İsa ise Karamazov Kardeşler'deki Alyosa olacaktır.
904 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin dünya edebiyatına kazandırdığı en önemli klasiklerden biri olan Ecinniler, oldukça merak ettiğim ve gözümü korkuttuğu halde zor da olsa bitirmeyi başardığım bir kitap oldu. Göz korkması kitabın aşırı kalınlığından ziyade son derece ağır bir dille yazılmış olmasından aslında, eski klasikler pek sade olmuyor. Yazarın zamanında örgüt üyesi olma gerekçesiyle tutuklanıp, Sibirya'ya sürgün edilmesinin ardından yazdığı bu önemli eser bize dönemin Rusya'sı hakkında önemli bilgiler veriyor. Kitap başlarda eğlenceli ve komik gibi geliyor fakat sonlara doğru şiddetini arttıran karamsarlık ve trajediler ruh halinizi aşırı depresif bir havaya sokuyor. Bitirdikten sonra üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hissettim ve büyük mutluluk verdi. Dostoyevski'nin bildiğimiz o uzun uzun cümleleri, aşina olmadığımız uzun kişi adlarının verdiği karmaşıklık, derin karakter incelemeleri, aşırı detaylı olay anlatımları ve durağan hikaye akışı, kısacası Rus edebiyatı denince aklımıza gelen bütün özellikler Ecinniler kitabında mevcut. Kitabımız 19. yüzyılın ikinci yarısında filizlenen sosyalizm, ateizm ve nihilizm hakkında eleştiriler sunarken, bu düşüncelerin Rusya, Rus halkı ve yüksek mevkili kişiler üzerindeki etkilerinden bahsediyor. Kendisi profesör olan Stepan Trofimoviç isimli eski bir liberalin, general kızı Varvara Petrovna ile olan uzun ilişkisiyle başlayan hikayemiz, onların ayrı kişilerden sahip olduğu oğulları Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç'in içlerinde bulunduğu ihtilalci bir örgütün yapılanması, eylemleri ve birbirleriyle olan rekabetiyle devam ediyor. Yazarın içinde pasif olarak yer alıp fazla rol üstlenmediği eserde aydın kesimin yozlaşması, sıradan halkın çıkarcılığı, devlet düzenindeki aksamalar ince ince işleniyor. Bu tip konuları içinde barındıran kitapta cinayetler, intiharlar, delirmeler, kundaklamalar, hırsızlıklar ve daha aklımıza gelebilecek her türlü ahlak dışı hareket mevcut elbette. Ecinniler kolay bir kitap değil kesinlikle, okurken kendinizi vermeniz gerekiyor. Çaba gösterince gerçekten eserdeki olayları idrak ediyor ve derin edebiyat hissini fazlasıyla içinize çekiyorsunuz. Dostoyevski, Karmazinov isimli karakterle Turgenyev'in Babalar ve Oğullar adlı kitabındaki Bazarov adlı karaktere bir eleştiri yapmaktadır. Turgenyev'in yanı sıra hayranı olduğu Gogol'a da gönderme yapar yazarımız. Stavrogin'in itiraflarının yer aldığı bir bölüm var ki kitabın en can acıtıcı kısımlarından biri belki, bir insanın nasıl böylesine bayağılaşarak kendini kaybedebileceğini bizlere gösteriyor o bölüm hatta zamanında sansürlenmiş ve uzun yıllar sonra kitaba ek bölüm olarak konulmuştur. Kitabın isminin geldiği yer oldukça ilginç ama bunu söylemeyeyim ve sadece İncil'de yer aldığını belirtmekle kalayım. Stepan Trofimoviç, Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç en çok beğendiğim ve okumaktan keyif aldığım karakterler oldu. Anlatılacak çok şey var aslında fakat böyle bir kitap için ne kadar anlatsam yetmez diye düşünüyorum. Son olarak Nobel ödüllü ünlü Fransız yazar Albert Camus'nün bu kitaptan uyarladığı ve yönettiği bir tiyatro oyununun olduğunu belirtmek isterim.
904 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Ecinniler, Dostoyevski'nin suç ve ceza ile budala dan sonraki üçüncü büyük romanıdır. Roman, Rusya 'da önceden beri var olan liberal düşüncelerinin yeni nesil arasında ateşli bir şekilde yayılması üzerine yazılmıştır.
Genç nesil bu düşüncelerle öylesine aklını yitirmiştir ki olay cinayetlere kadar varmıştır. Ayrıca nihilist düşünceyle beraber intihar vakaları da yadsınamayacak derecede artmıştır. Bu toplumsal sıkıntılar karşısında Dostoyevski Ecinniler romanını kaleme almış, siyasi düşüncelerini açık açık yazmış, gençler arasında yayılan yeni düşünceleri yetkin kalemiyle eleştirmiştir.

