• Alanında okuduğum ilk kitapla Merhaba!

    Teknolojik gelişmelerin ışık hızına yakın bir gidişat izlediği 21. asırda belki de okuyabileceğim en iyi kitaplardan. Hani o pek bizi farklı kılan dünyada biricikliğini koruyan gen dizilimine kadar ellerimdeyim galiba bu siber güçlerin diyerek düşündüm bir ara okurken kitabı. Bitmiş neredeyse çokta umursadığımız gizlilik . Alışverişler, ödediğimiz faturalar, okumayı sevdiğimiz türler, ayakkabı, çanta, yaşadığımız şehir vs. Biz her tıklamada her açtığımız hesapta, her haşır neşir oluşumuzda kapitalizme kendimizi tanıtmışız öylece. Ünlü falan olmaya gerek yok. Birileri istediği takdirde tüm hesaplarına misafir yahut yabancı kalabilirsin.

    Mesela kitapta "panoptikon" anlamını bilmediğim kelimeyi okudum. Sonra allame Google'a kelimeyi arattım ve bana hemen dökümanlar falan . Panoptikon: İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Yani adam bir daire modeli hapishane yapıyor ve ortasına da dairenin iç kısmına yapılmış tüm kafesleri rahatça müşahede edebilecek , gizliliği ortadan kaldıracak bir gözetleme kulesi yerleştiriyor. Mahkumlar daimen gözlem altında. Ancak bu pek akıllıca buluş olan panoptikon hayata geçirilmemiş vesaire. Ben kelimeyi, ne anlama geldiğini öğrendim tamam . Sonraki gün Google bana içeriğinde bir şeyler ararken "Panoptikon" ile ilgili yazılmış kitapları reklamlarla güzelce dizdi sağolsun. Ben kitapları aramadım taramadım ama allemeyi cihan benim okumak isteyebileceğimi düşünmüş sağolsun. Hahhh işte gelelim mevzuya. Bugün sanal bir panoptikonun içerisinde olabiliriz. Veriler, bilgiler, zevk, konfor, gereklilik derken bizi tanıyorlar mahrem alanlara kadar. Kullandığımız Facebook, Twitter, İnstagram, Periscope ve belki de 1k . Buralara yaptığımız ziyaretleri dikkatle yapmalıyız anladığım kadarıyla. Olabildiğince sakınmalı ve teşhir etmemeliyiz özelimizi. Zor değil mi ? Her hesapta resimler, videolar, isim-soyisim, hesabımız, adresimiz çarşaf çarşaf.

    Maalesef bu masum duran her şey o kadar da masum değilmiş, anlıyorum. Mesela bugün parmak izi ve göz tanıma sistemleri geliştirilmiş telefonlar sürülüyor piyasaya bildiğim kadarıyla. Ya düşünsenize parmak iziniz biricik, sadece sizde var, aslında kimse bilmez ama, bir tuş kilidine kurban dünyanın güçleri elinde. İşi basite almamalı diye düşünüyorum ve olabildiğince soyutlamalı özelimizi sosyal ağlardan.

    Kitapta birçok konuya yer verilmiş olması, pek çok da kaynak zikredilmiş olması, bilgi sahasını genişlettiği için daha da çekici ve verimli olmuş diyebilirim. İçeriğinde; Dünya'nın matbaadan sonra gelişen dijital ortamı, hesapları, yaşantısı, hızı, dünya üzerindeki mesafeleri sıfırlayıp sınırları yok edişi (sanal anlamda), nano teknolojik gelişmeler, olumlu-olumsuz , tartışılabilir, tartışılması gerekenler, bugün kullandığımız sosyal ağlar, ağlar üzerinden dünyada yaşanan kolay örgütlenmeler, aile yapısına etkisi, teknolojik dönem insanı, bu insanın ilgi ve algılayışı, e kitaplar, insanlar tarafından teşhir edilen yaşamlar, teknolojinin inşa ettiği yeni kültür vesaire pek çok şeyden bahsedilmiş.

