Marx amcanın damadı sevgili Yazarımız Paul Lafargue yu bazen bazı yerlerde anlamakta zorlansam da kapitalizmin nasıl vahşi nasıl iğrenç Bir olgu olduğunu anlamam da yardımcı rolü çok büyüktü.
TEMBELLİK HAKKI - PAUL LAFARGUE
Kitap dört bölümden oluşan gazetede bölüm bölüm yayınlanmış bir makaledir. Aslında altmış sayfalık mini bir kitaptır, ancak biraz yavaş okunabilir, arka planda çeşit çeşit bilgiler verilmiştir. Çocuk işçiler ve çalışma süreleri dikkat alınmış, tabi bunun çıkış noktası kapitalizm ve bize dayatılan sistemdir.
Tembellik güzel değilmi? Yan gelip yatmak değil burada bahsettiğim sadece üretmeden çalışmadan birkaç saat geçirebilmek.
Bu cümle kitabı özetler niteliktedir.
Fabrika işine girin ve mutluluğa, sağlığa, özgürlüğe, hayatı güzel ve yaşamaya değer kılan her şeye elveda deyin. 1858 Fransası hakkında bilgi sahibi olunup bir parça olsa o zamanın zihniyetini anlamış oldum. İnsanın ideal çalışma süresinin on iki saat olduğu belirtilse de kimisi on altı saate kadar çıkartmıştır ve bu şehirde oturanların evlerinin yapısından bahsedilmektedir . Kapitalist üretimin yasası budur, aslında yazarın görüşüne bakacak olursak normal sağlıklı bir insanın beş saat çalışmasının kafi olduğunu savunmaktadır, makinelerin insan hayatını kolaylaştırması gerekmez mi doğru bildiğimiz bu değil mi ama bu dönemde insanlar makinelerle adeta yarışır vaziyettedir. Kadın erkek çocuk genç demeden herkesin on iki - on beş saatlere kadar çalışılmasını eleştiriyor haklı tabi ki bu çocuklar bir top oynamayacak mı saklambaç, körebe peki? Çocuklukları ellerinden alınmamalı, köleleştirilmemeli ama kapitalizm napıyor biz daha az düşünüp sorgulayalım daha az kendimize vakit ayıralım diye önümüze çalışma saatlerini koyuyor çalışmayana ekmek yok tabiii e insan napsın çoluk çocuk için elinden geleni yapmak durumunda bırakılıyor günümüz de de böyle değil mi peki şuan Corona dolayısıyla evlerimizde oturuyor olabiliriz ya evinde oturmadan çalışmak zorunda kalanlar ne olacak ,
Kapitalizme karşı yazılmış güzel bir eser. Kısa ve öz. Sürüp giden alışkanlıklarımıza, bize zorla dayatılan şeylere, her zaman bizim seçimimiz olmamasına rağmen yapmak zorunda bırakıldığımız şeylere karşı çok başarılı karşıt düşüncelerle dolu olan bir eser.
Marx'ın damadı olarak ünlenen Lafargue fikir değişimlerinden sonra son durak olarak burayı bulmuştur. Tembellik! Kapitalizmin insan emeğini nasıl sömürdüğünü ve bu sömürünün çeşitli kollarını eleştiriyor. Üstüne bir de filozofların çalışmamakla alakalı sözlerini verip akıl çelmeye çalışıyor. Comte, Bismarck gibi isimlere sallamaktan da geri durmuyor.
Yapılan eleştiriler bence gayet naif ve olması gerektiği gibiydi. Gelişme, kalkınma adı altında insanların nasıl kandırıldığını, çok fazla çalışmanın ne yazık ki alt sınıflar adına hiçbir şeyi değiştirmediğini, asıl meyveyi yiyenlerin kimler olduğunu ve bunun büyük bir sömürü olduğunu, düşünen ve sorgulayan her insan zaten farkındadır kanımca.
Ben severek okudum. Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Kitapla kalın, mutlu kalın.
açıkçası kitap beklediğim türden bir kitap değildi. Daha doğrusu büyük ihtimal boşluğuma geldi ve ben yanlış anladım. Ben 12-14 saat çalışan bir adamın kısa hikayesini bekliyordum. Boşluğuma gelmiş büyük ihtimal. Ama kitap yine de iyi. Kitap hikaye değil o zaman nedir? sorusunun cevabı, insan ve toplum üzerine düşünceler olabilir yani sosyaloji sayılabilir. çok eski zamanlarda kapitalizm ilk günlerinde başlayan pis düzeni anlatıyor. Çalışan sınıfını hiç edip zengin zengin eden, fakiri eziyet ede ede çalıştıran toplumu eleştiriyor. geçmiş zaman için bu kitap kesinlikle baya iyi. Ama şimdi dönüp baktığımda okuduklarımın daha beterini yaşadığımız görünce şok olup üzülemiyorum maalesef. Çünkü şuan ki tüketim toplumu kapitalizmle beraber mükemmel işliyor. Hatta daha kötüsü insanlar çalışacak iş bulamıyor. bırakın sevdiği işi, fazla saatleri. iş bulamıyor maalesef. Neyse kitaba dönecek olursak bence okuyun güzel kitap. Sadece benim beklentim bi tık fazlaydı onun dışında 8 verilebilirdi. Bu arada sosyoloji ile ilgili temel kavramları bilmiyorsanız onlara baktıktan sonra okuyun.(kapitalizm,ploreterya vb.) ağır bir kitap değil, zaten saydırıyor yazar haklı olarak döneme :D :D Şu dönemde kimse tembellik hakkı bile istemiyor.... Sadece iş olsun karın doysun istiyor. ve maaalesef onu bile bulmak çok zorlaşıyor... Keşke düzen içinde herkes seveceği işi yapsa :) arada da tembellik hakkımızı kullansak. ama nerde...
Paul Lafargue neden tembelligi savunma geregi duymuş ?
3 saat sevdiğiniz bir işte çalışarak çok daha kaliteli şeyler ortaya konulabileceğini ve daha üretken olunabileceğini anlatmak istemiştir bu eseriyle. Savunduğu tembellik aylaklık değil , iş hayatı dışında insanın kendine ayırabileceği yeterli bir zamanın faydalı şekilde değerlendirilmesini amaçlamaktadır.
.
.
70 yaşından sonra yaşamanın bir anlamı yoktur deyip karısı ile birlikte intihar eden yazar ayrıca
Karl Marx’ın damadıdır
.
Kapitalist sistem hakkında merakınız ve çok bilginiz yoksa biraz sıkılabileceğiniz türde bir kitap....
Kitap, çalışma şartlarının çok ağır ve saatlerinin de 12 saati aştığı 19.yy başlarının Avrupasından bahsediyor. O günden günümüze tamamen aynı olmasada meselenin özü aynı aslında. İnsan ne kadar az çalışırsa kendini o denli çok geliştirebilir. Daha mutlu ve daha verimli insan olur. 1800 lerin ortasında Fransada başlayan isyanlarda halk iş istemiş, ekmek istemiş. Çalışmayan yiyemez sloganı ile yürümüşler ki İktisatçılar ve din adamları da çalışkanlığı överler. Oysa o günlerde de bugün de çok çalışan çok kazanıyor diye bir doğru orantı yok, hiç bir zaman da olmadı. Gelir dağılımında ki adaletsizlik ise gittikçe büyüyor. Bugün bazı gelişmiş ülke parlamentolarının haftada 4 gün çalışmayı tartışıyor olması kitabın savının güncelliğini koruduğunun göstergesi gibi. Alakasız olacak ama bu kitap bana Orhan Kemal'in Ekmek Kavgası adlı eserini hatırlattı.
Herkese merhaba.
Nisan ayı okuma listemde adım adım ilerliyorum. Bugün sizlere Paul Lafargue’den Tembellik Hakkı kitabı ile geldim. Kitabın ilk yayınlama tarihi 1883 olmakla beraber yazar hakkında bir iki kısa bilgi vermek istiyorum. Kendisi Karl Marx’ın damadı olup kendisine verdiği bir söz varmış; yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemediğini bu yüzden de 70 yaşının ötesini görmek istemediği üzerine dair. Bu yüzden 1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürmüş.
Kitabın konusuna gelirsek Tembellik Hakkı denilen tamlama aslında bambaşka bir anlamı var. Çalışma saatlerinin insanlık dışı olması nedeniyle bu fazla çalışmanın günde 2-3 saat bile olsa azaltılmasıyla kişiye verilen tembellik hakkının daha sonra çalıştıkları yerlerde üretim üzerinde verimi arttırıcı etkisinin olduğunu göstermek istiyor.
Kitapta ayrıca birkaç alıntı vardı ki; okuduktan sonra geri dönüp sessizce başımı sallayıp onaylayarak tekrar okudum.
Marx’ın damadı olan ve hayatını enternasyonalizme adayan Lafargue, komünist görüşlerini bu kitapta kapitalizme ve sömürüye karşı güçlü bir eleştiri olarak ortaya koyuyor, iyi okumalar.
Kitabı okuyunca, evet haklı diyorsun tüm insanlık için ama sisteme nasıl baş kaldıracağız, insanlar nasıl gecinecek, maalesef bir maraba takımının işçi sınıfının olması gerekiyor, bir kısmın somurulmesi gerekiyor galiba ve buna bizim içimiz dayanmıyor
Kitap retorikten güç alan bir denemenin ötesine geçmeye niyetli, söyleyecek önemli şeyleri olan, belki de bazı kapıları yüzünüze kapatacak bir metin. Yazar ise, günde üç saatten fazla çalışılmayacak yeni bir Altın Çağ için hem terli vücutlara hem de beyaz yakalara ama her şeyden önce de 'zamane kafası'na konmaktan bıkmayan bir at sineği! (Arka kapaktan)
Kapitalizm başta işçi sınıfı ile birlikte tüm toplumu esir alalı 2yy kadar oldu. Başlangıçta normal vatandaşlar iken dini dogmalar ve işçi sınıfının desteğiyle soyluları yok eden Burjuvazi, sömürü düzeniyle tüm insanlığı ele geçirdiği süre bu aynı zamanda. Marx'ın damadı da olan Lafarge; sanayi devrimiyle oluşan işçi sınıfının sefaletini, üretim fazlası yüzünden tüm dünyaya mal satma zorunluğundan kaynaklanan sömürü ve emperyalizmi, dünya servetinin nasıl oluşup kimlerin kazandığını anlatıyor.
Eski Yunan, Mısır dahil tüm büyük uygarlıkların insan onuru ve mutluluğu için günde 3 saatten fazla çalışılmamasını, insanların boş zaman yaratarak kendilerini sanata ve düşünceye vermeleri gerektiğini örneklerle açıklıyor. Ve makinelerin bu durumu sağlayabileceğini umut ediyor(maalesef daha kötüye gitti) ve günde 12-14 saat çalışma rezaletini, bitmeyen mesaileri kısaca #kafka 'nın Dönüşüm'ündeki böcekleşen kölelik düzenini pek güzel sorguluyor.
150 yıllık bu sorgu; bir tür aylaklık değil insan trajedisinin sorgusu.Bir böcekten insana dönüşebilmek için BENCE: Muhakkak OKUYUN...
Paul Lafargue (15 Ocak 1842-26 Kasım 1911); Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamı. Küba'nın Santiago kentinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa'da Tıp Akademisi'ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı giderek genişleyen gençlik devinimine katıldı. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel'den Feuerbach'a, Fourier'den Comte'a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon'dan etkilendi.
1865'te Marx'la tanışmasının, üzerindeki Proudhon etkisinin kırılmasında büyük rolü oldu. Marx "yakışıklı, zeki, enerjik ve sportif" bulduğu bu gencin, kızı Laura'yla evlenerek aileye katılmasına da izin verdi.
Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi'den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra'da tamamladı ve karısı Laura'yla birlikte yeniden Paris'e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu; kendini tümüyle sosyalist düşünce ve eyleme adamaya karar verdi. Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı, işçi devinimlerinin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulundu.
1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.