·
Okunma
·
Beğeni
·
29,7bin
Gösterim
Adı:
Lolita
Baskı tarihi:
1959
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aydın Yayınevi
Baskılar:
Lolita
Lolita
Lolita
Lolita
Lolita
364 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Lolita, bir dönemin yasaklı kitabı, adı ve konusu itibariyle az çok neden bahsettiği tahmin edilebilir ve bu nedenle kaçınılan, tiksinti verebileceği düşünülen bir kitap. Orta yaşlı bir adamın 11-12 yaşlarında küçük bir kıza olan saplantısı ve küçük kızın ona olan mecburi bağlılığı üzerine kurulan sağlıksız ilişkiyi anlatan bir kitap ne kadar güzel olabilir ki diyebilirsiniz. İşte edebiyatın güzelliği, naifligi de burada ortaya çıkıyor. Bir pedofiliyi, aklımızın hayalimizin almayacağı korkunç bir çocuk istismarını, arkasında yatan sebepleri dantel gibi işleyen, bu sağlıksız ilişki üzerinden Amerikan toplumunu, aile yapısını, kurumların umursamazligini taşlayan, ebeveynlik ve eğitim konusunda büyük dersler veren, okudukça hayretler içinde bırakan müthiş bir eser. Anne baba ve eğitimcilerin okuması gerektiği salık veriliyor. Nabokov'un bu eseri, yazıldığı yüzyılın en iyi romanlarından seçilmiş. 1960lar ve 90larda çekilmiş iki farklı oyuncu kadrosuyla denenmiş iki filmi de var. Filmi izlemeye yürek dayanır mı bilmem ama kitabı edebiyat sever herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
364 syf.
Küçüklüğümüzde kimbilir neler yaşadık ? Kimbilir ne sırlarımız var acı ve kimselere anlatamadığımız. Bazı insanlar çok şanslı. Çocukken bir travma yaşamadılar bir sıkıntıları olmadı normal bir şekilde idame ettirdiler hayatlarını. Kötü şeyler yaşamış olanlar ise ya birilerine anlatıp hafifledi ya da daha çok altında kaldı dağ gibi sırların. Benim de var hayatımda kimse ile paylaşmadığım anlatamadığım şeyler. Peki neden mi paylaşamaz insan? Dinleyeni yoktur çünkü anlayan olmaz. Yargılanır korkusu olur yahut yaşadıkları küçümsenir önemsenmez. Halbuki o senin travmandır senin yaptığın hataların kaynağı şu anki senin sebebidir. İnsan gerçekten sevebiliyor mu? Benliğini bir kenarda tutarken bencilce davranmadan sevebiliyor mu? O kadar az ki belki de hiç yok böyle sevebilen. Kendi hırslarını doğrularını bir kenara bırakıp da sevebilmek nerdeyse mümkün değil. Bunun nasıl olabileceği bu kitapta çok güzel anlatılmıştı.Sevgi Yapabilir miyiz? Evet ama zor.

Bu kitapta ise orta yaşlı bir adamın çocuğa olan saplantısına şahit oluyoruz sanıyorduk başta. Sonra işler değişti. Adam çocukluktan gelen acısı ile bu haldeydi. Basit bir pedofili miydi ortada olan yoksa aslında eski haline, çocukluğuna dönmek, o anları yaşamak istemesi miydi? Çocuğa gelirsek ya o ne istiyordu? Baba istemiyor muydu, sevilmek istemiyor muydu ? Evet evet! Aslında her ikisi de sevgiye açtı. Biz ise sadece cinsel sapıklık görüyorduk ortada. Zaten hep böyle değil midir? İnsan kendinden bile kaçmaz mı? Gerçekleri gözardı etmez miyiz hep sadece yüzeysel yaşamaz miyiz ? Ruhen hastayız birçoğumuz ve bunun farkında değiliz. Farkına vardığımızda ya iş işten geçmiş oluyor ya da sadece kendimize acımakla yetiniyoruz. İyileşmiyoruz atıyoruz öteye yaralarımızı sonra sadece ortaya öfkeli saplantılı sapık insanlar çıkıyor. Farkında olmayan insanlara ise yardım etmek yerine göstermek yerine yok ediyoruz. Toplumdan kişiliğinden benliğinden... Hiçbirimiz pedofili manyaklarını tecavüzcüleri sadistleri sevmeyiz. Hep suçlarız asarız onları. Şu an yani onlar bu hale geldikten sonra onları düzeltme şansımızın neredeyse hiç olmadığını düşünüyorum. Peki ya o hale gelene kadar ne yapıyoruz? Onlar dışlanıyor onlar baskılanıyor ve belki de kendileri bir tecavüz mağduru. Farklı oldukları için onları dışlayanlar kim? Bizleriz ne yazık ki... Mükemmel olan bizler! Bizim gibi olmayan herkesi dışlamakta üstümüze yok. Bu insanları biz yapıyoruz bu insanların bu hale gelmesi bizim yüzümüzden. Biz bir anne baba arkadaşız. Ve iyi değiliz. Sadece izliyoruz. Black Mirror dizisinin tam olarak ortasındayız ve Mindhunter dizisindeki gerçek insanları oluşturuyoruz. Sonra ise sadece onlar suçlu onlar sapık! Kolayı bu çünkü öyle değil mi?

