Germinal

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.959
Gösterim
Adı:
Germinal
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
591
Format:
Karton kapak
ISBN:
190513
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Karınca Yayınları
Germinal adı, Fransız ihtilal takviminden alınmıştır. Bu, ilkbahar, Ekim zamanını ve romanın adı olarak, hem isyanın şiddetini hem de tabiatın yavaş giden organik işlemini anlatır. Kitabın son sayfasında belirtildiği üzere, maden işçileri, yeraltındaki tohumlardır; Fakat yeni bir cemiyette toprak üstüne çıkacaklar ve meyvelerini vereceklerdir. Onların acı ve ıstırapları, onların mücadeleleri, kitabın tezini oluşturur ki, Germinal da, muhtemelen, İşçi hareketi üzerine yazılmış romanların en büyüğüdür.
(Arka Kapak)
Germinal... "Filiz veren tohum" demek... Zola'nın yeraltında filizlenen tohuma benzettiği maden işçilerinin kendi içlerindeki gücü fark edip ayaklanmasını anlatır.

19. yüzyıl başlarında bir maden işçisi mahallesinde gerçekleşen olaylar...İnsanlar yedi göbek ötesinden beri madencidir. Çünkü başka yapacak işleri yoktur, başka iş nedir bilmezler de... Karılarına, evlatlarına ve hatta canlarına varana kadar kaderlerini madenlere teslim etmişlerdir. Yer yer göçüklerin, patlamaların ve ölümlerin olduğu zor çalışma şartlarında, gece gündüz demeden alın teri döken, karınlarını sabahları telvesinden tekrar tekrar kaynatılan kahve ve kuru ekmekle doyurup akşamları sadece çorbayla yetinen, boğazlarına dolan kömür tozunu temizlemek için meyhanede bira içmekten ve karılarının karınlarını çocuklarla doldurmaktan başka hayatta hiçbir eğlencesi olmayan işçiler... Çok çocuklu, açlık sınırında yaşayan fakir aileler...

İşte böyle bir ortama düşer Etienne karakteri. Başka yapacak iş bulamadığı için madene iner. Hani Can Yücel'in bir sözü vardır: "Oysa dünya, işçilerin omuzları üzerinde durur. Kıpırdasınlar da gör!" Böyle bir kıpırdanma yaratır işçilerin arasında. Omuzları üzerinde duran dünyanın farkına varan işçilerin kıpırdanmasıyla birlikte, roman da şaha kalkar. Ardından grev ve direnişler diğer bölgelere de kıvılcım gibi sıçrar. Tabii grevin getirdiği açlık, sefalet ve gergin ortam da birçok baş edilemez olaya gebedir.

Bundan sonraki olaylar Zola'nın anlatımıyla o kadar gerçekçidir ki bu kadar bunalım ve olumsuzluğa tahammül bile edemeyebilirsiniz. Ya da umut dolu bir insansanız kitabın sonuna kadar umutla iyi bir şeyler olacak gözüyle bekleyebilirsiniz. Şayet ben birçok dehşet içeren sahneyi kafamda en minimal ölçülerde canlandırdım. Ve umutla da bekledim...

Romanda insanı en rahatsız eden durum ise kadınlara olan bakış açısıydı. Başlarda Zola'ya çok kızıyorsunuz. Neden bu kadar pervasız anlatıyor, diye. Ama sonradan anlıyorsunuz ki durumun Zola'yla alakası yok. Fransa'nın o dönemlerdeki bakış açısı ve ahlak düzeyi maalesef böyle.
Kızların daha çocuk denecek yaşta hem ağır şartlarda çalıştırılması hem de seks objesi olarak kullanılması, müstehcen durumların alenen ortada yapılması, hatta işçilerin borç için patronlara, bakkala karılarını ve kızlarını yollamaları, bir nevi sunmaları trajik bir durumdur. Zola bunları o kadar sıradan ve normal bir şeymiş gibi anlatır ki sizi rahatsız eder.

Diğer eleştirel yaklaşacağım durum ise baş karakter olgusudur. Etienne, başlarda sürekli okuyarak kendini geliştirmesiyle, tam anlamıyla işçi sınıfından olup onların dertlerine ortak olmasıyla takdir ettiğim bir kahramandı. Ama sonraları kendisinin dahi baş edemeyecek kadar raydan çıkan grevin ve olayların etkisiyle biraz yozlaşma yaşamasını eleştirdim. İşçiler, tüm açlıklara ve ölümlere tahammül ederken onun karı-kız ilişkilerinden ve romantizm havalarından kurtulamaması, dizginleyemediği kıskançlığı ve bu sebeple yaptığı ideolojik hatalar kabul edilemezdi. Kendisi buna özeleştiri getirmekten, zamanla kapitalistlere dönüştüğünü itiraf etmekten öteye gidememiştir. Ama bir Souvarine karakteri vardı ki, greve yakışan söylemleriyle, davranışlarıyla öyle dümdüz tam bir ideoloji adamıydı. Daha çok benimsemiştim.

