• Bir varmış
    Bir yokmuş
    Kararmış
    Ve kokmuş
    Dünyamız
    Rüyamız
    Kapkara
    Manzara
    Gebeler
    Döşeksiz
    Ebeler
    İsteksiz
    Kubbeler
    Desteksiz
    Habbeler
    Süreksiz
    Türbeler
    Meleksiz
    Tövbeler
    Gerçeksiz
    Cübbeler
    Yüreksiz
    Cezbeler
    Şimşeksiz
    İzbeler
    Emeksiz
    Heğbeler
    Ekmeksiz.
  • Bir oğulun babası ile olan muhabbeti ve kendilerini bulan ölüm! Biri toprağın altında biri üstünde iki ölüm. Hasan Ali Topbaş’ı daha önce duymuş ve öneri olarak almıştım. “Kuşlar Yasına Gider” kitabı benim için yazarın hakkında olan düşüncelerimi şekillendirecekti ve bence bu iyi bir başlangıçtı. Kitapta yer alan müthiş betimlemeler emin olun ki hayal dünyanız dar olsa bile sizi alıp o dünyanın içine bırakıp yaşatıyor. Müthiş bir betimleme kabiliyetinin olduğunu es geçmek büyük haksızlık olur. Zaten kitabı okuma devamlılığı açısından sempatik kılan tek şey bu gibime geldi.

    Hikaye hakkında bilgi verip okuma zevkinizi alaşağı etmek istemiyorum. Fakat bu bir inceleme yazısı olduğundan bazı hususlara değinmem gerekiyor. İlk olarak söylediğim gibi kitapta yer alan mekan olay betimlemeleri ustaca kaleme alınmış. Duygusal bir bağ üzerinden şekillenmeye çalışan hikayemiz bana göre yersiz argümanlar ile uzatılmış. Bu uzatma okuyucuyu çok sıkmasa da zaman zaman okuyucuyu bıktıracak cinsten ama sırf hikayenin sonundaki o vurucu sahneyi sezdirdiğinden dolayı akıcılığını kaybettirmemiş.

    Kendi türündeki bir çok kitapla yarışabilecek hatta duygusal bağlamda farklı bir noktaya değindiği için bir adım önde olabilecek bir kitap. Bu tür kitaplarda duygusal drajenin sadece aşk ve karşı cinse olan ilgiler üzerinden servis edilmesi durumu söz konusu olsa da bu kitapta bunun dışına çıkıp bu duygusallığı aile ve baba üzerinden tadabiliyoruz. Bu aslında kitabı elimizden bırakmamak için güzel bir neden. Belki bu kitabı, incelemesini yazacak kadar değerli kılan şeyde budur.

    Hikayeyi anlatamadığımdan çokta uzun uzadıya yazamayacağım fakat kitabı okumayı düşünen okurlar için tavsiyem ne olur derseniz. Okuyun derim. Hayatınıza birazda olsa mütevazilik ve şükür katacağı kesin. Dönüp arkanıza bakmanızı sağlayacak, sizi içsel anlamda bir adım öteye geçirecektir. Bunu 250 sayfalık kitapla katetmek zaman zaman sıkıcı olsa da sonuçta pişman kalmayacağınızı garantisi var.

    Evet artık klasikleşen bir kaç kitap alıntısıyla yazıyı noktalıyorum;

    -…, kendini anlatmak için hayat bazen beklediğimizden hızlı davranıyor diyecektim ama vazgeçtim.

    -Bir vakit; ikimizde sustuk. Neden sustuğumuzu bilmiyorum ama o an telefondaki sessizlik ikimizden doğmuyormuş gibi geldi bana. Sessizlik kılığına bürünmüş başka bir şey vardı sanki, aramızda, öylece duruyordu.

    -…; o insanların yüzleri var ya yüzleri; dağıttıkları çaydan daha sıcaktı.

    -Sonra güneş battı ve hava karardı yavaş yavaş evler, avlular ve sokaklar kayboldu. Kasabanın etrafındaki bağlar da kayboldu çok geçmeden. Sonra uğultularıyla birlikte dağ, dağla birlikte ova da kayboldu ve ortalığı kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik kapladı.
  • '' Beni bende demen bende değilem
    Bir ben vardır bende benden içeru ''

    demiş Bizim Yunus yıllar önce alter egoya işareten. '' Bir ben var benden içeri '' kendini bilmenin, içe yönelişin zirvesi olan bu Yunusça sözü, Eagleman beyin ve bilinç özelinde günümüze uyarlamış şekli ile anlatıyor bu kitapta. Sabah uyandığınızda sizinle birlikte uyanan '' ben '', bilincin veya beynin yaptığı tüm aktivite içinde ne kadar rol oynar? Kitaptan ilhamla bir benzetme ile anlatacak olursak; kendinizi Oasis of the Seas gibi utanmasa gövdesini yarım kilometre uzunluğa tamamlayacak olan devasa bir transatlantikte hayal edin. Geminin o bütün ihtişamına, arkasındaki devasa mühendisliğe, insanın aklına tevrende attıran o tasarımına oranla, güvertede pejmürde ve ağzı açık bir şekilde dolaşan siz ne iseniz, bütün bilincinize ve zihinsel aktivitenize oranla farkında olduğunuz '' ben '' iniz odur.

    Peşrev kısmını geçmeden evvel kitabın yazarı David Eagleman hakkında biraz bilgi verelim. Öncelikle konuyu biraz uzatacak olmamı kendisine duyduğum hayranlığa verin ve makul karşılayın lütfen :) Eagleman'i gözümde bu kadar özel yapan şey nedir derseniz; Einstein 'ın bilimsel dilde çok yol gösterici bir sözü vardır, '' Everything should be made as simple as possible, but not simpler.'' yani; '' Her şey mümkün olduğunca sadeleştirilmeli, fakat basitleştirilmemelidir. '' Eagleman kullandığı dil ve anlatım tekniği ile bu basit ama etkileyici kuralın en büyük uygulayıcılarından. Ancak fazlasıyla hakim olduğunuz konular üzerinde bu kadar açıklayıcı bir dil kullanabilirsiniz. Nörolog olmasına ve bu alanda yapılan en karmaşık çalışmalarda rol almasına rağmen, kullandığı üslup o kadar yalın, açıklayıcı ve sürükleyici ki kitabı hiç sıkılmadan ve heyecan içinde okuyup nasıl sonuna geldiğinizi anlamadan bitiriveriyorsunuz. Yazarın anlatımını görmek isteyenler, buradan hayran olmaya başlayabilirsiniz; https://www.ted.com/...s_for_humans#t-11682

    Burada belirtmek istediğim bir diğer nokta herkesin anlayabileceği seviyede anlatılmış olmasına rağmen yazarın kaynak konusunda gösterdiği hassasiyet. Kitap toplamda 294 sayfadan oluşmasına rağmen kaynak kısmına 60 sayfa ayrılmış. Bu da yazarın bilimsel gerçekliğe ne kadar önem verdiğinin bir ispatıdır sanırım. Kendisinin diğer kitabı olan Beyin kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki bu adam kesinlikle daha fazla okunmayı ve bilinmeyi hak ediyor.

    Yaklaşık bir buçuk kiloluk bir et parçasının dünyayı bu kadar şekillendirebilmesi muazzam bir şey. Varız ama varlığımızın da farkındayız, bunun üzerine düşünebiliyoruz, sorgulayabiliyoruz, çevremizdeki hemen her detay üzerine analizler yapabiliyoruz ve bütün bu harika işleri yine bu 1.5 kiloluk pembe et parçası ile yapıyoruz. Ne müthiş bir durum. Şuan bunları yazarken, farklı zamanlarda bu konu üzerinde düşünürken de insanın hayretten gözü doluyor. Bu azametin karşısında secde edesi geliyor insanın. İnanan biri iseniz bu mükemmel yaratımı yapan secde edilesi, inanmayan biriyseniz de böylesine mükemmel bir seçilim yine secde edilesi. Evet biliyorum fazlasıyla uzatıyorum ama kitap okuyan insanlar ile de bu konuda gevezelik edemeyeceksem bu harika organ üzerine nerede konuşabileceğim :/

    Beynin çalışma şekli toplamda yeni ana başlık altında incelenmiş. Birinci bölüm olan '' Kafamın içinde biri var ama o ben değilim '' bölümünde Freud'un ' İd, ego ve süperego ' olarak tanımladığı karmaşık benlik kavramı tartışılmış. Günlük hayattaki eylemlerimizin çoğunu beyinlerimiz otomatik pilot üzerinden yapar. Bilinçli zihnimiz işleyişin aksamaması açısından bilincin altında işleyip duran bu dev mekanizmanın farkında dahi olmaz. Peki bu durumda günlük eylemlerimizin ne kadarından doğrudan sorumlu oluruz? Ya bunu yapan '' ben '' mi, yoksa bizim bilemediğimiz '' ben '' den üstün bir varlık mı? Tüm bu soruların cevabı bir giriş niteliğinde işleniyor bu bölümde. Daha sonra ikinci bölüm olan '' Duyuların Tanıklığı '' kısmında deneyim dediğimiz şeylerin aslında ne olduğu, bunu nasıl algıladığımız ve deneyimlere bağlı oluşturduğumuz anılar işeniyor. Sonra konular sırasıyla '' Aradaki boşluk; Zihin '', '' Düşünülebilir Düşünceler '', '' Bir rakipler takımı olarak Beyin '', '' Sorumlu tutulabilirlik sorusu neden özünde yanlıştır? '' ve '' Hükümdarlıktan sonra yaşam '' şeklinde devam ediyor.

    Sadakat geninden renklerin tadını almaya, hırsızlıktan pedofiliye, suç işleme mekanizmasından kaza geçiren insanlardaki karakter değişimlerine, aldatmadan optik yanılsamalara kadar çok geniş konu başlıklarını bir araya getiren Incognito, zihnimizin işleyiş mekanizmalarını ve benlik- altbenlik olgularını açıklama konusunda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi.

    Son olarak değinmek istediğim bir nokta daha var ki o da incelemelerde işaret edilen evrim konusu. Kitapta işlenen evrim hepimizin aşina olduğu biyolojik evrim değil '' bilişsel evrim ''dir. Bilişsel evrim nedir peki; Ellili yıllarda ortaya çıkmış bir araştırma, düşünce ve bilim akımıdır. Davranışsal psikoloji büyük ölçüde buradan ilham alır. İnsanlık tarihi boyunca işlenmiş her eylem ve tecrübe kabul etseniz de etmeseniz de insan zihnini dolayısıyla da kişiliğini şekillendirir. Bu konuda daha önce okuduğum iki tane deneyi bulunca tekrar incelemeye ekleyeceğim. Ayrıca bir not daha ekleyecek olursak; '' Tanrı var o zaman evrim yalan '' ya da '' Şimdiki insanlar neden maymun olmuyor '' diyerek evrimi sığ bir görüşle reddedenler ne kadar ideolojik bakıyorsa, '' Evrim var demek Tanrı diye bir şey yok '' diyen de evrime o kadar ideolojik yaklaşıyordur. Evrimi inançla yarıştıranlar ideolojilerini saplantı haline getirenlerdir. Lütfen bu kadar dar düşünmeyin. İkisi kulvarları tamamen farklı olan konular. Ve bu kitap hakkında evrim düşmanlığına dayanılarak yazılan olumsuz yorumlara da itibar etmeyin. Bir beyin taşıyan herkese şiddetle öneririm; okuyun, okutun efendim :)

    Not: İş bu inceleme işyerinde kısa bir arada hızlı hızlı yazıldığından düşüncelerimi tam olarak yansıtamadığından güncellenecektir. Keyifli okumalar :)
  • gelelim kitabın hasosuna. kitap okunmalı, okutulmalı. ancak kitap o kadar ağır o kadar bunaltıcı ve o kadar sıkıcı ve o kadar yoğun ki yeter la artık denebilir. evet büyük resim yine insanlığın serencamı :) ancak müthiş bir eser. peki nasıl aşılır bu sıkılma olayı. bi kere okuma kaygısı ile hızlı okuma metedolojisi işine yaramaz. çünkü magazinel yanları çok az daha çok dönemselliğin özel anlarını yaşayan faklı insan yaşamları ele alınıyor. inanılmaz tasvirler. yazarak okuyun derim. zaten kısa. elverdiği ölçüde geleneksel bir kız, önemli ölçüde toplumun önünde kendini gören yetenekli ancak nefis sefili bir yazar, ve tamamen toplumuna yabancı bir avrat. ne mi yapıyorlar. aslında hepsi bir dünya ait oldukları grupları temsil ediyorlar. insanlığın en temel sorunlarını çözemediği için bazıları bocalıyor. ben kimim! biz kimiz. sonumuz nolcak. çıldırtıcı sorular çıkmaz sokaklara götürmüş bazılarını ve kısa insan ömründe ışık görünmüyor. paranoyaya bağlanan hayatlar ruhsal kabızlığın baskısını bazı şeylere angaje olunca geçici rahatlamalarla gidermeye çalışıyor ama sonuç kötü. depresyon ilaçlarının intihara meyilleri artırması gibi. bilmiyorum bir tek ben miyim ama yazar da inanılmaz bir melankoli var bu kitapta. diğer kitaplar için söylesem, zaten bariz oralarda. ama bundaki karamsarlık ve melankoli, derbeder edici.
    yeni bir devirde yaşananların toplum ve toplumun temeli olan aile üzerindeki etkileri ele alınıyor. ya evlenmediler denebilir. ancak öyle geçişler var ki evliliğin üzerine etkilerin neler olabileceğini artık sen çöz diyor. "buçılgın bu kudurmuş tereddüt ve şüphe devrindesarsıntıyı en çok hisseden müssese izdivaçtır." yaşanan devirdeki şüphe ve tereddüdün ameli sahada ölüm olduğunu söylüyor.ancak yeni dönemde şüphecilik ve septik kurgu aydın insanları olmazsa olmazıydı hani. diyor ki senin medeniyet dediğini her alanda uygularsan aslında insanlığın sonunu getirirsin. yani ben herşeyi labaratuvar ile çözerim dersen sevgiyi aşkı ya da metafizik diğer şeyleri açıklayamazsın. ey insan bu yeteneksizliğinle temeline dinamit koyuyorsun. "bir insanın her fenalığa muktedir olabileceği yerde cemiyet iflas etmiş demektir." "kadının ebediyeti zekasında değil rahmindedir."bu son cümlenin 2 anlamı var. biri doğumla insanlık devam eder. diğeri ölümsüz isimlerin her biri anasının çocuğudur.