Adı:
Odysseia
Yazar:
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752402263
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erasmus Yayınları
456 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Değerli okur arkadaşlarım, mitoloji öğelerle harmanlanmış sayısız eser okudum. Ama okuduğum eserlerin yazarlarına ilham kaynağı olan, İlyada ve Odysseia adlı eserleri okumak, nedense şu zamana kadar, bir türlü kısmet olmadı. Buna istinaden bu harika kitapları okumama vesile olan Hakan Bey'e, sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ederim. Biz okurları mükemmel tercümesiyle bu nadide eserlere kavuşturan, Hakkın rahmetine kavuşmuş olan, Azra Erhat Hanım'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Özellikle değinmek istediğim bir husus var ki, benim için çok mühimdir. Evet mitlerin tanrısal öğretisi, inancımla örtüşmemektedir. Ama bu demek değildir ki, mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar okunmamalı! Aksine okunması taraftarıyım. Ben imgelem ürünü olan mitleri, estetiksel bir anlatım tarzı içerdiği için okumayı seviyorum. Çünkü mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar, üzerimde sanki bir masal dünyasına adım atmışım gibi bir hissiyat uyandırmakta.

Bazı araştırmacılara göre, mitler masallardan türemiştir; bazılarına göre ise de, masallar mitlerden türemiştir. Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğünde yunanca " Mythos "
kelimesinden türetilen mit; söylenen yada duyulan söz demektir. Masal, hikâye, efsane anlamına gelir, şeklindeki tanımıdır. O halde bu anlatılanları baz alırsak, mitlerin ilkel bağlamından uzaklaşıp ritüel dışında bir anlatım biçimine geldiğinde, sözlü edebiyat ürününe dönüşmesi kabul edilebilir bir gerçekliktir. Bu sebepledir ki destan ve masal gibi anlatılar, taşıdıkları imge ve semboller vasıtasıyla etkin oldukları zamandan günümüze kadar gelebilmişlerdir. İşte Odysseia'da onlardan biridir.

Odysseia tek bir kişinin öyküsüdür. Eser her ne kadar, Odysseia isimli İthake Kralının öyküsünü anlatsa da Hektor'un ölümüyle sonlanan İlyada'nın devamı niteliğindedir bir bakıma. Çünkü İlyada'da okura anlatılmamış, örtülü kalmış bir çok soru Odysseia'da gün yüzüne çıkmaktadır. Meselâ, savaşın nasıl sonlandığı, savaştan sağ kurtulanların akıbetlerinin ne olduğu ile ilgili açıklamalara ayrıntılarıyla değinilmektedir. Ki bu açıklamalar ile, okurun aklında hiç bir soru işaretine yer kalmaz.

Akhalılar dokuz yıl savaştıktan sonra onuncu yıl da, hile ile yıkmışlardır İlyon'u. Savaştan sonra eve dönüş yolunda Athene'ye saygısızlık ettikleri için de, tanrıça da Akhalı askerlerin üzerine uğursuz yeller ve koca, koca dalgalar salar. Bazıları bu uğurda telef olur, bazıları bir çok zorlukla sınandıktan sonra dönebilir yurduna, bazıları da tam yurduma kavuştum derken, eşinin ve dostum dediği kişilerin ihanetleri ile sarsılır ve kalleşçe katledilir.

Bir çok imtihandan sonra yurduna kavuşanlardandır, Odysseis. Peki Odysseis kim? Dedesi Autolykos koymuştur, bu adı ona. Torununu görmeye gelirken yollarda insanlardan çok çile çektiği için, " Çileli " anlamına gelen Odysseis ismini uygun görmüştür. Gerçekten de isminin hakkını verir Odysseis. Geri dönüş yolunda on iki gemisi ve yoldaşlarıyla çıktığı yolculuktan, oradan oraya savrulduktan sonra masalsı bir mücadeleyle tek başına döner baba toprağına. Masalsı diyorum çünkü, satırlar arasında ilerledikçe karşınıza devler, tek gözlü, bin kollu, kuş yada fok kılıklı insan yiyen yamyam canavarlar çıkmaktadır. İlyada'daki gibi estetiksel anlatım, Odysseia'da da karşımıza çıkar. Bir diğer benzerlik zaman ve mekanda yaşanan sıçramaların örtüşmesi. Ama tek farkla insanların yada tanrıların dünyası olarak değil de, olay örgüsü Odysseia, eşi Penelopeia ve oğlu Telemakhos arasında gelişir.

Odysseia Troya Savaşının kaderini belirleyen, son derece zeki ve kurnaz bir kişi olarak çıkar okurun karşısına. Ozan Demodokos, Odysseia adına düzenlenen şenlikte anlatır dinleyiciler vasıtasıyla, biz okura.
Değerli okur arkadaşlar, ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve mutlaka bu eserleri okuyun...
456 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
İlyada nasıl ki bir Achilleus kahramanlık destanıysa Odysseia’da bir Odysseus masalıdır. Odysseus günümüz kelime karşılığı “çileli” demektir.

Homeros MÖ 9. yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Gözlerinin görmediği bazı kaynaklarda bizlere söylenmektedir. Hayatı hakkında olduğu gibi ancak bu konu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bildiğimiz tek şey ise İlyada ve Odyssiea diye iki kitap var ve bunların yazarı Homeros olarak bilinmesidir.

“Yeryüzünde yürüyen ve soluk alan yaratıklar arasında
insandan daha güçsüz bir yaratık beslemez toprak ana.” (Alıntı #45555394 )

İlyada gibi Odysseia da sözlü edebiyat ürünüdür. Bizim edebiyatımızda tam karşılığı olmasa da aruza yakın bir edebiyat örneğidir. Benzerliklerimiz sadece aruz ile sınırlı değil. Özellikle bir hapşırma sahnesi vardır ki hayatımda sıkça karşılaştığımdır. Bir diğeri ise benzetmeler örneğin “Ayağı Tez Odyyseus,” “Kusursuz Andromakhe,” “İnek Gözlü Here” bizim yörelerimizde ise “Altın Dişli Hayriye” gibi. Bu benzetmeler sözlü edebiyat içindir. Çünkü dinleyeni uyanık tutması sebebiyle aykırı olmasıyla karşımıza çıkar. Dinleyiciyi etkilemek için, konuya hapsetmek için süslemeler yapılmalıdır. Bu tür sıfatlarla ozan bunu çok iyi bir şekilde yerine getirmiştir.

Homeros’un Shakespeare gibi günümüz yazarı olmasının başlıca sebeplerini sıralamaya kalkarsak muhtemelen sonu gelmez bir yazımın içine sürüklenirdik. Ancak eserde bulunan felsefi düşünceler yazarı günümüze aktaran en önemli etkendir. Bölüm 16’da bulunan Ölüler Ülkesinde başlığıyla sunulan yerde Achilleus ile Odysseus arasında bir konuşma geçer.

“Ey Peleusoğlu Akhilleus, Akhaların en yiğidi,
Teiresias’a geldim, bir öğüt istemeye,
Geldim İthake’ye nasıl gideyim diye sormaya.
Çünkü Akhaların ülkesine yaklaşamadım henüz,
Ayak basamadım henüz kendi toprağıma,
Dertten derde sürüklendim durdum bugüne dek
Oysa senden mutlu adam yok Akhilleus,
Ne geçmişte vardı senden mutlu, ne gelecekte olacak:
Biz Argoslular sayardık seni sağlığında bir tanrı gibi,
Burada, ölüler arasında da, sürdürmedesin gücünü,
Hiç üzülme, tasalanma Akhilleus öldün diye.”

Ben böyle dedim, o da hemen karşılık verdi, dedi ki:
“Ballandırma bana ölümü şanlı Odysseus,
Bütün geçmiş göçmüş ölülere kral olacağıma
El kapısında kulluk edeydim keşke,
Varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım…” (Sayfa 200)

O dönemlerde böyle bir konuşmanın değeri muhtemelen paha biçilemezdi. Gerçekten felsefenin, düşüncenin bile hâsıl olmadığı bir zamanda günümüz diline yakın bir düşüncenin ağızdan çıkması takdire şayandır.

Yukarıda sözünü ettiğim hapşırma sahnesini günümüzde yaşadığımı söylemek isterim. Bir meclis kurup oturduğumuzda; bir kişi bir bilgi sunar ya da bir şeyi talep ederken başka birinin hapşırması bu istenilen şeyin olacağına kanıt olarak belleklerimize kazınmıştır. Odysseia da ise bu durum aynı bu şekilde işlenmiş ve sanırım bu batılı bize miras bırakmıştır.

Eserin konusu Troya Savaşı’nın kaderini belirlemiş olan İthake Kralı Odysseus’un savaştan sonra askerleriyle birlikte baba toprağına dönüşünün çileli yolculuğunu anlatır. Yine mit karakteri ile karşılaşmaktayız. Poseidon ve Athena başı çekmektedir kurgu içerisinde, bunların dışında Ölüler Diyarı Hades’e de gidip bir önceki eseri olan İlyada da kalan ve anlatılmayan krallarında akıbetini sunmaktadır. Bu eserden sonra sayısız Homerik kahraman hikâyeleri türemiştir. Bunlardan en belirgini ise Ares ile Afrodit’in yasak aşkıdır.

“ana baba evinden daha sıcak olmaz hiçbir yer,
el toprağının en zengin sarayında yaşasa bile” (Alıntı #45370081 )

İlyada da bulunan benzetmelerin ve betimlemelerin bu kitapta da sürdüğünü görmekteyiz. Belki de kitabı en güzel kılan yanlardan birisi de bu benzetmelerdir. Örnek verecek olursak eğer;

“Hemen tokmağın kayışını çözüp anahtarı soktu
Ve kapının sürmelerini oynatıp itti öne doğru,
‘Nasıl böğürürse çayırda otlayan bir boğa,
Güzel kapı da, anahtar dokunur dokunmaz böyle böğürdü’
Ve kapının kanatları birde açıldı önünde hızla” (Sayfa 356)

Diğer bir örnek;

“Taliplerin cansız gövdeleri arasında buldu Odysseus’u,
Kana çamura bulanmış bir arslana benziyordu,
‘bir sığırı parçalayıp da ağıldan çıkar hani,
her iki yandan yanakları ve tekmil göğsü
bulanmıştır kanlara, korkunçtur görünüşü.’
Öyle kanlar içindeydi elleri ayakları Odysseus’un.” (Sayfa 381)

Bu iki örnek sadece sayısız muazzam benzetmelerdendi. Eser içerisinde bunların çokça serpiştirilmiş olması konuyu hem daha iyi anlamaya hem de sahneyi akılda çok iyi kurgulamaya sebebiyet vermektedir. Ozanın büyüklüğünün birer kanıtları niteliğindedir.

Her iki eserinde muazzamlığı ortada. Her ne kadar anonim olmaya meyilli olsa da eserler yazandan ziyade içerinin mükemmelliği ve okurunu sıkmadan içine çekmesi yazarı günümüze taşımaktadır. Sayısız esere konu olması, ustaların elinde mozaik ya da dönem kaplarına işlenmesi, tablolarda betimlenmesi, heykeller ile sunulması kitabın sürekliliğini, devamlılığını günümüze taşımıştır. Modern batı kültürünün bir nevi oluşturan temelidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve kusursuz. 43 sayfalık bir önsüz ile başlayıp, bölümler halinde Odysseia masalına dalış yapıyor. Masal bittikten sonra “ekler” adı altında eserde geçen isimleri, yerleri ve başlıca çevirileri konu eden kısa bir yazım vardır. Sayfa kalitesi yerinde ve rahatsız etmeyecek bir şekilde dizgilenmiş. İlyada’nın ardılı bir kurgu olması sebebiyle ve tahminimce onu okuyanların bu kitaba başladığını varsaydıkları için sayfa altı çevirmen açıklamalarına gerek duymamışlardır. Güzel bir okuma için ilk önce İlyada okunmalı ve arkasından bu esere devam edilmelidir.

“Babası gidince evde yalnız kalan oğul
çok acılar çeker, çok acılar...” (Alıntı #45176248 )

Sözün özü; gerçekten mükemmel ötesinde bir eser. Yeri geldiğinde İlyada’dan çok daha fazla keyif aldığım bölümlerle karşılaştım. Harika bir yazım dili ve çok mükemmel bir kurgu. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
456 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 2

(Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 1 için bkz: İlyada yorumum. )

Baştan yumurtlayalım: İlyada yorumumdan birkaç “satırcık” intihal yaptım. Evet çaldım ama aynı zamanda hizmet de veriyorum. O zaman kızmanızı gerektiren bir durum yok (!)

İlyada da olduğu gibi; bu kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum.

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, turistik tur rehberini aratmayan 43 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Kitabın içeriğine gelirsek; İlyada destanının figüranlarından biri olan, adının anlamına yaraşır çileli bir yaşam geçiren, İthakeli Odysseia burada başrolü üstleniyor. İlyada’da kitabın bir çok yerinde rastladığımız Tanrılar da insanlar da bu sefer sadece birkaç dizede karşımıza çıkıyorlar. Tanrıların tanrısı Zeus’un kızı Athene hariç tabi. O mikser görevini burada da layığı ile yerine getiriyor.

2004 yılında Truva filminde kullanılan tahta at Çanakkale’nin sahile yerleştirilmeden önce Çanakkale’de Truva savaşını temsil eden bir “atımsı” vardı. Bu “atımsı” sahilden çok daha uzak bir bölgede mahalle marangozları tarafından artık suntalarla hayrına yapılmış gibi görünen, berduşların konakladığı, at demeye insanın dilinin varmadığı ancak “atımsı” diye adlandırabildiği bir şeydi.

Bu attan niye mi bahsediyorum ? Çünkü yine sizi düşünüyorum. Bir gün olur da yolunuz bir bilgi yarışmasına düşer ve baraj sorunuzda “Truva atından hangi kitapta bahsedilmektedir?” olursa, yanılıp da; “Truva savaşını anlatan kitap İlyada olduğuna göre cevabım tabi ki de İlyada” deyip de ZONKKKK diye bir ses duymayın diye bütün uğraşım. Çünkü tahta atdan bahsedilen kitap ilginç bir şekilde Odysseia.

Keloğlan masallarının “Kabasakal”ı Tepegöz hiç beklenmedik bir yerde karşımıza çıkacak. Yine korkunç bir mağarada yaşasa da bu sefer nüfuzlu biri. Koskoca denizler tanrısı Poseidon’un biricik oğlu. Tevratta da geçen Davut ile Calut kıssası kadar heyecanlı Tepegöz ve Odysseia hiper sıklet ölüm müsabakası heyecanı dorukta tutmaya yetmiyor.

Yirmi yıl var ayrıyım İthake diyarından, baba ocağından yar kucağından diyen Odysseia’nın denizler ve adalarda yaşadığı maceralar Henri Charriere’nin Kelebek romanında “sıktıklarından” ( Ne biliyosun ! Yanındamıydın ? ) hiç de aşağı değil.

Karanlıklar ülkesine yapılan yolculuk, daha önce (RIP) Robin Williams’ın What Dreams May Come filmini seyredenleri veya İlahi Komedya kitabını okuyanları şöyle bir silkeleyecek.

Kitapta bir bölüm var ki Game Of Thrones hayranları “kızıl düğün” olayını hatırlayacak. Ama bu sefer ciğerleri yanmayacak…

Odysseia ve arkadaşları yıllar boyunca yağma yapıyor , kafa kesiyorlar; bir yandan da kitap boyunca, “Küçük Ev” dizisini seyreden Adile Naşit gibi oto çöpe zırıl zırıl ağlıyorlar. Hayır yani, sonuçta “Ziya” değiliz ki, abartılı bulduğumuz bir olaya, bir sandalye çekip ağlayanlarla beraber ağlayalım…

Odysseia eski dostlarına kendini tanıtmak için Malkoçoğlu vari bir taktik deniyor. Malkoçoğlu nasıl uzun süredir göremediği sevdiklerini hep aynı şekilde vücutlarında bulunan yaradan tanıyorsa, Odysseia da, sünnet yarası geçen küçük çocuğun “gururunu” amcalara göstermesi gibi, kendisine inanmayanlara sürekli yarasını gösteriyor.

Sonuç olarak ; pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar binlerce dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı dünya malına verilen önem ,fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Odysseia’ dan tüm, asıl yarasının çok içerlerde olduğunu gösteremeyenlere geliyor efenim. ( Bozuk uydu anteninden dolayı tek bir kanalı gösteren bir asker kantini TV sinde 5 ay sürekli çalarak , tahta sayımı iyice eksilten şarkıdır. Şimdiden geçmiş olsun… )

https://www.youtube.com/watch?v=1WsFiNhcL80
456 syf.
·8/10
Homeros'un yazmış olduğu aslında benim dede korkut hikayelerine benzettiğim mitolojik destanlardan birisi .
Okumasanız çok şey kaybeder misiniz? Hayır ama olursanız da homeros'u biraz daha anlayabilirsiniz
456 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
HER OKURUN OKUMASI GEREKEN KİTAP!

Bu kitap hakkında ve Homeros'un diğer kitabı olan İlyada hakkında uzun uzun inceleme yazabilirim.
Kitaplarda nelerden bahsediyor?
Destanların çıkış noktaları nedir?
Neden her okur bu 2 kitabı okumalı?

Ama gerek var mı? 1 saat boyunca zaten kitap hakkında konuştuğumuz bir video yayınlamışım. Onu izlemeniz yeterli olur.

Şimdiden herkese keyifli seyirler...

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=NYfGycj_hQQ
456 syf.
·10/10
İlyada'nın devamı denilebilir. Biraz truva savaşının sonuçları meşhur truva atı ve biraz da Odysseus'un eve dönüş maceraları anlatılıyor. Çocukluğumuzda Dinlediğimiz hemen hemen bütün masallar meğer Odysseia'da geçiyormuş. Tepegöz, şarkılarıyla büyüleyen denizkızları, truva atı vb. Çok geç kalmışım bu birbirinden değerli iki eseri okumakla... Homeros okuyucuya zengin bir anlatım sunuyor. Öyle ki bu anlatıma doğa olayları, hayvanlar, bitkiler, insanların duygu ve düşünceleri dahil ediliyor.Mesela bir dizesinde diyorki "Athene savaşçının yüreğine bir sineğin inadından koydu. Hani kovarsın kovarsın gitmez ya başından (gerçi bu dize ilyada da geçiyor ancak Homeros'un eserleri bu üslupla yazılmış)." anlatım zenginliği ile büyülüyor okuyucusunu.
456 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
İlyada'dan sonra Odysseia'yı okumak edebiyattan aldığım hazzı iki katına çıkardı. Batı edebiyatının ilk yazılı eserleri İlyada ve Odysseia. İlyada nasıl muazzam bir destansa, nasıl epik bir dille Troya'daki dramı bize anlatıyorsa, Odysseia da adını aldığı adamın başından geçenleri o mükemmellikte anlatıyor. Roman gibi bir destan, hatta bildiğiniz roman. İlyada ve Odysseia okumadan roman yazmış yazarlar göze çarpıyor zaten bu eserlere aşina olduktan sonra. Odysseia'nın dili, anlatım gücü, yaşattığı hisler vs. birçok günümüz romanının kat be kat üstünde. Gönül isterdi ki Homeros bin tane destan yazsaydı da okumaya ömrümüz yetmeseydi...
456 syf.
Destanlar süper kurmacalardır. Bugün dizi-film işleri falan ufak tefek peeeeh meeeh kalıyor.
Sen öyle bir metin kuracaksın ki flaşback olacak, geleceğe falan gidip gelecek, fantastik canavarlar olacak, kahramanlık olacak, kemik kurgudan sapılmayacak, yan olaylar anlatılacak, bir de üstüne vezinli, kafiyeli şiir olacak, hiç yavan olmayacak, zibilyonlarca yıl sonra bile bilenecek.
İlyada zirveyse Odysseia zirvenin de üstü.
421 syf.
·4 günde
Homeros Bey'in ikinci kitabı da bitti. Eh, açıkçası ben çok beğendim, olay olsun kurgu olsun çeviri ve yayın evi olsun kitap beni baya tatmin etti.

İki eserin de gerçekliğe dayanan yönüyle kurgunun birlikteliği gayet hoş durmuş. Hele de iki destanı da acaba sadece Homeros mu yazdı yoksa birçok kişinin emeği mi var tartışmaları, Homeros'un kimliğine dair tartışmalar, kitapların kendi içlerince tartışmaları muhteşem harika bir şey bence. Şu anki edebiyatımızın temel taşlarını, epeyce eski zamanlardaki bir insanın hayal gücünü okumak da çok enteresan. Garip bir durum bir yerde aslında.

İlyada'dan farklı olarak bu eser tek kişinin yaşadığı serüvenleri anlatıyor bolca doğaüstü ögelerle birlikte tabiki. Yine içine alan bir olay örgüsü var evet ve hatta İlyada'dan daha fazla diyebilirim. Olayların içindeki geçmiş ve şu ana geçiş de çok çok güzel duruyor. Beni tek rahatsız eden şey biraz fazlaca tekrar ve uzatılma oldu. Hele bir bölüm var ki gereksiz yere bir sürü insanın soy ağacını okuyoruz. Bunun dışında gayet ve gayet güzel bir eser.

Zaman yolculuğunun bu mükemmel örneğini, kendini içine hapseden betimleri kesinlikle okumalısınız efendim, iyi okumalar.
456 syf.
Eski Yunan destanlarından biriyle karşınızdayım. Bize yabancı bir kültür ve inanış tarzı olması sebebiyle ilk okuyuşunuzda siz de benim gibi yadırgayabilirsiniz.
Okuduğum süre boyunca sürekli Dede Korkut Hikayelerindeki Oğuz Kağan Destanı aklıma geldi nedense. Bizdeki destan anlayışı ile Yunanlıların destan anlayışı arasında bir uçurum olduğu kesin.
Hiç kuşkusuz odısseıa Oğuz Kağan Destanı'nın kıyısından dahi geçemez
Kısaca konusuna geçersek; Troya Savaşı sonrası memleketine dönmrk isteyen İthaka Kralı Odısseus'un dönüş yolculuğunda yaşadığı maceralar anlatılıyor.
.
456 syf.
·7/10
Odysseia truva’nın düşüşünden sonraki evine dönüş mücadelesi ve 10 yıl sürüyor bu çaba ve sonra olaylar olaylar.Neyse benim tarzım olmadığını bilerek başlamıştım mücadele ederek bitirdim
Biz yeryüzündeki insan soyları
kolay kaptırırız öfkeye kendimizi.
Homeros
Sayfa 144 - Can Yayınları
Polifemus: Adın ne?
Odysseus: Hiç kimse.
...
Arkadaşları: Polifemus, seni kim kör etti?
Polifemus: Hiç kimse.
Homeros
The Odyssey, Ian Johnston (çev.)
Ne diye insanlar tanrılardan bilir bir çok şeyi!
Sanırlar bütün belalar bizden gelir,
oysa kaderin dışında acı yığar başlarına
kendi kendileri, kendi taşkınlıkları.
Homeros
Sayfa 44 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Odysseia
Yazar:
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752402263
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erasmus Yayınları

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları