Köy Enstitüleri Dosyası (Türk Rönesansı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.394
Gösterim
Adı:
Köy Enstitüleri Dosyası
Alt başlık:
Türk Rönesansı
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114338
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Köy Enstitülerinin Kuruluşu
Köy Enstitüleri Bünyesinde “Yaşayarak ve Üreterek” Eğitim
Köy Enstitülerinde Tiyatro
Köy Enstitülerinde Müzik
Köy Enstitülerinde Tarih Öğretimi
Köy Enstitülerinde Kızların Eğitimi
Köy Enstitülerinin Kapatılması
Köy Enstitülerinin Türkiye’nin Kalkınmasındaki Etkisi
Hümanist Bir Aydınlanmacı: Hasan Âli Yücel
Bir Aydınlanma Neferi: İsmail Hakkı Tonguç
Köy Enstitülerimizden Mezun Dört Büyük Yazar
Köy Enstitüsü Mezunlarının Anıları
Köy Enstitülerinin Yurtiçinde Yankıları
Köy Enstitülerinin Yurtdışında Yankıları
Köy Enstitülerinden Fotoğraflar
264 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Nutuk'tan sonra Türk Tarihi adına beni en çok etkileyen kitap oldu . İmkansız gibi görünen bir proje. Dünyada emsali yok. Yüzlerce yıldır derebeylik rezilliğinin altında ezilmiş Anadolu insanı. Hiçbir modernizmin olmadığı , yollarının olmadığı , hatta yiyecek ekmeğin bile olmadığı köylerimiz ve köylülerimiz. ''Milletin efendisi'' olması gereken köylülerimiz.Bu ideal ile kurulan ''Köy Enstitüleri'' .
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından hayata geçirilen , devrimci bir öğretmen , bir deha İsmail Hakkı Tonguç ( Tonguç Baba ) tarafından tüm detayları şekillendirilen ve yönetilen proje.
Bir okul düşünün ki içerisinde her türlü pozitif bilimin uygulamalı olarak gösterildiği ;
Bir okul düşünün ki içerisine tarım ve hayvancılığın öğrenciler tarafından yapılıp , üretim yapılıp kendi ihtiyaçlarını ve hatta çevre köy ihtiyaçlarını karşıladığı ;
Bir okul düşünün ki keman , mandolin ya da piyano çalmaksınız mezun olunulmadığı ,
Bir okul düşünün ki Anadolu'da Antik Yunan'dan sonra yapılmış ilk Amfitiyatronun öğrenciler tarafından yapıldığı ,
Bir okul düşünün ki Shakespeare oyun ve piyeslerinin oynandığı ,
Bir okul düşünün ki tüm yerli ve yabancı klasiklerin okutulduğu, kitap okumak için uyumak istemeyen öğrencilerin olduğu ,
Bir okul düşünün ki mezun olacak öğrencilerin en büyük gayesinin tüm öğrendiklerini köylerine dönüp oradaki öğrencilere ve tüm köye aktarmak için yanıp tutuştuğu.
Bütün bunların 2. Dünya Savaşı'nın yaşandığı sırada binbir zorlukla hayata geçirildiğini unutmayalım.
