Adı:
Nietzsche
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059691901
Kitabın türü:
Çeviri:
Mine Bali
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Yayıncılık
Baskılar:
Nietzsche
Nietzsche
Nietzsche
Stefan Zweig, bu metninde akademik bir üsluptan kaçınarak, Nietzsche’nin alışkanlıklarının, tutkularının ve takıntılarının izini sürüyor. Nietzsche’nin eserlerinden ziyade kişiliğine odaklanarak, büyük filozofun varoluş trajedisini, insanlardan kopuşunu ve zorunlu inziva hayatını dantel dantel işlediği zarif cümleleriyle anlatıyor. Nietzsche, hem Zweig hem de Nietzsche okurlarına hitap eden, hiçbir cümlesi boşa kurulmamış, dolu dolu bir kitap.
140 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
İlber Ortaylı bir röportajında Stefan Zweig'in biyografilerini okumamızı tavsiye etmişti. Bu vesileyle okuduğum bu kitap Nietzsche'nin yaşayışını,düşüncelerini kısa ama derinlemesine anlatıyor.
Bir filozofu anlamak istiyorsak onun yapılarını mutlaka hayat hikayesiyle beraber okumamız gerekiyor. "Derisini değiştirmeyen yılan, telef olur. Görüşlerinin değişmesine engel olunan zihinler de öyle: Zihin olmayı bırakırlar." Bu cümlede de anlatıldığı üzere başımıza gelenler, okuduğumuz kitaplar, tanıştığımız insanlar düşüncelerimizi etkiler. Hayat hikayesinden bağımsız bir filozofu okumak, filozofun düşüncelerinde sürekli bir tezatlık bulmamızı sağlar.
170 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bu kitaba hakettiği gibi iyi bir inceleme yazısı yazmak istiyorum ama zihnimdekileri hangi kelimelerle ifade edeceğimi bilmiyorum. Nietzsche’ye saygım sevgim o kadar büyük ki tarifini bulamıyorum. Yazmak istediğim bir şeyler var ama toparlayamıyorum. Martin Eden ile aynı hissiyatı paylaşıyorum yine:

“İçimde söylemek istediğim çok şey var gibi geliyor. Ama öyle çoklar ki gerçekte içimde olanı söylemenin yollarını bulamıyorum. Bazen bütün dünya, bütün yaşam her şey içimde yerleşmiş ve sözcüleri olmam için baskı yapıyorlar gibi geliyor bana. Öyle hissediyorum ki -ah işte bunu anlatamıyorum- onun büyüklüğünü hissediyorum ama konuştuğumda küçük bir çocuk gibi anlamsız şeyler mırıldanıyorum, duyguları ve heyecanları yazıya, söze dökebilmek büyük bir iş, onları okuyanın içinde aynı duygu ve heyecana dönüşmeleri gerekiyor. Bu muhteşem bir iş. Bak, yüzümü otların içine gömüyorum ve burun deliklerimden çektiğim soluk binlerce düşünce ve düşle ürpertiyor beni. Bu soluduğum, evrenin soluğu. Şarkıyı ve kahkahayı, başarıyı ve acıyı, mücadeleyi ve ölümü tanıyorum; beynimin içinde çimenlerin kokusundan yükselen düşler görüyorum, bu düşleri sana, dünyaya anlatabilmeyi isterdim. Ama nasıl yapabilirim ki bunu? Dilim bağlı. O çimenlerin kokusunun üzerimdeki etkisini sana sözlerle anlatmaya çabaladım. Ama başarılı olamadım. Acemice konuşmalarımda verdiğim ipuçları dışında hiçbir şey yok elimde. Kendi sözcüklerim bana anlaşılmaz geliyor, yine de söylemek isteğiyle kıvranıyorum.”