Roman eski bir liberalin hayatıyla başlar, ilerleyen bölümlerde yeni nesil yerini alır ve olaylar hızlanır. Dostoyevski nin karakter işleme de ki ustalığı yıne ön plandadır. Ayrıca romanda gözden kaçmayan bir diğer unsur da Dostoyevski nin ilk yazarlık döneminde beri çekişme halinde olduğu Turgenyev in romanda yerini bulmasıdır (karmizanov).

Romanın dili, çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak. Benım okudugum eser iletişim yayınları tarafından basılmış, Ergin Altay çevirisiydi. Kitap da bazı yazım hataları olmakla beraber, ben bunun yayınevınden kaynaklandığını düşünüyorum. Bana göre çeviri gayet başarılıydı. Zaten çevirmen de Hasan Ali Ediz ve Mazlum Beyhan ile beraber beğendiğim en iyi üç çevirmen arasında.
Eserin dili (okuyucudan okuyucuya değişmekle beraber) okuru zorlayacak bir seviyede değildi. Kitabın içeriği felsefe, siyasi düşünce içermekle beraber daha çok olay kurgusundan oluşmakta. Birçok kısımda da diyaloglar mevcut bu da okur açısından ayrı bir kolaylık sağlıyor.

Meraklılarına keyifli okumalar dilerim.
İlk defa bir kitabı yarım bıraktım bu durumdan hoşnut değilim üstelik bir Dostoyevski kitabını yarım bıraktım.

Kitapla bütünleşemedim; bunun nedeni Dostoyevski değil onun pek çok kitabını okudum, hayranıyım kendisinin ama sürekli okuyamamam, zihin yorgunluğum veya az az okumak zorunda kalmam buna neden oldu sanırım.

Bir süre sonra tekrar okumayı deneyeceğim.Sorun sende değil bende Dosto.
904 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Bitti. Sayfa sayısına bakınca beni yorar diye korkmuştum, ne gereksiz bir korkuymuş. Sayfalar hızla akıp giderken durup bir soluklansınlar, hemen gidivermesinler istedim ancak bitmesi gereken bir yer vardı ve bitti. Bense yüreğimde bir dostu kaybetmiş gibi bir acı ve bazı kahramanlar için duyduğum sızı ile kalakaldım. Şimdi inceleme öncesi size kitabın da başlangıcını oluşturan ve Luka İncil’ine ait olan bir alıntı bırakmak istiyorum. İlk başta: “Kitap neden bu şekilde başlıyor, ne alaka?” dedirten bu alıntı, aslında oldukça önemli bir noktaya bağlanıyor. (Merak etmeyin biliyorsunuz olay-sonuç yok ) Öyleyse İncil alıntısı ile başlayalım:

.

“Orada, dağın yamacında büyük bir domuz sürüsü yayılıyordu ve cinler domuzların içine girmelerine izin vermesi için ona yalvardılar. O da onlara izin verdi. Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler ve cinler sürüyü sarp gölün kıyısına sürüp götürdü, göle atlayan sürü burada boğuldu. Bütün bunları gören çobanlar, gördüklerini köyde, kentte anlattılar. Ne olup bittiğini kendi gözüyle görmek isteyen halk İsa’nın yanına varıp da, içinden cinlerin çıktığı adamı onun dizi dibinde giyinik ve aklı başında oturur görünce dehşete kapıldı. Olaya tanık olanlar, onlara cin tutmuş adamın nasıl iyileştiğini anlattılar.” (Luka İncili. Bölüm VIII, 32-36.)

.