Okurken hem çok gururlandım , hem de yer yer içim kan ağladı. Böyle bir proje sadece 14 yıl ayakta kalabildi. İktidar hırsı uğruna Türkiye'nin geleceğine kilit vuruldu.Çok değil 20 sene daha dayanabilse idi ''Köy Enstitüleri'' , tüketen değil üreten toplum olmuştuk . Unesco tarafından örnek gösterilmiş Enstitüler yaşasa idi, şu anda dünyanın en güçlü ülkelerinden birisiydik.
Vatanhaini kimdir öğrenmek istiyorsanız , bu kitabın içinde adları ile mevcut. Türkiye Cumhuriyeti'nin altına dinamit koyanlar ''Köy Enstitüleri'' ni kapatan ve kapanmasına destek verenlerdir.
Bu kitabı mutlaka okuyun .
264 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Herkes okumalı.
Muhakkak kitaplıkta muhafaza edilmeli, tekrar okunmalı.
Çocuklara okutturulmalı, özet çıkarttırılmalı.
Doğum günlerinde hediye olarak alınmalı.
Ve bu kadar unutkan olunmamalı.
264 syf.
·Puan vermedi
Köy Enstitüleri Dosyası gerçekten araştırılarak belgelere dayandırılarak yazılmış bir kitap. Köy haklını her alanda aydınlığa kavuşturan, geliştirmek için uğraşılan ve cumhuriyet döneminin devrim niteliğindeki kurumları olan köy enstitülerinin amaçlarını , işlevlerini ve ortaya atılan asılsız haberler ile nasıl ve kimler tarafından kapatıldıklarını çok doğru bir şekilde anlatmış bir eser ayrıca verilen görseller ile o dönemi birebir göstermeye çalışmış yazarımız . Diline emeğine sağlık diyorum herkesi doğru bilgiye ulaşabilmesi için okuması gereken bi yapıt.
Köy Enstitüleri Dosyası" kitabını okuyorum. Daha yeni başladım. Kitap hakkında, (bilgisine ve zekâsına hayran olduğum gazeteci) bir arkadaşımla sohbet ederkerken, yazarın burada Türk Rönesansı diyerek yanlış bir terim kullandığını konuştuk. Türk Rönesansı demek yerine "Türk aklı, Türk mucizesi ya da Türkün en özgün eğitim programı" dese daha uygun olurdu sanki. Çünkü Rönesans kategorik ve sınıfsal olarak doğru bir tanım değil. Rönesans fakir adamı alıp dönüştürmüyor ki. Burjuvazinin beslediği himayesine aldığı sanatçılar ile gelişen bir yapıdır Rönesans. "Köy enstitüleri, Türk Rönesansı değil! Türkün en özgün eğitim programı" olmalıydı sevgili yazar bey ;)
264 syf.
·Puan vermedi
Bir nefeste bitecek kadar etkili ancak yan etkisi eğitim sisteminin geri gelmesini isteyecek kadar özlem içerir... Şiddetle öneririm... Özellikle öğretmen arkadaşlarıma !
264 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Eğitim sistemimizin iki sorunu var.

1. Eğitim
2. Sistem

1940-1954 yılları arasında uygulanmış ve zamanın şartlarında gayet başarılı sonuçlar alınmış bir projeyi yüzeysel de olsa merak edenler başlangıç için okyabilir.

Konu hakkında gerek araştırma yapmış, gerek ise sistemin içinde yer almış kişilerin görüşleri ve anıları yer alıyor.

Eğitimin tabiri caizse dört duvar arasında olmadığını. Bunun dışında içinde bulunduğu doğa ile iç içe olması gerektiğini anlatan, köylerde yaşayan insanlara ekonomi tarım üretim gibi kavramları öğretmenler vasıtası ile öğreten bir sistem.

Müzik ve sporun eğitimde ve toplumsal gelişimde ne kadar önemli olduğunu çok güzel ifade anlatılmış.

Sistemi kuran mevcut iktidarın yine siyasi nedenler ile kendi kurduğu okulları kapatması da bu ülkenin nadide özelliklerinden biridir.

Ütopya mıdır bilemem ama belki de bu sistem devam etseydi ülkemiz hem teknik hem de eğitim alanında çok daha iyi yerlerde olabilirdi.
264 syf.
·10/10
kapatılmalarında söylenenler yapılanlarla, mezunlarına çektirilenlerle sağ iktidarların en büyük ayıpları olarak anıtlaşan uygarlık yuvaları. ha bu gün bu düzeyde geçersiz bir kurumdur, ama o zamanın köylüsününün ne halde olduğunu bilmek isteyen yaşar Kemal'in romanlarını okusun. özellikle bu diyar baştan başa adlı gezi yazılarını. öyle insanın umudu enstitüdür. ama enstitülüyü görmüş insan artık şıhın önünde diz çöküp el etek öpmez, ağanın önünde el bağlayıp boynu bükük dikilmez. bu yüzden Mustafa Kemal'in bizi şerlerine karşı uyardığı şeyhler, dervişler, müritler, sonra paragöz ağalar, toprak sahipleri, işlerine gelmeyen, köleleri olmuş köylüyü ellerinden alacak, özgür kılacak bu sistemden çok korktular. aşiret düzeninden, cemaat düzeninden oy uman dp'deki yardakçılarının oluşturduğu baskı ile ve evet, maalesef inönü yönetiminin dirayetsizliği ile, karalama kampanyalarıyla bu güzelliği sildiler. arkasından bize, atatürk için söylediğimiz bir lafı bu okulların kurucuları için de söylemek kaldı: "sen bu halka fazlaydın ismail hakkı Tonguç, sen bu millete fazlaydın hasan ali yücel!"
264 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Türk Rönesansı nitelemesi cuk diye oturan Köy Enstitüleri' ni yakından tanımak isteyen herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitaptır.

Birçok kaynaktan alıntı yapılarak, bu büyük proje bizlere en sade haliyle sunulmuştur. Içi bilgi dolu bir kitap.

Yobaz ve gerici zihniyetin ülkeye verdiği en büyük zararlardan biridir Köy Enstitüleri'ni kapatmak. Lütfen bu kurumları araştırıp öğrenin, geleceğimize atılan kurşunları bilin ki bir daha bu kurşunları yemeyelim... Lütfen okuyun...
264 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Çok merak ettiğim bir konuydu Köy Enstitüleri.Bu kitap benim için aydınlatıcı oldu.Kendi adıma eğitim konusunda ne yapabilirimin cevaplarını da buldum içerisinde.Tabi var olmaya devam etselerdi keşke demeden bitiremiyor bu kitabı insan.Ülkede hiçbir başarının cezasız kalmadığının kanıtıdır köy enstitüleri.Hem ne demişti Ahmed Arif: Geri kalmış ülkem değil,kasıtlı olarak geri bırakılmış ülkem.Bu cümle bu kitabın özetidir.Özellikle eğitimcilerin okuması gereken bir kitap.
264 syf.
·6 günde·9/10
Ülkemizde 1940 yılına gelindiğinde 6 yaşın üzerindeki nüfusun %78’i okuryazar değildi. Köylerde ise bu oran %90’dı. O dönemlerde nüfusun çoğunluğu kentlerde değil köylerde yaşamaktaydı. Köylü milletin efendisi değil, ağasının kölesiydi. Bunun en önemli sebebi ise cahillikti. Bu durumda olan bir ülke nasıl gelişebilirdi?

Sonunda Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç önderliğinde, temellerini Atatürk’ün attığı “Köy Enstitüleri” kuruldu. Okuryazarlığın en alt seviyede olan köylerde klasik müzik sesleri çınlamaya, tiyatrolar izlenmeye başlandı. Sadece güzel sanatlar değil tarım, hayvancılık, dikiş-nakış, inşaatçılık gibi birçok konuda eğitim verildi. Köylüye, hakkını araması öğretildi. Bu durum maalesef bazı kişilerin hoşuna gitmedi ve “Köy Enstitüleri” kapatıldı.

“Köy Enstitüleri” konusunda anlatılacak ve konuşulacak o kadar çok şey var ki…

Biraz da kitaptan bahsedelim. “Köy Enstitüleri” uzun zamandır merak ettiğim bir konuydu. Bu konuda hangi kitabı okumalıyım derken meslektaşım Ahmet Özgür Türen’in 2018 basımı bu kitabını gördüm. İçeriği ve anlatım tarzını çok beğendim ve okuma listeme hemen ekledim. Türen, enstitülerin kuruluşundan kapanışına kadar geçirdiği süreci akıcı bir dille okuyucularına aktarmış. “Köy Enstitüleri” konusunu merak ediyorsanız bu kitap iyi bir başlangıç kitabı olabilir. Daha sonra bu konu hakkında yazılan onlarca hatırat ve kitapları sırasıyla okuyabilirsiniz. Özellikle Fay Kirby’nin “Türkiye’de Köy Enstitüleri” kitabı bu konu hakkında en önde gelen eserlerden biridir.

