Kitapla ilgili yüzlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Çünkü, #132705929 . Sonunda ne karar verdiğimi tahmin edersiniz herhalde…
Karakter rehberiyle başlamak istiyorum incelemeye. Henüz okumayanlar için yardımcı, okuyanlar için de hatırlatıcı olacağını umuyorum. Başlayalım o halde:
• Bay Jones: Çiftliğin ilk sahibi
• Koca Reis: Domuz
• Snowball: Domuz
• Napoleon: Domuz
• Squealer: Domuz
• Bluebell: Köpek
• Jessie: Köpek
• Pincher: Köpek
• Boxer: Araba atı
• Clover: Araba atı
• Mollie: Kısrak
• Muriel: Keçi
• Benjamin: Eşek
• Moses: Kuzgun
• Tavuklar ve koyunlar
Bir de kedi vardı ama bir vardı bir yoktu. Uyuşuğun ve tembelin tekiydi. Pek bir rolü de yoktu kitapta. Zaten hiç sevmem kedileri…
Bu kitap bildiğiniz üzere alegorik bir eser. Alegori ne demek bilmeyenler için tanımlayalım hemen. “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.” Bu sebeple tahmin edersiniz ki bu hayvanların tümü bir insan tipini simgeliyor.
Koyunları söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ezberlettiğiniz şeyleri sorgulamadan kabul edip papağan gibi söyler bu koyunlar habire.
Eşek, aydın kesimi simgeliyor. Olayların bilincinde, okur yazar, düşünür fakat nedense az ses çıkarır. Bildiklerini kendine saklar. Etliye sütlüye karışmaz.
Mollie, Bahar Candan gibi bir şey. Üzümünü yer bağını sormaz. Bohem hayat tarzını benimsemiştir. Süse şatafata düşkündür. Öyle çok zora gelemez, üretici kesimle uzaktan yakından alakası yoktur.
Squealer tam bir yancı, A Haber adeta. Manipülasyon ustası. Kurnazlık timsali. Yarın kıyamet kopacak olsa her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlatır. Yönetimi övmekten başka işi yoktur. Yalan yanlış
Öncelikle şunu söyleyeyim, kitap bir çırpıda okunabilen bir kitap. Sizler için üşenmedim tek tek boş olan sayfaları ve sadece resimlerin olduğu sayfaları saydım: toplamda -yanlışım yoksa- 46 sayfası zaten boş. Geriye okunacak 106 sayfa kalıyor. Ee bi zahmet o kadarcık sayfayı da okuyuverin (:
Kitabı okuyup da beğenmeyen pek azdır diye sanıyorum. Ancak okuyanların büyük bir çoğunluğunun aklında kalan tek veya en belirgin ifade: "BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR. AMA BAZI HAYVANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR." kalıbı sanırım. Tamamen bu cümleye odaklanmanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.
Bir yandan bu kadar çok göz önünde olan, bu kadar bilinen ve sevilen bir kitabı neden daha önce okumadım diye kendime kızıyorum. Bir yandan da farkettim ki bu sıralar, okuduğum kitaplarda hep günümüze ışık tutan detaylar görüyorum. Ya ben çok hayalciyim ya da bizim kuşağın şahit olduğu birçok olay "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü tasdikler nitelikte...
Tabii ki bu kitap yalnızca bizim dönemimiz için ders alınacak bir kitap değil; tarihi olayları farklı bir açıdan değerlendirmemize veya tarihsel bazı olayları tekrar sorgulamamıza kapı aralayan bir başyapıt niteliği de taşıyor.
Kitabı okumuş veya okumamış herkesin, bu kitabı daha iyi anlaması için farklı kaynaklardan 1905 Rus Devrimini, 1917 Ekim Devrimini öte yandan Stalin ve Troçki arasında ki çekişmeyi detaylıca incelemelerinde yarar buluyorum. Zira özellikle Ekim Devrimi ve Stalin-Troçki çekişmesi kitabın özünü oluşturmaktadır. Kitapta tasvir edilen karakterlerin gerçekte kimleri temsil ettiğini anlamak açısından da bu araştırmaları yapmak faydalı olacaktır.
Kitabın genel konusunu, "insanlarca ütopik bulunan bir hayale tam ulaşılabilecekken, güç zehirlenmesi yaşayan Stalin'in bu ütopik dünyayı distopik bir cehenneme çevirmesi..."
" BÜTÜN İNSANLAR EŞİTTİR AMA BAZI İNSANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR! "
Spoiler! Bu kitapla yeni tanışabilme fırsatı buldum ve şimdiye kadar okumadığım için kendime kızmadım desem yalan olur. Eğer bu kitabı hâlâ okumadıysanız rica ediyorum bir yerlerden edinin ve okuyun.