Şimdi ben burada şunu yapalım desem yapılır mı? Hayır. Dinleyin desem duyun sesleri desem kulaklarınızdaki tıpaları çıkaracak mısınız? Peki ya ben? Ben ne yapacağım? Duyacak mıyım insanları kendi yaralarım ile yüzleşip bunu paylaşacak mıyım? Hayır! Peki ya ben bu incelemeyi niye yazdım? Boşverin arkadaşlar bu kitabı sadece akıcı ve çok güzel betimlemeler yüzünden okursanız okuyun. Çünkü dili gerçekten benzersiz. Geri kalan şeylere zaten hepimiz sağır ve dilsiziz. Değişen sadece egolarımız. Sadece kendini düşünen duyguların ve düşüncelerin bir önemi olmadığı robot hayatlarımıza devam edelim biz. Sevmek mi? Sevgi mi? Ne olduğunu bilmeden yaşamaya devam!
364 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Bataille edebiyat üzerine kaleme aldığı kitabında, edebiyatın artık suçunu itiraf etmesi gerektiğini çünkü onun masumiyetten çok günahtan beslendiğini söylemiştir. İçerisinde büyük gerilimler barındırmayan, tutku ve pişmanlık ekseninde örülmeyen birçok edebi eserin samanımsı tadının hala ağzımda kalmasından hareketle Bataille'e katılmadan edemiyorum. Bir tarafta karşı koyulamayacak, insanı büyük günahlara sürükleyecek derecede güçlü tutkular, öbür tarafta tutkunun tatmininden sonra gelen o baş döndürücü pişmanlık ve aşağılanmışlık hissi, birçok büyük eserin bel kemiğini oluşturmuştur. Lakin edebiyatçıyı bir “duygu dünyası kâşifi” olarak ele alırsak, çağımızda birçok ırmağa isim verilmiş, birçok dağın yüzölçümü saptanmıştır. Geriye çoğu kâşifin korkusundan ya da tiksintisinden yaklaşamadığı iğrenç bataklıklar ve derin okyanus tabanları kalmıştır. Nabokov da bu eserinde birçok kâşifin gördüğü anda burnunu kapatarak yanından geçtiği o iğrenç kokulu bataklığın içerisine dalıyor: pedofilinin.

Nabokov ‘un 20. yy’ın en büyük edebiyatçılarından birisi olmasında onun aynı zamanda bir sinestetik olmasının büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Yani renklerin tadını alır, müziğin görüntüsünü görür Nabokov. Edebiyat için bundan daha uygun bir hastalık (?) olamaz muhtemelen. Lolita’da da akla hayale gelmez müthiş betimlemelerin ve saptamaların eşliğinde bataklığın yüzölçümünü alma imkânına erişiyorsunuz. Çocuk gibi masum ve temiz bir şeye karşı tutkulu cinsel duygular beslemek, çoğu pedofili vakasında görüldüğü üzere, duyguyu besleyenin bile kaldıramayacağı derecede bir iğrençlik olarak nüksetmiştir bünyemize. İşte günahın gerilimi konusunda çıtayı epey yukarıya taşıyan Nabokov, belki de 21. yy insanını şaşırtacak bir şey kalmadığı için bu derece hassas bir konuyu kalemine malzeme etmiştir. Roman didaktik bir roman değil, size pedofili olmanız gerektiğini söylemiyor ya da pedofiliyi övmüyor. Sadece o iğrenç olduğu derecede güçlü tutkuyu ve onun ardından gelen acılı ve sert aşağılanmayı betimleyerek ilerliyor. Bataklığın kokusuna tahammül edemiyorsanız, yakınında dolaşmayın. Bu kitabı okumayın…
364 syf.
·9 günde·9/10 puan
Bir çok insan kitaptan bahsederken seksuel içeriğine kafayı takmalarindan dolayı kitabin içeriğindeki güzelliği ,edebi metni, şiirselligi ,yaratıcılığı, duygusallığı ,romantikliği goz ardi ettikleri eşsiz bir eser.
