Adı:
Kral Lear
Baskı tarihi:
4 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
407
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051719641
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınları
Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

None does offend, none, I say none. I’ll able ’em;
Take that of me, my friend, who have the power
To seal th’accuser’s lips. Get thee glass eyes,
And, like a scurvy politician seem
To see the things thou dost not.
Kimsenin suçu yok, diyorum, ama kimsenin.
Ben herkese kefilim. Sözüme güven, arkadaş;
Suçlayanların ağzına mühür vuracak yetkiye sahibim.
İyisi mi sen git, kendine bir çift cam göz al da,
Rezil bir politikacı gibi, görürmüş gibi yap görmediğini.
190 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Üstüne düşüneceklerimiz- kral lear ve kızlarının ilişkileri.. Kral Lear kızlarının içinde en küçük olanı daha fazla sevmektedir. Sevgisine oranla topraklarını üç parçaya bölüp kızlarına ve onların eşlerine teslim etmeyi düşünmektedir. Bu durumu açıklayacağı büyük toplantıda kızlarına vereceklerine karşılık sevgi cümleleri bekler. Bu beklentiyi karşılayan büyük ve ortanca kız, Babalarının duymak istediği güzel abartılı ( kendilerinin inanmadığı) cümleleri sıralarlar. Sıra küçük kız Cordelia'ya gelince o süslü cümlelerden çok, içinden geçeni olduğu gibi sıradan övgüden abartıdan uzak samimi duygularını ifade eder.
- üzgünüm ama
Yüregimdekini dile dökemiyorum.
Bir evlat babasını ne kadar severse
O kadar seviyorum majestelerini
Ne fazla, ne az...
Kral lear (baba) konuşmalarında ima ettiği daha çok değer ve sevgi duyduğu kızından, daha az sevdiği kızlara oranla abartılı sevgi cümleleri bulamayışı... ( sevgisine istediği şekilde Karşılık bulamama) duygusunun kızğınlığını perçinlemesine yol açar. Baba ( kral Lear) sevgisi kadar kral nefreti bir anda ortaya çıkar. Kral'ın sevgisi gerçek bir baba sevgisimi? Yoksa krallık egosunu ve kibrini süsleyen geleneksel bir yaklaşım mi? Burada ki baba bir kral yerine bir çiftçi olsaydı; kızının. Sevgisini ifade söylemleri( topluluk içinde) Baba'yı bu kadar yaralamayacaktı .burada baba Rolü ikiye bölünmüş durumdadır. Birincisi Kral, kral gibi sevilmeyi hakettiğini düşünmektedir. Ikincisi sevgisine karşılık bulamadığını düşünen , acizleşmiş, ruhu yaralanmış küçük ve hakir düşürülmüş bir baba Kral Lear !!!

Kral Lear'ın kızları GONERIL --REGAN--CORDELIA

İnsan her yüzyılda insan. Yüzyılına ait olamayan insanlar vardır birde yüzyılının değerlerini üzerlerinde taşımakta zorlanan, biçilmiş rollere bedensel ve zihinsel adapte olamayanlar. Cordelia tamda böyle biri ve ne yazık ki Kral Lear'ın kızı. Kendine ihaneti red eden bir kız. Ve bunun bedelini ağır ödeyen.. Hakkı olan mirastan men edilen ... Fakat içindeki samimiyeti anlayan, babasının mirasından men edilmesine rağmen ona gerçek değeri veren kral ünvanını taşımayı hakeden Fransa Kral'ı.... William Shakspeare oluştururken karakterlerini karşıtlarınıda ihmal etmediği için Burgundy Dükü de çıkar karşımıza. Cordelia nin taliplerinden birisidir. Lakin Kral'ın kızını miras men edip evlatlıktan red ettiğini öğrenince, evlilik talebinden vazgeçer. Üstelik o kadar riyakarca yaparlar ki bunu çıkarcı yaklaşımlarını krala bağlılık gibi yüce değerlere yerleştirmesi.. Her daim hayatımızda karşımıza çıkan faydacı insan tutumu...
Gonerıl - Regan bu tarz kadınları da her yüzyılda görebiliriz. Bazen kızkardeşimiz, bazen annemiz, bazen arkadaşımız belki de iş arkadaşımız :) bunlar güç için her türlü entrika dalavere gibi bir yığın şeyi hayatının parçası haline getiren ve bundan bir gram yüzü kızarmayan insan tipleri :)


Shakespeare karakterlerini oluştururken karşıtları ile oluşturan bir yazar ve gerçekçi unsurları atlamayan bir yazar. Onun eserlerinde her karakter kendi koşullarında psikolojik ve sosyolojik yönleri ile incelenebilir.

Fransa Kralı CORDELIA nin talibi

Güzel Cordelia
Yoksunluğunda zenginsin sen,
Dışlandığın için seçkinsin........

Yine burada iki damat adayını kıyaslama şansı vermiş yazar. Ayni zamanda iki Kral'ın farklı bakış açılarını ve karakterlerini de değerlendirme imkanı sunmuş. Kral lear ve Fransa Kral'ı birisi gösteriş ve riyakârlığa kanarken, diğer Kral'ın özdeğerlere, gerçek sevgi, samimiyet ve dürüstlüğe verdiği önem. Buda bize şunu gösteriyor ki topluma yön veren sıfatlarına yüklediğimiz değerleri taşıyanda insan .. Taşıyamayanda da insan... Bizim gereğinden fazla yüklemelerimiz ve beklentilerimiz giriyor devreye ideal olanı idealize etmemiz gibi ....