Kitapla ilgili binlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Sonuçta herkesin söylediğini söyleyeceksek konuşmamızın pek de bir anlamı olmuyor. Yinede kitabı okumamış 3 - 5 kişiye bile dokunacaksa sözlerim her şeye değer diye umuyorum.
Kitabın alt başlığında da yazdığı gibi korkunç sonlu bir peri masalıdır Hayvan Çiftliği . Fabl tarzındaki bu mükemmel siyasi hiciv romanı Stalin'i ve kapitalizmi eleştirmektedir. Bundan yüzyıllar önce yazılmış bu kitabın günümüzde bile hala güncelliğini koruyor olması eminim içinize bir ürperti verecektir. Kitabı bitirdiğim zaman tek düşündüğüm şuydu " İnsanlar hiç mi hiç değişmiyor? "
Kitapta ağır siyasal, dinî, toplumsal, felsefi eleştiriler var. Bakınız bir örnekle açıklayayım; kitapta sıkça vurgulanan "Yedi Emir" apaçık bir din eleştirisi, "On emir' i" bilmeyen yoktur sanırım? Doğrudan doğruya dine atıf yapılmış ve din bu yönden çok kötü yorumlanmış. (Tabi bu kendi görüşüm)
Sanırım kitabı en iyi anlatmam için en geniş kavram bencillik olacak. Çünkü kitapta geçen her 'kötü davranış' bencillikten doğuyor. Domuzlar tarafından oluşturulan sisteme bir başkaldırış var. Çünkü insanlar -kitaptaki haliyle hayvanlar- benliklerine dokunan dogmalıktan nefret ediyor. İsyan başlarken baştaki domuz -yani Napolyon- herkes eşit olacak diyor, çiftlikteki hayvanların başlangıç için tek gayeleri bu. İsyanı kazanınca ise - o meşhur söz- "eşitiz ancak biz daha eşit olmalıyız" düşüncesi boy gösteriyor. Napolyon kendi çıkarları için sürekli yayımladığı 7 emiri
George 0rwell'in 1945 tarihli yayımlandığı 1950 gibide şöhrete kavuştuğu eseridir. Fabl tarzındaki bu mükemmel siyasi hiciv romanı Stalin'i ve kapitalizmi eleştirmektedir. Yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık romanıdır.
Kitapta geçen 7 kutsal kuralın zamanla değiştirilmesi, makam mevki eline geçirenlerin gücünün zehirlemesiyle kutsallara bile dokunabileceğini gösterir.
Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
Gerçeklik ancak bu kadar masalsı anlatılabilirdi.. Devrim ile başlayıp ego ve çıkarların devreye girmesi ile devam ediyor. Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
1940larda ki sosyalizmi ele almaktadır. Kitap kahramanlarını insanlar üzerinden değil hayvanlar üzerinden ele almıştır. Zaten kitabın sonunda da insanlar ve hayvanlar arasındaki farkı nerdeyse yok etmiştir.
Hayvanların yapmış oldukları ayaklanma sonucunda neler olduğunu anlatmak da ve bunu masalsı şekilde yansıtmaktadır.
Yapılan bu ayaklanma başlarda başarılı gibi gözükse de fakat zamanla işler istenilen sonucu vermez. Bu ayaklanma ile bir kısım hayvanlar kendini okuma yazma gibi eylemlerle geliştirip daha üstün hale gelmiştir. Bu kısımda eğitimin önemini de ele almıştır.
Okurken zevk alınan ve her insanın kitaplığında olması gereken eserlerden biridir.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Karbon Kitaplar · 2021296,1bin okunma
Yıl:2020
Evetttt bu kitap hakkında inceleme yazıp önermem tabii ki ayıp olur, ben kimim veya herhangi bir okuyucu kim ki bu kitabı önermek veya bu kitap halkında yorum yapmak ne haddimize :) . Bu klasik şaheseri elbette yaşı tutan, anlama ve idrak edebilme kapasitesine gelen çocuk yetişkin her insan evladının okuması gerekiyor.
George Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabını elime aldığımda, karşıma sadece basit bir hayvan masalı çıkacağını sanmamıştım tabii ki. Hikaye, bir çiftlikteki hayvanların kendilerini sömüren insanlara karşı birleşip yönetimi ele geçirmesini anlatıyor. Kendi kurallarını koyup özgürce yaşama hayaliyle yola çıkıyorlar.
"İki bacak kötüdür, dört bacak iyidir."
