Cep Boy

Yol

Jack London
Çevirmen:
Nurgül Polat
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

4/10
·191 syf.··
2026 7. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 16:53
Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı… Neredeyse tüm kitaplarını okuduğum Jack London’ın beni bu kadar boğan başka bir kitabını hatırlamıyorum. Martin Eden gibi bir eserini okuduktan sonra hayal kırıklığına uğrattı beni sevgili Jack.
YolJack London · Karbon Kitaplar · 20204,456 okunma
Sıkıldım
3/10
·191 syf.··
2025 2. kitabı
Hiç kendimi zorlayup kitaptan şunu çıkardım bunu çıkardım diye entel dantel konuşmayacağım. Çok sıkıldım, bunaldım zorla bitirdim. Gerçekten verdiğim zamana yazık oldu. Okuyup mutşu olanlara da yüksek puan verenlere de başarılar diliyorum.
YolJack London · Karbon Kitaplar · 20204,456 okunma
Puan vermedi·191 syf.·
2026 75. kitabı
#OkudumBirdim Yol/ Lack London Jack London'ın üslubu çok güzel, kitapları ilgi çekici son zamanlarda okumaya başladığım bir yazar. Bu kitabında da aslında zor bir hayatı sanki bir macera öyküsü anlatır gibi anlatıyor. Bir serserinin anlık yaşam tarzını okudum. Yazar, hayatına anlam katmak ve kendi yolunu çizmek için genç yaşta yollara düşer. Polislerden ve tren görevlilerinden kaçarak, yiyecek ve giyecek bulmak için her yolu dener. Trenler hakkında ne kadar bilgi öğrendim bilemezsiniz. Gelecek kaygısını bir kenara bırakıp “yol”un cazibesine kapılır ve tam bir serseri hayatı yaşamaya başlar. Özenmedim desem yalan olur. Bu süreçte yaşadıklarını, hobo yaşamını anlatan belgesel tadında bir seyahatnameye dönüştürür. Maceracı ve asi ruhu onu bohem bir yaşama sürükler; zamanla bu ruhunu hem besler hem de kontrol altına almayı öğrenir. Beni en çok etkileyen bölüm Hapishanede kurulmuş olan mektup taşımakla yapılan iletişim ağı oldu kusursuz biz düzen tıkır tıkır işliyor. Bu arada kitapla birlikte iki yeni kelime öğrendim. Bohem, kurallara bağlı yaşamayı reddeden, özgür, rahat ve alışılmış düzenin dışında bir hayat tarzını ifade eder. Hobo = gezgin, sabit bir evi olmayan ve dolaşarak yaşayan kişi
YolJack London · Karbon Kitaplar · 20204,456 okunma
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
171 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2025 22:59
Jack London’un kötü bir eserine henüz rastlamadım. Kendine has bir anlatımı var. Hikaye anlatmayı gerçekten biliyor. Bu başarı belki yaşanmışlıktan belki de içtenlikten geliyor. Yol… Kitabı okumaya başladım ve henüz ilk sayfada bu kitabı daha önce okuduğum hissine kapıldım. Birkaç satır sonra da daha önce “Açlar Ordusu” adıyla aynı eseri okuduğumu hatırladım. Açlar Orsusu ismini o zaman da yakıştıramamıştım. #202412759 Bu da o zamanki inceleme yazım. “Yol,daha iyi oturuyor esere. Maceralar hep tren peşinde geçiyor.” diye düşünürken birden aklıma Jack London’un “Demiryolu Serserileri” kitabı geldi. Kitaplığıma koşup “Acaba bu da mı aynı kitap?” diye baktım ki meğer aynı kitabı üç farklı isimde satın aldığım ortaya çıktı. Ayıp olmasın diye “Yol”un yarısında “Demiryolu Serserileri” ile devam ettim. Çevirmenler kafasına göre takılmış anlaşılan. Şimdi üç kitap okumuş sayılır mıyım?
Edebiyat
YolJack London · Karbon Kitaplar · 20204,456 okunma
6/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2022 46. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2022 01:49
Şimdilik 52 sayfa okudum. Kitap tam olarak serseriler üzerine yazılmış. Bir serserinin nasıl yemek bulduğu, nasıl hayatta kaldığı, nasıl trende gizlice yolculuk yaptığı anlatılıyor. Devamını okuyunca incelememi düzenleyeceğim. Edit: Kitabı okudum. Son sayfaya kadar bekledim belki serseri hayatı dışında başka bir şey olur diye ama olmadı. Ekleyecek bir şey yok.
YolJack London · Karbon Kitaplar · 20204,456 okunma
Sert, Keskin ve Tamamen Gerçek: London’ın Sokak Okulu
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 00:00
Beni burada birazcık tanıyanlar, Jack London’ın bendeki yerinin ne kadar ayrı olduğunu bilirler. Vahşetin Çağrısı veya Beyaz Diş gibi klasiklerini çoğumuz çocukken okumuşuzdur. Martin Eden, Deniz Kurdu, Yıldız Gezgini eserleri ise benim ve birçok okurun en sevdikleri arasında yer alıyor. Gelgelelim bu kitaba; " Yol " bambaşka bir seviye. Kitabı bitirdiğimde "İşte London bu!" dedim. Hadi gelin, bu sert ama bir o kadar da gerçek yolculuğun detaylarına birlikte bakalım. Jack London'ın bazı kitaplarının yarı otobiyografik olduğu, kendi hayatından izler taşıdığı bilinen bir şeydir. Beni bu kitapta en çok vuran şey ise, anlatılanların tamamen otobiyografik olmasıydı. Yani karşımızda hayal ürünü bir karakter değil, bizzat gençliğinin henüz başlarındaki Jack London var. Yazarın daha sonra dünya çapında bir isim olacağını bilerek, onun gençliğinde nasıl bir "hobo" (evsiz/gezgin) olduğunu okumak müthiş bir deneyim. Trenlerin altına, sahanlık denilen kısımlarına, kör vagonlarına saklanarak eyalet eyalet gezmesi, bir lokma ekmek için kapı kapı dolaşması ve hapis hayatıyla tanışması... Bunların hepsini bizzat yaşamış olması, kitaba öyle bir ağırlık ve samimiyet katıyor ki, her sayfa sanki bir itirafname gibi. Jack London’ı neden bu kadar seviyorum biliyor musunuz? Çünkü adamın kaleminde gram süs yok. Lafı dolandırmıyor, "şöyle romantikti, böyle hüzünlüydü" diye edebiyat yapmıyor. Hayatı, yani gerçeği, olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla yüzünüze çarpıyor. Kitaptaki dil o kadar akıcı ve keskin ki; bir sayfada polisten kaçarken sizin de nefesiniz kesiliyor, diğer sayfada bir yük vagonunun içinde titrerken üzerinize bir battaniye örtme ihtiyacı hissediyorsunuz. O sert üslup, aslında anlattığı hayatın sertliğiyle mükemmel bir uyum içinde. Kitap, sadece bir gezi anısı değil; aynı zamanda bir zeka ve
Edebiyat
YolJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,456 okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2022 95. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2022 11:54
Merhabalar, Kitabı az önce bitirdim (7 Aralık 2022). Kitap yine her yerde yazıldığı ve galiba Jack London'ın her kitabında yaptığı gibi otobiyografisi :) Kitabın karakteri kendi adını açıkça söylemese otobiyografi demezdim ama söylüyor ve akıllara hemen Jack London'ın son okuduğum birkaç romanı geliyor. Martin Eden, Vahşetin Çağrısı... Martin Eden'deki Martin karakterinin denizci olması, bu kitaptaki Jack London'ın da denizaşırı seyahatlerinden yer yer bahsetmesi ve son olarak gerçek Jack London'ın da Japonya'ya gemi ile gitmesi vs. derken iyice iki kitap birbirine giriyor. Kitabı beğendim gerçekten. Hoş bir okuma keyfi verdi bana. Zaten ince 200 sayfalık bir şey. Farklı bir dünyaya bakış atmış oldum. Adalet sisteminden çevre insanının evsizlere, serserilere bakış açısına ve "aynasızların" meslek ahlakına kadar birçok konudan bahsedilmiş. İlgimi çeken bir şey de şu oldu: kitapta hiç aşk meşk işleri dönmüyor. Kimse kimseye aşık olmuyor. Zaten Jack London dışında uzun süreli bir karakter de yok, insan kitabın sonuna gelince artık diyor ki "Böyle hayat mı geçer ya!". Her gün karnını doyurmaya çalışıyorsun, her gün yalan dolan, başını sokacak bir yerin sırtını yaslayacak kimsen yok. Son zamanlarda karşılaştığım her şey, "daha mutlu bir hayat" idealime hizmet ediyor gibi. Umarım ulaşabilirim. Sanırım şu okumalar beni anarşik yapacak :) Kendi bildiğimi yapacağım en sonunda yine. Bir de kitapta çok fazla geçen ve bu kitaptan öğrendiğim bir kelimeyi not etmek hatta bunu sonraki okumalarda da tekrarlamak istiyorum. Bu kitabın asalak kelimesi: "marşandiz" Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünü esas alırsak marşandiz, yük treni anlamına geliyor. Bu da burada dursun. Kitabı sanırım herkese tavsiye ederim. Şöyle bir Ankara-Erzurum yolculuğu yapsam o esnada bitecek bir kitaptı,
Demiryolu SerserileriJack London · Alfa Yayınları · 20214,456 okunma
7/10
·184 syf.·
2026 22. kitabı
Hobolar... Tren yolculuğu yaparak iş arayan insanlar topluluğu... Maceralarla geçen tehlikeli olabilen tren hikayeleri.. Monikalar, Aynasızlar.. Hayatta kalmaya çalışan insanlar... Kaçak seyahatler, işsizlik, göçler, evsizler.. . Yazarın 18 yaşındaki kendi çılgın hikayesi.. Biraz akıcı biraz maceralı sürdü gitti. Sevdim mi tartışılır. Ama #jacklondon kalemi kendini okuttu o kesin. Alıştığım kitaplarından farklı bir hikayeydi. Bu kısa kitabın otobüs yolculuğuma eşlik etmesi güzel oldu. Yazarı sevenlere tavsiyemdir.
1000Kitap
YolJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20244,456 okunma
Yaşama Tutunmanın Bedeli Zincirsiz Ama Tutsak
10/10
·206 syf.··
Beğendi
·
2025 224. kitabı
Kendimi sadece bir yazarın anılarında değil, insanın en çıplak haliyle hayatta kalma mücadelesinde buldum. Tren raylarının gürültüsü, açlığın midede bıraktığı boşluk, bir lokma ekmek için göze alınan riskler… Hepsi öylesine canlı, öylesine sahici anlatılmış ki, sanki sayfaların arasından ben de rayların üzerine düşecekmişim gibi hissettim. Bu kitapta beni en çok çarpan şey, yoksulluğun ve açlığın insanı ne hale getirdiğini görmek oldu. Bir trenin peşinden koşan o genç serserilerin içinde kendimi düşündüm; hayatın bir döneminde ben de imkânsızlıkların kıyısında, sadece “bir gün daha” yaşayabilmenin derdindeydim. London’un anlattığı açlık, bana kendi gençliğimdeki çaresizlikleri hatırlattı. Cebimde yol paramın bile olmadığı, bir simidi bölüp gün boyu idare ettiğim zamanlar geldi aklıma. Belki tren kovalamadım ama yaşamak için aynı çaresizliği iliklerime kadar hissettim. Jack London’un serserilik günleri aslında özgürlüğün ve esaretin aynı bedende nasıl buluştuğunu gösteriyor. Çünkü bir yandan zincirlerinden kurtulmuş, hiçbir yere bağlı olmayan insanlar… ama diğer yandan açlığın, soğuğun, kanunun baskısının esirleri. Bu çelişki bana insanın hayat boyu sürüklenişini düşündürdü. Bazen “özgürüm” dediğimiz anlarda bile görünmez zincirlerin tutsağı olduğumuzu fark ettim. Okurken aklıma şu geldi: Hayat bazen bizi rayların kenarına bırakıyor. Önümüzden geçen trenler, fırsatlar, hayaller gibi… Kimi zaman atlayacak cesaretimiz oluyor, kimi zaman donup kalıyoruz. Jack London atladı, düştü, kalktı, yaralandı ama yaşadı. İşte bu yüzden onun hikâyesi bana sadece bir macera değil, yaşamın ta kendisi gibi geldi. İnsan her durumda “bir çıkış yolu” bulabilir. Aç kalsa da, dışlansa da, itilip kakılsa da… İnsan, yaşamak için hep bir yol bulur. Ve bazen o yol, rayların üzerinde açlıktan
Duygu ve Düşünce
Demiryolu SerserileriJack London · Alfa Yayınları · 20214,456 okunma
Hayat Rayında Münferit bir Vagon: Jack London
8/10
·206 syf.··
2021 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2021 23:38
Orijinal ismi ‘’The Road’’ yani ‘’Yol’’ olan ve Türkçemize ‘’Demiryolu Serserileri’’ olarak çevrilen bu eser Jack London’dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Bu inceleme boyunca sürekli Demiryolu Serserileri demek yerine orijinal adı olan Yol’u kullanacağım ben. Jack London’ın eserlerinde her zaman bir şey uğruna verilen bir mücadele vardır. Bu mücadele bazen hayata, bazen insanın kendisine, bazen de doğaya karşıdır. Martin Eden, Beyaz Diş, Doğanın Çağrısı ve Yol bu mücadelelere verilebilecek en güzel örneklerdendir. Jack London tarafından otobiyografik bir anı yazısı olarak ele alınan ve 1907 yılında yayınlanan Yol, 1890’lardaki Birleşik Devletler’in en büyük ekonomik buhranlardan birinin yaşandığı döneme ışık tutuyor. Bu ekonomik buhran döneminde binlerce insan işsiz kalmış ve birçok iş yeri kapanmıştır. Jack London da o zamanlar, gençliğinin daha henüz başındayken hayatını bir ‘’hobo’’ yani bir serseri olarak idame ettirmiştir. Bu hobolar o zamanın en modern ve ulaşılabilir ulaşım araçları olan trenlere gizlice atlayarak, karın doyurma, iş bulma, hayata atılma ve seslerini duyurma umuduyla oradan oraya seyahat ederlermiş. Yeri gelir iki üç gün boyunca boğazlarından tek bir lokma geçmez, yeri gelir bir damla su için kapı kapı dolaşıp dilenirlermiş. Kendi yoksulluğunun kahramanı ve bu hobolardan biri olan Jack London, bu serserilerin hayatını ve tecrübe ettikleri pislik yaşamı ironik bir üslupla kaleme almış. Yol’da serseriliği, başıboşluğu, suça meyilliliği ve hırsızlığı kullanarak Amerikan yaşam tarzına ve buhran dönemine ince ve nokta atışı bir hiciv yapıyor aslında. London’ın başkaldırıcı kalemini ve kapitalist düzene eleştirisini diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de sezebiliyoruz. Kalemi o kadar güçlü ki yansıttığı serseriliğe karşı bir sempati duyuyor, olayların içinde kendinizi
Edebiyat
Demiryolu SerserileriJack London · Alfa Yayınları · 20214,456 okunma

Yazar Hakkında

Jack LondonYazar · 120 kitap
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.