Şimdiiii, bu alıntı ile başlayan kitap bana neler sunacak hiçbir fikrim yoktu. Hatta konu Dostoyevski olmasına rağmen pek de büyük çekiciliği yoktu. Ancak elimde tuttuğum kitabın bana 3 ayrı inceleme yazdıracak kadar büyük bir eser olduğunu nereden bilecektim? İşte şimdi gördüğünüz gibi büyük bir etki altında, sindirmek için yürüyüş yapıp sakince düşündükten sonra üçüncü incelememi yazıyorum. Öncelikle neden başlangıç ayetini yazdım onu söyleyeyim: çünkü bu ayet kitaptaki bir karakterimiz ağzından Rusya tarihi ile özdeştiriliyor ve tüm kitabın basit bir çözümlemesini yapıyor. Rus halkı olağan şekilde yaşayıp giderken tüm kitap boyunca olanlar Stepan Trofimoviç tarafından şöyle aktarılıyor: “Biliyor musunuz, burada sanki bizim Rusya’mız anlatılıyor! Hasta adamdan çıkıp, domuzların içine giren şu cinler…ve büyük Rusya’mız, aziz, sevimli Rusya’mız, hasta Rusya’mız. Evet hep sevdiğim şu Rusya…ve yüzyıllar boyu onda biriken irin, cerahat, kokuşmuş yaralar, büyüklü küçüklü her türden cin, şeytan… Ama yüce bir düşünce, yüce bir irade, cin tutmuş adamı nasıl sağalttıysa Rusya’yı da sağaltacak ve yüzeyi tutmuş görünen bütün o cinler, irin, pislik, adilik Rusya’nın içinden çıkıp domuzların içine girmeyi kendiliğinden isteyecektir…”

.

İstedi mi peki? Yitip gitti mi kötülükler ya da iradesiz fikirler? Halk ne durumda ve ne istiyor? Aydınlar gerçekten “aydınlanmış” mı yoksa küçük kişisel hesaplar peşindeler mi? Ah, öyle zor ki bu eseri sindirmek, öyle zor ki insanoğlunun başka yüzüyle sürekli, sürekli, sürekli karşılaşmak! Tüm sorularımın cevaplarını okuyunca kitapta bulacaksınız elbette ama tüm incelemelerim umarım sizi güzel bir düşünce yoluna iter ve sizleri kitaba hazırlar. Emin olun daha ilk bölümün ortalarından itibaren düşünmeye sevk ediyor Dosto bizi. Hatta ilk sayfasında bir şiir ve bir ayet yazarak düşünceyi başlatıyor da haberimiz olmuyor.

.

Kitabı kapattıktan sonra durup bir süre düşündüm. İçinden çıkamadım ve yürümem gerektiğine karar verdim. Yürüdüm, kitabı düşünmeden yürümeye çalıştım. Çünkü normalde Dosto kitaplarında alıştığım karakterler yoktu sanki burada. Hep ters köşe olmuş hissettim kendimi. Kim kimdi ve karakteri neydi anlayamadım. İyi miydi kötü müydü, ne peşindeydi derken zamanla oturdu taşlar. İlk bölümde : “Vah, vah!” dediklerime kitap sonunda sövdüm; ilk bölümde : “ Aman Allah’ım, bu adam hasta!” dediklerime ise kitabı kapatınca gözyaşı döktüm.

.

Kitaptan bana kalan esaslı iki duygu var: yalnızlık ve yalnızlık korkusu. Yalnızlığı ise iki ayrı karakterde yaşadım: biri Nikolay ; diğeri Pyotr. Bir yalnızlık kendini avarelik, vicdan, kendini arama olarak yansıtırken; diğer yalnızlık kendini kan ve intikam olarak yansıttı. Yalnızlık korkusu ise kesinlikle Stepan ile özdeş. Gerçi onun karakteri ve sırları bence onunla birlikte yok oluşta ancak büyük bir yalnızlık korkusu çektiği şüphesiz. Siyasi ve dini olarak birtakım görüşleri var ve bunlar kitapta hep üstten anlatılan şeyler. Çünkü Stepan karakter olarak ün ve şöhreti ve hatta biraz da korkaklığı dolayısıyla bu tür şeylerden uzak kalmayı seçen bir karakter.

.

Eserde siyasi ve dini olarak hep bir karşıtlık var. Nihilistler ile inancı tam olanlar; sosyalistler ile liberaller hep bir tartışma içinde. Ancak bu size sürekli siyasi ve dini söylem yapıldığı fikrini vermesin, aksine bütün bunlar öylesine günlük hayatın içinden ve öylesine edebi bir dille aktarılıyor ki dönemi anlamak bir yana dönem içinde yaşıyorsunuz. Yağmur altında elinde şemsiyeniz var ama yağmur fark etmeden kaçıyorsunuz. Bir anda sıcak bir ateş başında semaverden sıcak bir çay yudumluyor aynı anda sözde arkadaşınızın intihar hakkındaki sohbetini dinliyorsunuz, derken bir anda Varvara ile bir öfke nöbetine dalıyor, Liza ile aşkta yanıyorsunuz. Nikolay olup işin içinden çıkamıyor, Şatov ve Krillov olup dünyadan ölesiye nefret ediyorsunuz. Bir keşiş olunca da her şey öyle geçici öyle ölümlü oluyor ki: “ geçici taşıyıcılarımız olan şu bedene iyi bakmalı ama önemli olan içimiz”, diyorsunuz. Öyle bir tutku, öyle bir ateş işte bu kitap. Hatta şöyle diyeyim, bencil olan ve kötü olan o malum karaktere tam kızacakken, öfke halinde okumaya devam ederken araya o anda Dosto giriyor ve birkaç sayfa sonra sana şöyle sesleniyor: “Ah, bağışlayalım, bağışlayalım, her şeyden önce bağışlayalım…herkesi ,her zaman bağışlayalım.” İçinizden o an bir ses yükseliyor tüm zamanlara doğru: “ Bağışlıyorum, Dosto, bağışlıyorum. Bağışlıyorum ve kendimin de bağışlanması için izin veriyorum.”

.

Son olarak kitabın aslında ana karakteri olan ama hep bir şekilde bir yerlerde gizli kapaklı durmak isteyen ve yaptığı her şeye karşın (tek bir şey hariç) kitapta sevdiğim bir karakterden Nikolay’dan bahsetmek istiyorum, ancak bunu da Dostoyevski cümleleriyle yapmak istiyorum. Nikolay’ın yaptığı bir eylemden ötürü kitabın bir bölümü sansürleniyor ve o kısmı yayınlanmıyor. (Bu kısım en son ek olarak verilmiş merak etmeyin.) Bunun üzerine Dosto karakteri açıklayarak bölümü yayınlatmaya ikna etmek istiyor ama ne fayda, etki etmiyor. Yalnız, onun yaptığı tanım bence oldukça mühim. Özellikle Nkolay’ı anlamak için oldukça mühim. Onu da bırakarak artık bu incelemeyi, yorumu sonlandırıyorum. Aksi halde aklıma fikirler ve alıntılar geldikçe sayfalarca yazacağım. Tanımımız şöyle, diyor ki Dosto : “Bizim tip, başlı başına toplumsal bir tip (tabii bana göre): İşi gücü olmayan, avare bir Rus insanı, ama kendisi böyle olmak istediği için böyle değil; bütün yakınlarıyla ve onun için değerli olan her şeyle, en önemlisi de diniyle bütün bağlarını kaybettiği için bu hale düşmüş, kahrından kendini sefih bir hayata vurmuş; ama vicdan sahibi, kendini yenileyebilmek, yeniden inanmak için hummalı bir çaba gösteren, bu uğurda eziyet çeken, kahrolan bir insan.”

.