Her ne kadar bulmacalar Zola'nın en iyi eserinin Nana olduğunu söylese de en can alıcı ve en bilinen yapıtı Germinal'dir. Gerçi politik düşüncelerinin tam oturmadığı bir dönemde kaleme almıştır eseri. O yüzden her şeyi tarafsız ve tüm gerçeklikleriyle olduğu gibi aktarmıştır. Eğer ki; Suç ve Ceza, Savaş ve Barış'taki realizmden etkilendiyseniz mutlaka Zola'yı da deneyimlemelisiniz.
Öyle ki; maden işçilerinin sorunlarının günümüzde de hala devam ettiğini düşünürsek, hem geçmişte hem şimdi hem de gelecekte etkisini yitirmeyecek bir yapıt olduğunu kabul edebiliriz.
Emil Zola Paris’te 2 nisan 1840 da doğdu. Tanınmış bir mühendis olan babasının erken vefatından sonra maddi yoksulluğu tatmış oldu. Yaptığı hatalar ve hayal kırıklıkları onu yinede yıldırmadı aksine onların sayesinde daha azimle çalışmaya başladı. Orta öğretimi bitirdikten sonra yüksek öğretime geçiş yapamadı ve bir süreliğine katip olarak depolarda çalıştı. Paris’in kenar mahallelerinde yaşarken ‘’sık sık restoranlara değil tefecilere uğrardı‘’ demişti Gi de Mopassan. 1862 de Paris’deki büyük yayın evine girmeyi başardı. Ofisteki işi ne kadar ufak olsa da edebiyata çok daha yakın olduğu için artık rahat rahat hayallerini gerçeğe dönüştürmeye başladı. 1864 de ilk öykü kitabı yayınlandı.

Yazar 28 yaşında iken ,"Les Rougon-Macquart" isimli büyük çaplı sosyal bir proje yazmaya başladığında 53 yaşında iken bitirmişti. Bu dizi romanların türü roman-fleuve fr.(roman – ırmak),tarihsel olayların üzerinde bir ailenin ve ya karakterin evrimi resmediliyor. Balzak‘’İnsanlık Komedisi’’,E.Zole "Les Rougon-Macquart" ve M.Proust ‘’Kayıp Zamanların İzinde’’ roman-fleuve en bilinen mümessillerindendir.

Fransa edebiyatının naturalizminin en görkemlisi "Les Rougon-Macquart" 20 romandan oluşuyor. Romanların başkahramanlarının çoğu ilk romanda resmedilmişti, sonrasında net kronolojik dizisi yoktur. E.Zola’nın kendisinin tavsiye ettiği roman sıralamasını son kitapta ‘’Doktor Paskal’’ vermişti, fakat onu okur takip etmek zorunda kalmıyor çünkü her roman diğerlerinden bağımsız gelişiyor.

(Yazar "Les Rougon-Macquart"’ın üzerinde çalıştığı ilk senelerin ciddi maddi yokluluğu ile karşı kaşıya idi. Beklenmeyen yardım Rusya’dan geldi. 1872 de E. Zola İ.S. Turgenyev ile tanışıyor, kendisine finansal açısında yardımda bulunmak ve Rus halkını Fransız yetenekli yazarla tanıştırmak amacı ile Rus yayımcılar - Zola arasındaki aracılığını üsleniyor.)

"Les Rougon-Macquart" de Germinal yayın süresine bakarak 13.sırasında yer alıyor. Yazar 1884 de olan Annezay grevini canlandırmıştı, Grev sırasında bizzat kendisini o kargaşanın içerisine atmış ki tüm olayların gerçekliğini doğru yakalayıp ve sonra aktarabilmek için. Germinal; kapitalizm toplumunun yeniden düzenlenmesini kaçınılmaz devrimin sagası. Romanın sanatsal değeri yeni, mutlu bir hayat mümkün olabileceğinin başlangıcının yanı sıra yazarın işçı tabakasının hayatını tam detaylı anlatımı ile bilnmektedir. "Germinal" sayfalarında birçok madenci ailelerinin kaderini, sosyo zülmün altında ezilerek kötürümlüğünü görüyoruz.

Ağır iş ( yer altında kömür ocaklarındaki sıcaklık derecesi, yüksek nem oranı, kömür tozu vb.) ve hayat şartlarını (tek odada Maheu ailesinin çocukların uyuması, herkesin gözünün önünde doğal ihtiyaçların giderilmesi vs. ) sonsuz hayvansı cinsellik, utanmazlığın ve genel umutsuzluğun son noktası ; bakkal sahibinin öldükten sonra sopaya geçirilmiş erkeklik organına kadınların öfke boşalması ile son bulması… Korkunç sahnelerden bir tanesi idi…

E.Zola sırası ile çalışanların dayanışmanın gücünün resmediyor; bitmek bilmeyen işler saatler toplantılar, grev ve Souvarine’in düzenlediği suikasttan sonraki bütün köy halkının yer altında kalan çalışanları kurtarma işlerini seferberliği . Hayatın realite detaylarını sayfalarca sıralanabilir, onların kitabın her yaprakta mevcutluğu romanın detaylı ve doğal tabloyu gözümüz önüne getirerek bize hiç süslenmediğinin gerçekliğini sunuyor.Kahramanlarının samimi ve dehşet verici yaşam ve ölümleri devrimci öfkenin aç ve susuz halkın objektif gerekçesidir .

Romanın neredeyse her sahnesi sembolize edilmiştir; kömür kuyu – her gün porsiyon porsiyon insan eti yutan doyumsuz canavar, bakkalın hezimeti ve sonraki öfkeden çığırında çıkmış halkın, kadınların alay edercesine cesede davranışları – kör bir ayaklanmanın sembolüdür, halkın kurşuna diziliş sahnesi ve kömür ocaklarının canlı batışı da suç dünyasının gelecekte sonunu simgeler... Sosyo sembole ederek kendisini sınırlandırmıyor yazar çünkü toplumun hayatın arkasında her zaman sonsuz hayatı ve ondan da geleceğe inancı vardır. Hayat, aşk, ölüm, yenileme Zola mantığına göre doğanın kanunu canlandırıyor, kitabın başlığı sembolize ederek eseri baştan sonuna kadar bir bütün olarak okurlara sunuyor. Germinal, Latince'de tohum, tomurcuk, filiz anlamına gelen germen sözcüğünden türemiş Fransızca bir sözcüktür, Fransız Cumhuriyetçi takviminin 7. ayı anlamına gelir.