“Köy Enstitüleri” hakkında bir kitap okumadan önce Yaşar Kemal’in İnce Memed kitabını okumanızı tavsiye ederim. 1930’lu yılların köy yaşamı hakkında fikir edindikten sonra “Köy Enstitüleri” hakkındaki bilgiler ufkunuzu daha da genişletecektir. Herkese keyifli okumalar dilerim.
264 syf.
·2 günde·9/10
Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı: Köy Enstitüleri Dosyası
Alt Başlık : Türk Rönesansı
Yazarı : Ahmet Özgür Türen
Yayınevi : Destek Yayınları
Baskısı : 10.Baskı / Eylül 2018/ 263 Sayfa


Köy enstitüleri konulu okuduğum bu üçüncü kitap. En çok da bu kitaptan istifade ettiğimi söyleyebilirim. Osmanlı dönemindeki eğitim sistemlerimizden anlatıma başlamış, köy enstitülerinin doğuşunu ve kapanışını, değişik kaynaklardan da alıntılar yaparak ortaya koymuş.
Okuduğunuzda, bir toplumun inşasında, bireylerin yaşam sürecinde eğitimin ne kadar kutsal bir alan olduğunu anlayacaksınız.
İkinci dünya savaşının çıktığı dönemlerde, bizlerin silahla değil, kitapla, kalemle, uygulamalı eğitimle mücadele etmesi ne kadar manidardır. Nüfusun %90’ının köylerde yaşadığı ve okuma oranının, mesleki deneyimin çok düşük olduğu bir tarih kesitinde, elbette ki eğitim hamlesine buradan başlamak gerekiyordu.
Olağanüstü bir iyi niyet, planlama, özveri ve araştırmayla yola çıkılmıştı. Diğer ülkelerden heyetler geliyor, notlar tutuyor, bu mucizeyi kendi ülkelerine taşıyorlardı. Hatta İsrail bizden, bu sistemi uygulamak için öğretici heyet bile istemişti. Fakat biz ne yapmışız? Sistemi daha da genelleştirip
kalitesini yükselterek tabana yaymamız gerekirken, “köylü uyanıyor, imajımız sarsılıyor, ağalığımız, aşiretimiz, şeyhliğimiz elden gidecek” bahanesiyle her türlü çirkin ithamı yakıştırarak, sistemin sarsılmasına neden oluyoruz. Şüphe, saldırı ve gölgelerle, dedikodu ve ithamlarla sistem ayakta ölüyor. Ve siyasi iradaye tek düşen şey, kabrini kazıp gömmek oluyor.
Kapatıldı da ne oldu, daha iyisini mi açtık? Çocuklarımız internetin başında, gençler sevgilisiyle TV ve maç izleme telaşında, Orta yaşlılar, içki, kumar ve politikayla zehirlenmiş durumda çoğunlukla.
Emeklilerimizin bir kısmı, kahve köşelerinde zaman öldürmekte. Bir kısmı da inançları yanlış kavrayıp uygulamakla tatmin.
Oysa ki, köy enstitülerinde, insanlar üretirken öğreniyorlardı. Gence de iş var, emekliye de.
Yaşamla iç içe bir üretim, mücadele ve dayanışma örneğiydi bu.
Toprak ağaları, Kalkınmamızı istemeyen ABD, aşiretler ve imajı sarsılan şeyhler istemedi diye
Kapısına kilit vurduk. Neden? Oy kaybederiz, partimiz tabela partisine döner, koltuğumuzdan oluruz çekincesiyle. İki partili dönemde, iki parti de bu konjonktür gereği hareket etmişlerdir.
Amerikan hayranlığı başladığı bir dönemde, bir baş düşman seçmek gerekiyordu ve her muhalif düşünen “komünist” damgası yiyordu. Derini değiştirsen de bu suçlamadan kurtulamıyordun o dönemde. Ve Komünizmin yayıldığı bir kaynak olarak da köy enstitüleri seçilmişti.
