• Bir varmış
    Bir yokmuş
    Kararmış
    Ve kokmuş
    Dünyamız
    Rüyamız
    Kapkara
    Manzara
    Gebeler
    Döşeksiz
    Ebeler
    İsteksiz
    Kubbeler
    Desteksiz
    Habbeler
    Süreksiz
    Türbeler
    Meleksiz
    Tövbeler
    Gerçeksiz
    Cübbeler
    Yüreksiz
    Cezbeler
    Şimşeksiz
    İzbeler
    Emeksiz
    Heğbeler
    Ekmeksiz.
  • 248 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Bir oğulun babası ile olan muhabbeti ve kendilerini bulan ölüm! Biri toprağın altında biri üstünde iki ölüm. Hasan Ali Topbaş’ı daha önce duymuş ve öneri olarak almıştım. “Kuşlar Yasına Gider” kitabı benim için yazarın hakkında olan düşüncelerimi şekillendirecekti ve bence bu iyi bir başlangıçtı. Kitapta yer alan müthiş betimlemeler emin olun ki hayal dünyanız dar olsa bile sizi alıp o dünyanın içine bırakıp yaşatıyor. Müthiş bir betimleme kabiliyetinin olduğunu es geçmek büyük haksızlık olur. Zaten kitabı okuma devamlılığı açısından sempatik kılan tek şey bu gibime geldi.

    Hikaye hakkında bilgi verip okuma zevkinizi alaşağı etmek istemiyorum. Fakat bu bir inceleme yazısı olduğundan bazı hususlara değinmem gerekiyor. İlk olarak söylediğim gibi kitapta yer alan mekan olay betimlemeleri ustaca kaleme alınmış. Duygusal bir bağ üzerinden şekillenmeye çalışan hikayemiz bana göre yersiz argümanlar ile uzatılmış. Bu uzatma okuyucuyu çok sıkmasa da zaman zaman okuyucuyu bıktıracak cinsten ama sırf hikayenin sonundaki o vurucu sahneyi sezdirdiğinden dolayı akıcılığını kaybettirmemiş.

    Kendi türündeki bir çok kitapla yarışabilecek hatta duygusal bağlamda farklı bir noktaya değindiği için bir adım önde olabilecek bir kitap. Bu tür kitaplarda duygusal drajenin sadece aşk ve karşı cinse olan ilgiler üzerinden servis edilmesi durumu söz konusu olsa da bu kitapta bunun dışına çıkıp bu duygusallığı aile ve baba üzerinden tadabiliyoruz. Bu aslında kitabı elimizden bırakmamak için güzel bir neden. Belki bu kitabı, incelemesini yazacak kadar değerli kılan şeyde budur.

    Hikayeyi anlatamadığımdan çokta uzun uzadıya yazamayacağım fakat kitabı okumayı düşünen okurlar için tavsiyem ne olur derseniz. Okuyun derim. Hayatınıza birazda olsa mütevazilik ve şükür katacağı kesin. Dönüp arkanıza bakmanızı sağlayacak, sizi içsel anlamda bir adım öteye geçirecektir. Bunu 250 sayfalık kitapla katetmek zaman zaman sıkıcı olsa da sonuçta pişman kalmayacağınızı garantisi var.

    Evet artık klasikleşen bir kaç kitap alıntısıyla yazıyı noktalıyorum;

    -…, kendini anlatmak için hayat bazen beklediğimizden hızlı davranıyor diyecektim ama vazgeçtim.

    -Bir vakit; ikimizde sustuk. Neden sustuğumuzu bilmiyorum ama o an telefondaki sessizlik ikimizden doğmuyormuş gibi geldi bana. Sessizlik kılığına bürünmüş başka bir şey vardı sanki, aramızda, öylece duruyordu.

    -…; o insanların yüzleri var ya yüzleri; dağıttıkları çaydan daha sıcaktı.

    -Sonra güneş battı ve hava karardı yavaş yavaş evler, avlular ve sokaklar kayboldu. Kasabanın etrafındaki bağlar da kayboldu çok geçmeden. Sonra uğultularıyla birlikte dağ, dağla birlikte ova da kayboldu ve ortalığı kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik kapladı.
  • 200 syf.
    ·9/10
    gelelim kitabın hasosuna. kitap okunmalı, okutulmalı. ancak kitap o kadar ağır o kadar bunaltıcı ve o kadar sıkıcı ve o kadar yoğun ki yeter la artık denebilir. evet büyük resim yine insanlığın serencamı :) ancak müthiş bir eser. peki nasıl aşılır bu sıkılma olayı. bi kere okuma kaygısı ile hızlı okuma metedolojisi işine yaramaz. çünkü magazinel yanları çok az daha çok dönemselliğin özel anlarını yaşayan faklı insan yaşamları ele alınıyor. inanılmaz tasvirler. yazarak okuyun derim. zaten kısa. elverdiği ölçüde geleneksel bir kız, önemli ölçüde toplumun önünde kendini gören yetenekli ancak nefis sefili bir yazar, ve tamamen toplumuna yabancı bir avrat. ne mi yapıyorlar. aslında hepsi bir dünya ait oldukları grupları temsil ediyorlar. insanlığın en temel sorunlarını çözemediği için bazıları bocalıyor. ben kimim! biz kimiz. sonumuz nolcak. çıldırtıcı sorular çıkmaz sokaklara götürmüş bazılarını ve kısa insan ömründe ışık görünmüyor. paranoyaya bağlanan hayatlar ruhsal kabızlığın baskısını bazı şeylere angaje olunca geçici rahatlamalarla gidermeye çalışıyor ama sonuç kötü. depresyon ilaçlarının intihara meyilleri artırması gibi. bilmiyorum bir tek ben miyim ama yazar da inanılmaz bir melankoli var bu kitapta. diğer kitaplar için söylesem, zaten bariz oralarda. ama bundaki karamsarlık ve melankoli, derbeder edici.
    yeni bir devirde yaşananların toplum ve toplumun temeli olan aile üzerindeki etkileri ele alınıyor. ya evlenmediler denebilir. ancak öyle geçişler var ki evliliğin üzerine etkilerin neler olabileceğini artık sen çöz diyor. "buçılgın bu kudurmuş tereddüt ve şüphe devrindesarsıntıyı en çok hisseden müssese izdivaçtır." yaşanan devirdeki şüphe ve tereddüdün ameli sahada ölüm olduğunu söylüyor.ancak yeni dönemde şüphecilik ve septik kurgu aydın insanları olmazsa olmazıydı hani. diyor ki senin medeniyet dediğini her alanda uygularsan aslında insanlığın sonunu getirirsin. yani ben herşeyi labaratuvar ile çözerim dersen sevgiyi aşkı ya da metafizik diğer şeyleri açıklayamazsın. ey insan bu yeteneksizliğinle temeline dinamit koyuyorsun. "bir insanın her fenalığa muktedir olabileceği yerde cemiyet iflas etmiş demektir." "kadının ebediyeti zekasında değil rahmindedir."bu son cümlenin 2 anlamı var. biri doğumla insanlık devam eder. diğeri ölümsüz isimlerin her biri anasının çocuğudur.