Gloucester Kontu ve oğulları EDMUND- EDGAR

Gloucester kontunun oğlu Edmund yasak bir aşkın meyvesi( PİÇ) Edgar ise kontun meşru evliliğinden olan oğlu. Kont 1. Sahnede Keal Lear'ın açıklama ( mal dağılımı yaptığı sahnede) okurun karşısına çıkıyor. Gayri meşru yasak aşkın meyvesi Edmuntu Nasıl zor kabul ettiğini, meşru oğluna göre daha az değer verdiğini görmekteyiz. Babası Edmuntu tüm aşagılamalarına rağmen onun babasının soylu çevresi tarafından kabul görme çabası ( riyakar suskunluğuna dair ipuçları vermekte) lakin Edmund karakteri kaderine boyun eğmeyecektir. Çünkü meşru erkek kardeşiyle eşdeğer görmekte kendisini hatta abisi ile babasının arasını açıp, Kontun tüm mal varlığına sahip olmak derdi.
1. Sorgu 1600 lü yıllarda yazılan bu eser.. Üzerinden 400 yıl geçmesine rağmen toplumun değer yargılarında gram farklılık olmadığını göstermektedir. İnsan duygu ve ihtiraslarının yüzyıllar evvel ne ise hala aynı oranda ilkel benlik üzerinden yürüdüğünü....
2. Sorgu bir piç diye adlandırılan Edmund'un piç gibi davranışının onun gerçekten bir piç olduğuyla yani onun yasak aşkın meyvesi, toplum tarafından "kirli" olarak nitelendirilen ilişkinin ürünü olan birisinin """kirli """ bir ruha sahip oluşumu? Yoksa Keal Lear'ın meşru kızları gibi ( Gonerıl ve Regan ) gibi, babalarına duydukları eksik sevgi ve Cordelia ve Edgar'a duyulan kıskançlığın yansıması? Soylu kızların soysuzluğu, piç Edmund'un piçlik gerekçelerine göre gerçek piçlerin ve soysuzların meşru eşlerden de " te işimiz ilişkilerin " ürünü olabileceğini de gösteriyor. Edmund karakterinin toplumun ahlak, inanç, iki yüzlü yaklaşımı ve batıl inanç ve oluşturduğu değer yargılarına yönelik eleştirilerini ve küçümsemelerini görmekteyiz.
190 syf.
·Puan vermedi
Hayatımı vakfetmeyi ümit ettiğim tiyatro sahnesinde,Edmund karakterine hayat vermeye çalıştığım,Shakespeare oyunu.Rahatsızlıklarımı dile getireceğim.İncelemeden ziyade dertleşmek istiyorum."Ben zeki doğmuştum,beni eğitim mahvetti"diyen Mark Twain öylesine haklıymış ki.Biz edebiyat kitaplarında Dostoyevski'yi,Kafka'yı,James Joyce'u,Charles Dickens'i,Tolstoy'u,Gogol'u hakkıyla bilemedik.Bize yıllarca Dostoyevski okutmadılar edebiyat derslerinde.Biat kültürümüz gelişsin,bazı şeylerin farkına varmayalım diye yaptılar bunu biliyorum.Shakespeare anlatılmadı bana.Tiyatro seyircisi olduktan sonra,sanatla ilgilendikten sonra yendim bu cahilliğimi.Bizlere ne aşılandı kitap dostları,söyleyin neden yaptılar bunu bize? Ezberci eğitim,üniversiteden sonra dahi gelişmeye hazır değilsen seni cahil bırakmak üzerine kuruldu.Ders kitaplarımız bize şiiri,tiyatroyu,resmi,müziği anlatamadı.Shakespeare var mıydı,yok muydu söylentileri aldı başını gitti.Shakespeare kadın düşmanıydı diyenler cabası.Dünyanın en büyük oyun yazarını kendi araştırmalarım sonucu fark ediyorsam yazıklar olsun benim eğitim sistemime,eğitimcilerime.Neyse konuyu daha fazla uzatıp siz değerli okuyucuları sıkmak istemem.

Kitabın konusuna dönecek olursam;Britanya Kralı Kral Lear'ın topraklarını üç kızı arasında hakkıyla pay etmemesini,saray içinde dönen entrikaları,taht kavgaları için verilen mücadeleleri ve yalanları,Kral Lear'ın ardı arkası kesilmeyen hatalarının ardından basına gelenleri anlatıyor kitap.Klasik Shakespeare oyunu.Sıkılmanızın mümkün olmadığı şiirsel bir dil ve monologlar üzerine kurulu müthiş bir tarihi tiyatro.Kendini okutur efendim.Keyifli okumalar dilerim.
190 syf.
·1 günde·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Daha önceden buraya iyisiyle kötüsüyle 246 inceleme bırakmışım fakat bu incelemede önceden hiç yapmadığım şekilde Kral Lear'ı, sinemadaki harika uyarlaması olan Kurosawa'nın Ran filmiyle birlikte karşılaştırmalı olarak inceleyeceğim.

Tanıyanlar tanır, 26 yaşında Citizen Kane filmini yöneterek harika bir işe imza atmış olan yönetmen Orson Welles, Kurosawa için "Shakespeare'e dokunmaya hakkı olan tek adam" demiş. Haklı da Welles. Kurosawa'nın filmlerinin ana temasının "İnsanlar göründükleri gibi değildir" cümlesinde saklı olduğunu anlamak gerek. Çünkü Shakespeare'in oyunlarında da "insanlar göründükleri gibi değildir". Benim fikrimi soracak olursanız da insan olmak, iç görünüş ile dış görünüş arasındaki mesafeyi azaltma sanatıdır.

Bir İngiliz oyununun bir Japon coğrafyası eşliğinde kendisine sinemada yer bulması kulağa ilk bakışta çok absürt geliyor. Hem Shakespeare'in oyunundaki Kral Lear'ın çocukları kız iken, Japonya'daki feodallikten dolayı Kurosawa'nın filmindeki hükümdarın çocukları erkek mesela. Sırf bu bile erkek-kadın bakış açıları arasında bir denge kurulmasını gerektirirken Kurosawa'nın gerçekliği ele alış biçimiyle zaten kendisine saygı uyandıran bir yapıt olduğunu hiç sinema tarihine hakim olmayan biri olsak bile hemencecik anlıyoruz.

Her ne kadar Shakespeare, Kurosawa'nın bu filmi yapmasından 370 yıl kadar önce ölmüş olsa da, insan, her zaman insandır. İnsan, hırslarıyla, ihtiraslarıyla, yanılgılarıyla, çelişkileriyle ve bitmek bilmeyen her türlü konudaki evrimiyle insandır. Shakespeare'in de Kurosawa'nın da buluştuğu ortak küme insanlık kümesidir zaten. Rashomon filminde herkesin yalanının ve gerçeklik algılarının değişebileceğini farklı bakış açılarından sunan, Yedi Samuray filminde savunma sanatını, samuraylığı ve çekim tekniklerini dibine kadar işleyen, Ikiru filminde ise dış görünüşünden umudunu kaybetmiş gibi görünen bir adamın iç dünyasında ikinci bir baharı yaşamasını anlatan Kurosawa, Kral Lear kitabının uyarlama filmi olan Ran'da ise aynı Shakespeare gibi artık önüne geçilemeyecek bir çöküşü anlatıyor bize.

Hem... Toplumlar ve devletler çöker de insan çökmez mi sence? Bence en büyük çöküş, insanın içindeki imparatorlukların çöküşüdür. Beyin ile kalbin arasındaki otobanlar arasında taşınan düşünceler ve hislerin de kendilerine özgü çöküş hikayeleri vardır. Bu çöküşlerin en büyük sebebi de hırstır, insanoğlunun yanılgıya düşüp de şeytana kandığı o ilk andan beri, hırstır.

Hırs ne yaptırmaz ki insana? İnsanları kral olarak görmek ister, kralları ilah olarak. Anlık bir kıvılcım gibi her şeyi bilmek ister, her şeye sahip olmak ister. Sanayi Devrimi'nin sonrasında daha çok açığa çıkar aslında hırsın bedeni. Öncesinde sadece bir silüet gibi insanların iç dünyalarında yer edinmiş olsa da devamında hırs her mekana, her deliğe ve her boşluğa yerleşmiştir. Dünyanın bir diğer adı hırs gezegeni olmuştur.

Aslında çok kolay görünür bize sadakat, intikam, hırs, aile içi ilişkiler, erdemlilik gibi konular, çünkü hepimizin hayatında bunlar az ya da çok şekilde vardır. Fakat bunları karakterlerin iç dünyalarında bir duygu ekolayzeri gibi anlatabiliyor olmak hem Shakespeare'e hem de Kurosawa'ya çok yakışmıştır. Bazen hiç beklemediğiniz ve hiç umut beslemediğiniz insan size en çok sadık olandır. Bazen de çok beklentinizin olduğu, yerlere göklere sığdıramadığınız insanlar sizi en çok üzen insanlar olur... Dünyanın dengesi böyledir işte.