İşin ilginç yanı, “kendine yeten, bilinçlenen, kendi yağıyla kavrulan, devletle bütünleşen köylü kitleleri artınca, devrime taraftar bulamayız” endişesi ve çekincesiyle komünistler de bu eğitim projesine mesafeli durmuşlardır.
Oysa ki buralarda, tarım, makine, elektrik, inşaat, edebiyat, fen, el sanatları, müzik, sağlık bilgileri, acil yardım gibi her aileye gerekli bilgiler öğretiliyordu. Amerika’ da sıcak bakmayınca kapattık hatta Ege gölgesindeki bir köy enstitüsü binasını Nato’nun emrine tahsis etmiştik. Şirinyer binasını şirin görünmek için Nato’ya feda ederek, bağlılığımızı pekiştirmiştik.
Geldiğimiz süreçte ise Ne ABD ile dost olabildik, ne NATO ile tam müttefik. Komünist diye korkulu ve mesafeli durduğumuz Rusya’ya ise domates satıp, füze, doğalgaz, nükleer santral almaktayız.
Kalkınmamızı, uçak yapmamızı, kendi yağımızla kavrulmamızı, demiryolu projemizin olmasını istemeyenler, Köy Enstitüleri gibi bir eğitim hamlesini niye istesin ki? “sen üretme biz sana satarız hatta yardım ederiz” cümleleriyle, elma şekeriyle kandırılan çocuk durumuna düşmüştük.
Köy enstitüleri, benim de günlük yaşam öngörülerimle benzeşen, tam teşekküllü insan yetiştirmekteydi. Buna karşı olmak, ahmaklığın ve ihanetin, zirve noktası olarak tanımlanabilir ancak.
Cehaleti kabulleneceksin ve eğitim yuvasını daha da geliştirmek yerine kapatıp, kitaplarını da yakacaksın. Böyle bir şey kabul edilemez.
Bir kısım, “oy alamayız” diye gözden çıkarmış. Diğer kısım, “ırgat, köle, mürit bulamayız” endişesiyle düşman gözüyle bakmış. “ Amerika ile iyi geçinelim” niyeti de aktif rol almıştır bu kapatma kararında. Topraklarımız elimizden gidecek, bir köy öğretmeni her şeyi biliyor. Gelip okulun inşaatını yapıyor. Tarım öğretiyor, peynir yapıyor, iğne vuruyor, yarayı pansuman yapıyor, kitap okuyor, okutuyor, bağlama çalıyor, hayvancılığı da biliyor. Köy ağası, köy imamı, diğer şıhların tahtı sarsılınca bu kadar işi gönüllü yapan öğretmen olsa olsa “komünist” olur düşüncesiyle dışlanıyor. Bu cehalet tablosunu ilk görmüyorum. Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci adlı kitabında,
Köy köy eşekle dolaşıp gönüllü olarak kitap dağıtan Mustafa Güzelgöz’ ü kıskananlar ona yapmadığını bırakmamışlardır. Beyaz zambaklar Ülkesinde adlı kitapta Finlandiya’da geçen cehaletle savaş hikayesi manidardır. Bizdeki de bir nevi Türk Rönesansı başlangıcıydı. Dar, cahil ve sapkın kafalar özümseyemedi ve çöpe gitti.
Buradan nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz? Fikir, duygu ve düşünceler müzakere edilmiyor, mizaçlar, kinler, çıkar, makam ve beklentilerin çarpıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Sosyal depremleri önleyemediğimiz gibi, fiziki sarsıntılara da neden oluyoruz.
İhanet, gaflet, cehalet, rezalet ve melanet gibi kavramlar gündemimizden hiç düşmüyor.
Yüzlerce tarihsel vaka vardır. Tek tek listelemek zor. Adam asmaktan, parti kapatmaya, demokrasiyi askıya almaya, taşeronluk yapmaya kadar varıyor.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz tarihleri ilk hatıra gelenlerdir.