Sanirim bu da çoğu insanın kitapta olanı değil ,sadece kendilerinin görmek istediğinden görmelerinden kaynaklanıyor.
Nabokov beni muhteşem dili ile kendine hayran bıraktı.
364 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bitirdiğimde sabahın 06:00 sularında, oturduğum eve yakın, 7/24 açık olan bir simit kafedeydim. Oldukça zorlanarak okuduğum (konusu gereği ağır bir roman) bu kitabı, sayfaların beni sürükleyip durduğu kaostan (birçok şey ifade edilebileceği için kaos) bir an bile ayrılmayıp, sabahlayarak ancak bitirebilmiştim. Bu bende belli başlı konularda teknik hâline gelmiş olsa gerek ki; bu kitabı okumaya başlamadan önce de hakkında en ufak bir eleştiri okumadım, yorum almadım. Benim için bunlar, sadece kapağın üzerindekilerle sınırlıdır. Kitabı okuduktan sonra yapılması gereken bir eylem olduğunu savunuyorum bunun. Böylece vâkıf olduğum bir kitaptaki konu, olay örgüsü ve karakterlere karşı yapılan yorumlar ile; insanların tepkilerini gözlemleme, kişiliklerinden ufak bile olsa (beden dili değil sonuçta, sadece yazı dili) yansımaları görme fırsatı buluyorum. Bu sefer de aynı şeyi yaptım. Bu site ve başka sitelerde tabi. Ancak okuduğum eleştiriler, bu güçlü ve pek başarılı roman için yapılabilecek en değersiz eleştirilerdendi. Bu eleştirilerden günümüz toplumunun çürük kokusunu almak hiç zor olmuyor inanın. İsterseniz defalarca okuyun o olumsuz eleştirileri. Dediğimi anlayacaksınız. Sorun, kitaba yapılan eleştirinin olumsuz olmasından ziyade, eleştirinin nasıl bir bakış açısıyla yapıldığı. Gözlemlerim kitapta yaşanan şeyler kadar rahatsız edici. Ve kitapla ilgili de olduğundan bu duyarlı, duyarsız kalmak dengesizliğini bir kez daha ortaya koyuyor insanlar. Mesela şöyle böyle anlatabilirim demek istediğimi. (Anlatabilirim miyim acaba? :)) Dünyada ve Ortadoğu ülkelerinde yoğun olmakla birlikte her gün çok kötü şeyler yaşanıyor. İnsanlar 1000/1'ini bile bilemiyor bunların. Ne kadar gelişmiş bir haber, bilgi ağına sahip olsak bile.. Bilgili, ancak duyarlı bir insan olmadığınız zaman (evet tam olarak mazlumun yanında, mazlum için olmadığınızda), önünüze bu gerçeklerin evrensel ve varlığını reddedemeyeceğiniz, durumu aklayamayacağınız veya esnetemeyeceğiniz bir şekilde (kitap, film vb.) zank diye konulması sizi çarpıyor. Devreye o uca bucağa sığdıramadığınız ahlâk kurallarınız (içgüdüsel olarak ahlâksızlıkları örtbas etmek veya reddetmek için kullanılan şeylerden bahsediyorum, bence tamamen gri) giriyor ve gerçeği görmek istememek gibi bir eyleme girişiyorsunuz. Kaçıyorsunuz ondan. Çünkü arkasından bir duyarlı olup, olmama eylemi içine girmek zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar gerçekleri ne kadar kendilerinden uzaklaştırırlarsa, o kadar huzurlu olacaklarını düşünürler genelde. Şu an belki de tam olarak açıklayamadığım bu durumdan dolayı inanın (sadece bu site için söylemiyorum) mide bulandırıcı bir havası vardı o eleştirilerin. Ben burada kitap hakkında değil kitaptaki konuya yorum ve yaklaşım hakkında bir eleştiri eklemiş bulundum. Kitabı bitirdiğimde paylaştığım yorum ise şuydu sevgili meraklılar; "Beynimin, içindeki karakterlerle duygularımın ve hatta midemin sınırlarını zorlayan bu çok başarılı romanla sabahı getirmiş bulunmaktayım. (Tiksindirici olan başka bir konu da; dünyanın, romandaki karakterlerden daha da tiksindirici insanlarla dolu olmasıdır.) Günaydın herkes! Güzel insanlara sevgiler..." Kitap asla ama asla, bir kesimi iyi göstermeye çalışmıyor. Bütün çarpıklıklarıyla insan ırkının aşamadığı bir evrimsel aşamanın (üreme) sancılarını (aşılamadığı için sapık insanlar, sapık toplumlar, sapık inançlar... vs.) farklı bir kalemde, zor bir kalemde anlatıyor. Anlatmak istediğim psikolojik geçişleri ve manipülasyonları aktarabildim mi bilmiyorum. Ama yazıyı burada kesersem iyi olacak. Gök gürültüsüne uyanmış biri olarak 3-4 saatlik uykuyla duruyorum. Zihnim aşırı yorgun ve bulanık. Takdir edersiniz ki bahsi geçen roman insanın beynini gerçekten yoruyor. Ve evet uyandığımda da tam olarak gök gürültüsüne bağırıyordum. :) Sanki dedim; tanrıların öfkeleri birbirlerine karışıp, birbirlerinden taşarcasına bizi ıslatmaya geliyor. Ne bereketli bir öfke! Uykumdan ne istiyorsunuz sayın tanrılar? Ne güzel dedim ama!
