Tahmini Okuma Süresi:
10 sa. 39 dk.
Sayfa Sayısı:
376
Basım Tarihi:
2 Haziran 2023
Yayınevi:
Parantez Yayınları
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
ISBN:
9789752810907
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2021 15:57
Film tadında bir kitap.. yazarın okuduğum ilk kitabıydı fakat eminim tüm kitaplarını okumaya çalışacağım. Konsantrasyon sorunu yaşamayan, okumaya ara verdiği zaman olay örgüsünü unutmayan herkese tavsiye ederim.
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
9/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2017 99. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2017 11:37
Pazar günü sahafta otururken elime Richard Burgin’in Borges ile Söyleşi kitabı geldi. Karıştırmaya başladım haliyle.(Borges’e ilgisi olanların edinmesi gereken bir kitap kesinlikle.) Bazılarınız kızabilir ama Borges şunları diyordu bir sayfada: “Size şunu söylemek istiyorum; insanlarda edebiyat duygusu hiç yok. Bu yüzden, bir edebiyat parçası hoşlarına gitse, hemen karmaşık nedenler aramaya koyuluyorlar. “İyi bir şiir olduğu için veya ilgimi çeken bir hikâye olduğu için, okurken kendimi unutup içindeki kişileri düşündüğüm için seviyorum,” diyeceklerine içinde gerçek kırıntıları, semboller, olmayan neden-sonuç ilişkileri aramaya başlıyorlar. “Hikâyenizi beğendik, ama ne demek istediniz bu hikâyeyle?” diye soruyorlar. Cevap şu: “Hiçbir şey demek istemedim. Anlatmak istediğim, sadece hikâyenin kendisiydi…” Hikâyenin kendisi zaten kendi gerçeğidir, değil mi? Ama insanlar bunu kabul etmiyor. Yazarların gizli amaçları olduğuna inanıyorlar.” İncelemeye böyle başlamamın sebebi Heba’nın derinliğinin yüzeyde saklı olması. Hasan Ali Toptaş söyleşilerinde özellikle Bin Hüzünlü Haz’dan itibaren bu çabayla yazdığını belirtiyor. Derinliğin yüzeyde saklı olmasından kasıt içine girilmesi zor gibi görünen bir romanın çok kolay okunması ya da anlatılması. Borges de bunu sözüyle doğruluyor. Yani Heba’yı okurken çok çok derinlerde bir şey aramayın.(Bazı arkadaşlar kitabın çok katmanlı olduğunu söylemişler. Ama bir rüya ya da hayallere dalıp gitmeyle bir roman çok katmanlı olmuyor. Umarım bu sözlerim bunu söyleyen kişiye ukalalık gibi algılanmaz.) Sizi ilk vuran düşünce kitabın da kendisini oluşturuyor. Bu aralar yazacaklarımı içime yazmayı daha çok tercih ediyorum. Düşünceler anlaşılınca heba oluyorlar çünkü. Onun için kitap hakkında fazla şey söylemeyeceğim. İçerik ve kitap hakkında
1000Kitap
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2025 26. kitabı
Merhaba arkadaşlar... Kitabın girişi şahaneydi, ziya ve binnaz hanımın arasında geçen diyaloglar akıcıydı... Ama sonraki bölümlerde kitabın akışı yavaşladı, özellikle ziya'nın askerlik anılarını atlattığı 'sınır' bölümünde, ki bayağı uzundu... Ama sonra yine kitabın akışı hızlandı... Evet Heba'da Hasan ali toptaş'ın anlatımı, betimlemeleri güzeldi ancak merak uyandıran sorularıma ne yazık ki etkileyici cewaplar veremedi... Kitabı okuduğuma memnun kaldım mı bilmiyorum ama sizlere okuyun da diyemem... Okuma yolculuğuma yine selçuk baran'ımla dewam edeceğim, 'anaların hakkı' ile... İyi geceler ve tatlı rüyalar... :))
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
9/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2017 35. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2017 22:36