Etienne Lantier, hikayenin ana kahramanı, kitlelerin gerçek bir lideri değil onların ellerinde bir alet oldu sadece. Güdülerinin samimiyetine rağmen, Etienne kibirlidir, zaman zaman onun burjuva dejenerasyonu dile getiriliyor. Ve tabii ki aşk; Catherine -Etienne’i seviyor- kapitalist sömürü kurbanı. Saf ve temiz içsel dünyasını nefsine mücadele ederek, aşkının bakire ve temiz haliyle tutabilmek için sonuna kadar direniyor.

Bir sanatçı olarak, o sadece kendi zamanı için yenilikçi bir edebi benzetme yaratmadı, gelecekteki sinema sanatını tahmin etmişti; montaj prensİpleri, büyük ve küçük plan çekimlerini, parçaların sembole edişi, yavaşlama ve hızlanma vs. Film yapımcıların Zola kitaplarını akıllarını çok kurcalamışlardı, ‘’ Therese Raquin’’ birkaç kez sinemaya uyarlanmıştı.

Paris 29 eylül 1902 de E.Zola karbonmonoksit zehirlenmesinden vefat etmiş. Cinayetin olabileceğinden düşünülmüştü fakat yeterli kanıtlar bulunamadı.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.318 Oy)19.076 beğeni43.407 okunma3.018 alıntı183.063 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.477 Oy)7.879 beğeni21.393 okunma4.009 alıntı129.481 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.555 Oy)8.836 beğeni28.726 okunma833 alıntı139.753 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.896 Oy)8.855 beğeni26.349 okunma2.661 alıntı114.864 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.461 Oy)8.037 beğeni22.800 okunma829 alıntı89.841 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.290 Oy)9.257 beğeni25.647 okunma1.830 alıntı118.830 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.020 Oy)6.365 beğeni16.827 okunma2.902 alıntı86.137 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.659 Oy)5.769 beğeni19.680 okunma836 alıntı101.279 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.721 Oy)13.421 beğeni34.547 okunma3.408 alıntı146.165 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.318 Oy)5.099 beğeni16.988 okunma3.530 alıntı109.371 gösterim
#spoiler #
Kitap yorumları yaparken kitabın için de şu oldu bu oldu diye anlatamam ben .anlatmak istemem ...beni ilgilendiren kitabın bana ne hissettirdiği ve kattığıdır ...genel anlamda #spoiler#işaretini koyma sebebim saçma şikayet ihtimallerini ortadan kaldırmak içindir bunu da Bir vesile ile söylemiş olayım :)
Bir dev romanı daha bitirip kutuphaneme kazandırmanın keyfini çıkarırken "germinal"de beni en çok ne etkiledi derseniz "soğuk ve açlık "derim ..insanın kemiklerine kadar üşüdügü ve açlıktan uyuyamadığı karanlık gecelerin hazin hikayelerinin,her evden ayrı ayrı duyulan ciglikların ,üstsüz başsız ,tahta takunyalı ,kızlı -erkekli-çocuklu maden insanlarının kitabı ...insan böyle bir kitap okuduktan sonra oturup düşünmeden hayata davam edemiyor ...insan hayatı neden bu kadar değersiz ? Klasik bir yorum yapmak istersek her yerde okuyabileceginiz gibi "direniş, işçinin baş kaldırması ,hakları için çarpışması ,cesur grev adamları vs vs diye devam edebiliriz ama hayır. ..eşitlik ,özgürlük, kardeşlik tamamen bir safsata bence ,tarihin hiçbir döneminde yok böyle bir şey ! Bu bir yalan ,hemde çok büyük bir aldatmaca
Kimse kimseyle eşit değil ..
Kimse özgür değil..
Ve kimse kardeş de değil ...
Belki biraz sert bir inceleme oluyor bu ama kitabı okuyunca sizde kaşlarınızı catip kızgın bir ifadeyle "neden hep doğru olan taraf ,haklı olan taraf kaybediyor ,neden iyiler ölüyor hep "diyeceksiniz ...bu kadar açlık bu sefalet bu onur kavgasının sonunda neden masal gibi bir mutluluk ..,karnı tok çocuklar yok..
Bu gün yaşadığımız dünya düzeni ile onların yaşadığı çağ arasında çok mu fark var sanıyoruz ? Sadece teknolojik gelişmişliğin ,bir adım öne taşıdığı köleler degilmiyiz bizde ? Ne kadar esitiz? Ne kadar ÖZGÜR'uz ? Ne kadar kardeşiz ?
bu soruları ben kendime sordum ..Umarim hepimiz sorarız ...
Çok vaktinizi almak istemiyorum malum hepimiz yorgun bedenler.ve yürekler taşıyoruz. .kitapta ki genel karakterler başarılı ve bir çoğunu benimsiyorsunuz ama asıl karakter "Suvarin" dir ki ..Sanırım onun deliligi bana bulaştığı için ben bunları yazdım. ...
.affola -iyi okumalar
Emile Zola kalemi harika, dili anlatımı o kadar hikayenin içine girip olaylara müdahil oluyorsunuz ki bir maden işçisi kadar acı çekip, üzülebiliyorsunuz.

