• Ayfer Artuç, ismini çokca duyduğum kalemi ile hiç tanışmadığım bir yazardı. En sonunda tanıştım ve iyi ki okudum dediğim yazarlara bir yenisi daha eklendi diyebilirim. Gerçi henüz bir kitabını okudum. Umarım diğer kitaplarından da aynı zevki alırım. Nedense öykü kitaplarını pek sevmem; konuların hep havada kalması mı desem veya kısa öykülerin beni doyurmayacağı düşüncesi mi desem bilemiyorum, ancak yazarın kalemiyle tanışmam "Mağara Arkadaşları" isimli öykü kitabı ile oldu. Hiç bir öykü kitabını bu kadar zevk alarak okuyacağım tahmin edemezdim. Bir anlamda ön yargımın kırıldığı bir kitap da diyebilirim. Sekiz hikayeden oluşan kitaba şöyle kısaca bir göz atacak olursak...

    "Mağara arkadaşları; Bir apartmanın 7 uyurlar olarak bilinen Ashab-ı Keyf ile kendini ilişkilendirmesi...

    Ses Tutsağı; Siz hiç bir sese aşık oldunuz mu? Yalnız yaşayan bir adamın yukarı katta oturan genç bir kadının ve çocuğunun sesleri ile hayatına yön vermesi...

    Cinnet Bahçesi; Mülayim bir adamın cinnet geçirip karısını öldürmesi...

    Gençlik Sabah Çiyidir; karısını kaybettikten sonra hayattan zevk almayan ve günbegün ölümü arzu eden yaşlı bir adamın alttaki yaşlı komşu kadınla tesadüfler sonucu bir yılbaşı gecesi kutlaması ve hüsranla biten bir başlangıç...

    Küçük Kuyu; genç bir adamın yaşadığı hayattan bunalıp kendini yollara vurması ve bir sahil kasabasında ıssız bir motelde yaşadığı tek gecelik ilişki ve bu geceyi ve kasabayı unutamaması...

    Siz ve Şakalarınız; Çocukları tarafından huzurevine yerleştirilen bir kadının yaşadığı sıkıntılı günler ve hiç yaşamadığı aşkı sorgularken, ömrünün son demlerini yaşarken bulduğu ve kaybettiği aşkı...

    Alafranga İhtiyar; Batı müziğine aşık ihtiyar bir kapıcı ve onun hikayesini merak ederek peşine düşen muharrir...

    Ara Renkler Grubu; birbirinden bağımsız üç renk ve üç farklı kişinin iç sesleri... "
  • Sevinciniz maskesinden sıyrılmış kederinizdir. Şimdi kahkahalarınızın yükseldiği o kuyu, çokça zaman gözyaşlarınızla dolmuştu.
  • “ İşit kuyu, işit! Midas’ın kulakları eşek kulakları! “
  • "İnsan beyni bir kuyu gibidir kovayı ne kadar dibe indirirsen o kadar su çeker"

    İşte insanda ne kadar okursa o kadar anlam çıkartır.hem kendine hem hayatına

    Şair Barış ORUÇ
  • Eğer siz geçmişe dalarsanız, o dipsiz bir kuyu haline gelecektir. Daima daha fazlası vardır. Siz geçmişi anlamak ya da ondan kurtulmak için daha fazla zamana ihtiyacınızın olduğunu, bir başka deyişle, geleceğin sizi eninde sonunda geçmişten
    kurtaracağını düşünebilirsiniz. Bu bir illüzyondur. Sadece şimdi sizi geçmişten kurtarabilir. Daha fazla zaman sizi zamandan kurtaramaz.
  • Evet herkes her şeyden mağdur bu hayatta. Kimi yaşadığı zamandan kimi yaşanmamış olanlardan.. Peki ya savaş mağdurları? Onlara verilecek bir tek cevabın olmadığı şu dünyada yaşamaktan bu denli uzaklaşmaktayım . Kendi boşluğumda kendimden arta kalan yanlarımla içimi avutmak-tayım.. içim ki bir ananın yüreğinde, bir eşin kocasından ayrı yaşamaya dayanamayan gözlerinde.. ve daha nicelerinde...

    Konuşmak basitçe görünen bir davranış şeklidir, oysaki konuştuklarını yaşamak davranışın şekil almış en derin halidir... işte bu derinlik daha doğmadan yazılır bizim kimsesizliğimize. Doğmak ne acı bir kelime kimi zaman annesizce kimi zaman hiçliğine ..yaşıyoruz bizde işte sessizce..


    Ama savaşın yıkmadığı bir şeyi gördüm ben bu işleyişte.. Sevgi AşK ve Sonsuzluk .. Yapma be hep sıradan şeyler gibi geliyor dersiniz belki ama inanın bir kadının sevişi, bir ananın içinin titreyişi her şeyi unutturacak cinsten olmasa da yaşamayı devam ettirecek türdendi..

    Ki; kadını bi defa sevdin mi işte orada bin defa kaldın demektir. Tıpkı Suvankul'un o içten sevmeleri gibi.. "Bundan sonra her yerde beraber olacağız, tek vücut olacağız, canım benim, küçük boz torgayım, sevgilim.." Canım deriz candan öte severiz... ve her anımızı bu sevmelere şahit ederiz.. "Ey güneş bak bu benim karımdır! Ne kadar güzel değil mi? Yüz görümlülüğü olsun diye ışınlarını gönder,sıcaklığını aydınlığını ver!.."
    Tam güzel şeyler olacakken savaş meydanına çıkıyor her bir zebaniler. Ellerinde kılıç ,mızrak , yüreklerinde acımasızca yatan kin ve nefret dolusu ölü sevici.. Karşılarındaysa bi dünya geride kalan her ne varsa götürmek adına. Kiminin çocuğunu babasından, kiminin eşini kocasından ama nedense hep dönüşü olmadan.. Sonra sonra kalan bir toprak ve ananın yakarışına yansıyan aynasından.. Tutma yüzümüze o aynayı toprak ana bu insanlar kendi yüzlerini unutalı çok zaman oldu. Baktıkları beden imgesi ruhlarının aynasından sıyrılmış durumda...

    Trenler vagon sesi kulakların vazgeçilmez sancısı ve vedaların en güzel sevdalısı.. "ben bunca yıl sonra hala, zaman zaman o trenin o gürültü ile geçişini duyar gibi olurum, vagon tekerleklerinin çıkardığı o takırtılar kulaklarımda yankılanır durur." (ben de halen o vedayı unutamam sen yine de hep gel beklerim ben seni iki trenin arasında.. )

    "Söyle bana Toprak ana, gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" Soruyorum savaşmadan yaşanılamaz mı? Neyin gereği neyin tatminidir bu savaş, Adı barış olan bir şeyi sevmek yaşatmak varken neden savaş ..? Buna binlerce cevap sıralayan insanlar her biri aslında savaşın en büyük hayran kitlesini oluşturan takım belki de . "İşin en korkunç yanı çocukların niçin aç kaldıkları?" her doğan ölümlü aslında çocuktu bir bakıma doğmadan yaşamak adına. ve her çocukta günahsız gelirken bu boş sayfalara kalem dağıtır mürekkebini yaşanacak olanlara. Kimini savaşın ortasına, kimini ana sütünün yanına.Hele bir çocuk var ki anasından koparken anasız kalmanın acısıyla. ve o çocuğun bir sözü hiç unutulmaz bir satır olarak kalır benim ruhumda.

    "Artık hiç düşmem büyükanne diye cevap verdi bana. Düşmek nasıl oluyormuş anlamak istedim, şimdiye kadar hiç düşmedim de.."
    Herkes anlamıştır düşmek nasıl olur diye kendi adına.kimileri kuyuya kimileri kuyu diye içinde sakladıklarına.. Düşünce elinizden tutacak bir can bulmanız adına..
    "Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi."

    İNSAN KALMAK BİR AYRICALIKSA AYRICALIKLARLA KALIN BU HAYATTA NE DE OLSA SAVAŞ HEP YAKAMIZDA.."
  • İyi insanların kaldığı bir kuyu biliyorum. İyi insanların kaldığı bir dip.