Bununla birlikte keşke Shakespeare ile Kurosawa arasında yaklaşık 400 yıl olmasaydı da bir masada Kurosawa, Kral Lear kitabı hakkında ve Shakespeare de Ran filmi hakkında görüşlerini söyleyebilseydi. Shakespeare'in hayatında 1 tane film izleyememiş olması ve kitapları üzerine kendisinden sonra icra edilen tiyatrolar, inceleme metinleri, filmler ve daha nice ürün onun bize ne kadar değerli olduğunu yeterli olarak anlatır nitelikte zaten.

İyi seçimler yaparsak iyi bir kaderimiz olur, kötü seçimler yaparsak da kötü bir kaderimiz olur. Kral Lear'ın seçimleri kötüydü, kötü bir kaderi oldu. Kötü çöktü, toparlanamadı, her yönden dağıldı. Ama biz de böyle hissetmiyor muyuz bazen? Bizim de Lear gibi bir imparatorluğumuz olmayabilir fakat içimizdeki düşünce imparatorluklarının çöküşleri ne kadar da hislerimizle paralel olarak gerçekleşiyor. Umut beslediğimiz insanlar bizi ne kadar da hayal kırıklığına uğratabiliyor. İşte, Shakespeare ve Kurosawa'nın da aslında meselesi budur zaten. İnsanın boş iktidar hırsları ve intikam elde etme istekleri sonucunda ona hayal kırıklığı ve çöküşten başka bir şey gelmeyecek olması...

Sadece filmin sonu için çok küçük bir spoiler veriyorum, filmi izlememiş olanlar altta yazdığımı okumasın.

-----------------------

Filmin sonunda muhteşem bir manzaranın eşliğindeki bir dağın kenarında kitaptaki gözleri oyulmuş Gloucester karakterini karşılayan adamın elinden Tanrı'nın sembolü olan Buda kağıdı düşüyor. Böyle bir sahne kitapta yok, bu tamamen Kurosawa'nın eklemesi. Bu da belki insanoğlunun dinine karşı umudunu kaybettiği, dininin etrafında olan çöküşler karşısında bir çözüm getirmediği ve bu yüzden de REM'in Losing My Religion şarkısındaki gibi bir dinsel çöküş şeklinde de yorumlanabilir.
190 syf.
Shakespeare'in bu eserinde, dürüst ve kendilerini gerçekten seven evlatlarına sırt çevirerek, mal mülk adına gösterişli ve yapay sevgilerde bulunan evlatlarına yüz veren babaların yaşadığı trajediler anlatılıyor. Birbirlerine bağlanan aynı temel konunun işlendiği iki hikâyeden oluşan eserde ilk hikaye, eserin isminden de anlaşılacağı üzere Kral Lear'dan seyretmektedir.

Kral Lear, yaşlandığı için topraklarını üç kızı arasında paylaştırarak, iktidar gücünü büyük ölçüde onlara bırakıp bir köşeye çekilmek ister. Kızlarının kendisi hakkında fikirlerini sorar, yani kendisini ne kadar sevdiklerini öğrenmek ister. Büyük kızı Gonoril ve ortanca kızı Regan, oldukça abartarak sevgi gösterilerinde bulunurlarken, küçük kızı Cordelia bu sırada kendi içinde tereddüt yaşamaktadır. Sevginin büyüklüğü ve gerçekliğinin ölçütü, dile getirilişinde ve bunun büyüklüğü ve şeklinde midir; eğer öyleyse kendisi bir zavallı değil midir diye düşünür. Sonra da kendi kendine şunları diyerek bir zavallı olmadığına kani olup dürüst şekilde davranmayı tercih eder:

"Hayır, hayır, niye zavallı olayım,
Sevgim, bütün sözlerden daha
gerçek, daha zengin değil mi?"

Cordelia'nın bu davranışına hiddetlenen Lear kızına öfkelenir, talibine vermez ve ardından da başından savarak onu kapı dışarı eder. Bu davranışı istemeden güzel bir sonuca yol açıp, Cordelia'nın Fransa kralıyla evlenerek kraliçe olmasını sağlar.

İlerleyen süreçte Lear kendisine ayırdığı mahiyetiyle birlikte yaşarken davranışlarında gariplikler başlar. Bunu da kendi, iktidara mutlak suretle sahip olma emellerine meşru bir neden olarak gören Goronil ve Regan, harekete geçerek babalarını kapı dışarı ederler. Burada Shakespeare'in, kötü karakterler durumunda olan kız kardeşlerin eline gerçek manada meşrutiyet verecek şekilde Lear'in akli dengesini yitirmeye varan garip hareketlerini hikayeye yerleştirmiş olması, bence bir yazar başarısıdır. Çünkü bu sayede okuyucu, karakterler arasında net hükümlere varamaz; vardığını sandığı anda bile tereddütte kalır. Bu sayede okurun dikkati ve eserin de gerçekçiliği artmış olur.

Kral Lear, Cordelia'yı kovduğu sırada ona karşı çıkıp uyaran Kent, eserin diğer bir dürüst şahsiyetidir; belki de bunu en çok içselleştirenidir. Kent, kızına hiddetlenen ve sağduyu ve mantık gerektiren makamına layık olmayan hareketlerde bulunan Lear'a şu manidar sözleri eder:

"Kudret kapılırsa yaltaklanmalara
Görev, sesini duyurmaktan korkar mı sanırsın?
Yücelik aklını kaçırırsa, dürüstlük namus borcu olur."

Ardından Lear "Çekil gözüme görünme!" diye kendisini kovunca Kent yine anlamlı şu sözleri eder:

"Gözlerin daha iyi görmeli Lear!
Bırak da ben gözlerinin hedefi olarak kalayım yine."

Ancak krallar, padişahlar, liderler etrafında ne olursa olsun doğruları söyleyenleri çoğu kez barındırmazlar. Daha doğrusu, mutlak güce ulaşana kadar bu kişilerden faydalanırlar hatta bu süreçte kendileri, oldukça dürüst ve farklı fikirlere saygılı olan, bunlardan faydalanan karaktere de sahip olurlar. Lakin sahip olunan güç arttıkça karakter değişir; etrafında kendisine doğruları söyleyenleri değil her ne yanlış veya kötü iş yaparsa yapsın, kendisini övecek, göklere çıkacak insanlar ister. Bu, kendisinin sonu olur ama o, bunu çok gerçek fark eder; aynı Lear gibi.

İkinci hikayede Kont Gloucester'ın biri meşru diğer gayrımeşru (piç) olmak üzere iki oğlu vardır. Bunlardan piç olan Edmund, bu duruma isyan ederek planlar yapar ve önce babasını, kardeşi Edgar'ın onu tahttan indirmek için plan yaptığına ikna ederek, kardeşini taht oyunundan diskalifiye etmiş olur. Ardından Gloucester, Lear'in durumuna üzülüp ona yardım etmek isteyince, Edmund durumdan istifade edip entrika çevirerek Gloucester'i hain ilan ettirerek, Gonoril ile Regan'in, Gloucester'ın gözlerini kör ettirerek kapı dışarı etmelerini sağlar. Aynı zamanda Regan'in kocası Dük Cornwal da öldürülür. Edmund, iki kız kardeşi etkileyerek çift taraflı olarak onlardan faydalanarak iktidara gelmiş olur.