Bu kitap açlığın, yoksulluğun, kadın - erkek, yaşlı - genç demeden hepsi atalarından miras kalma bu işi canları pahasına yapmalarına rağmen karınlarını bile zor doyuran ailelerin hikayesi. Canlarını tehlikeye defalarca atmalarına rağmen yeri geldiğinde arkadaşlarını kurtarma pahasına bir dakika bile düşünmeden yeraltına inen insanların, kazançları az sayıları çok ailelerin dramı, tereyağlı ekmek yediklerinde kendilerini tok sayan, çocuklarına daha fazlasını verebilmek için tokum diyen ana babaların, emektar dedelerin hikayesi...

Sonra aralarında biri çıkıyor, daha fazlası hakkımız karnımızı bile doyuramaz hale geldik diyor ve grev başlıyor, olaylar başlıyor, ölümler başlıyor...

İşçi - İşveren arasındaki ayrımcılığı tüm hatlarıyla ortaya koyuyor yazarımız, ve o küçücük ayrıntı bambaşka pencereden bakmanızı sağlıyor bir anda gözleri doymayan, kazandıkça daha fazlasını isteyen ocak sahipleri, müdürler bu fakirlerin anlamadığı bir şey vardı, paraya sahip olmak her şey değildi, eşin sevgilinin, fütursuzca sevişmenin kıymetini bilmiyorlardı, varları yokları para kazanmaktı, oysa karınları toktu yatacak evleri de vardı daha ne istiyorlardı, işçileri anlamak çok zordu...

13 Mayıs Soma Faciası'nın yıldönümü ve bugünlerde bitirmiş olduğum bu kitap daha da burktu içimi...

İyi okumalar dilerim.
Tükettin beni Emile Zola...

Hani boğazınız düğümlenir ama ağlamamak için tutarsınız kendinizi, ağzınıza acı bir tat yayılır ve şakaklarınızdan bir ağrı başınıza girer, hani bazen de farketmeden dişlerinizi sıkarsınız, kasılmaktan çene kemiğiniz ağrır, hani bazen de kalbinizin, bir el tarafından sımsıkı sıkıldığını hissedersiniz ve derin derin nefes alma ihtiyacı duyarsınız ama yine de rahatlamayazsınız ya, işte  Germinal bana tam da böyle şeyler hissettirdi...
Kitabın tek cümlelik özeti şu şekilde;Sermaye ve Emeğin büyük kavgası...

Allah hiç bir anneyi evladının ölmesini isteyecek kadar çaresiz bir durumda bırakmasın. Düşünsenize, evladınız gözlerinizin önünde açlıktan acı çekerek ölüyor ve siz hem kendiniz için hem onun için ölümden başka bir çıkış yolu göremiyorsunuz.

" Tanrım, neden canımızı almıyorsun? Tanrım, bize acı ve kurtar bizi bu işkenceden! "

Aslında baş koydukları hak arama davasında, verdikleri mücadelenin manevi gıdası onları doyurup ihya ederdi ama gel gör ki aç biilaç acı çeken çocuklar onların davasının en büyük imtihanıydı. Yine de verdikleri haklı mücadele de vazgeçmelirine, çocuklarının ölümü bile sebep olmadı.

Sermaye yaptığı adaletsizlik ve sömürü ile zavallı işçilerin içine baş kaldırma tohunu ekmişti ama bundan haberi yoktu. Baş gösteren her krizde, hissedarın kâr payını korumak için emekçileri açlığa mahkum ederek bu savaşı aslında kendileri başlattılar.

Zavallı işçilerin istedikleri tek şey verdikleri emeğin karşılığını almaktı. Canlarını hiçe sayarak çalıştıkları derin çukurlar da sadece  ölmeyecek kadar yemek alabilecek bir ücrete çalışıyorlardı. İşçilerin hayatlarının özeti de şu şekilde; " Bir zamanlar kürek mahkumlarına ceza olarak verilen ağır bir işte çalışıyorlar, sıklıkla erken yaşta ölüp gidiyorlardı, tüm bunlara rağmen akşam sofralarında et bile bulamyorlardı. Gerçi çorbaları kaynıyordu ama o da ancak açlıktan ölmemelerini sağlıyordu, borçların yükü altında eziliyor, yedikleri bir lokma ekmeği sanki çalmış gibi muamele görüyorlardı. Pazar günleri yorgunluktan kimse yataktan çıkamıyordu. Tek eğlenceleri sarhoş olmak ya  da karılarını hamile bırakmaktı; oysa bira göbeği şişiriyor, çocuklar ise büyüyünce çekip gidiyorlardı. "

Söylesenize böyle şartlara sahip bir hayatı yaşıyor olsaydınız siz ne yapardınız? Sonun da ölüm de olsa bir mücadeleye kalkışmaz mıydınız? Kendi adıma konuşacak olursam, en ön saflarda kellemi koltuğuma alır hakkım olanın peşine düşerdim.

Nitekim bu işçilerde öyle yaptılar. Ama şartlar onlardan yana değildi. En büyük sorunları cehaletti... Ne yapacaklarını, nasıl bir yol izleyeceklerini bilmiyorlardı. Yeni yetme bir sosyalist olan ve kitabın baş kahramanı olan Etienne'in peşine düşmüş meçhul bir geleceğe doğru gidiyorlardı.  Ama yeni yetme sosyalistimiz bu konularda o kadar donanımsız ve tecrübesizdi ki sosyalizm ile anarşizm arası bocalayıp duruyordu. İşin kötüsü Enternasyonal'in de bu işçilerin direnişine kulak tıkamasıydı. Hani nerde kardeşlik, hani nerde yoldaşlık, nerde dayanışma. Binlerce işçiyi kendi kaderine bıraktılar.

Doğal olarak bu şartlarda kazanan burjuvazi oldu. Gerçi her iki taraf için de sonuçlar kötüydü ama en büyük yarayı tabii ki işçiler aldı. Ne üzücü...

Kitaptaki Ahlâk, çocuk ve kadın konularına da kısaca değinmek istiyorum zira gözümüze sokarcasına değinilmiş bu konulara.

Kitapta Jeanlin adında bir çocuk karakter var. Bu çocuk tam bir Veled-i Zina. Evlerden ırak. Evlat olsa sevilmez. Oysa ki göçük altında kaldığında gözlerim dolmuştu... Bilseydim potansiyel bir haydut olduğunu üzülür müydüm hiç... Hırsızlık, ahlaksızlık, zorbalık ne ararsan var bu çocukta.  İşte yazar da bu çocuk üzerinden, sefalet ve cehalet içinde büyüyen çocukların hem fiziksel hem ruhsal deformasyonunu yansıtmaya çalışmış. O dönem madenlerde kadınlar ve çocuklar da çalışıyormuş ve yasak değilmiş. 9-10 yaşlarında çocuklar madenlerde çalışmaya başlıyorlar ve düzgün de beslenemedikleri için bir de çalışma şartlarından dolayı vücutları gelişmiyor ve normal yaşlarından bir iki yaş daha küçük gösteriyorlar. Bir de yetişkinler her türlü naneyi bu çocukların gözleri önün de yedikleri için ruhsal gelişimleri de sekteye uğruyor ortaya Jeanlin gibi garip çocuklar çıkıyor. Aslın da yazar jeanlin'i metafor olarak kullanmış gibi geldi bana ama o konuları girmeyeceğim yoksa çıkamam.

Gelelim ahlak konusuna, işçilerin haklarını arama yolunda verdikleri mücadelerinin haklılığına inanıyor ve sonuna kadar destekliyorum fakat hayvanlara özgü yaşayış tarzını benimsemiş olmaları ahlaki değerlerden bir haber olmaları çokta sempati duymamama sebep oldu. Kendilerine saygıları yok ama başkaları kendilerine saygı duysun diye bir mücadeleye kalkışıyorlar. Önce kendilerine insan gibi davranmayı öğrenmeleri lazım. Tamam anladık, yerin bilmem kaç metre altında çalışıyor, çok yoruluyor, zaman zaman 40-45 dereceye varan sıcaklıkta bunalıyorsun ama Adem Pijaması ile çalışmakta neyin nesi yahu? Ya da tarlalarda, moloz tepelerinin üstünde insanlara aldırmadan ilişkiye girilmesine ne demeli? Üstelik çoğu ergenliğe basmış ya da basmamış çocuklar  ve yetişkin bile sayılmazlar. İşin kötüsü yetişkinlerin bunu görüp gayet normal karşılaması. Normal karşılama sebepleri bir zamanlar moloz tepelerin de, tarlalarda kendilerinin de aynı şeyi yapmış olması ve tek eğlencelerinin bu olması. Çünkü karınlarını bile zar zor doyurdukları için eğlenceye harcayacak paraları kalmıyor. Tabi bu onları haklı çıkarmaz ama neyse...

Kadınlar için de bir şeyler söylemek istiyorum. Anladım ki kadınlar, tarihin hiç bir dönemin de hak ettikleri değeri görememişler. Burada da seks objesi olmaktan öteye gidilmemiş kadınların geçtiği her bölümde illaki müstehcen bir şeyler oluyor burada yazara biraz kızdım ama o dönemin Fransasını bilmediğim için çokta üstünde durmamaya çalıştım.

Bu arada yazarın gözlem yeteneğine hayran kaldım. Bu adam ya deha olmalı ya da şizofren yoksa o betimlemeleri öyle yapamazdı. Kitabı baştan sona olayların canlı tanığı gibi anlatmış sanki. Betimlemeler zaman zaman sıkmış olsa da bir şarkıya eşlik eden hoş tınılı bir enstrüman gibi eşilk etti olaylara. Böylesi bir gözlem yeteneği önünde şapka çıkartılır.

Bir de yazarın hafif sosyalizm sempatisi dışında herhangi bir görüşü dikte etmeyişi de benim için olumlu bir şeydi. Kişilere de çok fazla anlam yüklememişti öyle ki baş karakter olan Etienne bile Lümpenlikten öteye gidemedi.  Bir tek Souvarine karakteri dava adamıydı. Şimdi bu karaktere de girersem yazım uzadıkça uzayacak en iyisi Souvarine'i kalbimde yaşatıp incelemeye burada son vermek. Kitaba tam puan verirdim ama ağrıyan başım, düğümlenen boğazım ve sıkılan kalbim için bir puan kırıyorum.

Ha bu arada içimden geldi Etienne, Maheu ve Souvarine bir şarkı armağan etmek istiyorum.

https://youtu.be/VEKnYLHhYVg
Baş kahramanımız Etienne dikbaşlılığı yüzünden işinden kovulur. Montsou denilen yerde maden işçilerinin yanında çalışmaya başlar. Çalışkanlığıyla kısa sürede işi öğrenir. Etienne sosyalist düşüncelere sahiptir ancak bilgisi topluluk önünde konuşma yapmaya yetmez. Bu yüzden çokça kitap okur. Yavaş yavaş bu fikirlerini çevresindekilere de aşılar. Ülkenin ekonomisinin kötüye gitmesiyle birlikte işverenler işçi maaşlarında azaltmaya gider. Geçinmelerine zar zor yeten maaşların azalmasıyla işçiler grev kararı alır. Grevle birlikte sefaleti iliklerine kadar yaşar işçiler. Sefaletin getirdiği öfkeyle olaylar Etienne'nin kontrolünden çıkar...