Kitaba dönersem, ana konumuz Nietzsche ama bu kitap Stefan Zweig’la ilgili düşüncelerimi 180 derece değiştirdi. Önceden okuduğum bir kitabı sade geldiğinden sanırım, Zweig’ı düz, basit bir yazar olarak görüyordum. Yanılmışım. Gözlerim dola dola okuduğum o kadar çok yer oldu ki, Nietzsche’yi o kadar güzel anlatmış ki Nietzsche’ye ayrı kendisine ayrı hayran oldum. Nietzsche gibi bir insanın zihnine yolculuk etme fırsatına nail olduğum için çok şanslı hissediyorum. Ben daha önce feksefesini, düşüncelerini yüzeysel olarak bilsem de hiç Nietzsche okumadım. Bu kitabı Nietzsche’yle ilgili genel bir fikre sahip olmadan okumak çok doğru değil sanırım. Görüşlerini tam olarak bilmediğim için kitapta bazı anektotları kavrayamadım. Nietzsche’yi okuyup, düşüncelerini her yönüyle öğrendikten sonra bu kitabı okumak daha isabetli bir karar olur zannımca.
170 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"Nietzsche'nin trajedisi tek kişilik bir oyundur: Sahneye çığ gibi düşen her bir perdede, yalnızlık içinde mücadele eden bu adam hep tek başınadır. Ona destek veren birileri yoktur, ona karşı koyan birileri de yoktur, o gerilimli ortamı varlığının hoşluğuyla dindiren bir kadın da yoktur yanında."

Bu ilgi çekici ifadeyle giriyor Stefan Zweig kitaba. Konu Nietzsche olunca, felsefî bir inceleme beklenebilir ama fazla felsefeye karışmadan, okuması rahat, zamandan bağımsız ve Nietzsche'nin kendisine odaklı bir kitap ortaya dökülmüş. Zweig'ın biraz lirik, fazlasıyla 'güzelleme' şeklinde ama sadece Nietzsche'nin insanlığına odaklı yazdığını söyleyelim ve kitabın eşliğinde bakalım...

"okul öğretmeni edasında sorulan şu sorular artık bırakılmalıdır: Nietzsche'nin amacı neydi? Nietzsche ne demek istiyordu? Hangi sistemi, hangi dünya görüşünü kurmaya çabalıyordu? Nietzsche hiçbir şey istemiyordu: Nietzsche'nin içinde hakikate yönelen olağanüstü güçlü bir tutku, kendi kendini gerçekleştirmenin keyfini yaşıyordu. Onun 'şunun için' diye bir konsepti yoktu -Nietzsche dünyayı düzeltmek veya aydınlatmak, keza dünyaya veya kendisini huzura kavuşturmak için düşünmüyor: Kendinden geçmiş düşünme coşkunluğu başlı başına bir kişisel amaç, kişisel bir keyiftir."

Bu 'okul öğretmeni edasında sorulan sorular' olabilir mi? Olabilir, niye olmasın; cevaplanmaya çalışılabilir ama gördüğümüz kadarıyla Zweig'ın öyle bir gayreti yok. Yazar, Nietzsche'yi bunların tamamen dışında bir inceleme ile okurlarına sunmak istiyor.

. "Kendi karanlığı tarafından zaman ve mekânın ötesine, kendi varlığının en uç sınırına itilmiş bu adam ..."

Zweig'ın zaman bağlamı dışında incelediğini söylemiştik Nietzsche'yi; belki değil, kesinlikle en doğru yaklaşım bu. Kendisi o kadar öteye itmiş ki onu, zaman ve mekâna bağlı kalarak anlamaya çalışmak imkansız. Diğer türlü mümkün mü? O da pek değil ama belki birazcık.

. "Sırf hakiki kalmak uğruna, sırf dürüstlüğün öncüsü olmayı kusursuz bir biçimde yerine getirmek için, kendisini fakirleştiriyor, insanlardan yoksun hâle getiriyor ve kendisinden nefret edilmesine sebep oluyor, münzevileşiyor ve mutsuzlaşıyor."

Nietzsche'nin 'kendi karanlığı' da böyle açıklanıyor. Tâbi, diğer taraftan bakarsak 'kendi aydınlığı' da diyebiliriz. Nietzsche'nin "Yüksek dağda buz içinde gönüllü yaşamaktır felsefe." ifadesi de bunu açıklamıyor mu zaten? Nietzsche,   felsefe uğruna, hakikat uğruna öyle yaşamayı tercih ediyor. Tüm dünya tarihinde kaç kişi tercih edebilir öyle bir yaşam?