Böyle anlatınca eminim ki, Edmund hakkında hiç de iyi şeyler düşünmüyorsunuzdur. Ancak, babalarını kapı dışarı etmek konusunda Gonoril ile Regan'in eline meşru olabilecek bir neden vererek bizleri ikircikte bırakan Shakespeare, bu sefer de Edmund'a meşruiyet verecek etkenler sağlar. Kız kardeşlerinkine göre bence çok daha güçlü bir etken hem de.

Bu etken, kontun meşru eşinden olmayan çocuğunun piç statüsünde sayılarak, meşru oğlun faydalandığı haklardan yararlanamamasıdır. Piç dememin nedeni bundan yani o zamanlar bu bir statü ismidir. Edmund bu durumuna şu şekilde isyan eder:

"Piçmişim, sefilin, alçağın biriymişim, ne hakla?
Ben de namuslu bir kadının evladı kadar
Boylu poslu, soylu ve düzgün değil miyim?
Niçin piçlik damgası vuruluyor bize?
Niçin alçaklık, niçin piçlik, niçin yasadışılık öyleyse?"

Edmund bu sözlerle piçlik müessesini, haliyle devrin düzenini sorgular; meşru denilen kişiyle yani kardeşiyle kendisini fiziken kıyas eder ve bir farkının olmadığı sonucuna varıp, piçlik statüsünün keyfiliği ve mantıksızlığına isyan eder. Daha sonra şunları ekler:

"Evliliğin bayat, soğuk ve bıkkınlık veren döşeğinde
Uyku ile uyanıklık arasında peydahlanan o ahmaklar sürüsünden
Bizler kafaca ve bedenen daha dinç, daha özlü, daha ateşli niteliklerle
Yoğrulmadık mı doğanın gizli şehvet anlarında?"

Edmund önce aşağı olarak görülen statüsünü meşru statüyle eşitlemişti. Böylelikle hak iddia eder konuma gelmişti. Şimdi de doğaya atıf yaparak, daha üstün bir konumda olduğuna kendini ikna ediyor. Krallar biliyoruz ki, meşruiyetlerini Papa'dan veya doğrudan Tanrı'dan alırlar. Edmund burada ve diğer pasajlarında doğayı kutsallaştırarak, meşruiyet kaynağını doğaya taşır. Yine tanrısal müessese olarak görülen evlilik kurumunu aşağılayarak, naturel bir işlem olarak gördüğü şehvet ilişkilerini yüceltir. Doğaya uygun şehvet ilişkilerinden olma Edmund, tanrısal evlilik müessesinden olma Edgar karşısında üstündür artık. Ve şunları söyler Edmund:

"Eğer doğumumla sağlayamıyorsam istediğim serveti
her türlü yol mübahtır elde etmek için isteklerimi."

Edmund'a şimdi tamamen haksızsın diyebilir miyiz? Eğer diyebiliyorsak kölelik kurumunu da meşru görmemiz gerekir. Ama nasıl kölelik kurumunu meşru görmüyorsak, bir başka doğuştan maruz kalınan mahrumiyete sahip piç Edmund'un uğradığı haksızlığı da meşru görmemeliyiz. Bu arada Gloucester oldukça kaderci ve şimdi batıl, o zamanlar bir nebze olağan sayılabilecek inançlara sahip bir insan olup; kötülüklerden veya olumsuz gelişmelerden, yaptığı hatalardan yıldızları, gök olaylarını veya kaderi sorumlu tutar. Bu sayede de kendini rahatlatmış olur. Buna Edmund'un doğumuna neden olan aşk kaçamağı da dahil. Babasının bu kaderci tutumunu Edmund şu sözleri söyler:

"Orospu peşinde koşan bir zamparanın şehvetini
bir yıldıza yüklemesi harika bir kaçamak doğrusu!"

Öte yandan bir diğer önemli şahsiyet, Lear'in soytarısıdır. Lear'in kendini düşürdüğü durumdan dolayi onu sertçe eleştirir, bir keresinde "Sen hiçten işe yarar bir şey çıkarabilir misin amca?" diye sorar hafif de küçümseyerek bilgiççe. Soytarının bu manidar ifadesinin bir nedeni, kendisine dürüstlüğü ve naifliği nedeniyle duygularını gösteremeyen Cordelia'ya, Lear'in "Hiçten hiç çıkar, bir şeyler söyle," demesini ve ardından gelişen olayları hatırlatıyor olmasıdır. Burada zannederim Shakespeare, Antik Yunan'ın felsefesinin temel bir düşüncesi olan ve "Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Var olan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir," manasına gelen "Ex nihilo nihil est"e vurgu yaparak anlatımına zenginlik katarak felsefi bir sorgulamaya da yol açıyor olabilir. Lear üzerinden genel olarak insana bir gönderme yapıyor. Nitekim başka diyaloglarda geçen şu ifadeler de bunu destekliyor:

"Uygarlık süsleriyle donanmış insan, tıpkı senin gibi zavallı, çırılçıplak, iki ayaklı hayvandan başka bir şey değildir." Bu sözleri Lear, yurdundan edildikten sonra sefil bir halde dolaşıp, doğanın bağrına sığınan Edgar'e söyler ve ardından da kendisi de elbiselerini yırtarak onun gibi olmak ister.

Başka bir yerde Lear gibi düşmüş bir kont olan Gloucester, oğlu Edgar'e şunları söyler: "Sinekler neyse yaramaz oğlanlara, biz de oyuz tanrılara, Öldürüyorlar bizi keyifleri için." Başka bir yerde ise Lear "Doğduğumuzda ağlarız, Çünkü bu büyük maskaralar sahnesine çıkarız." der.

Bu sözler, yaptıkları hatalar nedeniyle sahip oldukları mevkileri, gücü ve saygınlığı kaybedip sefil hale gelmiş iki yaşlı asilzadeye ait olması ayrı bir önemli olup, hayat ve insanın yeri hakkında, eskiden farkına varamadıkları hususları düşünüp, sorgulayarak doğa karşısında insanı karamsar bir noktaya konumlandırmaları anlamına gelir. Ancak öte yandan gençler ise hayat karşısında daha atılgan, güçlü ve umutlulardır. Edgar şunları söyler: "Ama ben bundan da beter olabilirdim.
Onun için beteri, beteri olduğu sürece,
Umut etmek gerekir." Gonoril'in eşi Kont Albany ise şunları söyler:
"Varlığın kaynağını küçümseyen kimse
Engel, sınır tanımaz yolu üstünde.
Yaşam özünü aldığı, beslendiği gövdeden
Kendini çekip koparan dal kurumaya mahkûmdur.
Kuruyunca da yakıp yok etmek için kullanılır."

Böylelikle eserdeki karakterler, ezeli olan varlıktan çıkıp, dönüşümü tamamlamış oldular. Ama bu dönüşüm süreci ezeli şekilde devam edecek, çünkü aslolan değişimdir. Lear ile Gloucester yerlerini Edgar ile Kont Albany gibi gençlere bıraktılar; zamanı gelince onlar da kendilerinden daha gençlerine ve bu şekilde madde ezeli olarak akmaya devam edecek. Bu ezeli değişim kaosu içinde ise insan, garip bir halde yoluna devam eder. Edgar bunu şu şekilde ifade etmiştir belki de:
"Hayat o kadar tatlı ki!
Her an ölüm acısıyla bin kez ölürüz de,
Göze alamayız hemen ölmeyi!"

Soytarıya geri dönecek olursak, eserdeki dürüstlüğü meşru olup, bundan dolayı başına bir iş gelmeyen tek kişi kendisi olsa gerek. Bunun temel nedeni ise, o dönemlerde Soytarının görevi salt kralı eğlendirme değil, eğlendirme görüntüsü altında krala, başka kimsenin dillendiremeyeceği şeyleri söylemektir. Bu sayede hem kralın otoritesinin karizması zedelenmemiş olur hem de krala otokontrol yapma şansı doğmuş olur. Soytarı bunu kaçıkça bir dürüstlük olarak tanımlayarak, Lear'den kendisine yalan söylemeyi öğretecek birini bulması için yakarır. Ama en sevdiği kızının dürüstlüğüne bile hiddetlenen Lear, soytarısından dürüst olmasını ister. Çünkü herkesten sahtelik, samimiyetsizliğin beklendiği hayat denilen sahnede, soytarıdan en zor şey, yani dürüstlük beklenir. Onun rolü budur hayatta. Ve Shakespeare zeki bir şekilde gerçeği Soytarıyla kişileştirip onun ağzından şunları söyler: "Gerçek, kulübesinde hapsedilen sadık bir köpektir, o kırbaçla kovalanırken dişi tazı da ocak başına kurulup etrafı kokutur."

Daha sonra süreç içinde Fransız kralı Cordelia'yla bir ordu yollar Lear'in intikamını almak için Britanya'ya, kanlı bir savaş olur. Burada tekrar Edmund'a getirip sözü incelemeyi noktalayacağım. 'Kötü' karakterimiz Edmund, kardeşi Edgar ile düello yapar ve kaybeder. Bu mağlubiyet aslında dönemin düzeninin karşısında hakkını arayanların mağlubiyetidir. Sonuçta düzen yine kazanmış ve Edmund bir piç olarak ölmüştür ve daha kötüsü, son nefesinde bari bir 'iyilik' yapmak adına diğerlerine, esir olarak tutulan Cordelia'yı öldürmek için subay yolladığını söyleyerek onu kurtarabilmeleri için fırsat vermiş vermiş olur. Bu düzen karşısında isyanın teslimiyet olur. Nitekim Kont Albany tahtı yeniden Lear'e vermek ister ama Lear kızının kaybının acısına dayanamayıp ölür. Sonra taht Edgar ile Kent'e verilir ama Kent de kralın kaybının acısından dolayı kabul etmez ve kendini yollara verir. Böylelikle düzen ve otoriteye bağlılık kutsallaştırılmış, yüceltilmiş olur.

_______

Son olarak bir konuya değinmek istiyorum. Ben genel olarak sinema veya edebiyatta mutlu sonları sevmem, kötülerin kazanması daha çok hoşuma gider. Bunun nedenleri üzerine düşünecek olursak pek çok neden sıralanabilirler. Bunlardan birisi, kötülerin daha zeki ve güçlü olmalarıdır. Bakmayın yenildiklerine, yenilmelerinin tek nedeni dış güçler yüzünden yani seyirci veya okuyucu kitlesi bunu istiyor diyedir. Kötüler hikayelerin tuzu biberidirler, onlarsız bir hikayenin hiçbir zevki olmaz. İnsanlar cennete giderek mutlu olacaklarını zannederler ama cehennemin ateşidir mutluluğun kaynağı; çünkü mutluluk bir durumun sürekli olmamasından geçer.

Sonra kötüler; hukuksal, inançsal, toplumsal kurallar ve doğduğumuz çevresel faktörler nedeniyle oluşan karakterimiz ve hayatımızın sağlıklı devamı nedeniyle, kalkışamayacağımız işlere kalkıştıkları için ve bizim aynı sebeplerle kullanamayacağımız yolları kullanabildikleri için çekici gelirler. Bir yandan kazanmalarını isteriz, ama sonra gerçek hayata dönüp, hemen yeniden kaybetmelerini isteriz; peki hangi isteğimizde daha dürüstüz?

Benzer bir neden de, insan doğasının karanlık yüzünde yüzerler kötüler, onların böyle bir meşruiyeti vardır. Hatta en uçlarda gezinebilirler. Bunları izlerken veya okurken insan çok kızabilir, sövebilir ama içten içe bilir ki, hayatının kısacık bir anında onların yaptıklarını aklından geçirmiştir veya bunların akıldan geçirilebilir olduğunu fark etmiştir veya daha kötüsü, onları hayatının kısacık bir anında istemiş veya bunların istenilebilir olduğunu hissetmiş, fark etmiştir. Yani kuvve olarak bizde bulunduğunu fark etmişizdir ama fiile yansıtmamamız gerektiğini düşünür ve biliriz. Kötüler bunları bizim yerimize fiile dökerler. Bu sayede insanların ve toplumların karanlık deposunun deşarjını sağlamış olurlar.

Son olarak da, bir insanın kötü bir şey yapmasında az veya çok o toplumun etkisi vardır. Çünkü bir insan kendi tercihi olmayan bir ailede, toplumda, coğrafyada ve zamanda doğar. Karakterinin temeli henüz kendi inisyatifinin oluşmadığı yaşlarda şekillenir. Tabiki bilinçli olduğu yıllarda karakterine kendi şeklini de verebilir bir ölçüde ama genel olarak kabul edilmelidir ki, insan, kendi tercihi dışında bir kişi olarak şekillenir. Bundan dolayı da toplum, kötü insanlardan kendini sorumlu tutar. Yine bundan dolayı da kötü karakterlerden kendini sorumlu tutar ve onlara daha çok yakınlık duyar.

Bu nedenlerden ötürü buradan; Dart Wader nezdinde tüm kötü karakterlere selam çakıp, sonu kötü biterek gönlümde taht kuran Deliyürek'in efsane müziğiyle incelememi bitiriyorum:

https://youtu.be/sLC-j5BXG6E


İyi okumalar ve kötülerle kalın.
190 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Ben Shakespeare okumanın ağır ve zahmet gerektiren bir iş olduğunu zannedenip, sıkıcı olacağı düşüncesi içindeyken, yabancı çeviri olmasına rağmen o kadar akıcı ve şiirsel dili ile olaylara kalite kattığına şahitlik ettiğim andan itibaren okumak adına bu kadar geç kaldığım için üzülüyorum.