Meraklılara;
Saygılar, sevgiler..
364 syf.
·16 günde·8/10 puan
vladimir nabokov’un ilk yayınladığında ingiltere ve fransa’da yasaklanan eseri kitabın kahramanı bir pedofilidir ve 12 yaşında bir kıza aşıktır.
Yazarın; kitaptaki karakteri yaptıklarının ve yapacaklarının bilincinde ve sürekli olarak okuyucu tarafından destek görme çabası içinde, yaptıklarını kabullendirme yolunda tarihten, yasalardan, farklı kültür ve coğrafyalardan örnekler vererek eylemlerini meşrulaştırma yoluna giderken, benliğini aşağılayarak kendisiyle muhtemel empati kurulacak yolu da açık tutmaya çalışmıştır.
Roman iki defa sinemaya uyarlanmıştır 1962-1997
364 syf.
·Puan vermedi
“Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-Li-Ta”
Muhteşem bir giriş.Roman,kahramanın kendisinden yaşca cok küçük olan bir kız çocuğuna karşı duydugu platonik aşkı konu ediniyor.Bazı bölümleri okurken roman kahramanindan iğrendim.Ahlaksız bir kitap gibi görünse de aslında almamız gereken bir ahlak dersi de var.Küçük kız Doleres in dramı göz yaşartacak cinsten.Romanın sonunda kahramanımız Humbert e acımadım da degil.Eser bir başyapıt okunması gereken bir kitap.
364 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Idefix'te kitap siparişi verirken kitabın kapak resmi dikkatimi çekti; kelebek... lolita ismini de bir yerlerden duymuştum ki, kitabı incelediğimde filminin olduğunu hatırladım... kitabı okuduktan sonra filmini de izlersin dedim kendime... bu kitap bir zaman yasaklanmış arkadaşlar... sözüm ona içinde erotik, fantastik şeyler varmış... vallahi de yok... uzun zamandır içi böyle aşk, sevgi dolu kitap okumamıştır... Iyi ki okudum... kitabın konusu; orta yaşta bir adamın, küçük yaşta olan kız çocuklarına olan saplantısı... evet size ayıp, yakışı kalmaz, arsız, edepsiz gelebilir ama o sevgi o kadar güzel bir edebiyat anlatışıyla kaleme dökülmüş ki, işte kitabın naifliği burada saklı... aslında kendi hırsını, doğrularını bir kenara bırakıp da yürekten seven bir adamın romanı... çocukken tutkuyla aşık olduğu sevgilisi Annabel'i kaybettikten sonra, büyüdüğünde dahi tekrar çocukluğa geri dönüp de aynı sevgiyi yaşamak isteyen; ardında bıraktığı çocuğu özleyen, gönül yarası iyileşmeyen çocuğun, Humbert'in romanı... sevmek mi, sevilmek mi yoksa sadece uzaktan ruhen bedende hissedilen sevgi mi? Ne olduğu bilinmeyen bir yaşama dewam eden bir hayat...
Sevgilerimle, iyi akşamlar...
364 syf.