Kitapta maden işçilerinin çaresizliğini, yoksulluğunu, direnişini gerçekçi bir anlatımla aktarıyor yazar. Yoksulluk, ailelerin toplumsal yaşamlarını ve ahlaki inanışlarını nasıl değiştirdiği belirgin bir şekilde gözlemleniyor. İşçilerin yanı sıra işverenlerin hayatlarına dair kesitlere de yer verilmiş. Farklı bir bakış açısı sağlıyor böylelikle.

Kitapta çıkarılacak o kadar ders, söylenecek o kadar çok şey var ki hepsinden bahsetmem imkansız. Ülkemizde yaşanan facialardan sonra konusu itibariyle merak uyandırıyor zaten. Kusursuz anlatımıyla da ilk sayfalardan itibaren içine çekecektir büyük ihtimalle. Sadece karakterlerin fazla olması ve isimlerinin birbirine benzemesi zorladı beni. Sık sık geriye dönmek zorunda kaldım. Okurken kısa notlar almanız size kolaylık sağlayacaktır.

Okunması gereken kitaplardan, herkese tavsiye ederim.
"Karanlık ve yıldızsız bir gecede, kestirmeden Marchiennes'den Montsou'ya giden on kilometre uzunluğundaki yolda bir adam tek başına yürüyordu."
19. Yüzyılda Fransadaki maden işçilerinin yaşadığı sefil hayatı ve bu hayattan kurtulmak için, romanın baş karakteri Etienne önderliğinde giriştikleri grevi konu alan bir şaheser. Akıcı,etkileyici ve çok yalın dili ile kendinizi hikayenin içinde bulmanız kaçınılmaz. Sefaleti, açlığı ve çaresizliği iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
GERMİNAL...

Daha 7 yaşındayım.Sabahın köründe sokağa çıkıp gece yarısı ancak zorla eve getirilebildiğim zamanların sonsuza kadar süreceğini düşünüyorum. Çünkü onu işim sanıyorum. Kafamda olan şu; baba işe gider , çocuk sokakta oyun oynar. Neyse görevimi layıkıyla yerine getiriyorum. Sonra pat. Okul diye bir yere götürüyorlar beni. Benim yaşımda bir sürü çocuk. Oh, mis gibi oyun oynarız burada bahçesi de kocaman, diyorum, ama oynatmıyorlar. Sürekli yok eğik çizgi, yok düz çizgi öyle geçiyor günler. Herkes o kısma konsantre. Ben ilk teneffüste bir çıkıyorum içeri girmem günün yarısını buluyor, o da nöbetçi öğretmenlerin sayesinde. İşte böyle aradan aylar geçiyor. Öğretmen elinde sınıftaki öğrenci sayısı kadar kağıt ördek ve kurdeleyle geliyor. Okumayı sökenlere bunlardan hediye edeceğim diyor, sınıfta sevinç çığlıkları! Günden güne herkes söküyor okumayı hocada kalan ördek ve kurdele sayıları azalıyor gittikçe. Ben mi? Bırakın okumayı sökmeyi , düz çizgileri zor çiziyorum daha. Ondan sıkılınca da İtalya milli takım kadrosunu çiziyorum defterin arkasına. Buraya dikkat , yazmayı bilmiyorum sadece çiziyorum. Çizdiğim de 11 tane çöp adam hepsi aynı. Günler ilerliyor, hocada kalan tek ördek ve kurdele benimkiler. Karne günü geliyor, herkes karnesini alıyor, öğretmen karnenin yanında bana ördek ve kurdelemi de veriyor ama bir şartla. Yaz bitince okula döndüğümde ona herhangi bir kitabın bir sayfasını okuyabilmem şartıyla. Tabi bende şimşekler çakıyor 'Bir daha mı geleceğiz bu okul denen yere?' diye ama kabul ediyorum şartı.

Karneyi alıp durumu anneme anlatıyorum. Birkaç gün sonra beni eve en yakın kitapçıya götürüyor. Çocuk kitaplarını soruyoruz. Tam o rafa ilerlerken sağda , en üst rafta kocaman bir kitap görüyorum: GERMİNAL. İşte böyle karşılaşıyoruz kendisiyle. Birkaç çocuk kitabının yanında, tüm ısrarlarım ve yaz boyu çok çok çok uslu duracağım sözümle annem Germinal'i de alıyor. O an mutlulukla ben taşıyorum Germinal'i ama kitap o kadar ağır ki eve kadar kolum ağrıyor yine de vermiyorum kimseye. O yaz karşı okulda öğretmen olan komşumuzun yardımlarıyla çizgi ve harf aşamalarını geçiyorum ve okumaya başlıyorum yavaş yavaş. Ama nasıl bir süreç? Bana bir kere, evdekilere iki kere eziyet. Heceleye heceleye tüm yaz okuyorum kitabı. Bu arada ne karmaşık kitap bu diye kitabın yazarı kadına(Emile Zola'yı kadın sanıyorum) kızıyorum. Tüm yaz kitap okuyup geldiğim yer kitabın anca onda biri.