Hayat neden bu kadar acı... Gerçekler neden bu kadar can yakar... Harikaydı... Ben ömrümde böyle bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Gözlerimde yaşlarla yazıyorum bu satırları. Bilmiyorum tabiki yaşananların gerçekliği mi beni ağlatan, yoksa aşık olduğum bir yazarın, bir kitabının daha ellerimden kayıp gitmesi mi... Nasıl bu kadar gerçek yazılabilir ki? Namı diğer çok katmanlı roman olur kendisi. Bir yerde iken kendinizi başka bir yerde, sonra başka bir yerde buluyorsunuz. Hangisi gerçek hangisi rüya ayırt edemiyorsunuz. Her biten pasajda ayrı bir haz alıyorsunuz. Çünkü o arbededen sağlam bir kafa ile çıktığınızda kendinizi zafer kazanmış hissediyorsunuz. Bu da kitaba çok farklı bir haz katıyor. Başları çok ağır giden kitabı bir süre sonra elinizden bırakamıyorsunuz, sizi öyle etkisi altına alıyor ki, siz de o bağ evinde Ziya ile beraber yaşıyorsunuz sanki. Besim'le beraber Dayı'ya yemek götürüyorsunuz. Ziya ve Kenan'la doğuda askerlik yapıyorsunuz. Komutan sınırda bir insan öldürdüğü için, taburda parti verirken allak bullak bir suratla siz bakıyorsunuz komutanın yüzüne. Şapşal bir komutanın askerin şapkasına ateş ederken onu alının çatından vurmasına sizin kanınız donuyor. Siz oturup hüngür hüngür ağlıyorsunuz Ziya ile beraber. 20 yaşında bir çocuğun ateş altındayken mermesi bitip korkudan kafayı yemesine ne diyorsunuz peki? Bir şey diyemiyorsunuz değil mi, ben de diyemedim... O küçücük çocuklara yaptıkları binbir eziyetler, dayaklar, haksızlıklar... Kanım dondu benim. Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum... Bu kadar kötülüğün olduğu bir dünya, nasıl bir dünyadır, bu yaşamak mıdır? Kitapta bir karakter vardı, "Karcı Ali." Yanmış yüreklere kaaar! Yanmış yüreklere kaaar! diye bağırıyordu mahallede. En başında anlamamıştım neden böyle dediğini. Şimdi anlıyorum,
Edebiyat
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
10/10
·408 syf.··
2019 76. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Kasım 2019 12:58
Size bu kitabı anlatmam gerekseydi söyleyeceğim tek şey, Hasan Ali Toptaş olurdu. Zira eğer bu yazarı severek okuyorsanız, ne söylemek istediğimi de anlıyorsunuz demektir. Öykülerinde kullandığı post modern esintileri ve sürrealizmi, romanında nasıl kullanmış olabileceğini merak ettim ve büyük bir heyecanla okumaya başladım. Roman birkaç ana başlığa ayrılmış. Toptaş, ilk ikisinde öykülerinde kullandığı temel hayal üstü ögeleri sık sık kullanmış. Sanki o vakte kadar klasik bir öykü olacakmış da sonradan romana evrilmiş gibi bir anda başka başka karakterler girmeye başlıyor olaya. Ana karakterimiz Ziya'nın gördüğü rüya, geçmişe gidişler, farklı yaşamlar... Her şey o kadar doğaüstü ki bir şekilde normalmiş gibi de hissettiriyor. Okurken, özellikle de Ziya'nın askerlik anılarında, Zweig'in Mecburiyet öyküsünü hatırladım. Maddi statünün üst seviyelerde olduğu, zenginin çocuğunun batıya fakirin çocuğunun savaş bölgesindeki üslere gönderiliyor oluşu, yeni yetme erler üzerinde kurdukları baskılar ile aciziyetini kanıtlayan komutanlar, sorgulama diye bir olayın hiç sayıldığı, düşünmenin yasaklandığı, emrin farz kılındığı bir dünya olarak anlatıyor bize askerliğini. Öyle böyle bitiriyor ya o iki seneyi. Ne o anlatsın ne biz dinleyelim durumları içerisinde. Yine de rahat vermiyor yaşamı ona. Talihsiz hatıralar birikmiş zihninde. Kaçıyor kendinden de şehirden de ve asker arkadaşı Kenan'ın köyüne gidiyor. Kenan, askerdeyken Ziya'nın onun hayatını kurtardığını anlatmış herkese. Şaşırıyor Ziya çünkü öyle bir anı hatırlamıyor. Ancak bir kahraman gibi seviliyor köyde. Hele Kenan'ın nenesi kendi oğlu gibi biliyor onu artık. Tabi çok merak ettim bu iyiliği. Askerlik anılarını okurken de gözlerim aradı durdu. Ancak kitabın sonlarına doğru anlıyorsunuz. Özellikle son iki sayfasında,
Edebiyat
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20175bin okunma
Heba/Hasan Ali Toptaş
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2020 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2020 02:33
Başlangıcında ‘ne okuyorum ben’ ortalarında ‘dur bakalım, bir şeyler çıkacak galiba’ sonlarına yaklaştığımda ‘hadi Tahir, başarabilirsin, bitirebilirsin’ ve sonlarına geldiğimde ‘Ama yaaa; böyle mi bitmeliydi, ne yaptın böyle Hasan Ali Toptaş?’ dediğim karışık hisler yaşatan bir kitaptı... Bazı yerleri hani bir film izlerken müstehcen bir sahne çıkar da gözlerinizi kapatırsınız ya; işte öyle gözlerinizi kapattıracak cinsten argolar, küfürler, müstehcen kelimeler barındırıyordu. Bazı yerleri ise korkudan ve gürültüden kulaklarınızı tıkayacağınız cümleler içeriyordu. Ziya’nın kırk küsûr yıllık yaşamının anlatıldığı eserde, yazar ve severleri alınmasın ama askerlik kısmına çok fazla yer verilmesi biraz beni sıktı açıkçası. Elbette bu şahsî fikrim. Gerçekten kişisel olarak söylüyorum, o kısımları okurken çok yoruldum. Eser baştan 319.sayfaya kadar çok yeknesak iken; 319’dan sonra hareketlendi, kıvam buldu benim için. İşte 319.sayfadan sonrası, yukarıda da ifade ettiğim gibi: “Ama yaaa; böyle mi bitmeliydi, ne yaptın böyle Hasan Ali Toptaş?” dedirtti yani... Toptaş’ın üslûbunu bu 6.kitabı olmasına rağmen kavrayabilmiş değilim. Her defasında karışık hisler yaşatıyor bana. Kelimeler, tasvirler, daha önce duymadığım argolar, teşbihler, mecazlar ağzımı açık bırakıyor. Mesela ‘uyku delinmesi’ tasvirine bayıldım. Minnet anlatımı, acı, geçmiş anlatımları çok hoşuma gitti. Edebiyat zevk alanı ve HAT, acıyla karışık zevki çok ustaca veriyor. Hasan Ali Toptaş okumaya devam edeceğim. Heba Hasan Ali Toptaş
Edebiyat
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
Heba
9/10
·408 syf.··
2020 172. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2020 12:34
“Gelecek, geçmişin bok yemesinden başka bir şey değildir zaten biliyorsunuz; ne yaparsak yapalım, bir mucize olmadığı sürece bu gerçeği asla değiştiremeyiz” (Hasan Ali Toptaş, Heba, 2013, s.48) Heba… Heba kelimesi sözlükte, “hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme” şeklinde geçer. Etimolojisine baktığımızda, Arapça "toz, havada uçuşan toz zerresi”  anlamına geldiğini görürüz. Hasan Ali Toptaş da, Heba’sında boş yere yok edilen hayatları anlatır. Hasan Ali Toptaş, 2013 yılında yayımlanan Heba adlı romanında farklı insanların hayatlarının nasıl heba olduğundan bahseder. Gölgesizler, Uykuların Doğusu, Bin Hüzünlü Haz gibi önceki kitaplarından dil ve kurgu açısından ayrışıyor Heba. Dilin kullanımı önceki romanlarındaki gibi ilk göze çarpan nokta olmasa da sadık bir okur      –yazarın kim olduğunu bilmese bile-  Heba’nın “bir Hasan Ali Toptaş romanı” olduğunu tereddütsüz anlayacaktır. Benzer bir farklılık kurguda da karşımıza çıkmaktadır. Önceki romanlarından, okuru içine çekme ve anlatımın açıklığı açısından ayrışmaktadır. Nerede başladığı, nasıl ilerlediği ve nerede noktalandığı bellidir. Ama bu, anlatılan hikâyenin satır aralarındaki göndermelerin, güçlü psikolojik çözümlerin, rüyaların, bilinç- bilinç dışı gibi soyut yapıların ve ölüm, evlilik, çocukluk gibi daha görünür süreçlerin ilk okumada tamamen anlaşılabileceği anlamına gelmemelidir.(alıntı) Her şey bir kuşu istemsizce öldürmesiyle başlıyor. O kuş sanki farklı farklı kılıklara girerek bir ömür yakasını bırakmıyor ve o kuşun lanetiyle yaşıyor Ziya. Ara ara karşılaştığı yüzlerde, canlılarda o bakışları görüyor hep. İnce bir çizikle oluşmuş derin bir yara gibi dışı kapansa da içi hep yaralı kalıyor. Sadelik ve karmaşayı nasıl bu kadar içiçe verebildiğine hayret ediyorum bazen. Yine romanda en beğendiğim
Edebiyat
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20175bin okunma
9/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2020 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2020 01:37
Gölgesizler ‘in sonunda da şu an hissettiklerimi hissettim, “pess” dedirtiyor yazar gerçekten de. 7 bölümden oluşuyor bu kitap ve her bölümde ayrı ayrı duygu karmaşaları yaşatıyor insana. Hele son bölüm! Sürükleyici bir kitap, öyle süslü püslü kelimelerle cümleler kurup lafı uzatmayı sevmiyorum incelemelerimde, (yapanları tenzih ediyorum) o yüzden okuyun ve okutun ki benimle aynı hisleri yaşayın diyorum. :) “...insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş”
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20175bin okunma
7/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2018 12. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2018 14:41
Büyü. Nasıl bir büyü yaptı Hasan Ali Toptaş böyle? Şu dakika bitirdim kitabı ve resmen deli gibi ağlamak istiyorum. Neden bu kadar kötüyüz? İçimiz, düşüncelerimiz neden bu kadar pislikle dolu? Bu dünyada iyilik diye bir şey yok mu? Ah Ziya! Ah Kenan! Ah Besim! Bu kurguya hayranım. Kelimelerin yarattığı ahenge, cümlelerin bir araya gelmesindeki uyuma hayranım. İyi ki varsın Hasan Ali Toptaş! Boğazım düğüm düğüm, söylemem gereken o kadar cümle var ki! Ama sadece düşünüyorum ve üzülüyorum. Bu eser beni daha fazla büyülesin istiyorum. Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Edebiyat
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
8/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2017 9. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2017 16:52
Askerlikte başlayan sıkı bir dostluk...Hayatı boyunca Ziya'nın peşini bırakmayan kuşun ahı... Bu ahı iki dosta pay eden kader...Dostların benzeşen acıklı sonu... Ege'den Güneydoğu'ya uzanan gerçekle rüya arası bir silsile... Toprak damlı evler, sıcak ekmek kokuları, çocuk sesleri, at arabaları, kırmızı biber dizileri, trenler, kaçakçılar, köyün delileri... Aklı gevşeklerin ağzından konuşan hayat... İçlerindeki canavarla hesaplaşamayan insanlar... Yitip giden canlar... Heba olmuş ömürler... Hasan Ali Toptaş çizgili yüzlerin ve derin bakışların arkasında yatan hayat hikayelerini günyüzüne çıkararak insanın anlaşılması gereken bir kitap olduğunu bizlere birkez daha hatırlatıyor. Kaderin ne zaman ve nerde karşımıza çıkaracağını bilmediğimiz mucizeleri insanı olduğu yerden alıp bambaşka yönlere savurması hayat hikayelerini daha ilginç ve çekici yapıyor. Okur kaderin meyhanelerden köşklere,yokluktan varlığa, şehirden köye savurduğu insanları okudukça kitabın bir noktasında kendi hayatına temas ediyor. Hasan Ali Toptaş'ın başarısı seçtiği sıradan karakterlerle okurun kolay bağ kurabilmesinden kaynaklanıyor sanırım.O içinde bulunduğu toplumu ve insanı iyi okuyor ve anlatılarına yansıtıyor. Karakterler öylesine sıradan,öylesine samimi, öylesine gerçekçi ki okuru can alıcı bir şekilde yakalıyor. Bu kitapta iyi görünen insanların kötü bir yanlarının; kötü görünenlerin iyi bir yanının olduğunu gözler önüne seriliyor; bu haliyle insan ne tam bir melek, ne de tam bir şeytan...Kah meleğe kah şeytana dönüşen taraflarıyla insanların ikiyüzlülüğü ortaya konuluyor. Aynı zamanda şehirlerin boğuculuğu ve samimiyetsizliği eleştiriliyor. Yine bu kitabın satır aralarında da ölüm, anne-baba sevgisi, arkadaşlık, dostluk, sıla hasreti gibi konular işleniyor. Ülkemizin terör ve kaçakçılık gibi
HebaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20165bin okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Hasan Ali ToptaşYazar · 18 kitap
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, 2016'da ''Kuşlar Yasına Gider'' Romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.