We Have Always Lived in the Castle (Penguin Classics Deluxe Edition (US/CAN))

·
Okunma
·
Beğeni
·
1448
Gösterim
Adı:
We Have Always Lived in the Castle
Alt başlık:
Penguin Classics Deluxe Edition (US/CAN)
Baskı tarihi:
31 Ekim 2006
Sayfa sayısı:
146
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780143039976
Orijinal adı:
We Have Always Lived in the Castle
Dil:
English
Yayınevi:
Penguin Books
Baskılar:
Biz Hep Şatoda Yaşadık
We Have Always Lived in the Castle
My name is Mary Katherine Blackwood. I am eighteen years old, and I live with my sister Constance. I have often thought that with any luck at all I could have been born a werewolf, because the two middle fingers on both my hands are the same length, but I have had to be content with what I had. I dislike washing myself, and dogs, and noise, I like my sister Constance, and Richard Plantagenet, and Amanita phalloides, the death-cap mushroom. Everyone else in my family is dead...
183 syf.
·1 günde·8/10
Biz hep şatoda yaşadık ismi her ne kadar hayallerimde 1700-1800’i canladırsada kitabımız o dönemlerde geçmiyor.Kitabımız bize aile bağlarının ne kadar sıkı olabileceğini büyüleyici bir gerçeklikle anlatıyor.Kasabanın gıpta etmiş olduğu,herkesin hayranlıkla izlediği zengin bir aile olan Blackwood’ların bütün hayatı bir gecede tepetaklak olur ve bütün kasaba halkı onlardan nefret etmeye başlar.Yıllar geçer ve aileden sadece iki kız kardeş ve amcaları kalır.Onlarda asla güvenli evlerinden zorunda kalmadıkça çıkmazlar.Peki tüm bu olanların ardındaki gerçekler nelerdir ? Blackwoodların mükemmel yaşamı nasıl bu hale gelmiştir ? Neden bütün kasaba halkı onlardan nefret etmektedir ? Kim kurban kim suçlu ? Hepsinin cevabı bu kitapta.

Kişisel görüşlerime gelecek olursak kitap bir gerilim kitabı değil daha çok psikolojik bir kitap.Bu yazarın kalemi bana sürekli Rebecca’yı hatırlatıyor.Sizi her sayfasında içine çeken bir kitap.Gizem unsurlarıyla diğer bölümde ne oluyor diye kendini okutan bir kitap.Kitaptaki karakterlerin kişilikleri,düşünceleri,yaptıkları eylemler çok derin ve anlaşılması bir o kadar zor,her karakterin temsil ettiği önemli rol var ve kesinlikle siz bunu kitabın sonuna kadar anlayamıyorsunuz.Kitap sizinle bir nevi köşe kapmaca oynuyor ve bunu severek yapıyor.Bu kitabın bir sayfasını değil bir paragrafını bile kaçırırsanız kitabın bir anlamı kalmıyor çünkü o kısımda anlatılanlar diğer sayfalarda hiçbir şekilde geçmiyor,o yüzden dikkatli ve atlamadan okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.Kitabın sevemediğim yanı yazarın olayları kısa kısa anlatırken mekan betimlemelerini sayfalarca anlatması ve olaylar arasında bir sürü kopukluk yaratmasıydı.

Eğer sizde şu aralar dünyadan kaçıp bir nefes almak istiyorsanız ve bir ailenin geçmişini deşerek gerçekleri öğrenmek isterseniz bu kitabı kaçırmayın derim.
Kitaplı günler :)
183 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Mistik efsaneler ve lanetli hikayelerin her birinin bir doğuşu vardır. Bu zamana kadar yazılmış/çekilmiş çoğu eserde genel kalıplarla bu hikayeyi gördük, elbette her şeyin bir kökeni vardır ve köküne indiğiniz olaya daha farklı bakmamak elde değil.

Kitabın konusu hakkında fazla bilgi vermek içeriğini berbat edecek buna eminim. Çünkü "Biz Hep Şatoda Yaşadık" farklı bir ilerleyişe sahip. Yalnızca konu değil, konunun istenilen gibi verilmesi için kullanılan birinci kişi anlatımı da alışılmışın oldukça dışında. Yaşanan olaylar ve karakterin iç dünyası karşılaştırılırken hedeflenilen o ikilemi yaşamak belki de romanın en kuvvetli kozu.

İstenilen atmosferi yaratmak çok zordur evet, fakat istenilen atmosferi üstü kapalı bir şekilde hissettirmek çok daha zordur. Blackwoodların evindeyken dışarıdaki ağaçların yapraklarını, kurumuş dallarını ve sarmaşıklarını görmeden hissetmeye benziyor kitabın atmosferini özümsemek. Yoğun bir gerilimi neden yok, çünkü hedeflemiyor. Shirley Jackson'ın günümüz korku edebiyatını şekillendirdiği göz önünde bulundurulunca insanlar gerilim dozunu yüksek bekleyip hayal kırıklığına uğramış gördüğüm kadarıyla. Kitap, sizi germeyi amaçlamıyor. Daha çok gotik bir hava yakalamaya çalışıyor, huzursuzluk üzerinden yürüyor, bunu da zaten başarıyor. Yüksek dozda gerilim bana göre bu hikayeyi bozacak bir unsur olurdu zaten.

Sade dil ile bunaltmayan yoğun anlatım oluşturmak muazzam bir yetenek. Bir süre önce okuduğum, Herta Müller'in Nobel ödüllü eseri olan "Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım" da yine yoğun anlatım olarak tabir ettiğim yoldan ilerleyen bir eserdi ve adını başarıyla duyurmuş olmasına rağmen benim için biraz bunaltıcıydı. Shirley Jackson daha psikolojik bir tahlil ortaya koymasını rağmen çok daha akıcı bir yoğun anlatımla karşımıza çıkıyor.

Elbette her esere saygım var fakat Shirley Jackson gibi ustaların okunmayıp gerçekten başarısız kitapların bestseller olması benim sinirlerimi bozuyor, bu da dürüst bir açıklama benim için, katılmayabilirsiniz. Özellikle bir kitap örneği vermiyorum fakat gündemi takip edenler zaten az çok neyi kastettiğimi anlamışlardır. Korku edebiyatı ve gotik edebiyatının ortaya çıkış noktasından buraya kadar neler katedildiğini fark edemiyoruz ve bu üzücü. Yalnızca bu türler de değil, farklı kitaplardan bambaşka örnekler de verebiliriz. Ben düşünüyorum ki; başarılı eserler hayat değiştirir ve hayatımızı değiştirmek bizim tercihimizdir.
  • Hadula
    7.1/10 (61 Oy)35 beğeni151 okunma35 alıntı1.514 gösterim
  • Tütüncü Çırağı
    8.0/10 (118 Oy)90 beğeni300 okunma201 alıntı2.979 gösterim
  • Son Nöbet
    8.0/10 (66 Oy)48 beğeni129 okunma68 alıntı1.582 gösterim
  • Sybil
    9.0/10 (56 Oy)46 beğeni122 okunma28 alıntı2.637 gösterim
  • Çöp Adam
    8.4/10 (105 Oy)81 beğeni235 okunma235 alıntı3.499 gösterim
  • Uyuyamayanlar
    6.0/10 (84 Oy)40 beğeni171 okunma92 alıntı2.323 gösterim
  • Çember
    7.3/10 (45 Oy)30 beğeni120 okunma34 alıntı1.530 gösterim
  • Eğlence Parkı
    7.8/10 (81 Oy)59 beğeni196 okunma78 alıntı2.395 gösterim
  • Kim Bulduysa Onundur
    8.4/10 (98 Oy)83 beğeni222 okunma91 alıntı3.213 gösterim
  • Kara Büyü
    8.4/10 (44 Oy)34 beğeni105 okunma21 alıntı1.669 gösterim
183 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Amerikan gotik örneği. Bu tarz seviyorsanız okuyabilirsiniz ama bu tarz beni çekmiyor. O yüzden çok sevemedim. Gotik özelliklerini barındırması açısından başarılı. Hafif gerilimli, huzursuzluk veren, kapalı, iç sıkıcı ve bunu hissettiriyor. Sürükleyici bir kitap, bir kısmı bir akşam zehirlenerek ölen bir aile. Aileden geriye kalan 3 kişi. Onların toplumdan izole olması. Bilinmeyene karşı toplumun öfkesi. Bunları barındıran güzel ama dediğim gibi bu tarza pek meraklı olmadığım için aman aman bir kitap olmadı benim için.
183 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Shirley Jackson'ın dört sene önce okuduğum ve hala unutamadığım o muhteşem Piyango öyküsünden sonra aynı yazarla tekrar karşılaştığım için bir hevesle başladım kitabı okumaya.
Piyango'daki gerilim oranı, karakterlerin belirsizliği, ana konunun anlaşılamaması ancak sonlara doğru karakterlerin ve olayların okuyucuya açılması Biz Hep Şatoda Yaşadık için de geçerli.
Anlatıcının güvensizliği hikayeyi canlı tutan en büyük etmen bence. Sürekli gerçekten öyle mi acaba ve belki de asıl sorunlu olan bizim baktığımız bakış açısıdır, diye düşünmek dingin gotik atmosferini 'ateşleyen' bir noktaydı.
Kitabın içeriği ve karakterlerin ilişkileri açısından söylenebilecek çok fazla şey olmasına rağmen bu durum okumamış birinin eline fazla ayrıntı sunmak olacağından bu kadarla bırakmak en iyisi.
183 syf.
·1 günde·8/10
Ne şahane bir gerilimdi. Bir kasabada köklü bir ailenin başına gelenler ve ailenin kalan son iki üyesi kız kardeşlerin kendilerini dış dünyadan izole etmesini kasaba halkının bu durum karşısında gösterdikleri tepkileri sizi gere gere ne güzel anlatmış yazar. Kardeşlerin yaşadığı bu agorafobiyi yazarın zamanında yaşaması da anlatımı olağanüstü gerçekçi kılmış. Açık alanda bulunamama, hep saklanma evden çıkamama harika anlatılmış. Konuyu daha fazla anlatmak istemiyorum fakat gerilim sevenler için ideal bir kitap. Ben sevdim.
183 syf.
·Puan vermedi
Yer, Amerika Birleşik Devletleri. Tarih, 26 Haziran 1948. Gazete, New Yorker. Yayınlanan öykü, The Lottery (Piyango). Sonraki haftalarda gazetenin posta servisi oldukça hareketli; öykü hakkında sorular var. İnsan ruhunun karanlık yönleri mevzu bahis olunca tepkiler türlü türlü, övgülerse çoğunlukta. Yazar öyküyü açıklama taleplerini geri çeviriyor; eserinin kendi kendisini ifade edeceğini belirtmekle yetiniyor. Bazıları ya yazarın açıklamasını yeterli bulmuyor ya da öyküden anladıkları hoşlarına gitmemiş; mesela Güney Afrika Birliğince yasaklanıyor öykü. Ondan sonrası? Takdir ve ilgiyle karşılanan yazarın resmi kariyeri başlıyor.

Cemalettin Sipahioğlu

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...da-yasadik-inceleme/
183 syf.
·3 günde·7/10
Ne kitaptı yaa dedirtti! Bitirdikten sonra bile akıllarda birçok soru işareti bırakan kasvetli, tuhaf, psikolojik gerilim türünde değişik bir kitaptı. Kitabın türü çağdaş gotik olarak geçiyor. Okurken başından sonuna kadar durağan fakat anormal bir şekilde de elinizden bırakamayacağınız, kendini okutturmayı bilen cinsten bir kitap.
Konusu kendilerini toplumdan soyutlayıp, şatoda yalnız yaşayan iki kız-kardeş hakkında; Connie ve Merrycat Blackwood. Şatoda sadece ikisi ve sakat amcaları ile birlikte yaşıyorlar. Connie yıllar öncesinde ailenin tümünü zehirlediği gerekçesiyle mahkemeye çıkartılmış, ve suçsuz olduğuna kanaat getirilmiş. Amcaları şans eseri zehirlenerek ölmekten kurtulurken ailenin geri kalanı ise ölmüş. Bu olay bütün kasabayı korkutmuş tabii. Kızlardan hem korkar hem de nefret eder olmuşlar.
Bende ürkütücü iz bırakan Merrycat karakterinden bahsedecek olur isek; şuana kadar okuduğum en tuhaf belkide en psikopat karekterdi. 18 yaşında hayal gücü sınırsız, ablasına acayip düşkün, tuhaf üstün tuhaf, her ne kadar göstermese de içten içe şiddet yanlısı..Gerçekten ürpertici ve kesinlikle unutamayacağım bir karakter oldu Marry Katherine Blackwood. Kitabı severek okuduğum bir gerçek.Kan, vahşet gibi unsurlardan ziyade yazar bizi psikoloji ve kasveti harmanlayarak ürpertmeyi başarıyor. Gotik ve korku türünü seviyorsanız okumanız tavsiye edilir lakin birazcık sabır etmeniz gerekmekte..
183 syf.
·6/10
-Spoiler içerebilir-
İlginç bir kitaptı. Kitabı okurken çoğu yerde gerim gerim gerildim. Blackwood ailesinde kim tarafından yapılmayan bir olay meydana gelmiş ve yüzyıllardır yaşayan bu köklü aileden sadece 3 kişi kalmıştır geriye. Engelli bir amca, evin her işini üstlenmiş fakat evden çıkamayan bir abla ve Mary. Aile bir akşam yemeğinden sonra sağ çıkamamış ve arsenikten zehirlenmişler. Yaşı uygun olduğu için şüpheli olarak akşam yemeğini hazırlayan Constance mahkemeye çıkarılmış kanıt bulunamadığı için serbest bırakılmış fakat kitabın sonundaki ters köşe cinayeti Mary’nin işlemesi oldu
183 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
akşam yemeği sırasında zehirlenerek katledilen bir aile ve bu katliamdan sağ kalan üç aile bireyi. constance evin büyük kızı ve katliamda şüpheli görülmesine karşın aklanmış kişi, marricat evin küçük kızı geniş bir hayal gücüne sahip, julian ise zehirli şekerden yemesine rağmen sağ kurtulan ve artık bunamaya başlayan tekerlikli sandalyeye mahkum tek kişi.

bu üç insanın tek istedikleri dış dünya tarafından rahat bırakılmak. agorafobi ile alakalı akıcı bir anlatım. bir ailenin kendine ait sırları, kasabalıların bilinemeyene karşı olan korkusunun nefrete dönüşmesi ile toplum psikolojisi hakkında çarpıcı bir hikaye ile karşımıza çıkıyor jackson.

geçmişiniz ve insanların ön yargısı peşinizi bırakmıyor ve ufak bir açığınızı bekliyor sürekli. dış dünya sizi o kadar korkutuyor ki dışarı çıkmak sizin için imkansız bir hal alıyor. korkularınızda haksız da sayılmazsınız. çünkü bilinemezliğin insanların kalplerine işlediği o nefret tohumları her an size zarar verebilir.
183 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Mary Katherine Blackwood ablası Constance’ı,Richard Plantagenet’ı ve köygöçüren mantarı Amanita phalloides’i seviyor.Ve ailesindeki diğer herkes öldü.

Gizemli bir eve götürüyor bizi yazar,kasaba halkının yaklaşmaktan bile haz etmediği,güzel bahçesine pek çok şey gömülü olan.

Gotik edebiyat..En azından benim için karanlık bir odaya adım atma deneyimiydi.Kendine çekip sizinle türlü akıl oyunları oynayan ufak sesler,arkanızda beliren gölgeler..

Kitapta en çok ilgimi çeken şey ise kitlelerin şiddet eğilimine değinilmesi.Toplum baskısından daha derin bir nokta bu.Yazarın şiddeti anlatırken kullandığı ifadeler çok sert,kasaba halkının aslında her birinin içinde bastırdığı duyguların diğerlerinden destek aldığında nasıl yıkıcı olabildiğini de gösteriyor ve ne yazık ki bu hayal ürünü değil.

Shirley Jackson çok bilinen ve aslında bir o kadar da bilinmeyen bir yazar.Agorafobiden muzdarip son yıllarında.Bu kitap da o korkunun izlerini taşıyor ve sağlığında tamamladığı son kitap oluyor.1965’te öldüğünde,iki kitap ardında yarım kalıyor.Sıra diğer kitaplarında..
183 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Çok ilginç bir kitap okudum. Anlatım tarzı, konunun işlenişi, karakterlerin bakış açıları falan çok farklı geldi bana.
Okurken gerildiğim çok yer oldu. Kitap sizi çok kasvetli bir ailenin yaşamına sürüklüyor. Aslında durağan anlatılan bir hikaye ama tuhaf bir şekilde elimden bırakamadan okudum.
Kitapta agorafobi (kısaca topluma karışmaktan korkma) konusu çok iyi işlenmiş. Çünkü yazarımız da bu durumu yaşıyormuş o dönem. Okurken ben rahatsız oldum karakterler adına. Dışarı çıkıp, başka bir yere taşınıp kendilerini toplumdan soyutlamamalarını istedim.
Özellikle de yazara hayran kaldım diyebilirim. 150 sayfalık kısacık bir romanda o kadar güzel anlatmış ki hikayeyi. O atmosfere girmemek mümkün değil ve karakterler çok iyi tasvir edilmiş. Marycat bu yıl okuduğum en ilginç karakterdi. Uzun süre unutabileceğimi sanmıyorum kendisini.
Farklı tarzlarda kitaplar okuyup okuma perspektifimi genişletmeyi seviyorum. Siz de farklı tarzda bir kitap okumak isterseniz mutlaka şans verin bu esere. Ben şahsen çok sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okuma listeme ekledim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
We Have Always Lived in the Castle
Alt başlık:
Penguin Classics Deluxe Edition (US/CAN)
Baskı tarihi:
31 Ekim 2006
Sayfa sayısı:
146
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780143039976
Orijinal adı:
We Have Always Lived in the Castle
Dil:
English
Yayınevi:
Penguin Books
Baskılar:
Biz Hep Şatoda Yaşadık
We Have Always Lived in the Castle
My name is Mary Katherine Blackwood. I am eighteen years old, and I live with my sister Constance. I have often thought that with any luck at all I could have been born a werewolf, because the two middle fingers on both my hands are the same length, but I have had to be content with what I had. I dislike washing myself, and dogs, and noise, I like my sister Constance, and Richard Plantagenet, and Amanita phalloides, the death-cap mushroom. Everyone else in my family is dead...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 24 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0