Yaz bitiyor, okula gidiyorum.Gözlerim öğretmeni arıyor, tayini çıktı onun diyorlar. Tayinin ne olduğunu anlamam saatler alıyor. Hazırlıklarımın boşa gittiğine üzülüyorum derken görüyorum öğretmeni. Gülümseyip elimdeki Germinal'e bakıyor. Anlam veremiyor ama şaşırmıyor çünkü geçirdiğimiz bir sene ona öğretmiş bana şaşırmaması gerektiğini. Öğretmenler odasında kitabın 2 sayfasını okuyorum bana bir ördek ve kurdele daha veriyor, şimdi tam olarak hak ettin diye. Sonrasında anlayamadığım olaylar oluyor ve okulda kalıyor.4 sene daha öğretmenimiz oluyor. İşte böyle Germinal ile tanışma hikayem. Okumak ise yıllar sonra mümkün oldu. Çünkü defalarca başlayıp her seferinde henüz bu kitabı okumak için yetersiz gördüm kendimi.

Kitaba Dair...

Bu kısım spoiler/sürprizbozan içerebilir. Henüz kitabı okumamış iseniz buradan sonrasını okumanızı önermem. Sonra 'Vay efendim neden şunu söyledin?' gibi sözlerle gelmeyin bana. :)

19.yüzyıldayız. Yer Fransa, Montsou. Eğer yolunuz buraya düştüyse gördüğünüz, görebileceğiniz tüm yerleri unutun. Çünkü burası gördüğünüz yerlerden farklı bir şehir hatta gördüğünüz yerlerden farklı bir dünya. Maden işçilerinin dünyası burası. Gecenin karanlığında uyanıp şanslılarsa bir parça ekmek yiyebilen değillerse aç karınla kendini evden atanların; yerin 500 metre dibinde insan derisini pişiren sıcakta, karanlıkta, ölümle kucak kucağa çalışanların dünyası. Sanki zorunlulukmuş gibi her fırsatta çoğalan ve zaten ellerine geçen üç kuruşu iyice yetmez hale getirenlerin; açlık ve sefaletle yaşayıp da buna ses çıkarmayı içlerinde bile düşünemeyenlerin; kaderleri henüz ana rahmine düşmeden yazılmışların dünyası.
Aynı zamanda madene inen işçileri kendi hayvanlarıymış gibi gören, onlar üzerinden para kazanıp da onlara verdikleri üç kuruşu bile ellerinden almaya çalışan kentsoylu maden sahiplerinin de dünyası.

İşte her şey iç içe, yan yana ve bu kadar karşı karşıyayken birinin yolu düşüyor Montsou'ya: Ettienne. Kovulduğu makine şefliğinin ardından madene inmeye karar verdirtiyor içinde bulunduğu açlık ona. Dahil oluyor o da işçilerin dünyasına. Ama diğerlerine pek benzemiyor o. Parasızlığa, açlığa, eşitsizliğe isyan etme gücü var onda yüzyıllardır bu duyguyu unutmuş maden işçilerinin aksine.

İşte Ettienne'in içinde olan bu isyan etme gücü ufacık bir kıvılcım çakıyor maden işçileri arasında. Önce garipsiyorlar onu, ancak hem şartlar hem de yüzyıllardır kentsoylular tarafından onlardan çekip alınmış başkaldırma dürtüsü onları da itiyor Ettienne'in yanına. Ve o ufacık kıvılcım bir ateşe dönüşüyor. Kontrolden çıkan ve herkesi etkisi altına alan bir ateşe. Sonrasında direniş, ölüm, yaralanma, kavga ve daha onlarca olaya sebep oluyor yüreklerde yanan bu ateş.

Kitabın sonu onlarca şekilde yazılabilecekken Emile Zola en gerçekçi şekliyle sonlandırıyor olayları. Düzen eskiye dönüyor, ama o ateşi tadanlar bir daha asla eskiye dönmüyorlar. Ettienne yine yollara düşüyor. Tüm kötü yaşanmışlıkları, henüz bulmuşken kaybettiği aşkı, hissettiği suçluluğu ve tabi ki 'şimdi olmadı, ama elbet bir gün' diye içinde fırtınalar estiren umuduyla.

Germinal, kesinlikle tek sefer okunup kenara bırakılacak bir kitap değil. Hayatın her döneminde okunup her seferinde insan yüreğinin farklı bir noktasına hitap edebilecek bir eser. Kitaptaki gerçekçilik, yaşanmışlık hissi o kadar iyi aktarılıyor ki gerçekten olmuş şeylerin anlatıldığını anlıyor insan. Zira biraz araştırınca Emile Zola'nın 1884'te Anzin Maden Ocakları'nda patlak veren grevde orada olup grevi yakından takip ettiğini ve ardından bu kitabı kaleme aldığını görebiliyoruz.
Bazen kelimeler kifayetsiz kalabiliyor. Açıklamak istediklerini tam manasıyla anlatamıyor olabiliyor insan. Bu nedenle arkadaşlarımdan şimdiden özür diliyorum, eksiklerim için.

Okuduğum ve etkisinde kaldığım kitaplardan biri daha. Germinal. O köstebek yuvası dehlizlerde ki mücadele. Bir tarafta siyah diğer tarafta beyaz gibi duran gerçekler. İki yüzlü hayat ve kişileri nereye koymalı? Nerede aramalı düş kırıklarını? Kime sormalı payandaların mukavemetini? Dilenmek daha mı zordur alın terinden? Kimden ve neden? Onurlu yaşamak değil midir tüm çaba? Öyleyse herkesin hakkı değil midir bu?

Okunması gereken kitaplardan. Sıkılmadan okunacağını düşünüyorum. Kitabın bitiminde, eminim ki bir çok okuyan arkadaşımın hayata bakışı, değer yargıları ve hayallerinde de yenilikler, değişiklikler olacak.