Okurken beni en çok etkileyen şey, başlangıçta çok masum görünen bu eşitlik hayalinin zamanla nasıl bozulmaya başladığı oldu. Yönetimi devralanların, güç kazandıkça aslında eleştirdikleri o "insanlara" benzemeye başlamaları gerçekten düşündürücü. Kuralların yavaş yavaş esnetilmesi ve toplumun hafızasıyla oynanması, gücü elinde tutanların ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor. Özellikle bir tane hayvanın öne çıkarılarak bu konunun işlenmesi çok manidar :)
"Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir."
Kitapta en çok üzüldüğüm karakterler, her şeye rağmen dürüstçe çalışan ve sisteme sonsuz güven duyan hayvanlar oldu. Onların saf duygularının, kurnaz liderler tarafından nasıl suistimal edildiğini görmek insanın içini acıtıyor. Bilginin ve sorgulamanın ne kadar önemli olduğunu, aksi takdirde en güzel hayallerin bile bir kabusa dönüşebileceğini anlıyorsunuz.
"Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirinden ayırt edemiyorlardı."
Sonuç olarak bu kitap, sade diliyle bir solukta okunsa da bıraktığı mesajlar çok ağır
Hayvan Çiftliği, Stalin dönemi için yazılmış bir kitap olsa da benim için çok daha fazlasını ifade ediyor. Zarar gören, eziyet edilen hayvanlar daha iyi bir yaşam için devrim yapıyorlar. İyi niyetle başlayan bu devrim, zamanla amacından sapıyor ve başlangıçta karşı geldikleri zulmün ta kendisi haline geliyorlar. Sovyet Rusya’nın kapitalist dünyaya verdiği ilk tavizlerden olan ticari ilişkilerin başlatılması da komşu çiftliklerle kereste ticareti ve şehirdekilerle yumurta ticareti olarak eserde yer almaktadır. Bunu sadece Stalin devriyle sınırlandırmamak gerektiğini düşünüyorum. Hukuk kurallarının dejenere edilmesi, cahil grupların kim konuşuyorsa ona inanması, halkın cahil bırakılması, karar alma mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmesi, her eleştiri girişimini düşmanla korkutma ve bastırma, liderin zaaf ve ikiyüzlülüğünün taktik olarak nitelendirilmesi, istatistiklerle halkın kandırılması, duruma göre düşmanın değişmesi, “yanılmışız” klasiği ve liderin tanrılaştırılması gibi otoriter rejimlerin kullandığı pek çok yönteme eserde rastlanmaktadır. Siyasi, sosyal, ekonomik vb. insanın olduğu her toplulukta buna benzer örneklerle karşılaşabiliriz. Gücü elde etmek isteyen, bu uğurda her yolu mübah gören insanlar var oldukça Hayvan Çiftliği de popülerliğini koruyacaktır. İyi okumalar dilerim.
George Orwell SSCB 'nin kuruluşundan itibaren kitabın yazıldığı döneme kadar olan süreçte meydana gelen önemli olayları Kara mizah yoluyla mecazi bir dille hayvanlar üzerinden kurgulayarak adaletli daha eşitlikçi bir sistemin hayalini, Zaman geçtikçe yönetime geçen hayvanların birlikte alınan kararları kendi çıkarları doğrultusunda nasıl diktatörlüğe dönüştürdüğünü okuyoruz.
Günümüzün yönetim sistemlerini anlatması yönünden örnek alınacak bir kitap ve mutlaka okunmalı.
Hayvan Çiftliği'gi kitabını okurken " bütün hayvanlar eşittir."ilkesinden yöneticilerin yıldırma, sindirme ve korkunun kol gezdiği bir düzen oluşturduktan sonra "bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir."diyerek özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı bir toplum düzenini oluşturan ilkeye doğru ilerlerken etrafında olup bitenleri göremeyen bir hayvan topluluğunda insan topluluğunu görebilmek mümkün
Keyifli okumalar.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
Birçok kez başladığım ama sadece bir kez bitirebildiğim ve bittiğinde; “bu zamana kadar neden okumamışım?” dedirten bu muhteşem kitabı; sanıyorum ki okumayanınız çok azdır.
Kitap; insanların üretmeden tüketen tek yaratıklar olduğunu düşünen hayvanların isyanı ile başlar. Otorite çökertilir, hayvanlar arasından iki domuz yeni liderler olarak seçilir. Fakat zamanla bu yeni liderler arasında rekabet olur ve geriye kalan tek lider; insanlar gibi bir hayat sürmeye başlar. Zamanla kurallar esnetilir, sloganlar değiştirilir. Domuzlar, insanlar gibi giyinmeye ve onlar gibi yürümeye başlar. En sonunda insanlar ve domuzlar arasında bir fark kalmaz.
“ dört ayak iyi, iki ayak kötü”
“ dört ayak iyi, iki ayak daha iyi”
“ bütün hayvanlar eşittir”
“ bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.”
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.