DİPÇE :
Zweig’in kaleminde Nietzsche, yalnızca bir filozof değil bir kırılganlık bestesi. Her satırında, düşüncenin yüküyle kamburlaşmış bir adamın, yeryüzüne sığmayan yalnızlığı var.
Nietzsche’nin ruhuna dokunurken, Zweig aslında tüm yaralı ruhlara bir kapı aralıyor. Çünkü onun Nietzsche’si ne bir sistemin kurucusu ne de bir kibrin temsilcisi. O, acıdan düşünce doğuran, hastalıkla hakikati birlikte taşıyan
olağan/üstü biri. Sessiz çığlıklarını felsefeye dönüştüren bir şifacı.
Kitap boyunca çatışmalı bağlarına hem hayran hem düşman hem bitap hem ulaşılmaz birinin peşine düşmekten yorgun kalakalıyoruz. Zweig de okurunu bu potada görmeyi arzuluyor gibi.
Zweig’in satır aralarında dolaşırken, Nietzsche’nin zihninden çok kalbine yaklaşıyoruz. Çünkü bu kitap, akılla değil, içsel titreşimle okunuyor. Her cümlede bir düşüş, her paragrafta bir yükseliş saklı. Bir zamanlar Tanrı'yı öldüren adamın, aslında en çok kendi içine gömüldüğünü görmek, sessiz bir tokat gibi çarpıyor.
“Uçmayı öğretemediklerine çabuk düşmeyi öğret,” diyen bir adamın kanatlarını kim tamir edebilirdi, düşüncesi de kitabın hediyelerinden biri.
Zweig’in zarif anlatımı, Nietzsche’nin çığlığıyla birleşince ortaya çıkan şey sadece bir biyografi değil bir varoluşun şiiri olmuş adeta.