Tarım ve hayvancılık ülkesi olamadık çünkü et, bakliyat, buğday ithal ediyoruz.
Sanayi ve teknoloji ülkesi de olamadık. Bu alandaki üretimimizin çoğunluğu montaj. Tam turizm ülkesi de olamadık. Bunun yanında, ülkemizde turizm amaçlı 20 kentimizi gezme ihtiyacı hissetmeden, 50 kez yurt dışında tatil yapanlarımız da var.
Daha önceki eğitim makalelerimizde bahsedip kitaplarıma da aldığım bir konuyu burada kısaca özetleyeyim. Gençlerimiz çok duyarsız, dalgın, unutkan, beceriksiz, niteliksiz ve milli heyecansız yetişiyor. Üretim ve uygulama ile iç içe eğitime ağırlık verileceğini yeni Milli Eğitim Bakanımızdan duymak sevinç ve mutluluk kaynağı.
Meslek Liselerinin Orta okul bölümü açılmalı. Lisenin ilgili mesleki alanından mezun olanlar, ilgili fakülteye ek puanla öncelikle girebilmeli.
Ticaret, Endüstri, Turizm, Tarım, Sağlık, imam hatip gibi meslek lisesi mezunları, son iki sınıfta, sanayi, ticaret ve diğer kurumlarla içi içe uygulamalı eğitim almalı.
Ayrıca genel beceri, donanım ve kültür için son iki sınıfta diğer meslek okullarının derslerine de seçmeli olarak girebilmelidir. Bir veli evladını imam hatip lisesine gönderiyor fakat ticaret, tarım ve elektrik bilgisi de olmasını arzu ediyor. Bu veli ve öğrenciye bu hakkı versek ne kaybederiz?
Lise 3. Sınıfta 20 saat dersi gidip endüstri meslek lisesinde alsın. 10 Saat dersi gitsin tarım meslek lisesinde alsın. Lise 4. Sınıfta ticaret lisesinde gitsin ticaret ve finans bilgisi öğrensin.
Okul servisleri de ücretsiz olsun. Buyurun, alın size Köy Enstitülerinin çağa uydurulmuş şekli.
Üniversiteyi istemese de kazanamasa da, kendi işini kursa da, sanayide çalışsa da, el becerisi, genel kültürü, üretim kafası olan bir gençlik yetiştirelim. 100 m2 lik bir tarlası olsa bu genç, kimseye muhtaç olmadan evini geçindirir en azından. Bunlar yok da ne yapıyor. Yırtık bir kot pantolonla, elinde 5bin TL’lik cep telefonuyla, sinemeya gitmek için durakta sevgilisini bekliyor.
Tamam bu da olsun peki 10 yıl sonra ne olacak, aç kalacak ve “ kurtar bizi devlet baba” diyecek.
Bir de bu açıdan eğitime bakın istedim. Ben 36 yıl önce Teknik Lise Elektrik bölümünde okudum.
Öğrendiğim teknik bilgiler ve öğretmenlerimiz adları halen aklımda. 42 yıl önce orta okuldan mezun oldum. Öğrendiğim temel bilgiler ve müzik notaları halen aklımda. Bugün bu kalite ve ilginin, bilinç seviyesinin yüz kat daha iyi olması gerekmez miydi?
Taş yerinde ağırdır. Beraber iteklersek, dünyayı yerinden oynatabiliriz?
Ne dersiniz, en azından hak verin, yalnız olmadığımı bileyim.
02.12.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozeyis
264 syf.
·5 günde·Puan vermedi
" Köy Enistitü kurucuları bir yenik ordunun yiğit komitanmalarıdır komutanlarıdır, öğrenciler ise yenik ordunun adsız askerleridir. Köy Enistütülerinin kurulduğu yerlere bugün birer " Meçhul Öğretmen Anıtı " diksek ve her 17 Nisan'da bu anıtın önünde saygı duruşunda bulunsak acaba devlet ve toplum olarak ,bu öğretmenlere çektirdiğimiz acıları, bir gün için bile olsa unutabilir miyiz?"
Uğur Mumcu

Bir gazeteci ile röportajda toprak ağası Kinyas Kartal şunları söyler:
Gazeteci: "Köy enstitüleri kominist yetistirdigi için mi kapatıldı?"
Kinyas Kartal : Hayır. Beni babam Moskova Üniversitesinde okuttu. Komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu.
Gazeteci:"Peki, karma eğitimden dolayı mı kapatıldı?"
Kinyas Kartal:Hayır. Bu da değil bütün dünyada okullar karma eğitim kız – erkek birlikte okuyor.
Gazeteci:" Peki ya neden?"
Kinyas Kartal: "Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var.
Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama Köy Enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme köy Enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı. Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirse benim ağalığım ne olur, sıfıra düşer !
Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve Doğudaki bütün ağalara telefon ettim onları topladım. Bir de Batı’dan buldum Eskişehirden’den Emin Sazak. Sonra Menderes’le pazarlığa gittik. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman)
Dedik ki “Köy Enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok!” ve Menderes de 1950’de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
*****
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra 27 OCAK 1954’te çıkarılan kanunla KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILARAK günümüze ve geleceğe ışık saçacak güneşimiz resmen batırıldı.

İçiniz acıyarak zaman zaman öfke dolarak okunan bu kitapta Namık Kemal'in "Vatan çalışkan insanların omuzları üstünde yükselecektir. " sözünü yaşama prensibi haline getirmiş Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve daha pek çok ömrünü vatan yolunda, devlet yolunda, eğitim ışığı yayma gayesiyle feda etmiş kahramanları yakından tanıma fırsatına erişeceksiniz.
"demokrasinin iki çeşidi vardır.biri zor ve gerçek olan,öbürü de kolayı,oyun olanı.topraksızı topraklandırmadan,işçinin durumunu sağlama bağlamadan,halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi,köklü değişiklik ister.bu zor ama gerçek demokrasidir.ikincisi kağıt ve sandık demokrasisidir.okuma yazma bilsin bilmesin;toprağı,işi olsun olmasın,demagojiyle serseme çevrilen halk,bir sandığa elindeki kağıdı atar.böylece kendi kendini yönetmiş sayılır.bu oyundur,kolaydır.amerika bu demokrasiyi yayıyor işte.biz de demokrasinin kolayını seçtik.çok şeyler göreceğiz daha....."
"köy enstitüleri bana toplumdaki yerimi ve dünyaya kendi gözlerimle bakmayı öğretti.en önemlisi esen rüzgara karşı dik durma becerisi kazandırdı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Köy Enstitüleri Dosyası
Alt başlık:
Türk Rönesansı
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114338
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Köy Enstitülerinin Kuruluşu
Köy Enstitüleri Bünyesinde “Yaşayarak ve Üreterek” Eğitim
Köy Enstitülerinde Tiyatro
Köy Enstitülerinde Müzik
Köy Enstitülerinde Tarih Öğretimi
Köy Enstitülerinde Kızların Eğitimi
Köy Enstitülerinin Kapatılması
Köy Enstitülerinin Türkiye’nin Kalkınmasındaki Etkisi
Hümanist Bir Aydınlanmacı: Hasan Âli Yücel
Bir Aydınlanma Neferi: İsmail Hakkı Tonguç
Köy Enstitülerimizden Mezun Dört Büyük Yazar
Köy Enstitüsü Mezunlarının Anıları
Köy Enstitülerinin Yurtiçinde Yankıları
Köy Enstitülerinin Yurtdışında Yankıları
Köy Enstitülerinden Fotoğraflar

Kitabı okuyanlar 98 okur

  • Haticezz
  • Esra ülçetin
  • Erkut Demircioglu
  • Kronik Kitapkolik
  • isa bekki
  • Mahmut
  • Utku
  • göksu
  • Serdar
  • Mehmet

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.8 (22)
9
%31.9 (15)
8
%19.1 (9)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%2.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0