. "İnsanın yüceliğine dair formül, amor fati. Sonsuza kadar, olanın dışında hiçbir şey istememek, ne ileriye dönük, ne de geriye dönük. Gerekli olana sadece tahammül etmek değil, hele onu gizlemek hiç değil, aksine onu sevmek."

Yine sadece ona özgü bir aydınlık/karanlık. Kaç kişi kabul edebilir öyle bir inancı? Hadi diyelim ki, 'hiçbir şey istememeyi' kısmen de olsa hayat tarzı haline getirmek mümkün. Ama onu sevmek ne kadar mümkün?

. "Nietzsche hep kendi başına konuşuyor, kendi başına mücadele ediyor ve kendi başına ızdırap çekiyor. Kimseyle konuşmuyor, ona cevap veren de yok. Asıl dehşet verici olan ise: kimse onu dinlemiyor."

Öyle bir yalnızlık Nietzsche'ninki... Öyle bir kadere aşık. Öyle dehşet bir yaşama itiraz etmeden, tamamen kucaklayarak yaşamayı tercih ediyor.

. "O karanlık doğasının ortaya çıkışı, düşünme tutkusundan kopması, gerçek özgürlük hissi Nietzsche'yi peygamberlere özgü bir karaktere dönüştürüyor ve yazgısını bir destan haline getiriyor. (...) Zihnin hava pilotu sanatsal yaratıma girer."

Başka düşünürlere 'çok yüksek' , 'düşünce ustası' gibi sıfatlar kullanabiliriz ama Nietzsche, belki yanına Kierkegaard'ı da ekleyebiliriz; gerçekten onlar peygamberlere özgü karakterlere sahipler ve bu nedenle ancak kısmen anlayabilmek mümkün.

. "O kendi aydınlığında yanmıştır. Nietzsche'nin çöküşü bir tür ışık ölümüdür, zihninin aniden alev alarak, kendi içinde yanarak kömürleşmesidir."

Zweig da bizim 'karanlık' olarak gördüğümüz yaşama 'aydınlık' diyor artık. Üstün zekasının, zihinsel ölümüne doğru alev alıp parladığını, sonra da kendisini yaktığını görüyoruz.

. "Goethe. Kaosu başta, düzeni sonda. Goethe yaşlanırken varlığıyla daha sağlam bir bağ kuruyor... Nietzsche'de ise . Daha heyecanlı, sabırsız, atılgan, devrimci, kaotik."

İşte Nietzsche'nin aşık olduğu kaderinden başka bir kesit de böyle sunuluyor Zweig tarafından.
140 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kendimi inceleme yapacak kadar yeterli görmesem de birkaç cümlemi ve bu kitapta beni etkileyen bir paragrafi paylaşmak istiyorum.
"Nietzsche'nin ilk 'aşmaları' sadece çocukluk, gençlik inançlarının, öğrenilmiş, okuldan devralınmış otoriter düşüncelerin soyulup atılmasından ibarettir. Bunları kavlamış, kurumuş bir yılan derisi gibi geride bırakmak pek zor olmaz onun için. Ama psikologluğu derinleştikçe bıçağı da varlığının daha derin katmanlarına daldırmak zorunda kalır. İnançlar derinin altına ne kadar işlemişse, ne kadar sinirlerle örülmüş, kanla beslenmiş ve kendi plazması tarafından biçimlendirilmişse o kadar da şiddet, kan kaybı ve kararlılık gerekmiştir. Bu süreç giderek bir 'kendi cellatlığını yapmaya', bir Shylock eylemine, canlı eti kesme işine dönüşür. Sonunda kendi kendini soyma işi duygunun en iç topraklarına kadar varır, operasyonlar tehlikeli olmaya başlar, özellikle Wagner kompleksinin kesilip atılması en kesici, vücudun en derinine inen, kalbin en yakınına varan, neredeyse ölümcül bir müdahale, adeta bir intihar olur; aynı zamanda o aniden ortaya çıkışındaki gaddarlık ve şiddet yüzünden de bir tür zevk için öldürmek olur, çünkü sevgiyle kucaklama halindeyken, en mahrem yakınlaşma anında, içindeki hakikat dürtüsü ona en yakın, en sevgili kişiye saldırır ve onu boğar."

Kitabı okumadan önce Nietzsche'nin hayatına dair bilginiz yoksa kesinlikle kısa bir hayat öyküsünü okumanızı tavsiye ederim. Daha sonra Zweig'ın gözünden Nietzsche'nin yaşamına hangi düşünce ve hislerle baktığını bu kitapta okuyabilirsiniz.
Nietzsche kendi içinde ne savaşlar verdi, bunu tam anlamıyla bilmemize imkan yok elbette ama bir şekilde kendi hayatı için yaptığı -bana göre- büyük devrimlerde kendi hapsolmuşluğumu ve hayatımı ciddi anlamda değiştirebilecek güce sahip olup olmadığımı sorgulamama sebep olan bu kitabi okumanızı öneririm. Zaten Zweig genel anlamda kabul gören ve beğenilen bir üsluba sahip. Bu kitabı da akıcı ilerliyor. Nietzsche ile de kendini özdeşleştirdiği yönleri görebiliyorsunuz. Almanya'yı sevmeyişlerini benzettim şahsen.
150 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitaptaki cümleleri idrak hızım okuma hızıma yetişemediğinden mütevellit daha okurken tekrar okumam gerektiğine kanaat getirdim ancak bu kesinlikle bir külfet değildir hatta daha ziyade tekrar tekrar yapmaktan haz duyduğumuz bir faaliyetin bize verdiği geçici ruhsal doygunluğu bir okuma işine indirgemektir. Kitaptan alacaklarımın bitmezliği ve böyle bir şahsiyetin biyografik ele alımını daraltmamak adına herhangi bir konu yahut içerik kısıtlaması yapmak olanaksız ancak Zweig her zaman olduğu gibi tüm cümlelerini bir enjektör mantığıyla kullanabilmiş ve söylenebilecek en öz biçimde okuyucuya aşılamıştır.
110 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Nietzsche “özünde uluslarüstü ve göçebe insan türü” olan o türün kaçınılmaz gelişini tesirli bir biçimde hissediyor ve sadece oranın sakini oluyor.
Tam da Van Gogh’ta olduğu gibi sonbahar dönemini adeta bir dikte yaratıcılığıyla geçiriyor Nietzsche... Goethe’de olduğu gibi Güney’de kendi meteorolojik süreçlerini yönetiyor. Müziğin karanlığında olabildiğinde gözleri bağlı dolaşıyor temkinli olmaktan fersah fersah uzak bir halde.
Bir insan düşünün; yaşamını kapalı havalardan, fazla demlenmiş çaylardan ve ağır gıdalardan kaçarak geçiren...
Güney’de -İtalya’da- hayatına bir parça hatıra katmak değil hayatına yeni bir hayat katmak üzere biraz olsun zihnine rahatlık veren yerde buldu huzuru... Yine de ait olmadı. Ne Almanya’ya ne de herhangi bir yere... Bizi biz yaptığına inandığımız bütün bağlar asıl özgürlüğümüzü yere zincirleyen birer bağ olmuştur... Çok sevdiğimiz dostumuz Richard Wagner bile!
Aslında kitabı okumadım ama John Fante’nin Toza Sor adlı eserinde “Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche’yi okudun mu?” Diye bir cümle geçiyor ve bende merak uyandırdı okuyacağım kitaplar arasındadır
140 syf.
·Beğendi·8/10
Stefan Zweig , Nietzsche biyografisinden sıkıcı ve akademik bir biçimden uzaklaşarak , Nietzsche 'nin zaaflarının , alışkanlıklarını , tutkularının ve saplantılarının peşine düşüyor .
Yapıtlarından ziyade karakterinin derinliklerine iner ve bu büyük filozofun var oluş açısına insanlardan uzaklaşmasına ve mecburi inziva hayatına , elindeki fenerle adeta ışık tutar.
Yukarıdaki satırları kitabın arka kapağında aldım.

Zweig bildiğim en iyi biyografi yazarı desem abartmam. Ancak bu defa çok zor bir karakteri seçmiş . Eğer felsefe ile çok ilgiliyseniz bu kitap fazla ilginizi çekmeyebilir ancak benim gibi bir fikrim olsun türünden okuyucuysanız kesinlikle tavsiye ederim.
140 syf.
·2 günde·8/10
Tüm Dünya ülkeleri ve özellikle Avrupa Zweig’ı biyografileriyle tanırken bizim onu ‘kahveye meze novellarıyla’ tanıyor olmamız ne acıdır. Bunu söyledikten sonra devam edelim.

Farklı yayınevlerinde de basımı yapılan, Zweig’ın Dünyanın Mimarları adını verdiği ‘biyografi’ serisindeki ‘dokuz isimden’ biridir Nietzsche. Belki de en dikkat çekenidir.

Nietzsche’ye dair en ince detayına kadar yazılmış ifadeler bulamayacaksınız; fakat genel anlamda Nietzsche’nin yaşamına, sanatına, düşünce dünyasına ve bazı eserlerine dair bilgiler bulacaksınız. Tabiki yine Zweig’ın o muhteşem dili ve tahlil yeteneğiyle.

Buyurun.
170 syf.
Nietzsche’nin sadece bir kitabını okumuştum ve cidden çok ağır gelmişti. Ama o anlatmanın hazzını, anlaşılabilmenin uğruna çırpınışları ve bununla beraber boş vermişlikleri derinden hissedebiliyordum Nietzsche’nin kendi kitaplarında. Bu sebeple kendisine bir merak uyandı bende ve kitaplarını okumadan önce kendisini tahlil etmiş bir yazardan okumayı düşündüm ilk olarak. Şüphesiz Zweig bunu çok iyi yapmış diyebilirim.

Nietzsche’nin amacı neydi? Nietzsche ne demek istiyordu? Hangi sistemi, hangi dünya görüşünü kurmaya çalışıyordu? Gibi soruların artık bırakılması gerektiğini ve bunların neden sorulmaması gerektiğini açıklıyor Zweig bizlere.

Kitabı farklı şekillerde ele alabilirsiniz. Nietzsche okumaya başlamadan önce bir ısınma turu, Nietzsche’nin eserlerini okuduktan sonra boşlukları doldurma adına bir son yudum veya ikisi de. Karar sizin. :) Ben Nietzsche’nin eserlerini okuduktan sonra tekrar okuyacağım bu eseri. İyi okumalar.
140 syf.
·Beğendi·7/10
Zweig biyografilerini okursanız gercege biraz daha yaklasırsınız diyen İlber Hocam ..Sen ne tatlı adamsın yahu..
Kitap hiç sıkan bi kitap degil sessiz sakin temiz bir pazar gününde cayınızı yudumlarken Niçe ye saygı duyacaksınız ..
140 syf.
·Puan vermedi
niceyi bu kitapla hemen anlayamaz siniz o yuzden bu kitabi sadece Nietzsche ye bir baslangic yada giris olarak yaptiginizi bilin ve 2 yil buyunca nice yi ve yolunu felsefi konusmalari izleyin. tabi 20 yasinde kucik iseniz 20 yasindan sonra hic cekilmiyor
Etkili bir biçimde poz verme, yüce olmanın bir unsuru değildir;
poz vermeye ihtiyacı olan, zaten sahtedir...
Tüm pitoresk insanlardan sakın!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nietzsche
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059691901
Kitabın türü:
Çeviri:
Mine Bali
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Yayıncılık
Baskılar:
Nietzsche
Nietzsche
Nietzsche
Stefan Zweig, bu metninde akademik bir üsluptan kaçınarak, Nietzsche’nin alışkanlıklarının, tutkularının ve takıntılarının izini sürüyor. Nietzsche’nin eserlerinden ziyade kişiliğine odaklanarak, büyük filozofun varoluş trajedisini, insanlardan kopuşunu ve zorunlu inziva hayatını dantel dantel işlediği zarif cümleleriyle anlatıyor. Nietzsche, hem Zweig hem de Nietzsche okurlarına hitap eden, hiçbir cümlesi boşa kurulmamış, dolu dolu bir kitap.

Kitabı okuyanlar 185 okur

  • Mustafa Kanat
  • taha salbacak
  • Murat BÜLBÜL
  • Fatma Samanci
  • Jans
  • Yağız Kaya
  • Ferdi Sidar
  • AC
  • Bünyamin MAZREK
  • Cagdas

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.5 (6)
9
%8.8 (5)
8
%19.3 (11)
7
%19.3 (11)
6
%1.8 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0