• Şansı, onu kovalayan ve değerlendirmeye hazır olan elde eder...
  • 178 syf.
    ·7/10
    Öncelikle garip ama Mark Twain’den okuduğum ilk kitaptı, ve Twain’in deist olduğunu da bu kitapla öğrendim. Tabi ki farklı düşünceleri öğrenmeyi severim, bu kitabı okurken de çoğunlukla zevk aldım. İçerisinde 4 farklı bölüm var: Adem ile Havva’nın Güncesi, Cennetteki O Gün, Dünyadan Mektuplar, Adem Ailesinin Belgeleri. İlk 3 bölümü gerçekten severek okudum ama 4. bölümde çok sıkıldım. Bazı olaylar inandırıcı olabilecek şekilde anlatılmış, bazı olaylar ise “aa çok saçma” dedirtiyor. Deistlerin kendince haklı gördükleri düşünceleri bu kitap sayesinde öğrendim ve şaşırtıcı geldi. Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim diyemem ama farklı görüşlere de hakim olmak istiyorsanız bir bakabilirsiniz.
  • Ne kalbim,ne ruhum, ne bedenim, ne de kalemim...
    Hepsi çaresiz kaldı...
    Beynim öyle dolu ki ısınıyor gibi, patlayacak sanıyorum ama yaşıyorum.
    Ya kalbim; her şeyin suçlusu da o değil midir zaten?
    Bu zamana kadar hep onu dinledim.
    Sonu her ne olursa olsun...
    Ama bu defa dinlemiyorum, dinleyemiyeceğim...
    Dudakla kalp arasında bi yol var. Önemli olan ikisinin bir olması değil midir? Her gün, o yolda bir sürü duygu dolanıyor.
    Ama dudaklardan dökülemediği için, kalbime geri akıyor.
    Artık...
    Öğrendim iyilik yapınca maraz doğuyor,
    Öğrendim birinin mutluluğunu düşününce kötü sen oluyorsun,
    Öğrendim vefa göstermeyeceksin kimseye,
    Herkes seçimlerine yaşasın bırakacaksın kimseye değer vermeyeceksin,
    Ve herşeyi olduğu gibi bırakıyorum.
    Tek istediğim karşımdaki insanın mutlu olmasıydı, karşılıksız beklentisiz ama dediğim gibi iyilikten maraz doğuyormuş.
    Boş ver artık oluruna bırak
    ''Her neyse geçsin" diye... Oluruna bırakıyorum...
  • 468 syf.
    ·45 günde·8/10
    31 yaşında başlayıp 59 yaşına kadar belirli dönemlerde tutulmuş bir takım notların, bilgilerin, içsel duyguların anlatıldığı dokuz adet defterin toplamıdır bu günlükler. İlk kez 1988 yılında Almanya’da yayımlandı.
    Aslında Zweig ilk günlüğünü 2 yıl boyunca aralıksız tutmuş ama çalınması onun şevkini kırmış. Sonra tekrar tekrar düşünüp başlamış yazmaya. Yazmaya başlamasının nedenini şöyle belirtiyor:
    “Eski günlüklerimden birini okurken, birden belleğimin ne kadar donuklaştığını, tehlikeli, hastalıklı derecede donuklaştığını hissettim.”

    1918 yılında ara verdiği günlüklerine 1931 yılında kısa süreliğine geri dönmüştür.Daha sonra 2. Dünya savaşı yıllarına kadar yine uzun bir ara vermiştir. Eşi Lotte ile evlenince tekrar başlamıştır. Günlüklerin ilk kısımlarında kadınlara düşkünlüğü, ufak serüvenleri yer alıyor. Zweig geleceği belirsiz ve kaçamak ilişkileri seviyordu. İfşa etmek gibi olmasın ama sokak kadınları ve fahişelerle günübirlik aşklar yaşıyordu.

    İnsanların açılmalarını sağlamalarının, bütün utanç duygularını bastıran bir içtenlikle en gizli düşüncelerini bile söyleme ihtiyacı uyandırmasının en doğal ve gizli yeteneği olduğunu düşünüyor Zweig.
    Aslında Zweig’in bu kişiliği “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” kitabına çok güzel yansımış. Benim en sevdiğim hikayelerinden birisi bu kitap. Kitaptaki kadın karakter fark ettiyseniz hem hayat kadını rolüne bürünüyor hem de saf, masum aşık... Aslında Zweig aslolan ve olmasını istediği iki karakteri birlikte yoğurmuş. Ve kitaptaki erkek karakter Zweig’in kendisinden başkası olamaz! Bunu bu kitabı okuduktan sonra sizler de daha iyi anlayacaksınız. O erkek karaktere kitabın sonunda çok kızdık öyle değil mi? Aslında Zweig de birlikte olduğu günü birlik kadınları hatırlamıyor, “Dost” dediklerinin dışında....

    |.Dünya savaşı dönemlerine bir de Viyanalı bir gazeteci gözüyle bakıyoruz.Zweig 33 yaşında askere alınıyor bu sebeple iç buhrana daha kapsamlı daha geniş bir çerçeveden bakmamıza olanak sağlıyor.

    Yanına iki bavul alıp birisine dünyevi ihtiyaçları olan giysilerini koyup ikincisine ruhsal hazırlığı olan müsveddelerini koyup gezen yurtsuz bir gezginde aynı zamanda Zweig. İki tane büyük savaşı ve o kasveti yaşamış bir yazar.Günlüklerini okuyunca bu dramı çok daha iyi anlıyorsunuz.En acısı da 2. Dünya savaşı günlüğü.
    Aslında sanılanın aksine Zweig dolu dolu bir insan herşeyden zevk almaya çalışıyor. Savaşın soğukluğu onu da etkisi altına alıyor sonraları. Onu intihara iten sebep 2. Dünya savaşı zamanlarında ülkesinde sevilen ve popüler bir yazar aynı zamanda sürekli bir yerlerde konferans veriyor. Yine konferans sebebiyle gittiği bir ülkede Almanya’nın Polonya’ya savaş ilan etmesinin üzerine resmen savaş başlamıştır ve Zweig orda eşiyle yaşamak için güzel bir ev satın almıştı onun tadilat işleriyle uğraşıyor ve çok pahalıya sipariş verip özel olarak yaptırdığı mobilyaları bile gümrükten geçemedi ve bunun gibi bir sürü şey bu sefer bütün şevki kırılır Zweig’in, geri dönüş bileti bile alamaz savaş süresince ülkeye giriş ve çıkışlar durdurulur. Lisanını bile bilmediği bir ülkede kitap çıkartsa kim okur ki? Ayrıca kitap yazsa bile kim düzenleyecek? Bu sebeple artık yazamaz duruma gelir.Burda ülkesindeki gibi bir itibar görememek çok zoruna gider, hiç bir ayrıcalık tanınmamıştır ona.O ülkeye hapsolup kalmıştır Zweig. Bu ülkeyi Brezilya’yı çok sevmiş ama bu sebeplerden dolayı yaşayamaz hale gelmiştir.Aslında çok çabalamıştır ama umutsuzluk bir yerden sonra ölümü kurtuluş olarak kılmıştır ona...

    Ayrıca belirtmek isterim ki bu kitap: yazarı hiç okumamış yahut yazarı sevmeyen birisine hiç mi hiç hitap etmez hatta fazlasıyla sıkıcı gelir ve yarıda bırakır. Net. Yazarı merak ediyor, yazdıklarını seviyor ve ilgi duyuyorsanız okuyunuz zira içerisinde internette bile bulamayacağınız çok güzel anlatımları var ve günlükler özeldir, kişiyi en güzel anlatan aktarımlar buradadır. Ve bu günlüklerde çok güzel coğrafi bilgilerde paylaşılmış. Özellikle Brezilya...

    Kitapta altı çizili çok satırım var ama şu alıntıları paylaşmak istiyorum sadece;

    “Benim hayat felsefem, hiçbir şeyi tutmamak hiçbir şeyi arzulamamaktır; yalnızca bana kendiliğinden geleni, bana kalanı tutarım.”

    “Savaş başladı mı, başlamadı mı?
    Akılcılığımızın silahını kullanarak insanlık âlemine daha iyi bir alın yazısı çizeceğimize böyle umarsızca bekleyip bu soruyu sorduğumuz için Avrupa’ya da yazıklar olsun, bütün soyumuza da!”

    “Dünya tarihi için Harika bir gün. Denizaltı ablukasının başlama günü, İtalyan parlamentosunun da. Gün gelecek okul çocukları bugünü derste öğrenecekler herhalde. Ya biz? Biz yürüyoruz, çalışıyoruz, satranç oynuyoruz, konuşuyoruz, bir şeyler yapıyoruz, dünya tarihinin yazıldığını duyumsamıyoruz.”
    19 Şubat 1915-Cuma
    |.Dünya Savaşı

    “Erotizm beni dehşete düşürüyor çünkü ben ona hükmedemiyorum, o bana hükmediyor. Kendi ustalığım tüylerimi ürpertiyor.”

    Zweig’in günlüklerinde okuduğu kitapları kendim için not aldım.
    •Tolstoy-Savaş ve Barış (“Günümüzün İncil’i bu kitap, Tolstoy’un yapıtlarını şimdi okumak, her birimiz için görev sayılır.”)
    •Balzac/ esrarlı bir vaka(Çok beğenmiş ve çevirisiyle uğraşmış)
    •Desbordes
    •Uğultulu tepeler-(Hiç mi hiç sevmemiş)
    •Fielding- Andrews (“Bu kitabı okuyan bütün kitapları okumuş gibi oluyor” diye belirtmiş ve çok hoşuna gitmiş)
    •Jane Austen-Gurur ve önyargı(Çok etkilenmiş.”Karakterlerden yola çıkarak ne kadar güzel düzenlenmiş, Kişiler ne kadar zengin, insanın ruhunu derinden okumuş, arka planda kalan mizah.”)
    •Cicero
    •Victoria Hugo-Yüzyılların Efsanesi (“Böylesine güçlü ve geniş bir hayal gücüne dayanan yapıt az bulunur, ama aynı zamanda bunakça gevezeliklerle dolu olması etkisini azaltıyor.”)

    Zweig’in; Dostoyevski, Tolstoy ve Balzac’a olan hayranlığı beni bu yazarları okumaya bir adım daha yaklaştırdı.Günlüklerinde sürekli Tolstoy ve Dostoyevski okuduğunu yazmış Zweig, Raskolnikovdan da bahsetmiş.Ve el yazmaları toplamak gibi bir alışkanlığı varmış, küçük bir servet saçmış da diyebiliriz sanırım. Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.

    “Kendimle baş başayım. Mektuplar, kitaplar, Dostoyevski, iş, sessizlik!”
    “Bugünlerde Tolstoy’un büyüklüğünü anlamayı öğrendim.”

    Zweig’in intihar mektubu:

    “DEKLARASYON” (Bir konunun kamuoyuna duyurulması için yapılan açıklama)

    Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce son bir görevi yerine getirmeye kendimi mecbur hissediyorum. bana ve çalışmalarıma böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim. Benim lisanımın konuşulduğu dünya bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.

Ama hayata 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyaç var. Benim gücüm ise uzun yıllar süren yurtsuzluğum sırasında tükendi. Böylece ruhsal çalışması her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum...
  • 432 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    kitap yorumu
    @osmanbalcigil
    #ipeksabahlik
    @destekyayinlari
    Tek kelimeyle "BAYILDIM "
    Kitabın adi gibi kendisi de ipek gibiydi. Kullanılan dil o kadar yumuşak ve sözcükler o kada özenliydi ki bunu anlatamam okumanız lazim
    Sayfaların altlarında bulunan açıklama kısımları genel kültür bakımından hayatımıza bir çok şey katacağına eminim. O kadar yerli ve yabancı yazarlar düşünürler gazeteciler tanıdım ki ve öğrendim ki bir kitap konusu dışında da bir çok şey öğrendim. kitabın konusu
    Hatice Saadet Derviş bir diğer adıyla Suat DERVİŞ
    19 yaşında daha toy bir genç kız iken Lozan görüşmelerine katılan gazeteci, yazar. Saraylı bir aileden gelen Suat Hanım hayatının daha baharındayken bir çok başarılı işlere imza atar . Onun için hayatta önemli olan babasından kalan daktilo annesinden kalan ipek sabahlık kardeşleri ,eşi ve yazmak.
    tıpkı günümüzde olduğu gibi o zamanlar da aydın insanların yazmaları yasaklanmış. Aydın insanlar hapishanelerde ziyan edilmiş. Suat Dervis olmak üzere bir çok aydın gazeteci yazar susturulmuş ve bastırılmış. O gösterişli hayattan zaman geçtikçe Suat DERVISin hayatından azalmaya başladı yazdığı yazıları bile takma isimlerle yazmaya başladı bu bile yetmedi çünkü yasaklılar listesindeydi . Ama bir kitabı var ki gönüllere taht kurmuş bir çok dile çevrilmiş "Fosforlu Cevriye"bu damgasını vurmuş edebiyatimiza Ve maalesef ki küçük rutubetli bir evde gözleri az görür vaziyette iken zorla hastaneye götürülmüş. 23 Temmuz 1972'de üzerinde ipek sabahligiyla hayata gözlerini yummuş. BIR KEZ DAHA ANLADIM KI TURKIYE'NIN HANGI DONEMINDE YAŞARSAK YASAYALIM AYDIN OLMAK SUÇ BIZIM ULKEMIZDE
  • Şunu öğrendim ki, top hiçbir zaman beklediği yönden gelmiyor insana. Bu bana hayatta çok yardımcı oldu, özellikle de büyük kentlerde insanlar göründükleri gibi olmuyor.
  • 320 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Kitap bize Simon adında eşcinsel bir çocuğun dünyasını açıyor. Simon, email yoluyla Mavi adında anonim bir gençle yazışıyor ve dikkatsizlik sonucu bir ortak kullanım bilgisayarında email hesabından çıkış yapmadan ayrılıyor ve sonra bunu Martin adında başka bir çocuğun şantaj malzemesine getirmesiyle olaylar başlıyor. Öncelikle, oldukça sıcak bir hikayeydi. Simon'ın ağzından anlatılmasından kaynaklı belki de daha kinayeli, daha yoğun ama akıcı bir anlatımı vardı. Kitapla ilgili çok olumsuz yorumum yok, bir tek diğer karakterlerin daha derin anlatılabileceğini düşünüyordum ki zaten diğer karakterlerin de kitapları olduğunu öğrendim ve bu ufak istek de kalmadı. Ama cidden bazı noktalarda diğer karakterlerle daha açık bir etkileşim olmalıydı. Mesela kitabın sonlarına doğru Leah bi küstü sonra hemen barıştı. Bu çok rahatsız edici geldi bana. Diğer karakterlerle de benzer şekilde ufak ufak detaylar vardı. Keşke oralar daha derin olsaydı. Ve çeviride maalesef ufak tefek de olsa can sıkıcı yanlışlar vardı. Dilbilgisi kurallarına takıntılı olan karakterin emailinde en azından yazım yanlışı olmasaydı yani.
    Kitabı önerir miyim, kesinlikle öneririm. Aynı zamanda filmi var, kitabı okumadan hakkında daha çok fikir sahibi olmak için izleyebilirsiniz (tabi spoiler almak sizi rahatsız etmeyecekse) ve filmden sonra kitabı okusanız bile kitabın tadının kaçmayacağını bilebilirsiniz.