    Nazife Şişman'ın okuduğum ikinci kitabı olduğu için azıcık da olsa yazarı tanıyabildiğimi düşünüyorum. Yazarın kitaplarındaki konu ile alakalı kaynakları ile birlikte zikrettiği bilgi, alıntıların kitaplarını bir makale okurcasına dikkatle okumaya ve tekrar etme arzusuna yöneltiyor oluşunu belirtmek istiyorum. Tanıdığım için mutlu diğer kitaplarını okumak için sabırsızım.

    İnceleme sağlıklı ve yeterli bir inceleme mi bilmiyorum :) Kitabı okumuş olan ve yazdıklarıma katılmayan varsa uyarabilir beni :) Hayırla kalın.
  • Bir kadın, arkada tüm koltuklar boş olduğu halde taksi şoförünün yanındaki koltuğa oturdu.
    Oysa o, taksi şoförünün hanımıydı.

    Insanlar namaz kılıyorken uzun sakallı bir adam caminin önünden geçti ve namaz kılmak için camiye girmedi.
    Oysa o, ezandan hemen sonra namaz kılınan başka bir camide namazını kılmıştı.

    Birisinin karşısına oturdunuz ve selam verdiniz ama selamınızı almadı.
    Oysa o, sizi duymamıştı.

    Çoğu zaman bizler yalnızca resmin bir kısmını görüyoruz, bu nedenle başkalarının günahına girmeden olumlu bir şekilde resmin geri kalanini hayal edin.

    |Şeyh Hasan Ali
  • Gökyüzü bir kuluçka makinesidir ama aynı zamanda sonsuz bir mezarlık. Yeryüzünün ölümlü insanlarına özgü sanılan doğma; büyüme ve çökme kanunu göklerde de sürüyor. İlkbaharda taze taze açıp sonbaharda sararıp dökülen yapraklara benzeyen insanlar için söylenen şey yıldızlar için de doğrudur. Bu gereksiz kaçan alevler insanlar gibi ölümlüdür. Bir tek fark var: İnsanlar birkaç milyon saniye yaşıyor, yıldızlar, bir o kadar yıl. Ebediyete göre bu ne fark eder?
  • Ikinci 'Nesil"den bir "Nesin"anlatısı. .
    Oğul Ali Nesin gözünde "babam"
    "Babamın gözün-de de onun babası "

    #spoiler

    #Dostundan çok Düşmanı vardı ..

    Aziz Nesin tanıma turlarım devam ederken anı_ anlatı okumak, bazı yazarları roman ,oyun,şiirlerinden öte "yaşam "ile tanımak daha doğru geliyor ...bu insanlar yazdıkları ve yaptıkları ile suçlanmışlar,dövülmüş,sövülmüş,kovulmuşlar ise "özellikle"daha dikkatli olmak gerekiyor ..
    Kimdir bu "taşları yerinden oynatan' "rahatsız eden " adamlar ...

    20 Aralık 1915 doğumlu
    Istanbul Heybeli ada nüfus kaydı ile doğan Mehmet Nusret
    5 Temmuz ile 6 Temmuz arası gece yarısı Çesme de "ölüm (1995 )
    Ölüm sebebi "kalp" krizi ...
    Kış doğumlu yaz ölümlü koca bir hayat hikayesi ...
    Bilmediğimiz neler neler var ..buyrun bir göz atalım

    Aziz Nesinin Anne tutkusuna tanık oldum önce. .annesine yıllar sonra şiirler yazan elinden çıkmış bir oyalı yemeniye yazdığım ve yazacağım tüm kitapları feda ederdim diyecek kadar çok seven bir adam ..
    O, tıkır tıkır dikiş makinasından gelen sesi anlatınca kendi annanem geldi gözümün önüne ..öyle her istediğinizi gidip satın alma dönemleri değildi kitapta resmi de bulunan elde çevirmeli makinadan çıkmış kıyafetler giydik bizler de ,kömür ütüsünü de gördük.. o yokluk ta tabiri caizse "jilet" gibi ütülü takım elbiseli "fötr" şapkalı dedelerin torunları olduk ...ben anneannemi asla pijama ile görmedim mesela simdi bizim sokakta bile esofmanla gezdiğimiz devirden çok farklı ve çok nezih zamanlardı. .kimse uyanmadan uyanan derli toplu eşine "Mustafa bey " den başka bir isimle hitap etmeyen kadınlar "yıllarıydı"
    Neden buralara geldi bu inceleme dersek
    Dedemin nidasi kulaklarıma geldiği içindir "Hanife hanım, yap bir kahve de karşılıklı içelim ' nidasi ..
    Annanem Hanife hanıma.
    Ve Nesin babaanne Hanife hanıma bize bu güzellikleri yaşattıkları için teşekkür etmek istedim ...

    15 Eylül 1927 de vefaat etmis Hanife babaanne torun Ali böyle aktarıyor ..
    Veremden kan kustuğunu, son nefesinde Aziz'in ölüm odasına bir alınıp bir çıkarıldığını anlatıyor ...bu erken ölüm onu derinden etkiliyor
    Yıllar içinde bu anne duygusu...kadın "saygısı" olarak gelişiyor Nesin de .
    "Anneyi melek kadınları peri olarak adlandırmasına vesile oluyor ..ve o hep mükemmel kadını arıyor ..

    "Hanife ses uyumundan ötürü olacak bana hep kadife çağrışımı verir. .
    "Kadife gibi kadındı,saçları,teni,yüzü,elleri huyu, sesi kadife ...

    Gençlik yıllarında kuleli askeri okulda iken 'mavi melek " filmini sevdiğini öğreniyoruz_bu bir dip not ve renk olsun :)
    https://youtu.be/qWr0fBVjkhg

    Babası ile olan dünyasından da bahsetmeye başlarsak bir inceleme daha yazmak gerek o yüzden es geçiyorum :) okuyun yani ... incecik bir kitap zaten

    Hatta "büyük adam olmak"kelimesinin yıl yıl içini nasıl doldurduğunu da bir inceleme yazmak ..
    "Oğlum hükümet mektebine gidip büyük adam olacak "

    Okul hayatındaki başarılarına ,girdiği imtihanlara , çektiği kura ve ömür boyu boynunda asılı bir vebal gibi o "BOŞ" kelimesine verdiği değere de bir inceleme ..

    Neden fotoğrafların hep ortasında olduğuna ?. mesela ..bir inceleme

    Asker Aziz Nesine, 12 yaşında yazmaya başlayan Aziz Nesine ,Marko Paşa yı sokakta bağır çaģır satan Aziz Nesine ,tutuklanan Aziz Nesine .Neden sürekli içinde bir "borçluyum " hissiyle gezdiğine ..

    "Halkıma olan borçluluk duygumda eksilme değil ,hep artma ,borcumu ödeyemedikçe daha çok artma olmuştur "

    Bu sözlerle temel direği atılan "Nesin Vakfina " ... da bir inceleme

    Yani demem o ki "incele _incele" bitmez bir mecraa ..
    Tabii ki siz görmek ,bilmek biraz da ders almak isterseniz ..
    Okuyun derim ...
    Güzel duygular ,hedefler ,yollar öğrenmek adına ..
    Ya da "biz ne yaptık bu ülke için ? diye sorgulamak adına ...
    Değişen savaş kanununu tanımak adına ..

    "O sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın cephanenin yerini artık 'kitaplar " alsın "
    "Savaş bitti yeni bir savaş başlıyor
    .....Mustafa Kemal Atatürk ..

    Yeni bir gün ve gün_aydın olsun
    Hepimize iyi okumalar "Aydınlanmalar"

    " https://youtu.be/H303PeVkMyw

    Barışla kalın ..
  • Rousseau'ya göre Politik Özgürlük: Özgür Toplumun Kurulması

    1)Sadece kendi yaptığımız yasalarla yönetilirsek ve toplumsal düzenin amacı bir grup insanın kişisel çıkarlarına değil de, ortak yarara hizmet etmek olursa politik özgürlüğe kavuşabiliriz.

    2) Rousseau halkın tam egemenliğini belirten bu ideali "genel irade" kavramıyla açıklar.Genel irade bölünemez ve devredilemez; temsili demokrasilerde olduğu gibi vatandaşların birkaç yılda seçimlere katılması yeterli değildir.

    3) Ortak yararı hedefleyen genel iradenin var olabilmesinin birkaç ön koşulu bulunur.

    4) Öncelikle, "ortak yarar" kavramının varolabilmesi için toplumun çıkar çatışmasındaki bireylerden öte, gerçek bir bütünlüğünün olması gerekir.

    5) Zengin ile yoksul arasındaki çıkar çatışmaları ortak yararın, kardeşliğin ve "biz" duygusunun oluşmasının önündeki en büyük engel olduğundan, politik özgürlüğün varolabilmesinin ilk koşulu iktisadi eşitliktir.

    6) Rousseau'nun eşitlik kavramı herkesin eşit serveti olması anlamına gelmez: "Hiçbir yurttaş başka birini satın alabilecek kadar zengin olmamalı ve hiçkimse kendini satmak zorunda olacak kadar yoksul olmamalı.

    7) Rousseau yozlaşmanın en önemli kaynağının özel mülkiyetin ortaya çıkışı olduğunu iddia etse de, ideal devletinde özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasını savunmaz.

    8) Amacı herkesin küçük mülk sahibi olduğu ve az çok kendine yeterli olduğu bir düzendir. Arzuları ve eşitsizlikleri körüklediği için iktisadi büyümeye olumlu bakmaz.

    9) Başka bir koşul her vatandaşın tüm topluluğun verdiği kararlara ve yasalara tâbi olmasıdır. Rousseau, vatandaşların genel iradeye tümüyle uyma zorunluluğunun kişisel özgürlüklerini engellemediğini ifade eder.

    10) Çünkü hiç kimse bir başka "kişiye" bağımlı değildir. Genel iradeye bağımlılık, zararsız bir "şeye" bağımlılık biçimindedir.

    11) Peki çoğunluğun kararlarının herkesin yararına olabileceği nasıl garanti edilebilir ? Bunun olmadığı durumda çoğunluğun azınlığı ezmesinin önüne geçilebilir mi ?

    12) Rousseau'ya göre eğer vatandaşlar doğru bilgilendirilmesi sağlanırsa ve onları etkileyecek çıkar grupları olmazsa insanlar neyin ortak yarara hizmet edebileceğine karar verebilir.

    13) Ama bu kez de başka bir sorun ortaya çıkar. İnsanın içinde hem birey olarak sahip olduğu özel irade, hem de vatandaş olarak sahip olduğu genel irade  bulunur.

    14) Bu iki iradenin biribiriyle çeliştiği durumda kişinin kendi özel çıkarını değil de ortak yararı tercih etmesi nasıl sağlanabilir ? Yani kişisel yarar ile toplumsal adalet nasıl  bağdaştırılabilir.

    15) Bu aşamada zeki, tarafsız, sağduyu sahibi bir yasa koruyucuya ihtiyaç duyulur.

    16) Ancak böyle biri, topluluğun geleneklerine, değerlerine yasam tarzına uygun anayasal çerçeveyi sağlarsa ve yurtseverlik duygularını geliştirerek insanların vatandaşlık görevleri ile kişisel eğilimleri arasındaki çelişkileri ortadan kaldırabilirse genel irade yaşama geçebilir.
  • Kitap incelemesine öncelikle diye başlanılmaz belki, ne var ki onu değerlendiren kişi her ne kadar nesnel bir objectivizm ile değerlendirmeye çalışsa da bir ölçüde yorumunu kattigindan,  o esere kendi oznelligini de katmış olur. Ben de kitabın incelemesini yapacaksam öncelikle ile başlayıp bir not düşmek istiyorum. Kitaba inceleme yazmamın nedeni- inceleme denebilirse - Bencilligime adım atmak istememle ilişkili. Bencillik ve Arzum !

    Incelemeyi kendim için yazmamın bencillik olduğunu o halde onu kendine sakla diyenler olacaktır. Kendime saklarsam bencilliğin olumlu tarafını yalnızca benim gibiler görecektir. Çünkü kişi kendi bencilliğinin olumsal tarafını görünce asıl savunulan bencilliğin aslında toplumsal yararı olduğunu da görecektir. Modern insanın bencil olduğunu düşünenlerden değilim. Bencil olmak ben merkezli olarak görülse dahi, ben merkezli olmayı başaramaz insanlar. Kendini gerçekleştirme açısından kişi benliğine bağlı olmak zorundadır. Ve bu benliği diğer benlikler içerisinde yok olmamak için onu korumasını farklılığını açığa çıkartmasını öğrenmelidir. Ac gözlü bir insanın tüm yemeği kendi yemesinde bencilce bir yön yoktur. Ona bencilce demek yerine aç gözlü deriz. Ilkel güdüleriyle hareket eden varlıklar da bencil değildir. Bir aslana bencil diyemeyiz. Bencil olması için bir benliğe sahip olması ve bunun bilincinde olması gerekir.

       Konuya giriş yaptıktan sonra, Gonçarov'un Oblomov karakterindeki sarih tembelliği ve açık yürekliliği ile bencilliğini iliskilendirebiliriz. Oblomov benliğini aşkla dahi unutmayan bir karakterdir. Aşk dahi onun benliğini yıkamaz. Yıkar gibi olduğunda bile ben bilincinden öte-ki ile olan ilişkisini, deneyim aktarımını göz ardı etmez. Evet, Oblomov gerçek bir bencildir. Ne var ki bizim anladığımız biçimsel içi boş bencillik değildir bu. Kişinin kendi arayışının bir ölçüde sekteye uğrayıp tembel bir yaşamsal pratiğe dönüşmesi onu sekteye uğratsa da onun yaşam amacı farklı olduğundan dolayı da o bu yolu seçer.

      19. Yy Çarlik Rusya'sinin toprak beyleri -Aritokratlari- her ne kadar köylülerin emekleriyle geçinen asalak konumunda olsalar da bir ölçüde o toplumun düşünce üreticisi konumunda da bulurlar kendilerini. Boş zaman kavramı onlar için kültürü öğrenmeyi de zorunlu hale getirir. Kültür kavramı Fransızcadan gelir. Culture,  toprakla uğraşmak anlamını taşır. Toprakta köylü çalıştıran feodal beyler - misal Oblomov gibiler - toprağı işlemeyi bilmez iken, toprağın sahibi statüsünde olduklarından dolayı bir ölçüde toprağın cahilidirlerdir de. Kültürel yönden böylesi bir maddi uretimden kopuk olan beyler, bilişsel kültürü eğitim yoluyla alarak , manevi yön üzerinde de hüküm sağlarlar. 19. Yy'lin feodal beyleri,  topraktan uzak biçimde köylü çalıştırırken böylesi bir boşluğu bilişsel temelle veya tembel yaradilislariyla kapatmaya calismislardir. Yaradılıştan kastim, öz olarak onu taşımaları değil, tembelliğin yaradilislari haline gelmesi dolayısıyladır. Yaradılışın doğa halini alması tam da Oblomov gibi bir karakteri yansıtır. Oblomovcalarin yaşantısını eşelerken Gonçarov,  Oblomov gibi karakterin neden böylesi bir tembel yaradılışa sahip olduğunun ipuçlarını verir eserde. Maddi bir temeli vardır tembelliğin. Oblomov da öylesi bir aile yaşantısı içerisinde böylesi bir doğa nebzesine yakalanmıştır. Ne var ki geçici bir nebze değil, tam da bir hastalıktır. Bir tür tümördür Oblomov'un karakterine yapışan.

    Oblomov eserinin Rusya'da çıktığı dönemde bu kadar ilgi göstermesine gelince; aristokrasinin son demlerini yaşadığı, Çarlığın eski gücünü kaybettiği bir dönemde politik bir tür taşlamadır Oblomov eseri. Dönemin politik havası böylesi bir eserin doğmasına zemin hazırlamış ve insan ilişkilerinin sınıfsal boyutunu, çağın önüne koyduğu sorunlarla boğulmasına sebebiyet vermiştir. Oblomovculugun kendisine böylesi büyük bir yer edinmesi de Gonçarov'un dilinden ötürü değil, döneme denk gelecek bir kavramdan yoksunluğu ifade etmesinden kaynaklıdır.

       Karakterin yaratımı konusunda karakter analizine girişmek beni aşacağından dolayı ve oblomovun tembelliğini bir ölçüde ben de taşıdığım için böylesi bir takati kendimde bulamıyorum. Belki birkaç gün düşündükten sonra devamını yazma gücü bulurum kendimde. Kendine iyi bak şimdilik Hüseyin. Görüşmek dileğiyle.