Her insanın yazılı bir kaderi vardır.
Evet bu doğru ama bence her insan kendi tercihleri doğrultusunda kaderini belirlediği düşüncesindeyim.
Günümüze baktığımızda karşılaştığımız olaylar karşısında, sürekli önümüze iki seçenek sunulduğuna tanıklık ediyoruz.
Yaşayacağımız olan durumun iyilik veya kötülük noktasında sonuçlanmasına tamamen kendi tercihimiz belirleyici oluyor.
Seçmiş olduğumuz seçenek bizleri kimi zaman asfaltlı, kimi zaman ise mucurlu yola çıkarıyor.
Seçimlerimizin bize yansıttığı iyi veya kötü olayları yaşayıp, adınıda kader koyuyoruz.
Burada önemli olan kimin ne kadar rahat veya acı dolu bir hayat geçirdiği değil yaptığı tercihlerdir.
Unutmayın herkesin derdi kendince ağır ve hayatı zordur.

Kral Lear, bizden biri...
Öyle içte ki sevgiye değil, dilde ki sevgiye inanıyor.
Evlatlarına dağıtacağı mal varlığını belirlerken onlardan onu ne kadar sevdiklerini söylemelerini istiyor.
Günümüzde hepimiz sevgi cümleleri duymak ister ve bunun ne derecede olduğunuda bilmek isteriz.
Çoğu zaman söylenilen sözlerin süslü kelimeleri bizleri büyüler hatta yapılan haksızlıkları, yanlışlıkları göremeyecek kadar gözümüzü kör eder.
Hayatımızda genelde yüreğe değil, dilden çıkan kelimelere baktığımız için kaybederiz.
Kral Lear, bunun doğrultusunda iki evladına tüm mal varlığını pay edip, o andan itibaren yaptığı seçim ile hayatının kötüye eğimli bir tablo çizmesinde etken oluyor.
Hem kendinden soyutlaşır, yanlızlaşır hemde dış dünya umrunda olmaz.
Artık o sadece yanlış tercihleri üzerine kurulu dışlanmış ve hor görülen bir hayata sürüklenir.
Sonradan yaptığı hatanın farkına varması onun çoktan aklını yitirmesine engel olmaz.
Dilden çıkanlar uğruna küçük kızını red eden Lear, isteyerek veya istemeyerek de olsa iyi niyetini suistimal ediyor.
Günümüzde bizim iyiliğimizi isteyen insanların niyetini suistimal etmek kadarda acı bir şey yoktur.
Aslında bu oyun hayatımızın her noktasına güzel olaylar ile parıltı katsada bunların hepsini açıklamak oldukça uzun sürecek ve ben çok fazla sıkmadan, geri kalan kısmınıda sizlerin keşfetmesi gerektiği düşüncesi ile kitapla başbaşa bırakıyorum.
190 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Okuduğum son Shakespeare kitabı 'Kral Lear' her zamanki gibi bir drama patlaması olan kitap bir türlü sonuna gelemiyoruz ama elimizdende de bırakamıyoruz Shakespeare'den beğendiğim kitapların arasına girdi, orijinal hikayeden sapmalar yaparak bir oyun çıkmış ortaya ve çıkan sonuç harika. Kitapta Kral üç kızına kensini ne kadar sevdiklerini sorar ve ona göre bir toprak paylaşımı yaparak tahtını devredeceğini söyler. Bunun üzerine üç kız sırayla sevgilerini dile getirirler ancak üçüncü kız kendini ifade edemez bunun üzerine anlaşmazlıklar ve ihanetler başlar,olaylar patlak verir.. Kitap evlat vefasızlığını , karşındaki insanı anlamamayı,sadakatsizliği,sadakatin cezasını,düşmanlığı ve ihaneti güzel bir şekilde yansıtmış yani alınacak dersler çok fazla okunması ve üzerine düşünülmesi gerekildiği kanaatindeyim,çok fazla Shakespeare okumasam da gerçekten kitaplarının çok iyi ve yerinde kullanılarak dersler verdiğini düşünüyorum. Okumayan varsa okusun,okuttursun..
190 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kral lear ve 3 kızının etrafında dönen, ahlaki noktalara değinen güzel bir tiyatro eseri. İş bankası baskısında da eseri gayet açıklayıcı bir şekilde tasarlamışlar.
190 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Shakespeare okumak kimine çok ağır ve zor geliyor olsa da , bu eseriyle tanışmadan önyargılı olmalarını istemem. Ben tiyatro eserlerini, birde tiyatrosunu izleyerek aynanda takip edip okuduğumda sanki sahnenin bir hocasıymışım gibi hissediyorum :) Elimdeki kitapda oyuncuların ezberleri
Kitabın konusuna gelirsek ; en etkilendiğim ve başlangıç olayı olan konuydu. Kral üç kızından biriyle tartışma yaşıyor. Peki neden ? Malını mülkünü kızlarına bırakacak olan kral , kızlarının onlara söylediği sevgi cümleleriyle mal bırakacağını söylüyor. Büyük kız " öyle seviyorum ki sizi hiçbir evladın sevemeyeceği gibi vs." Der. Ortanca da buna benzer biraz daha kabarık sözler söyler ve sıra en küçük kıza gelir. Kardeşlerinden daha değerli bir parça için ne diyeceksin diye beklerken Cordellıa Hicbirsey cevabını veriyor. Yüreğindekileri dışarıya dökemeyen Cordellıa, sevmem gerektiği kadar seviyorum dese de ne kardeşlerini ne babasını tatmin etmiş olamıyor.
- Birdenbire yoksun bırakılacak ne suç işlemiş olabilir Cordellıa ?
Babası hemen bizlere cevabı veriyor merak etmeyin.
- Gönlümü hoş tutmadıktan sonra, dünyaya hiç gelmeseydi keşke.
Ve ardından bir Fransıza veriliyor ve olaylar da burdan sonra akıcılığıyla devam ediyor.

Dünyanın durumunu anlatıyor Kral Lear. İnsanın bilinçsizliğini, haksızlıkları, dönüştüğü çirkin hâli anlatıyor. 16. yüzyıldan bugüne kadar birçok öğüt veriyor hem akılsız karakterlerle hem de çok zeki olanlar ile. Bu karakterlerin başında soytarı var, politikacıları bir güzel eleştiriyor, ekonomik dengesizliğe birkaç defa dokunuyor kalemiyle. Ve ben en çok kral ve soytarı sohbetlerini okurken bilgi denizinde yüzüyordum. Genel bakış olarak sizi fikren ve düşünce olarak çok güzel doyuracak ve zevkle okuyacağınız bir eser.
Sevgiyle ve kitapla kalın
407 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Salgın dönemi başlangıcında ülkenin genelinde kitap alımları artınca önemli isimler kitap önerilerinde bulundu benim dikkate aldığım isimlerden biri de İlber Ortaylı idi. Listesinde çok sevdiğim bir isim olan Shapespeare eseri görünce hemen listeye attım. Dünya edebiyatı derslerimde metinlerini bol bol işledik ama bu kitabı hakkında fikrim yoktu. Bunu paylaşıyorum çünkü siz geç kalmayın muhakkak listenize ekleyin. Oyunda hem Kral Lear hem Gloucester'ın hikâyesi bulunmaktadır. İki hikâyenin de teması evlatlarından kötü olanların etkisiyle, iyi evlatlarını haksız yere cezalandıran babaların kendilerini düşürdükleri zor durum ve trajik sonları anlatılıyor. 2018 yılının son ayları Haluk Bilginer'in oynadığı oyununa bilet bulamadığım için ağlıyordum meğerse gösterime devam ediyormuş, şu anda da salgın yüzünden ara verilmiş. Temennim gidip Haluk Bilginer sahnesinde bu oyunu izlemek :)
190 syf.
·1 günde·10/10 puan
Kaynaklar:
Monmouthlu Geoffrey'in İngiliz Krallarının Tarihi adlı eseri. (12. yüzyıl)
Raphael Holinshed'in Chronicles of England, Scotland, and Ireland adlı eseri. (1587)

Oyun, Lear'in topraklarını kızları arasında paylaşması ile başlar. Lear, kızlarından kendisini ne kadar sevdiklerini söylemelerini ister; Kralın büyük kızı Goneril ve ortanca kızı Regan dalkavukluk yaparken, küçük kızı Cordelia gerçekleri söyler:

Efendimiz, sözlerin ifade edemeyeceği kadar çok seviyorum sizi,
Siz benim için, göz nurundan, ucu bucağı olmayan özgürlükten,
Zengin ve bulunması zor olan her şeyden daha değerlisiniz,
Nimet, sağlık, güzellik ve şeref dolu bir hayatı nasıl seviyorsam,
Öyle seviyorum sizi, hiçbir evladın sevemeyeceği,
Hiçbir babanın sevilemeyeceği kadar.
Size olan sevgimi anlatmak için soluğum cılız, sözlerim güçsüz.
Sizi var olan her şeyden çok seviyorum.
(s. 3-4) (Goneril)

Saygıdeğer efendimiz,
Bana can verdiniz, büyüttünüz, sevdiniz beni,
Buna karşılık ben de yerine getiriyorum bütün görevlerimi,
Sözünüzü dinliyor, sizi seviyor ve herkesten çok size saygı duyuyorum.
Kardeşlerim yalnızca sizi sevdiklerini iddia ediyorlarsa,
Niçin kocaları var? Bir gün evlenirsem eğer
Sevgimin de, görevlerimin de, bağlılığımın da yarısı
Yeminle bağlanacağım kocamın olacaktır.
Ben hiçbir zaman kardeşlerim gibi
Bütün sevgimi babama vererek evlenecek değilim.
(s. 5-6) (Cordelia)

Lear'de bundan hiç haz etmez ve Cordelia'yı Fransa Kralı ile evlendirip, ülkeden kovar. Aslında Lear'in bu davranışı, birçok şeye bağlanılabilir. Belki yaşlılıktandır, belki de küçüklüğünden gelen sevgi açlığından, belki de ölmüş eşine olan aşkından, dolayısıyla kızlarına olan aşırı sevgisinden.

Gördün değil mi, yaşlandı artık, bir günü öbürüne uymuyor. Daha demin bunun bir örneğini gözlerimizle gördük. En çok kardeşimizi severdi. Muhakemesi o kadar zayıfladı ki, kolundan tutup atıverdi onu.
(s. 14) (Goneril)

Şüphesiz ki, Goneril ve Regan Lear'i anlamaz; Cordelia anlar fakat kovulur. Bundan sonra gelişen olaylarda Lear'in pasifliği çok açık belli olur. Oyunun sadece başında işlevsel bir şey yapıp, toprak dağıtmıştır, onun dışında çok bir şey yapmaz. Shakespeare çoğu oyununda olduğu gibi, kralların da bir ''insan'' olduğunu bu oyununda da vurgular. Ve tabii Goneril ve Regan kral babalarına ihanet eder:

Rica ederim baba, güçsüzlüğünüzü bilin de
Ona göre hareket edin.
(s. 68) (Regan)

Lear'in bunalımı, çok ayrı bir seviyededir. Oyunun bize sorduğu en önemli sorulardan biri de ''Lear'in bu bunalımının nelerden kaynaklandığı'' sorusudur. Lear, hem kendinden soyutlaşır ve yalnızlaşır, hem de dış dünya umrunda olmaz. Artık o sadece yanlış yaptığını anlayan, bunun için bunalıma giren ve sadece kızlarını takan bir ''baba''dır; ve Lear'in deliliği hem delicesine bağlı olduğu kızlarının ihanet etmesidir, hem de biricik kızı Cordelia'nın iyi niyetini suistimal etmiş olmasıdır. Gerçekten de, çok sevdiğiniz birinin iyi niyetini -isteyerek veya istemeyerek- suistimal etmenin acısı büyüktür; Lear, bu yüzden de deliliğe bir adım yaklaşmıştır.

Var mı burada beni tanıyan bir kimse?
Ben Lear değilim herhalde!
Böyle mi yürür Lear? Böyle mi konuşur? Gözleri nerede?
Ya anlayışı kıtlaştı, ya zihni uyuştu.
Uyanık mıyım acaba?
Biriniz söyleyemez mi benim kim olduğumu?
(s. 33) (Lear)

Adeta alt metinde şu diyalog geçer Dostoyevski ile aralarında Lear'in:

DOSTOYEVSKI
Saf, temiz yürekli olanlar, bizde en aşağılık enayi yerine konulup küçümsenirdi.*
LEAR
Sadece sizde küçümsenmiyor,
Bizde de küçümsenip saf ve temiz insanlar,
Budala yerine konuluyor. Ben kendi kızımı da
Koydum budala yerine. Ah, aptal kafam!

Kral Lear'in ''kendisine karşı işlenen günahların, onun başkalarına karşı işlediği günahlardan çok olduğunu'' söylerken oyundaki pasifliğinin ipuçlarını verir. Babasını öldürmek için kumpas kuran ve Lear ile Cordelia'nın ölüm emirlerini veren Edmund, kocasını öldürtsün diye âşığını kullanan ve kız kardeşini zehirleyen Goneril ve Gloucester'ın gözlerini oyan Cornwall'a kıyasla, Lear'in sürgün kararları (bir tür sosyal ölümü getirse de) görece ılımlı görünecektir. Hamlet veya Macbeth kendi yıkımlarına zemin hazırlamak için üç veya dört perde boyunca öfkeyle hareket ederken, Lear olay örgüsünün kenarındadır; sınırdaki kırsalda yaşar. Zihinsel bir karmaşa halindeyken deli bir dilencinin davranışlarını, kendi aile ihanetinin modeli olarak görür ve kadın cinselliğinin tehlikeleri üzerine düşünür. Bu bakımdan Kral Lear belirgin biçimde felsefi bir trajedidir; olay örgüsü baş kahramanla her karşılaştığında durur. Lear'in açılış sahnesinden sonra hiçbir şey yapmaması eylemin üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.

Yoksul Tom, Lear'in hayal bile edemeyeceği bir sefaleti temsil eder: Duyduğu şeytani seslerin azabını çeken, yalnızca bir battaniyeye sarılı olan ve pis sulardan içen bir serseridir. Lear'in kendi kıyafetlerini çıkararak verdiği tepki onun deliliğe giden yolunun ilk işaretidir. Ailevi ve sosyal kimliği yıkıma uğramıştır. Fakat bu çıplaklığında artık ''yoksul, çıplak iki bacaklı bir hayvandan farksız'' olduğu keşfinde bir tür yoldaşlık duygusu da vardır. Bu anlamda kralı en düşük sosyal sınıfa benzerliğini görmeye zorlaması (Edgar aslında bir kont çocuğu olsa da) ve daha da önemlisi kralın ''Ben kralken bununla çok az ilgilendim'' diyerek Tom'un içinde bulunduğu koşuldaki kendi sorumluluğunu kabul etmesi bakımından Kral Lear oyunu sosyalist bir oyundur. Çağdaş politikaya radikal bir meydan okuma niteliğinde hem kral hem de kont servetin yeniden bölüşülmesi için çağrısını yapar:

Gösterin gücünüzü vakit geçirmeden,
Ortadan kalksın bu dengesizlik,
Herkes ihtiyacı kadar edinsin artık.
(s. 109)

Ayrıca her oyunda olduğu gibi, bu oyunda da ''Soytarı''nın önemi büyüktür. Lear'e gerçekleri söyleyebilen tek insan Soytarı'dır. Belki de Kral Lear'in gerçeklerle yüzleşmesi onun yüzünden olmuştur, çünkü Soytarı, hem hep onunla birliktedir, hem de hep realisttir.

Keşke soytarı olmasam da, ne olursam olaydım. Ama amca, yine de senin yerinde olmak istemezdim. Aklını her iki yandan yontup ortada bir şey bırakmamışsın.
(s. 31) (Soytarı)

Ayrıca dikkat ederseniz, bu oyunda ve Shakespeare'in neredeyse her trajedisinde konu baba - evlat ilişkisidir. Hamlet'te öyledir, Kral Lear'de öyledir, hatta Julius Caesar ve Macbeth'te bile öyledir. Çünkü Julius Caesar ve Brutus ilişkisi de, Macbeth - Duncan ilişkisi de baba - oğul ilişkisi gibidir. Bunun nedeni yüksek ihtimalle Shakespeare'in oğlu Hamnet'in küçük yaşta vefat etmesidir. Eğer Shakespeare bir başka Elizabeth dönemi oyun yazarı Ben Johnson gibi bu büyük ıstırabın altından kalkamasaydı ve kendini harap etseydi bugün bu büyük tragedyaları okuyor olamayacaktık ve, evet, Elizabeth dönemi oyun yazarları arasında en iyisi o olacaktı fakat tarihe adını bu kadar iyi kazıyamazdı.

Lear'in kızlarının da, Piç Edmund'un da amacı babalarından gelen mirası almak ve iyi bir servete konmaktır. Lear, kızlarının ona sırf para, makam ve mevki için ihanet etmesinden dolayı da içi yanmaktadır. Belki de Lear, ilk kez kendini bu kadar sorguladığı ve kendi içinde bu kadar derine indiği için delirmiştir. Ve o da aynen Atinalı Timon gibi, insanlığa isyan etmiştir:

Ey evreni sarsan gök gürültüleri,
Yamyassı edin şu semiz dünyayı o korkunç kükremenizle
Paramparça edin doğanın insan döken kalıplarını,
Yok edin hemen nankör insan üreten tohumlarını!
(s. 78)

Ama her ne olursa olsun, Cordelia onun şefkatli kızıdır ve ona yardım eder. Cordelia, oyunda durumu en iyi özetleyen karakterlerden biridir.

Babaları olmasaydın bile,
Şu kar beyazı saçların yumuşatmalıydı onların yüreklerini.
Bu yüz, rüzgârların saldırısına mı uğramalıydı?
Göklerin o korkunç gürültülerine mi karşı durmalıydı?
Ani şimşeklerin eğri büğrü çakışları altında mı kalmalıydı?
Issızda yapayalnız kalmış bir fedai gibi,
Bu seyrek buklelerinle mi karşı koydun bu kıyamete?
Beni ısırmış olsaydı bile, düşmanımın köpeğine
Ocağımın yanında yer verirdim böyle bir gecede.
Oysa sen, zavallı babacığım, domuzlarla, kimsesiz serserilerle,
Çürümüş saman çöpleri üzerinde korunmaya çalıştın.
Yazık, çok yazık! Büyük bir mucizedir
Aklınla birlikte yaşamını da yitirmemiş olman.
(s. 136-137) (Cordelia)

Kral Lear, her şeyden önce bir ''insanlık trajedisi''dir. İnsanların açgözlülüğü, makam ve mevki aşkı, insanın dünyevi şeyler uğruna babasını ve ailevi değerleri satabileceği ve ahlaksızlık gözler önüne serilmiştir. Shakespeare, bu oyunda bizi kendi ''Karamsarlık Denizi''nde yüzdürür ve, hiç kuşkusuz, bu oyunu insanlara bir yergi olarak yazmıştır. Bizi, Lear'in insanlık trajedisinden, dünyanın ''var olma trajedisi''ne sürükler. Adeta bize ''Niçin oldu bütün bunlar, niçin?''** diye sorar...

''Gökler kızmış insanoğlunun ettiklerine,
Yıkacaklar neredeyse kanlı dünyasını.
Saate baksan gündüz şimdi:
Ama karanlığa boğulmuş göğün lambası.
Ya gecenin zaferi bu,
Ya da gün utanıyor doğmaktan.
Karanlıklar sarmış dünyanın yüzünü
Diri aydınlıklar öpecekken.''
-William Shakespeare, Macbeth

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.

*Ölüler Evinden Anılar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 313)
**(s. 158) (Kent)
Tanrı göklerden meleklerini gönderip
Bu korkunç suçları cezalandırmasa bile,
Sizin gibiler sonunda,
Denizin dibindeki canavarlar gibi,
Birbirini yiyip yok edecektir mutlaka.
William Shakespeare
Sayfa 141 - Remzi Kitabevi
“Göze iyi görünür kötü kişiler
Daha kötüleri varsa eğer:
En kötü olmamak da
Bir bakıma övgüye değer.”
William Shakespeare
Sayfa 70 - İş Bankası Kültür Yayınları
“Özüne yabancı kalan düşüncelerle karıştırıldı mı
Sevgi sevgi olmaktan çıkar.”
William Shakespeare
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kral Lear
Baskı tarihi:
4 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
407
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051719641
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınları
Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

None does offend, none, I say none. I’ll able ’em;
Take that of me, my friend, who have the power
To seal th’accuser’s lips. Get thee glass eyes,
And, like a scurvy politician seem
To see the things thou dost not.
Kimsenin suçu yok, diyorum, ama kimsenin.
Ben herkese kefilim. Sözüme güven, arkadaş;
Suçlayanların ağzına mühür vuracak yetkiye sahibim.
İyisi mi sen git, kendine bir çift cam göz al da,
Rezil bir politikacı gibi, görürmüş gibi yap görmediğini.

Kitabı okuyanlar 3.737 okur

  • Elif
  • Eslem soydan
  • Mehmetcan Şimşek
  • Tahmina Hasanova
  • 2020
  • Yiğit İnanç Sancak
  • ZTAPAN
  • Taner Atik
  • Arda Topuz
  • Neslihan Çolak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.2 (12)
9
%0.6 (6)
8
%1.2 (12)
7
%0.6 (6)
6
%0.4 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları