Özgürlükten Kaçış

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.600
Gösterim
Adı:
Özgürlükten Kaçış
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757782247
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Öteki Yayınevi
Baskılar:
Özgürlükten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Hürriyetten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Karanlıkta ıslık çalmak ışığı getirmez. Yalnızlık, korku ve şaşkınlık yerli yerinde kalır; İnsanlar buna sonsuza dek dayanamazlar. Bir şeylerden özgürlük'ün yüküne katlanmayı sürdüremezler; olumsuz özgürlükten olumlu özgürlüğe geçmedikleri sürece, özgürlükten hepten kaçmaları gerekir. Çağımızda ana toplumsal kaçış yolları, faşizmle yönetilen ülkelerde görüldüğü üzere, bir öndere boyun eğme ve demokrasimizde yaygın olan zorlanımlı "düzene uyma"dır.
234 syf.
·Beğendi
Yazar özgürlük kavramını analitik olarak incelerken özgürlüğü farklı boyutlarla ele almış, aktörün ruhsal yapısı ve iç dinamiklerinden hareketle aktörün psikolojik tutumlarının topluma yansıyan yönünü değerlendirmiştir.

“ Özgürlük" ancak ve ancak çağdaş insanın kişilik yapısının bütünüyle çözümlenmesi temel alındığında tam anlamıyla anlaşılabilir” açıklamasından da anlaşılacağı üzere toplumu oluşturan bireyin hem fiziksel hem de ruhsal olarak incelenmesi gerektiğine, özellikle kişilik yapısının çözümlenmesine vurgu yaparak bu düşüncesini dile getirmiştir.

Hem toplumun hem de toplumu oluşturan aktörün dinamik yönü düşünüldüğünde özgürlük kavramını değerlendirmek ve kavramsal olarak bir sınır çizmek neredeyse imkânsız görünmektedir. Bu imkânsızlık düşüncesini değişkenlik kavramı çerçevesinde sosyolojik düzlem içerisinde tekrar ele alırsak hem toplumun hem de bireyin hangi yönde ve nasıl bir evrilmeye doğru ilerlediğini çözümleyebilir ve bir olumlamaya ulaşabiliriz.

Kültür kalıpları içerisinde kendi değişimini devam ettiren bireyle toplumsal sürecin kendi dinamiğini anlamak aynı kitabın farklı dillerde okumaya benzemektedir. Her yapının ontolojik olarak var ettiği sistemler kontekstinde kendine kavramlar sistemi ve adeta bir lisan da oluşturmuştur diyebiliriz. Bu iki lisan ne birbiri ile aynı ne de tamamıyla birbirinden farklı bir dil olup her iki dilin de çok iyi anlaşılması semantik yanlışlıklara mahal verilmemesi gerekmektedir.

Özgürlük kavramı insanın varlığı ile birlikte ortaya çıkmış bir olgu olarak görünse de aslında insan kendi varlığından önce dış dünyanın farkına varmış ve evereni gözlemlemiş, sorgulamış, anlamlandırmış, şekillendirmiş ve hatta olanı değiştirmeye çalışmıştır. Doğaya egemen olduğunu yaratılmış her şeyin kendine hizmet ettiğini anladıktan sonra kendi iç dünyasını bizatihi kendi varlığına bir dönüş yaşamış artık içindeki “ben” i sorgulamaya başlamıştır. Burada yazar insanın kendi özgürlüğünü keşfetme sürecini anlatırken özellikle Avrupa’da yaşanılan skolastik döneme ve insan üzerindeki baskısına hayli vurgu yapmıştır. Zira bu dönemde insan kendi varlığını doğadan ya da dini tekelinde bulunduran kiliseden ayrı bir varlık olarak düşünmemekte onun bir parçası olarak görerek özgürlük gibi bir düşünceye de ulaşamamış durumdadır. Aynı zamanda kilisenin bu baskıcı ve totaliter tutumu insanın kendi varlığını sorgulamasına, özgürlük kavramına doğru ilerlemesine de neden olmuştur.

İnsan da sürekli olarak kendini var eden değişim bir kalıba dökülmese de kendi içinde bir tutarlılık bir ahenk barındırmaktadır. Tıpkı uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan kuşların belli bir koordinatta uçması gibi.
Bu bağlamda yazarın şu cümlesi bu düşüncemizi destekler mahiyettedir. “ İnsanı hem kendi iç dünyasında hem de toplum hayatında denetleyen davranışlarının tutarlı olmasını sağlayan ruh ile beden arasında dengeyi kuran bir kuvvet vardır.”

İnsan ontolojik olarak farklı kişilik ve karakter özelliklerinde yaratılmış, hem karmaşık hem de bu karmaşanın içinde “uyarlanabilen” bir mekanizmaya da sahip bir canlıdır. İçinde yaşadığı zamanın ve toplumun ayrıca kendi içsel dürtülerinin de yadsınamaz etkilerinden hareketle uyum sağlama ya da uyarlanma iç denetimiyle varlığını sürdürmede kararlı ve güçlü bir yapıdadır.

“ İnsan varoluşu ve özgürlüğü en baştan birbirinden ayrılmaz iki öğedir.” Cümlesinden hareketle yazarın özgürlüğe olan bakış açısını anlayabilmekte, hem anlamsal hem de sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir kavram olduğu sonucuna varabilmekteyiz.

Yazarın özellikle üzerinde durduğu diğer iki kavram ise “yapma özgürlüğü” ile “ yapmama özgürlüğü” söylemleridir. Bu iki kavram arasında gözle görülmeyen fakat insan ruhunda belli yaptırımlara sahip bir konum bulunmakta bu iki olgu arasındaki mesafenin artmasıyla kişi kendini yalnızlaşmış, tükenmiş ve özgürlüğünü sorgular halde bulmaktadır.
Bu kitapta özgürlük tanımı yapılırken özellikle çağdaş yani modern insanın özgürlüğüne değinilmekte var olan bireysellikten hareketle ortaya çıkan soyutlanma, bireysel önemsizlik, güçsüzlük duygusu ve yalnızlık hissine atıfta bulunulmaktadır. Skolastik düşüncenin belli aşamalarla önemini yitirmesi, pozitif ve rasyonel düşüncenin hayata entegre olmasıyla birlikte insan kendini ekonomik ve kültürel bağlamda bireysellik yarışında bulmuş, bu yarışı kazandığını düşündüğünde ise varlığını temellendirdiğini düşündüğü manevi bağlardan koparak anlamsızlık seremonisinin içinde kendini yeni bir anlam arayışı içinde bulmuştur. Zira gelenekten gelen dinin ortaya koyduğu normlar ve değerler kapitalizmin de etkisiyle seküler bir yaşam süren insana artık yeterli gelmemekte kopan bağlar “yeni” oluşturulacak manalara yönelmektedir. Bireyselleşen insan özgürlüğünü her açıdan kavradıktan sonra daha önce yaşadığı tutsak düşünce kalıplarına dönüşü reddetmekte değişen manevi istek ve arzularıyla kendi değer ve inanışlarını oluşturmaya başlamıştır.

Dinsel özgürlük ile göbek bağını kendi elleriyle kesen insan hem özgürlüğü talep etmekte hem de bir dine bir manaya bir ideolojiye bağlanma ihtiyacı duymaktadır. Çağdaş özgürlük insanı böylesi bir ikilemle baş başa bırakmış ruhen ve karakter olarak evrilen aktörü kendi güçsüzlüğüyle tanıştırmıştır. Kapitalizm insanı özgürlük söylemi altında modern bir köleliğe doğru sürüklerken kişiyi hem köklerinden koparmış hem de yalnızlığa iterek kendine bağımlı hale getirmiştir.

Calvinizmin dikte ettiği “ çalış, israf etme, sermayeye dönüştür” söylemleri çağdaş insanın adeta kutsal metinleri haline gelmiştir.

Ekonomik hayattaki niteliksiz ve çıkar ilişkileri toplumsal ve kişisel ilişkilerde de kendini göstermiş bu ilişkilerin “insansı” özelliğinin yitirilmesine neden olmuştur.
İnsan içinde yaşadığı toplumda yaptırımların katı kuralların ve değişmez dini normların etkisinden kurtulduğu anda kendi özgürlüğünün peşine düşmüş maddeye hükmetmeye başlamış her anlamda hazza ulaşmaya çalışmıştır. Bu hazcılık ve bitmek bilmeyen tüketim arzusu bireysellik çıkmazı ortasında kalan insanı köksüz ağaçlara dönüştürmüş manen içsel bir çöküntüye uğramasına neden olmuştur.
Bu özgürlük paradoksu içinde bunalan insan kendine kaçış mekanizmaları geliştirmiştir. Bu mekanizmalar fundamanadalist bir yaklaşım olup ya boyun eğme ya da egemenlik kurma olarak ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkan durumlar aşırılıkları ve insanın ruhsal düzlemde bir saplantıya dönüştüğü için “sadizm” e ve “ mazoşizm” e dönüşmüştür.

Sadist eğilimde de mazoşist eğilimde de soyutlanmış bireyin tek başına ayakta kalma yetersizliğiyle bu yalnızlığı yenecek bir ortak yaşamsal ilişki gereksiniminin bir sonucudur. Kişi ekonomik özgürlüğe kavuşurken yalnızlaşmış güçsüzleşmiş ve yetkeci bir kişiliğin etkisi altına girme ihtiyacı hissetmeye başlamıştır. Bu da yeni dini hareketlerin ve marjinal grupların ortaya çıkmasına ya insanın kendini karizmatik bir lidere körü körüne bağlanarak özgürlükten kurtarmasına ya da üstünlük duygusuyla kendini vazgeçilmez bir güç olarak görmesine neden olmuştur.
Hitlerin nevrotik kişiliği ve sadist gerçekliğiyle bu aşırılığa bir örnek oluştururken kendine acı çektirerek mutluluğa erişeceğini düşünen toplu intiharlara kadar giden cemaatler de mazoşizme örnektirler.

Sonuç olarak yazar değişen toplumu ve toplumun yapı taşı insanın fiillerinin nedenlerini anlamak için aktörün karakter analizinin, ruhsal çözümlenmesinin yapılması gerektiğini, ayrıca çağdaş insanın içine düştüğü buhranın, yalnızlığın ve durdurulamaz değişimin hangi yöne doğru ilerleyeceğinin bir ön değerlendirmesini yapmıştır. Yazar tarihi arka plan bağlamında, değişen çağdaş insan portresinin oluşmasında var olan her bir fırça darbesini analitik olarak ortaya koyarken sosyal gerçekliklerin dinamik insan doğasında ne denli önemli değişiklikler meydana getirdiğini de örneklerle izah etmiştir.

Yaşadığı evrende bir parça konumda olan insan kendi varlığını keşfe çıkmış var olan dinsel hayat, ekonomik değişim ve buna bağlı piyasa hareketleri, kutsallığın yön değiştirmesi özellikle de sekülerleşme ile kapitalizmin yeni normları ile adeta var ettiği özgürlüğünden kaçmaya kaybettiği köklerini yeniden inşa etmeye karar vermiştir. Yapılan tanımlardan hareketle özgürlük, yaşama anlam ve güven veren tüm bağlardan kurtulan çağdaş toplumda soyutlanmış ve güçsüz kalmış bireyin güvensizliğidir.
304 syf.
·Puan vermedi
Birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. "ben" ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar. Bu mekanizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. Onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler. Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir"

Kitabı okurken biraz zorlandım açıkçası birçok kısmını tekrar başa alıp ne demek istemiş diye okudum. Fromm'a göre insanlar özgür olmanın sorumluluğunu alabilme cesaretini gösterme konusunda sorunludurlar.Bu yüzden özgürlük hep arzu edilen özlenen bir şey olmakla birlikte nihayetinde mecburen vazgeçilene dönüşür.Birey kendi özgürlüğünü toplumdan dayatmalardan sıyrılarak elde edebilir. Yalnız bunun dışlanma ve ötekileştirme gibi bir takım sonuçları olabilir.Kendi iç özgürlüğünü sağlayamayan bireyin dış dünya ile arasında çatışma yaşaması kaçınılmazdır.
234 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Özgürlük nedir? Şuan sokağa çıkıp ortalama eğitim alan herhangi bir kişiye sorsak bize vereceği yanıt şu olurdu " Başkalarının haklarına zarar vermeden istediğini yapabilmek. Peki sen özgür müsün? Yine muhtemelen özgür olduğunu dile getirmekten geri durmazdı. Peki bu kavram bu kadar basit mi? Günümüzde bizi çepeçevre saran kuşatan her hareketimizi denetim altında tutan yetkeleri yadsımak bizi özgür kılar mı? Aileden başlayarak bizi şekillendiren toplumsal düzeni nasıl açıklarız? , Eğitim adı altımda bizi tektip bir robot haline getiren özgünlüğü ortadan kaldıran sistem için ne dememiz gerekir? Artık sermayeyi elinde bulunduranların, ve iktidarın tetikçisi haline gelen medya bizim adımıza araştırıyor,bizim adımıza doğruya karar veriyor ve biz orada duyduklarımızı kendi fikirlerimiz ve doğrularımız gibi kabul edip savunuyorken,burda fikir özgürlüğü varmıdır? Biraz daha toplumsal boyutta bakacak olursak demokrasi halkın, halk için halkın çıkarlarının korunarak yönetilmesi olmasına rağmen bugün sadece önceden belirlenmiş adayları seçen kitle gerçekten özgür seçme hakkınımı kullanmıştır? Günümüzde bağlarından kopan kendini toplumdan soyutlayan birey yalnızlık ve çaresizlik içinde yetkeye karşı boyun eğme eğilimi göstermek zorunda mı kalmıştır? Yoksa boyun eğme eğilimi bireyin sorumluluktan kaçmak için kullandığı bir savunma mekanizmasımıdır? Bu soruları sormayı sürdüre biliriz. Bu kitapta özgürlüğün çağdaş insan için iki yönlü anlam taşıdığı, İnsanın geleneksel yetkelerden kurtulup özgürleşerek bir birey haline geldiği ama aynı zamanda soyutlanmış, güçsüz kendisinin dışındaki amaçların bir aracı,kendisine ve başkalarına yabancılaşmış duruma geldiği, üstelik bu durumun kendi benliğini hiçe saydığı, onu zayıflattığı ve ürküttüğü bireyi yeni türden bağlılıklara boyun eğmeye hazır hale getirdiği savunulmaktadır.Öte yandan bireyin olumlu anlamda bir özgürlük kazanması için özgünlük ve kendiliğindenlik üzerine durmaktadır. Özgürlüğün kendi karşıtına dönüştüğü bir dönemde bize yeni bir kavrayış ve bakış açısı kazandırırken kendimizi sorgulamamıza, kendi benliğimizle ilgili hiç düşünmediğimiz noktaları kavramamıza olanak tanıyor. Günümüz toplumunu ve insanın psikolojisini anlamada bize yön verecek bir eser.
304 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
İncelemeye başlamadan önce yapacağım bu eşsiz incelemeyi nostalghia arkadaşa ithaf ettiğimi bildirmek istiyorum...

Çok güzel bir kitap, çok hoş, çok beğendim, okuduğum için pişman değilim aklım hala okumadıklarımda...kessinlikle okumalısınız, çok güzel... Saygılar, sevgiler...
234 syf.
·35 günde·Beğendi·8/10
Özgürlük bir ruhbilimsel sorun mudur, özgürlüğün yok edilmesi, insanın köleleştirilmesi, itaatin yüceltilmesi konularını derinlemesine ele alan bir Erich Fromm kitabı. Reform çağındaki özgürlük ortamından başlayıp Hitler dönemi, oradan da günümüz çağdaş insanının özgürlük anlayışı irdelenir. Çağdaş insanın özgür olmaktan, soyutlanmasından, toplumsal yalnızlığa itilmesinden niçin korktuğu ele alınmış. Özgür olduğunu zanneden bireylerin aslında bir yanılsama içinde bulunduğu gerçeği insanın yüzüne çarpılmış. Çağdaş insanın ruhsal bunalım ve yanılgılarının anlatıldığı her sayfada kendinizi görmeniz muhtemel.
234 syf.
·82 günde·Beğendi·10/10
tüm zamanlarda hayata gelmiş, bana en benzeyen yazardır Erich Fromm. Üstad da benim gibi ruhbilimi ile toplumsal kaygıları birlikte değerlendirmeye çalışmış. yani birbirine kenetli psikoloji&sosyoloji ikilisinin konu alanları oluşturuyor çalışmalarının temelini.

asla kendimi bir psikolog gibi görmedim. ancak şahsım da tıpkı Fromm gibi toplumu büsbütün kuşatan kaygı anaforunu, toplumları eylemsiz kılan ve hatta yıkıma sürükleyen nekrofilizmi, psikolojinin organizmik nimetlerinden yararlanmadan çözümlemek mümkün değildir diye düşünmektedir.

yani insanın ruhunda, derinlerde bir yerde kalmış; bilinçdışının hoyratlığına teslim edilmiş düğümleri çözümlemek için psikolojiden yararlanmak zorundayız. ancak bu sayede toplumu reforme edip kitlesel dönüşümlere öncü olabiliriz. ve sosyoloji de tam olarak bunun çabasındadır; toplumları analiz ederek yanlış giden kitle mekanizmalarını düzeltme çabası... biz değilse bile, sonraki nesillerin, uygarlıkların istikbali ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

işte benim Erich Fromm'da gördüğüm ve kendimi de naçizane nispet ettiğim ana akım budur.

(bkz: ruknamçe dogması :)) )
234 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Özgürlükten neden kaçarız ?
Belli sebepler psikanaliz ve toplum psikolojisiyle açıklanmış. İyi ki okumuşum diyeceğiniz kitaplardan. Adsız yetkenin açık yetkeden daha tehlikeli oluşu belki de adsız yetkede karşılıklı savaşarak ateş edilecek hiçkimsenin veya hiçbir şeyin olmayışındandır.
234 syf.
·Beğendi·9/10
"Tanrıyla olan ilişki, kuşku ve korkudan çok güven ve sevgi içeriyordu. Tıpkı bir köylüyle bir kentlinin kendilerinin olan küçük coğarfik alanın sınırları ötesine pek çıkmamaları gibi zihinler de sınırlı ve anlaşılması kolay bir evrenin dışına çıkmıyordu.Dünya ve insan evrenin merkeziydi, cennet ya da cehennem, gelecekteki yaşam yeri, doğumdan ölüme dek bütün etkinliklerse, birbirleriyle olan nedensel ilişkileri açısından saydamdı." Ve devam eder yazar, bugün ki davranışlarımızın bazen topluma bazen de kendi doğamızdan kaynaklanan nedenlerini sıralamaya ...
234 syf.
·Puan vermedi
Kader meselesine kafa yormayanımız yoktur. Evvela dini literatür içinde yer bulduğundan kader meselesiyle ilgili ilk düşünüşlerim din okumalarıyla başlamıştı yıllar önce: Cüzi iradenin sınırları nerede başlayıp biter? İnsanoğlunun ‘yapabilirliği’ndeki ilahsal izler nerelere götürür onu; yaratılmıştıktan gelen izler nerede ayağına takılır? İnsanın karar verebilirliği bir illüzyon mudur yoksa?... Bunları hep dini jargonla yazıp çizen alanlarda okuyor olduğumdan düşünüşümdeki ufuk da okuduklarıma benzedi uzun süre. Özgürlükten Kaçış’a kadar!

Bu kitap kader meselesinden bahsediyormuş gibi yansıtmaya çalışmayacağım ama özgürlüğün nasıl inşa edileceğine,nasıl birtakım oluşlar,etkileşimler sonucunda evrilip kimi zaman sıfırı tüketip ortadan yok olacağına kimi zaman hastalıklı şekilde semirtip etrafındaki özgürlükleri sindirip yok etmeye başladığına dair okudukça meseleyi zihnimde daha çok kader meselesine bağlamaya başladım.İnsanın kaderinin kendi çabasına bağlanıp yazıldığını söyleyen bir dinsel inanca sahip biri olarak Fromm’un geçen yüzyılın özgürlük anlayışındaki değişim hikayesini, katolik hristiyanlığın önce Reform,sonra kapitalizm, daha sonra da nazizim ve demokrasi durakları özelinde anlatması ve sonucu yine insanın kendini daha yakından ve sağlamca tanıyıp ‘kendiliğinden’ ve ‘özgün(r)’ bir çabaya dökerek elde edilebilirliğe bağlaması şahsi kader inancımı pekiştirdi diyebilirim. İnsanın bir şeyler ‘yapabilirliği’ndeki ilahi nüvenin çalışmak ve direnmek olduğuna dair inancım sağlamlaştı.

Kaderle ilgili düşündürdüklerinin dışında bu kitap bugünün hızlı,saldırgan,güçlü kapitalist dünyasının ruhlarımızın özgürlüğüne yaptıkları konusunda da pek çok düşünce bıraktı bana. Bugünün vahşi kapitalizm dünyasının en sekteye uğramadan devamlı kendini büyütüp çeşitlendirerek çalışmaya devam eden sektörlerinden biri olan ‘pazarlama’nın sultasının altında yaşayan insanlar olarak ne kadar özgürüz mesela? Adeta bir organımız gibi olmuş sosyal medya hesaplarının özgünlüğümüzü ve böylece de özgürlüğümüzü ne kadar kısıtladığının farkına varabiliyor muyuz? Varıyorsak ne kadar önleyebiliriz? Siyasi kararlarımızın özgürlüğü nereye kadar uzanıyor? Birileri kendi çıkarları içim sürekli bizi etki altında tutma çabasındayken ne kadar özgür bir siyasi seçim yapabilmeye devam edebiliriz? Ruhlarımızdaki aksaklıkların merkezi kendimizde olan bir yakamoz dalgası gibi tüm toplumu (dünyayı) etkileyebilir oluşundaki ve bu durumun özgür karar verebilme yetimizi aksamaz tutabilme çabasına oldukça bağlı oluşumdaki sırrı görebiliyor muyuz?..

Velhasılıkelam,iyi kitap okuruna iyi sorular bırakandır denir ya işte Özgürlükten Kaçış da böyle idi. Erich Fromm’un 20. yy’ın Avrupalı ve hatta Alman yerlileri örneğinde anlattığı ‘özgürlükten yine özgürlüğe kaçış’ hikayesini yalnızca tarihin belli bir kısmına dair bir ruhçözümlemesi gibi görmemek gerek diyebilirim. Zaten 1941’de yazılmış satırların nasıl da günümüze hitap ettiğini gördükçe kitaba ve yazara daha çok saygı duyacak,kulak kesileceksiniz.

Tavsiye edilir.İyi okumalar.
234 syf.
·Puan vermedi
... insan, doğanın egemenliğini yıktı ve onun efendisi oldu... Diye başlamak kitabı somut anlam dünyasına oturtmak açısından önemlidir. Özgürlükten kaçışın aslında ina ulaşma arzusuyla ilgili olduğunun kanaatine vardım. Erich Fromm'un diğer kitapları hatırlanıldığında örneğin, Kendini Yaratan İnsan'da ahlaksal değerlerin yücelmeyle olan ilişkisini, Yanılsama Zincirlerinin Ötesinde aslinda ilk kitabinda söz ettiği yücelmenin marx ve Freud perspektifinde değerlendirilmesinin yapilması Fromm'un özgürlük kavaramına bir hayli kafa yorduğu görülüyor. Fakat özgürlükten kaçışta dikkat edilmesi gerekenin insanin yaratıcı yanının özgürlük kısıcı olarak ortaya çıkması. Hatta yazar bu konuyla ilgili küba krizi örneğini verirken insanların o süreçteki acizlik ve kaygılarına değiniyor. İnsan eliyle yapılmış kırım gücüne sahip silahların insanlara verdiği kaygı bir özgürlük kısıtlayıcısı olarak devreye girmektedir. İnsanın yaratıcı özelliği birden bire yıkıcı özelliğine dönüşüyor. Ve bu durum kent kuramlarinda sıkça duyduğumuz 'yaratıcı yıkımın' özgürlüğün ontolojisi ile olan ilişkisini gözler önüne sermektedir.
Ve kitabın ortalarında yaptığı muhteşem tespitte sonra bir sey söylemek lazım gelmez herhalde "özgürlük bir şeyi yapma değil bir şeyi yapmama halidir özgürlük"
234 syf.
·8 günde·10/10
Özgürlükten Kaçış, Erich Fromm'un bugüne kadar okuduğum kitapları arasında benim için ilk üçe girdi. 1942 yılında 2. Dünya Savaşı'nın en kızgın günlerinde yazmış Fromm kitabı. Edebi ve felsefi alanda gelişmiş Alman halkının nasıl olup da faşizmin yörüngesine girdiğini psikanaliz ve ekonomiyi harmanlayarak anlatırken; kendini özgürlük aşığı kabul eden ABD'nin de benzer bir tehlikeden bağışık olmadığına dikkat çekiyor. İnsan doğası, özgürlük, güvenlik, bireysellik, toplumsallık, kapitalizmle bağlantılı olarak gelişen Protestanlık ve bunların etkileşimi ile oluşan yeni kaçış biçimlerini mükemmel bir şekilde analiz etmiş Fromm... İçinde yaşadığımız toplumun "robot uyumluluğu" ve sado-maxoşist insan tiplerini doğallığında ürettiğine dikkat çekerek; gündelik faşizmin kaynaklarını açığa çıkaran bu kitapçık beyninizde bir el feneri yakacak. Ayrıca bu kitap bugün Türkiye'de yükselen AKP gericiliğini anlamak, klasik Müslümanlık ile kapitalist kalkınmacı yeni müslümanlığın farklarını düşünmek için de okunabilir. Çünkü 1942'de kalmış zannedilen faşizmin bütün dinamikleri halen çalışmaya devam ediyor ve kitlelerin özgürlükten kaçarak ulaşmaya çalıştıkları güvenlik duygusunu anlayabilmek, halkı küçümseyen aydın kibiri ile değil nugün halen drvam eden bu dinamikleri kavrayıp aşmakla mümkün. İddia ediyorum ki okuyan herkes kendinden bir şeyler bulacak, çevresine farklı gözlerle bakacak! Okuyun, mutlaka okuyun...
Ben, kendim için değilsem,
kim benim için olacak?
Yalnızca kendim içinsem, neyim ben?
Şimdi değilse ne zaman?
-Talamud deyişi
Nefret, tutkulu bir yok etme arzusudur: sevgiyse, bir "nesne"nin tutkuyla olumlanmasıdır. Sevgi bir "etki" değil, amaçlı mutluluk olan nesnenin gelişmesi ve özgürlüğü olan etkin bir özlem, içsel bir ilgililiktir.
Günümüzde insana en çok acı veren, yoksulluk değil, büyük bir çarkın küçük bir dişlisi, bir robot haline gelmiş olmak ve yaşamın boş ve anlamsız olmasıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Özgürlükten Kaçış
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757782247
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Öteki Yayınevi
Baskılar:
Özgürlükten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Hürriyetten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Karanlıkta ıslık çalmak ışığı getirmez. Yalnızlık, korku ve şaşkınlık yerli yerinde kalır; İnsanlar buna sonsuza dek dayanamazlar. Bir şeylerden özgürlük'ün yüküne katlanmayı sürdüremezler; olumsuz özgürlükten olumlu özgürlüğe geçmedikleri sürece, özgürlükten hepten kaçmaları gerekir. Çağımızda ana toplumsal kaçış yolları, faşizmle yönetilen ülkelerde görüldüğü üzere, bir öndere boyun eğme ve demokrasimizde yaygın olan zorlanımlı "düzene uyma"dır.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları