Bu kitabı okurken, içimde uyandırdığı hislerle birlikte, öylesine güzel cümlelerle anlatacağımı düşündüm ki... Fakat şimdi kitabı bitirip de kapağını kapattıktan sonra, elimde kitapla öylece kalakalınca, ne söylesem (ya da ne söylemesem) bir şeylerin eksik kalacağını hissediyorum. O yüzden her ne kadar birkaç kelam etmiş olsam da, güzel bir aşk yaşanmış ve de bitmişçesine, bu kitabın bende bıraktığı hisleri kendime saklayıp, ara ara kitaba bıraktığım izlere dönüp okuyacak, belki kitapta geçen anlardan bazılarında kendimi bulacak, belki de karakterlerin ruh hallerine gülüp geçeceğim... Yalnız bir şey var ki onu söylemeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. "Birine geç kalmak"tan bahsederiz ya her zaman, bunca yıldır duyup, hatta kendim de dile getirdiğim bir şeydir bu. Fakat kitap bana bunu hissettirene dek, hiç bu açıdan düşünmemiştim bu cümleyi. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, birine geç kalmak, sadece zamansal olmuyormuş. Birine geç kalmak, o kişiye varana değin, yolda rastladıklarımızın bizde bıraktıklarından kaynaklı dönüşümlerimizi de yanımızda getirmemizden kaynaklı. Ve "geç kaldığını düşündüğün kişi"ye vardığında, "eski sen"i arıyorsan eğer, "keşke bu kadar örselenmeden sana gelebilseydim" diyorsan, işte o zaman gerçek "geç kalmışlığı" iliklerine kadar hissediyorsun...
Haydn keyifli okumalar :)