Bu kitap okunmayı çok hak ediyor. O kadar haklı bir kitap ki!. Emile Zola'nın okuduğum ikinci kitabı ama ben bunu asıl kitabı olarak görüyorum.
Bir kitap bu kadar haklı olamaz. Paris'in kenar mahalleleri, yoksulluk, işçi sınıfı tamamen alt tabaka işlenmiş. İşlemiş yazarımız. Hem de ne işlemek resmen yaşadım okurken. Çoğu yerde içim ezildi, yutkundum, yoksulluk bu kadar mı batırır insanları, namuslu ve alın teri ile çalışmak ve kalabilmek o kadar imkansız ki. O günkü şartlarda! Güzel iseniz zaten belli yeriniz, kesin kuyruk sallamış oluyorsunuz. Ve insanlar çok acımasız. Çünkü yaşam çok acımasız, sınıflar ve mensup olduğunuz sınıf eğer işçi sınıfıysa durum daha da fena.
Her yol bu kitapta "Meyhane" ye çıkıyor. :)
En sevdiğim Gervaise karakteri için bile hatta. İki evlilik yapmış ama iki evliliğinde yaşadığı tek şey yoksulluk. Durmadan çalıştığı halde hem de.
Yine haklı bir alıntı kitapta geçen;" Eski idealini anımsıyordu: Rahat yaşamak, her zaman ekmek yemek, uyumak için temizce bir kovuk bulmak, çocuklarını iyi yetiştirmek, DAYAK yememek, yatağında ölmek. Yo, gerçekten gülünçtü, tüm bunlar nasıl da gerçekleşiyordu ya!"
Rahat yaşamak ve bunun için durmadan çalışan bir kadın. Yanında 2 tane çocuğu varken, temiz yaşamak için elinden geleni yapıyor. Çocukları onun için yük değil ve onları da hesaba katarak yaşıyor. Anne olduğunun farkında ve çok güçlü bir kadın. Tüm yoksulluğuna rağmen. Umudu var! En azından başlarda. Kocası umurunda değil. Onun bir faydası yok çünkü. Dışarıdan içeriye gelmiyor bile. O sırada deli gibi çocuklarının karnına bir şey girsin diye çalışıp didinen bir kadın var. KADIN hep düzeltir, evini, kocasını, çocuklarını, evini, işini.. hiçbir şeyi atlamadan yapar bunu. Gervaise gibi.
Ah Lalie...!
İnsan, ailesini seçemiyor