Stalin' den sonraki Sovyet Rusya lideri Kruscev' in, Türkiye' de 1971 yılında yayınlanan anılarında s.44 " Emile Zola' nın «Germinal»ini okurken onun Fransa'yı değil de babamla benim çalıştığım madeni anlattığını sandım. Fransa’da da, Rusya'da da işçinin kaderi aynıydı" diye bahsettiği yaşamın, dönemin koşullarında ki bir nevi aynası gibi.
Not: Kruscev, 1917 devrim öncesi koşulları kastediyor.

İyi okumalar, hoşça zaman geçirmeniz dileğimle.
Bir maden kasabası ve maden işçilerinin sefil hayatı, iş bulamayan bir işsizin kasabaya gelişi ve madende işe başlaması ile ğelişen olaylar, sert bir müdahale ile biten eylem...
Çok basit bir yaklaşım gibi gelebilir belki ama öyle değil bu kitabı okuduğumda bir kaç şey dikkatimi çekti birincisi isçi sınıfı mücadelesinde sürekli sermayeden taraf olan işçilerin olması ve mücadelesini satması ikincisi ise bazen olumsuz biten olaylar yeni bir başlangıç olabilir hissiyatını bana kazandırmış olmasıydı. Siyasi bir roman olsada günlük olaylar üzerinden kurgulanmış, ancak uzun tasfirlerin yapılması sıkmadı da değil. Hatta konudan koptuğum anlarda oluyordu bu tasfirlerden dolayı, gene de favori bir kitap
Ben böylesine insanı tutup kitabın içine çeken bir kitap okumadım! Onlar acıktı benim midem acıdı, onlar üşüdü ben titredim, onlar yer altına indi ben karanlıkta kaldım. Zola'nın anlatımını nasıl övebilirim daha fazla bilemiyorum, aşırı başarılı. Çok fazla karakter barındırıyor evet ama hepsi benim bir yakınım gibi oldular hepsi için ayrı ayrı üzüldüm, sevindim, endişelendim. Onun dışında genel olarak üst sınıf ve sömürülen işçi sınıfı arasındaki dağlar kadar fark kitabın konusunu oluşturuyor. Eşitsizliği, haksızlığı, çaresizliği içinize işletecek, elinizden bırakamayacağınız enfes bir roman. Olumsuz olarak eleştirebileceğim hiçbir durum yok, benim için bir başyapıt diyebilirim. Okunması gereken, okuduktan sonra size mutlaka bir şeyler katacak bir roman.
Kitap baştan itibaren madende çalışan işçilerin zorlu yaşam mücadelesini hissettiriyor kitabı okurken yeraltında aslında insanın ne kadar çaresiz olduğunu insanın yüzüne yüzüne vuruyor.Karanlıklarda geçen bir ömür.Özellikle ülkemizde yaşanan Soma faciasından sonra çok daha farklı bir anlamı var kitabın.Bir kömür için bir ömür verenlerin hikayesi.Özellikle onca acıya rağmen hem kitapta hem gerçekte olduğu gibi zenginlerin hiçbir şey olmamış gibi aynı hamam aynı tas yaşamları hiçbir önlemin alınmaması insanların yaşamlarının hiçe sayılması insanı ister istemez isyan ettiriyor.Tek umutsa yazarın söylediği giibi "Maden işçileri, yeraltındaki tohumlardır; Fakat yeni bir cemiyette toprak üstüne çıkacaklar ve meyvelerini vereceklerdir".Kitabın eksi yönüyse bana göre biraz ateistçe yazılmış gibi geldi. Dini kullanarak sömürerek bi yerlere gelen insanlar yüzünden inançlarını reddetmek pire yüzünden yorganı yakmaktan farksızdır.İnsanı yaşatan inançlarıdır bana göre ama inançtan kastım din adına söylenen herşeyi kabul etmek değildir tam tersi din sadece Allahla kulları arasında olan bir şey olmalıdır.Bu yüzden bana göre olması gereken dini reddetmek yerine dini kullanan insanları reddetmek gerekir.
- "Mumu söndür, düşüncelerimin rengini görmeye ihtiyacım yok.”
Emile Zola
Sayfa 25 - Can Yayınları, Şubat 2011, 1. Basım, Çeviri: Volkan Yalçıntoklu
... çünkü insan kötülük yapmıyorsa, fırsat çıkmadığındandır.
Emile Zola
Sayfa 242 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
... insan haklı oldu mu, yüreğine kuvvet geliyor, bileği kolay kolay bükülmüyor, öyle değil mi ha?
Emile Zola
Sayfa 236 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanoğlu umudunu yitirdi mi, yaşamanın da tadı kalmıyordu çünkü.
Emile Zola
Sayfa 461 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır.
Emile Zola
Sayfa 62 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Germinal
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
591
Format:
Karton kapak
ISBN:
190513
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Karınca Yayınları
Germinal adı, Fransız ihtilal takviminden alınmıştır. Bu, ilkbahar, Ekim zamanını ve romanın adı olarak, hem isyanın şiddetini hem de tabiatın yavaş giden organik işlemini anlatır. Kitabın son sayfasında belirtildiği üzere, maden işçileri, yeraltındaki tohumlardır; Fakat yeni bir cemiyette toprak üstüne çıkacaklar ve meyvelerini vereceklerdir. Onların acı ve ıstırapları, onların mücadeleleri, kitabın tezini oluşturur ki, Germinal da, muhtemelen, İşçi hareketi üzerine yazılmış romanların en büyüğüdür.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.008 okur

  • Berke Çınar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları