• Başlamam gerek biliyorum , ama nereden. Her zaman bir yolunu bulurum aslında başlamanın. Bu kez neden olmuyor ki? Bir şeyin olmasını mı bekliyorum başlamak için? Hiç bir şey yetmiyor artık, neden bilmiyorum. Kaç gün oldu gideli, üç mü daha? Çok uzun geldi bu kez.Bir hafta olmuştur diyordum. Gelmeyeceğinden belki, kesin konuştu giderken.

    Başlamam lazım tekrar bir şeylere. Bırakamam kendimi bir önceki gibi. Boşluklar. Aramam lazım, bulmam lazım, hareket alanı lazım bana. Perdeyi açmam lazım. Güneş gözüme giriyor, hiç sevmem - o da biliyor. Benim mi, oldu mu hiç? Başkasının? Ben özgür biriyim ve mutluyum, o da öyledir herhalde. Gereği yok düşünmenin daha fazla. Başlamak gerek. Pencereyi de açmalı. Hatta dışarı çıkmalı artık. Bu kadar gündür eve kapandığım yeter. Bir yarış değil sonuçta. Herkes başlayıp bitiriyor. Herkes bırakabilir. Ben de olabilirdim, o oldu. Önemli olan sonu değil, her şey bitiyor. Önemli olan yeniden nasıl başlayacağın.

    Nasıl başlayacağım yeniden? İmkansız olmamalı herhalde. O ne yapıyordur acaba? 3 gün olmuş daha, üç günde unutamaz ki beni. Daha önce gelmişti fazla geçirmeden. Çok farklıbu kez ama. Uff, neyse - önemli olan ben ve yeni başlangıcım. Su çarp yüzüne bir, sefilim her zamanki gibi. Biliyor beni- tanıyor, ona layık olmadım hiç. O da o kadar matah değil ama. Benimle olduğuna göre en azından.

    Kessem mi sakalları? O istediği için değil, kendim için keseceğim bu kez. Bağışlamasına ihtiyacım yok. Tam olmak istediğim yerdeyim hayatımın bu döneminde ben. Aynanın karşısında ve sefil. Çok alıştım onun ağzından konuşmaya. Yeni hayat, yeni başlangıç, bir tıraş oldum ve hayatım değişti. Şu lacivert uzun kollu gömleği ne zamandır giymiyordum- evcilleştirmiş beni. Dağınık saçlar , olsun- eskiden de böyleydim ben.

    Arayacak mıyım birisini ? Onu mu? Yok- olmaz zaten, tek birisi o mu hayatımda. Vardı eskiden - Sami mesela, o da evlendi. Hayri- görmedim kaç yıldır-aranmaz. Basri, doğru demiş vallahi, kafiyeli hepsinin ismi. O da olmaz, kavga etmiştik onun yüzünden. Tek tabanca olacak mecburen. Yalnız mıdır o da? Bana ne ya. İzne çıkayım ben en iyisi- daha bitmedi Eylül, sıcaktır teyzemin oraları. verandada keyif, İtalya ya da, bizdekine veranda denmiyordur belki. Roma'ya gitmek isterdi he, ben sevmediğimden Londra'ya gitmiştik. Hard Rock Cafe tişörtü ile kandırmıştım. Kanmaz ki,inandırdı beni ama. İyi kız, iyi kızdı.

    Bu parfümü de son doğum günümde almıştı. Siyahların adamı, tanışmadan önceki bana gönderme. Ben aptal bir sağ eldiven almıştım ona, kırmızı hem de. Solu bendeydi. Gülmemişti tabi. Götürmüş müdür onu da? Kırmızı sihirli rengi. En saçma halinde bile yakıştırmasını biliyor kendisine. Bana hiç gitmez. 150 liram var, çekerim artık.

    Neyse çok sıcak değil, esiyor. Ne zamandır tek başıma çıkmamıştım böyle. Nereye gideceğim bu saatte? 3 ideal saat değil içmek için. Niye içeceğim ki, ayyaş mıyım ben? Sefilim sadece. Kaliteli bir yerlere gitmek lazım. Düzgün başlamak gerek bu kez. İnsanlarla tanışmak gerek, gözlerine bakıp ben buyum demek. Boşluklar bulup girmek gerek. Onlara adapte olmak, gerçek bir yaşam yaşamak gerek bu kez. Gölgede kalmayacağım bu kez, güneşteyim işte. Gözlük alsaydım keşke- bu kadar yakın olmazdım cennete.
    Severdi gözlerimi. Uyumluymuşuz. Ben hep uyumluydum ki. Bu kez olmayacağım- bana uysunlar.

    Metro mu dolmuş mu? Dolmuş tabi, ondan önceki gibi. Nasıldı şarkı? Tekrar avcı olmak istiyor sahip olduğunu sandığın bu kraliçe- bozar kraliçe. Gerçi "thank you"yu seviyorduk ikimiz de. Herkes sever ki o şarkıyı, bir anlamı yok yani. Ben de avcı olabilir miyim ki? Seviyorum dolmuşları - hep sevdim , öğrenciyken de - o zaman eskiydi ama - daha güzeldi kokusu.

    Uzağa gitmem lazım aslında - en uzağa gidip orada başlamam lazım. Yeni bir şeyler - yeni olmadan olmaz. Ama eski yerlere gidiyorum nedense hep. İtalya'ya gitmem lazım, Roma değil ama, Milan ya da Floransa belki. Taksim'e bile çıkmadım ne zamandır, Kadıköy'deydik beraberken de hep. Orada mıdır acaba? Bilmem- Moda mı yoksa? Gerek yok- İstiklal yeter, hem Nami'nin dükkanı var orada. Kafiyeli yine.

    Onunla çıkarız olmazsa, hakikatli çocuktu, çocukluğu mu kaldı. Olsun sever beni de. Onda gözü var diye az kavga etmemiştik ama. Yanlıştım her zamanki gibi. Sefildim. Sefilim. Ne iğrenç bir şehir. Onunlayken de iğrençti ama fark edilmiyordu çok. Avcı, evet- Nami yardım eder bana, delikanlı çocuktur. Elimden tutar, sokar beni camiaya. Yalnız unutmamak lazım para çekmeyi. Dolmuşa bayıldım zaten epey. Dostluk da bir yere kadar.

    Eylül akşamı çalıyor, burada olsa söylerdi o da, belki cebimdeki kağıt para diye. Eylül esince güzel oluyor. Yoksa hem sıcak hem kalabalık olmazdı, hem yalnız. Eylül sevince güzel. Bulmam lazım, başlamam lazım. Gemiye binsem daha iyi belki, Karadeniz, Ukrayna sonra. Niye Ukrayna- espri yapardım hep- kızardı o da. Ya da okyanus, Karayipler. Bilmiyorum, Nami bilir belki, hatırlıyor mu beni acaba hala, oldu epey onunla da.

    En son ne zaman başlamıştım ki tekrar? Onunla evet. O zaman da aklımda yoktu birisiyle tanışmak- sadece başlamaya çalışıyordum nasıl olacağını bilmeden yine. Niye beceremeyeyim ki, ben başlangıçların adamıyım, bitişlerin değil. Şimdiden unuttum bile, karşıya geçince. Havası bile farklı , başka türlü bir şey istediğim. Başka bir hayat- Mesaj da yok hala. Olmayacak ki zaten. Olmasın da , başka türlü olmaz- ummak bitirir insanı esas.

    Uzanmak istiyorum çimenlere, hiç bir şey düşünmemek, hiç bir şey beklememek. Sadece uzanmak. Geldik ama, çimen de yok. O da yok- Nami'nin yeri ilerde ama. Açık mı? Kapı kapalı, içerisi karanlık. Dolaşıp gelsem mi, arasam mı- arayacağım tabi. Boşu boşuna mu geldim buraya- iyi adam şu Nami, anlar beni. Kim anlar ki başka. Ne gerek var anlamasına hem, düzgün birisiyim alıcı gözle bakılırsa. Sefilim sadece, öyleymiş.

    Çalıyor telefon , uzaktan geliyor bir ses. İçeride herhalde. Zile bassam mı, burada mı beklesem yoksa? Arka kapısı da var mıydı buranın? Yanlış mı hatırlıyorum. Anahtarı unuttuğumuz bir gece. Bakmam lazım. Ne zaman geldik en son buraya. Sevmiyordu ki hiç. Kadıköy hep. Ben burada başlayacağım ama yeni hayatıma. Eskisi olmayacak. Kadıköy olmayacak. Doğru hatırlıyormuşum. Açık bu kapı. İçeride herhalde. Birisi daha var sesler geliyor. Ayıp olur mu ?
    Yok , anlayışlı adam Nami. Halden anlar.Hem beklerim işi varsa ne olacak ki. Üç gün beklemişim, biraz daha beklerim.