·4 günde
Okuduğunuzda şehvet ve sapkınlık sadece aklınızda kalıyorsa kitabı okumuşunuz demektir. Şehvet ve sapkınlık dışında; hisleri, duyguları, tasvirleri, acıları, hastalıkları, mutlulukları, evin arkasındaki bahçeyi, yaz kampını, gölde yüzmeyi, heyecanı ve daha nicelerini hatırlıyorsanız kitabı gerçekten okumuşunuz demektir. Zamanın da çok tartışılmış, yasaklanmış ve ahlaki olarak elbette kabul görülemeyecek bir konu. Daha da ilginci yazarın kendi kitabı için söyledikleri : "Edebiyat öğretimiyle uğraşanlar, 'Yazarın amacı nedir?' ya da daha kötüsü 'Bu herif ne söylemek istiyor?' gibi sorunlar yaratmaya pek yatkındırlar. Doğrusu, ben, bir kitap üzerinde çalışmaya başladığında o kitaptan bir an önce kurtulmaktan başka amacı olmayan yazarlardan biri olmak durumundayım... ''
'' Lolita'nın başında yararlandığım kimi teknikler ( Humbert'ın güncesi örneğin ) ilk okuyucularımdan kimilerini bunun açık saçık bir kitap olduğunu düşünme yanlışına götürdü. Erotik sahnelerin gitgide yoğunlaşarak art arda dizilmesini beklediler. Bu sahnelerin arkası kesildiğinde, okuyucu da kesildi, sıkıldı, kendini aldatılmış hissetti...''
'' Kimi sevgili okuyucular da kendilerine öğretmediği için Lolita'yı anlamsız bulacaklardır. Ben ne didaktik edebiyat yazarıyım, ne de edebiyatın okuruyum; kaldı ki John Ray'ın öne sürdüğünün aksine, Lolita yedeğinde ahlaki ders getiren bir kitap değildir. Benim için bir sanat eseri, kabaca 'estetik mutluluk' diyebileceğim şeyi sağladığı sürece varolur. ''
'' Öte yandan, yarattığım Humbert bir yabancı ve anarşisttir, supericikleri bir yana, daha birçok konuda onunla aynı düşünceleri paylaşmıyorum. ''
Karar sizin :)
364 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Evet, Lolita filmi beni çok etkilediği için kitabını da okumayalım diyerek, okumaya başladığım bir eserdir. Kitapla film neredeyse aynı tabii kitap da ayrıntı çok daha fazla olayları derinlemesine ele alıyor sonuçta. Ama kitabı okurken ilerleyemiyorsunuz, neden derseniz o kadar küçücük ayrıntı ve benzetme yapılmış ki konuya gelene kadar resmen kitabı yarılamış oluyorsunuz bu durum da sıktığı için kitapla boğuşuyorsunuz resmen.. Neyse kısaca beğendim ama tabii ki sonra durumlar yavaş yavaş hızlanmaya başlayınca ve kişinin içsel hesapları, kendini sorgulaması okuyucuyla konuşması ve empati yapması gözüme çarptı.. Adamın neden o yaşta bir kızı çekici bulduğu zaten konunun başında belli ediyor kendini.. Çocukluk aşkı yüzünden, bu durum onda bir tür hastalık gibi bir takıntı yaratıyor.. Hep o geçmişteki aşkı "Lolita'yı" arıyor.
364 syf.
Kitabı okumadan önce sanatın bir şeyler öğretmek gibi bi gayesinin olmadığını aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor. Kitabımızın karakteri pedofili bir sapık. Kitapta hem enseste hem de küçük çocuklara olan şehvetten bolca bahsediliyor. Okurken çok rahatsız olduğumu söyleyebilirim ama farklı bi bakış açısını okumak güzel bir deneyimdi. Kitabın pedofiliyi akladığını ise düşünmüyorum. En başında küçük kızın rızası olsa dahi en sonunda böyle bi ilişkinin istismar olduğunu ve kalıcı hasarlara yol açtığını gösteren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarın anlatımını beğensem de aralarda okurken sıkıldığımı söyleyebilirim. Zaman geçirmek için okunabilir.
"Seni sevdim. Beş kollu bir canavarım ben, ama seni sevdim. Aşağılıktım, kabaydım, alçaktım, her şeydim, ama seni sevmiştim, seni sevmiştim! Hem, zaman zaman senin bana olan duygularını da fark etmiş, fark etmiş de cehennem acıları içinde kıvranmıştım, küçüğüm benim. Lolita'm, kızım, gözüpek Dolly Schiller'im!"
Vladimir Nabokov
Sayfa 328 - Nabokov
... ona baktım, baktım, şu an, öleceğimi nasıl biliyorsam, o anda da onu bu dünyada görüp göreceğim, ya da başka bir dünyada bulmayı umut edebileceğim her şeyden çok daha fazla sevdiğimi biliyordum.
Vladimir Nabokov
Sayfa 319 - İletişim Yayınları, 16. Baskı, 2014, Çeviri: Fatih Özgüven

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lolita
Baskı tarihi:
1959
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aydın Yayınevi
Baskılar:
Lolita
Lolita
Lolita
Lolita
Lolita

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları