• .............. Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak........
  • Duydum ki sefere çıkmayı kuruyormuşsun etme
    Bir başkasını sevmeye bir başkasını dost etmeye niyetlenmişsin yapma yapma
    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
    Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

    Bizim dudağımız kurur sen kurayacak olursan
    Gözlerimizi öyle yaşdolu ediyorsun etme
    Çalma bizden bizi gitme o ellere doğru
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

    Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
    Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
    Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
    Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

    Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
    Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
    Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

    Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
    Sen varlık sahasını öyle terkediyorsun etme
    Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
    Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

    Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
    Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

    İkinci bir şans kazanmak kızım,
    ilk şansı kaybetmek demektir.
    Bize de öyle oldu.
    Öyle bir şey oldu ki, çocuk dostu düşmanı bir kenara fırlattı.
    Ben de o zaman öğrendim.
    İkinci hayat kızım, ilkinde ihanete uğramak değil, ilkine ihanet etmekmiş.
    Herkes ikinci bir şanstan bahseder.
    Ama kimse kötülüğe açılan kapıdan ilk defa nasıl girmiş, hatırlamak istemez.
    İlk hayatla ikincisi arasında bir ömür vardır.
    Hiçbir şey bitmez. Her şey değişir.
  • Okudukça öğrendim ki İslam'ın temeli ahlak, ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıl imiş.
    İskender Pala
    Sayfa 250
  • Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor.
  • Yıllar sonra öğrendim ki;
    Bağırıp çağırmana gerek yok!
    Sesini duymak isteyene bir fısıltın yeter.

    /Farid Farjad/
  • (Çok güzel bir yazı, okumanızı istedim)

    😔😢😢
    Seksen yaşındayım ve geçen yıl, yetmiş sekiz yaşında ölen eşim, son nefesini vermeye yakın, “var mı bir isteğin?” diye sorduğumda, kedilerden nefret eden bana dedi ki, “lütfen kedimize iyi bak…” Evimizdeki kedinin, eşimin değil, ikimizin de kedisi olduğunu, evladımız olduğunu daha yeni anlayabildim. Meğer bir kedide eşimin kokusunu, sevgisini, şefkatini duyumsayabiliyormuşum ben…

    Bugün sekseninci doğum günüm ve eşime bir mektup yazdım. Bir özür, bir vefa, bir veda mektubu belki de. Eşim herkesi can bildiği için, yüreği herkese açık olduğu için, bu mektubu sizinle paylaşmamı isterdi diye düşünüyorum.

    Canım,

    Elli iki yıllık evliliğimizde beni hep çok sevdin, bana sabırlı ve incelikli davrandın. Sana çok teşekkür ediyorum bir tanem.

    Düğünümüzü anımsıyorum. Davetliler arasında olmayan Çingene çocuklar, sahneye çıkıp bizimle bir dans ettiklerinde çok kızmıştım ve sen bana demiştin ki, “ah, ne güzel bir düğün bu; çocuklar ne güzel dans ediyorlar…”

    İkimiz de Alevi değiliz ve sen birçok Aleviyle komşuluk ettin, dostluk kurdun. Seni çok incittim böyle yaptığın için. Geçen hafta ilk kez bir Alevi deyişi ezberledim. Ne kadar yaşarım daha bilmiyorum ama sana söz veriyorum, neyim varsa Alevi canlarla da paylaşacağım ; aşımı, suyumu, yüreğimi…

    “Bana bisiklet alır mısın?” demiştin otuzuncu doğum gününde. “El alem ne der, hem ayıp bu yaşında bisiklete binmen!” diye bağırmıştım. Ağlamıştın ve ben gözyaşlarını görmezden gelmiştim. İki ay önce, ilk kez bisiklete bindim ve kapımızın önünde bir bisiklet var şimdi…

    Çocuğumuz olmadı ve kontrollerde bununla ilgili sağlık sorununun benden kaynaklandığı anlaşıldı. Beni bir kez olsun incitmedin ve dedin ki, “yetiştirme yurdundan bir çocuğumuz olsun, o çocuk ikimizin de can`ı olsun…” Seninle günlerce konuşmamıştım…

    Cumartesi Anneleri`yle ilgili her haberi gözlerin dolarak takip ederdin ve ben onların terörist anneleri olduğundan öyle emindim ki. “Devlet diliyle konuşman reva mıdır, can dilidir bize yaraşan” dediğinde, seni cahillikle suçlamıştım…

    Ağrılı hastalıklarında bile gülümseyendin sen; bense nezle olduğumda bile suratını asan. Yorgan döşek yattığım zamanlarda, çorba pişirememeyi sana, hiç dert etmedim…

    Kırklı yaşlardaydık, bir Anneler Günü`nde dedin ki bana, “annemi çok özlüyorum… “ Daha çocukken yitirmişsin anneni ve verdiğim cevaptan bu yaşımda utanabildim daha. “mekanı cennet olsun!” Sana sımsıkı sarılamamak öyle acıtıyor ki şimdi içimi…

    “Canım, gökyüzü yıldız dolu, gelsene” diye beni balkona çağırmıştın ben futbol maçı seyrederken. “Asıl yıldızlar bizim takımda; vur lan, vursana be, puu şerefsiz!” diye bağrışımı ve “senin yüzünden golü kaçırdık!” deyişimi anımsadım şimdi. Seni çok yalnız bıraktım ben…

    İşaret dili öğrenmek isteyişini yadırgadım, “ne konuşulur ki sağır biriyle” dediğimde bana ilk kez acıyarak baktığını duyumsadım. Saatlerce sohbet edebildiğin sağır-dilsiz bir arkadaşın olmuştu ve ben çok şaşırmıştım…

    “Beraber bir kitap okuyalım mı?” demiştin bir gün; Sabahattin Ali`nin bir öykü kitabını göstermiştin “Bir öyküyü sen bana oku, bir öyküyü ben sana okuyayım” dediğinde gülümseyerek, “saçmalama, oku istediğin kitabı; sana karışıyor muyum hiç?” dedim ve bana ilk kez sitem ettin. “Çok şey mi istedim, bir öykü bile okumuyorsun bana…”

    Canım,

    Üç ay önce kanser hastası olduğumu öğrendim. Kanser hastası olduğumu öğrendiğim günden beri, şimdiye dek kanser hastası olanlara verdiğim tepkileri düşündüm. “Allah yardımcıları olsun” dedim en çok. Hiçbir kanser hastasıyla empati yapmadım; sen de dahil… Hiçbir kanser hastasının elini tutmadım; sen de dahil… Kemoterapi sonraları saçları dökülen sen, benden ıhlamurlu şampuan istemiştin saç dökülmesine iyi geliyor diye. İçimden, “boşuna para veriyorum kozmetikçiye” demiştim satın alırken. Ah, budala ben… Hayata bağlılığını ve hayata bağlı olmam gerektiğini anlamam için kanser tedavisi görmem gerekiyormuş illaki…

    Masal kitapları aldım bugün ve öykü kitapları. Yetiştirme yurtlarına gideceğim, hastanelere ve huzurevlerine. Kimsesiz çocuklara masallar okuyacağım, ağrısı sızısı olanlara Sabahattin Ali öyküleri ve belki de son demlerini yaşayanlara Sait Faik pasajları…

    Bugün sekseninci doğum günüm ve kocan olup da eşin olamayan beni bağışlaman en güzel hediye olacaktır bana bir tanem. İçini ferah tut olur mu; kedimize iyi bakıyorum ve ona senin şiir defterinden şiirler okuyorum gece yarıları…