    O ne yapıyor acaba şimdi? Başlamak istiyor mu benim gibi, yoksa beni mi özledi. Arasam mı onu? Yok - açıkça söyledi, nefret ettiğini sefaletimi. Nami anlar beni. Nami anlar, Nami... Ne işi var burada, niye ki? Ne gerek var? Nasıl olacak şimdi, nasıl başlayacağım, hep başlardım ben. Bir yolu olmalı yine. Belki de gitmem lazım, başka denizlere, başka yerlere. Onun olmadığı herhangi bir yere. Anlarlar beni herhalde, Nami de anlar. Başka bir şeye başlamam lazım, hemen.
  • Soruya bak! İnsanlar kendilerini öldürür, olur böyle şeyler.
    Alessandro Baricco
    Sayfa 36 - Can Yayınları
  • “Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice, çılgınca, içim taşa taşa, bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım. Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince... Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden... Dostluktan söz açmak, ne güzel. Bir dostum var. Sıcacık eli var. Sevgi dolu gözleri var. Ne güzel yalansız, salt sevgi dolu bir insan eli sıkmak. Sıcacık, sıcacık... Ben deli olurum, insanlar karanlık karanlık, kuşkulu baktıkça bana... Bütün insanlar kuşkusuz, korkusuz, çıkar düşünmeden, düşmanlık geçirmeden içlerinden baksalar biribirlerine... İnsan, ne olur biliyor musunuz, sıcacık bir bahar güneşinin bahtiyarlığında duyar kendisini... Bahar güneşinde bir sevinç içinde gerinir. İnsan bir bahar çiçeği temizliğinde olur.”
  • Emrah Serbes okuduğum ilk kitabı ve okumadan önce yazara karşı bir önyargım vardı. Bu önyargıyı kırmak için birde gerçekten değerli bir dost tavsiyesi üzerine okumaya karar verdim. Açıkçası benim eleştirdiğim ne varsa var bu kitapta,argo kelimeler, küfürler bir anlamda tabularımı yıktığım ilk kitap. Birde o kadar sık kullanmamış yazar gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde olduğu için beni çok rahatsız etmedi. Hayatın bir gerçek yönü de bu gerçeklerin yaşanıyor olması. Biz kullanmıyoruz diye bunlar olmuyor değil bu yüzden yaşandığını kabul etmek lazım yani hayata bu kadar katı kurallarla bakmamak gerekli. Bir örnek kendi yaşamından vereyim;büyük oğlum küfürlü konuşmayı yasakladığım için şu anda İngilizcesi çok iyi mesela,neden derseniz Türkçe küfür edemeyince İngilizceyi çözdü çocuk bende oğlum ne güzel yabancı dil konuşuyor diye gururlaniyorum...(bu arada küfür ettiğini de küçük oğlum söylüyor) çocuklar bir şekilde isyan edecekler yada enerjilerini atacaklar.

    Kitabın konusuna gelince bir çok öyküden oluşuyor,ben öykü kitaplarında her öyküyü tek tek alarak yorum yaptım bu zamana kadar. Fakat şimdi tek tek ele almak istemiyorum hiç bir öykünün tadı kaçsın istemiyorum. Gerçekten çok gülerek okuyacağınız bir dolu öykü sizi selamlıyor. Konusu ergen erkek çocukların, isyanları, aşkları,nefretleri, kısacası onların hayatına dair her konu ustalıkla işlenmiş. Ben kitabı iyiki okudum diyorum ve bazen önerileri dikkate almak iyi sonuçlar doğurur. Bu arada oğullarıma bakıp kitapta okuduklarımı yapıyorlar mı acaba diye merak etmedim de değil. Buda benim için eksi yada artı bir yön mü ileriki zamanlarda göreceğim. Kitapta sevdiğim bölümlerden bir kaç alıntıyla sizleri başbaşa bırakıyorum.

    Küçük kardeşi geldi, “Sonradan görme ne demek?” diye sordu.
    “Birini görürsün, ertesi gün bir daha görürsen o olaya sonradan görme denir.”dedim “Şimdi annenlerin yanına git.”
    Sedef, “Hayır.” dedi. “Bir olay olur, herkes görür, sen seç gelip sonunu görürsen, buna sonradan görme denir. Şimdi annemlerin yanına git!”

    " 'Merak ettim, sen de mi solcusun?'
    ' Hayır' dedim. Ben muhafazakarım canım. Muhafaza etmek istediğim şeyler var. Bunların başında da sen geliyorsun."

    apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?"
    "hangisini?"
    "otomatik yanan, sensörlü lamba."
    "hayır."
    "komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
    önüme baktım.
    "neden kırdın?"
    cevap yok.
    "hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…"
    "kırdımsa kırdım, ne olacak! çok mu değerliymiş?"
    "lamba senden değerli mi evladım, lambanıza sicayim, lamba kim? yöneticiye de dedim. lambanıza edeyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için."
    "beni görünce yanmıyordu baba."
    "nasıl ya?"
    "görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
    "e beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
    "hadi ya! sahiden mi?"
    "evet. ucuzundan takmışlar. bizimle bir alakası yok."
    babama sarıldım, yıllar sonra.

    Mutlaka okuyun... Önyargılarınızdan kurtulun ve keyifli okumalar...

    Emrah Serbes
    Erken Kaybedenler
    İletişim yayınları
    Sayfa:143
  • Ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
    Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
    Bir bir denemişim bütün kelimeleri
    Yeni sözler buldum seni görmeyeli

    Kuliste yarasını saran soytarı gibi
    Seni görmeyeli
    Kasketim eğip üstüne acılarımın
    Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    Kardeşim olan gözlerini unutmadım
    Çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

    Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
    Bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
    Şanssızım diyemem kendi payıma
    Hain bir aşk bu kökü dışarda
    Olur böyle şeyler ara sıra
    Olur ara sıra

    CEMAL SÜREYA
    https://youtu.be/zmOZiQK5MeY
  • "Ay benim, gece senin."
    • • •
    Nereden başlasam inanın bilmiyorum. Dilim tutuluyor, parmaklarım nereye basacağına karar vermiyor sanki. Çok güzeldi... Ciddi anlamda. O kadar naifti ki, sanki okurken yanlışlıkla birilerini kıracakmışım gibiydi. Şu an gözlerim ağlamaktan batıyor diyeyim gerisini siz düşünün. İlk kitaptan çok çok daha iyiydi. Ve Beyza Alkoç sanırım kalbimde en üst sıralara taht kurmayı başardı. Gerçekten çok seviyorum. Kalemini, kalbini... Belli, her halinden belli. Bu kadar güzel kalbi olmayan bir insan böyle kalpli karakterler yazamaz. İnsan yazarken içini yansıtır bir yandan da, bana göre. Kitap boyunca Zeynep'i kendime o kadar çok benzettim ki anlatamam. Bana bir şey olsa aklıma ilk yakınlarım gelir. Sporda sakatlanıp, sırf endişelenmesinler diye antrenmana devam etmişliğim var. Zeynep'te bunu gördüm ve sanki biri göğüs kafesimden, içimdekileri koparıp kağıda geçirmişti. Çok ciddiyim. Ben, gerçekten etkilendim. Onur'un her ne kadar sert görünse de altındaki o yumuşacık kalbini gördükçe bende bir şeyler koptu. Hani böyle olur ya, okudukça sadece ağzınızdan "Yaa!" kelimeleri çıkar. Ama feryat değildir ki bunlar, içiniz erir. Bir insanın kalbi nasıl bu kadar güzel olabilir, dersiniz. İşte tam olarak bu. Bilmiyorum belki fazla anlam yüklüyorum ama üçüncü kitap çıkana kadar da krizlere gireceğime eminim! Kitabın ikinci yarısı kalbimi o kadar çaldı ki ben aklımdakileri unutup neler yazdım yine, iyi mi? Neyse, minnacık da bir eleştirim var, bunu sınıf arkadaşlarıma borç görürüm. Çünkü ben orda sinir krizleri geçirirken bana destek oldular yavrucaklar Aralarındaki inat beni deli etti! Çok ciddiyim okulda kudurdum bugün! Ama neyse ki sonlar o kadar naifti ki hem ağladım, hem güldüm. Hatta bir ara ağlayarak güldüm! Ben iyice kafayı sıyırmadan gideyim efeniiim Gözlerimi dinlendirmem lazım, mâlum önüme akacaklar.
  • Biz her şeye, 
    esirgeyen ve bağışlayan, 
    çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, 
    hep esirgeyen ve hep bağışlayan 
    Rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.

    Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan. 
    sanayi devriminde bile, 
    karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, 
    çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız 
    bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

    Piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. 
    kalbimiz derken, 
    ilk gençliğimiz, sakalımız, 
    bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum
    aslında. 
    işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. 
    insaf et anna!

    Gidelim buradan. 
    senin masumiyetini, 
    bilgelik zamanlarından kalma sırları, 
    dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. 
    hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim. 
    ölelim diyecektim az kalsın. 
    ölmeyelim. 
    hiç ölmeyelim anna. 
    sarılalım diyecektim az kalsın. 
    içimden böyle şeyler de geçiyor işte. 
    sarılalım, dudakların… 
    tamam sustum.

    Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. 
    şiir kalsın istersen, sadece otursak. 
    oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut. 
    ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. 
    yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. 
    gözlerime bak, gözlerimin içine bak. 
    gözlerim biraz karanlık. 
    içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, 
    kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer, 
    siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, 
    duvarlara uzun dalmışlıklar var.

    Gözlerim biraz yorgun. 
    içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, 
    bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler… 
    bekleyişler anna.

    Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. 
    nişanlısı askerde kızlar, 
    kızı ölüm orucundaki baba,
    babası tersanede oğul, 
    oğlu şizofren anne.

    Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. 
    ama geçecek hepsi, geçecek. 
    şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek. 
    gözlerimin içine bakmaktan korkma anna. 
    sen adımını attığın andan itibaren
    hira dinginliğine dönüşecek ortalık.