Evet, bence yeterli değil ama yeterli diyelim Umarım olumlu bir etkim olmuştur, keyifli olumalar şimdiden ve eminim öyle olacak. Sevgilerimle.
904 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Dostoyevski’nin beni en çok sarsan ve etkileyen kitabı oldu Ecinniler. 19.yy Rusya’sının toplumsal ve politik huzursuzluklarını, kaosunu anlattığı kitapta Dostoyevski her kesimi eleştirmiş: liberaller, sözde aydınlar, halktan kopuk burjuva, değerlerini yitirmiş halk, nihilistler, ateistler, dini bilmeyen ve kullananlar, sözde sosyalistler, kokmuş yönetim anlayışı ve güç için insanların politik duygularını sömürenler, fikirlerini kullananlar. Dostoyevski’nin diğer eserlerinde olduğu gibi psikolojik tasvirler muazzam. Karakterlerin her biri çok güçlü, içi doldurulmuş, hepsini tek tek tanıyorsunuz. Diğer kitaplarından farklı olduğunu düşündüğüm nokta, kurguda merak unsurunun sürekli canlı olması ve metnin hiç tıkanmaması, sıkıcı bir yokuşa girmemesi. Beni en az yoran, en merak ederek ve sarsılarak okuduğum Dostoyevski kitabı oldu. 900 sayfa olması gözünüzü hiç korkutmasın, elimden bırakamadım, 6 günde bitti
904 syf.
·11 günde
Dostoyevski'den okuduğum 6. kitap olan Ecinniler'i kısaca tanıtacak olsam bile, uygun kelimeleri bulmakta zorlanacak ve kendi kendime kıvranacağımı biliyorum. İşte, kıvranacak olmam epey çekici. Başlayalım öyleyse.
1870-1872 yılları arasında kaleme alıyor bu büyük eseri Sayın Dostoyevski. Yani sürgün sonrası yıllarının, yıllanmış bir Dostoyevski'nin kitabıdır bu eseri. Kitabın konusuna gelecek olursak; çarlık rejimine karşı bildiriler yayımlayan, dağıtan gizli bir örgütün faaliyetleri etrafında şekillenen olaylar denilebilir kabaca.
  Siyasi eleştiriler bütünüdür Ecinniler. Nihilizm eleştirisi, liberalizm eleştirisi, nispeten panslavizm eleştirisi.. Daha doğrusu, nihilizm eleştirisinden çok Rus nihilistinin eleştirisi, liberalizm eleştirisinden çok Rus liberalinin eleştirisi, panslavizm eleştirisinden çok Rus panslavistinin eleştirisi. İşte, Ecinniler'de beni derinden sarsan nokta tam da burası.
  Siyasi bir fikirle kalıplar belirlersiniz. Fikri kağıda yazar, sınırları çizersiniz. Artık o fikir, belli sınırlara sahiptir. Fakat bir insan, belli bir fikrin kalıplarına girerse ne olur? Yanıtı net bir şekilde alacaksınız bu kitabı okuduğunuzda.
  Stephan Trofimoviç, Pyotr Stepanoviç, Nikolay Vsevolodoviç, Şatov ve elbette Kirilov gibi son derece özgün karakterler barındırıyor kitap. Öyle tuhaf derinlikleri var ki bu karakterlerin, sizi dehşete düşürüyor her birisi. Her birisinin farklı fikirleri, kalıpları veya fikirsizlikleri özgürlükleri var. Karakterlerin her birini ayrı ayrı sevdim, ayrı ayrı nefret ettim. Fakat birisi bambaşkaydı bana göre; Kirilov.
   Olay örgüsünün dehşet vericiliğinden, diyalogların vuruculuğuna kadar her bir satırı oldukça etkileyici ve düşündürücüydü. Yeniden ve yeniden okunacak ve her okunduğunda yeniden şaşılacak bir başyapıt olarak da nitelendirilebilir Ecinniler.
   Kütüphanenizde varsa hemen okumanızı, yoksa edinmenizi ve bir an önce okumaya başlamanızı şiddetle öneririm.. İş Bankası Kültür Yayınları, tercihiniz olmalı. Güzel kalın..
Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
Dostoyevski
Sayfa 155 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan ne kadar zor koşullar altında yaşıyorsa ya da halk ne kadar ezilmiş, bitkin, yoksulluk içindeyse, o kadar büyük bir inatla cennette ödüllendirilmeyi bekler; hele bir de bu arada yüz bin papaz, din adamı, vs. birtakım spekülasyonlarla onların bu hayallerini kışkırtacak çalışmalar yürütülürse...
Dostoyevski
Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan."
...bugünlerde kimse kendi aklıyla düşünmüyor.
Dostoyevski
Sayfa 575 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
816
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052237236
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ecinniler
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (d. 11 Kasım 1821, Jülyen: 30 Ekim, Moskova - ö. 9 Şubat 1881, Jülyen: 28 Ocak, Sankt Peterburg), Rus roman yazarı.
Çocukluğu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçiren Dostoyevski, annesinin ölümünden sonra Petersburg´taki Mühendis Okulu´na girdi. Babasının ölüm haberini burada aldı. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü´ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı.[1] Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski´nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski´nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.

1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapisanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya´da bulunan Omsk Cezaevi´ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg´a yerleşti.

Petersburg´a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862´de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumaranelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasından yürüdü.Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski´nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi.

Kitabı okuyanlar 998 okur

  • Samet Kaya
  • Fatma sansur
  • Ömür Önder
  • ahmet fahri akan
  • Mevlüde Aydıngöz
  • Serhat Şahiner

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları