• 136 syf.
    ·3 günde·8/10
    İlk olarak Namık Kemal'le başlamak doğru olur kanısındayım. Çünkü kendisiyle ile ilgili bilgilerimiz son derece sınırlı.

    1840 yılında Tekirdağ'da doğdu. Çocukluğu dedesinin yanında geçti. Dedesi, Osmanlı Devletinde mülki amir olduğu için belirli bir ikameti olmadı. Bu yüzden de eğitim hayatı aksadı. Tekirdağ, Afyon, Kars, İstanbul ve Sofya gibi yerlerde bulundu.İlk şiirlerini Sofya'da yazdı. Sofya'da dedesinin bir arkadaşı Binbaşı Eşref Bey, şiirleri okuduktan sonra, katip anlamına gelen Namık ismini verdi. O gunden sonra adı Namık Kemal olarak anıldı.

    İstanbul'a döndükten sonra tercüme bürosunda stajyer olarak göreve başladı. Bir yandan da Fransız kültürüne ve edebiyatına ilgi duymaya başladı. Tasvir-i Efkar gazetisinin sahibi Şinasi baskılardan bunalıp Paris!e kaçınca gazeteyi Namık Kemal'e bıraktı. Namık Kemal gazetesinde hükümet karşıtı sert ve ateşli makaleler yazdı. Amaçları, devleti anayasal düzene geçirmekti. Hatta ilk anayasanın komisyonuna dahil edildi. Mecliste Abdulhamidi eleştirince sürgünler başladı. Magusa'da 38 ay sürgün kaldı. Orada hastalandı. Şiddetli sıtma nöbetleri geçirdi. 1888'de yine sürgünde, Sakız Adası'nda vefat etti.

    Namık Kemal, yurtseverlik,ulus,millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat aydınıdır. Bu kavramları, Türk fikir hayatına kazandıran odur. Vatan şairi, hürriyet şairi olarak anılan Kemal, sahnelenen Türk tiyatrosonun ilk eseri olan Vatan yahut Silistre 'nin de şairidir. Vatan yahut Silistre sahnelendikten sonra halk çok beğenmiş ve protesto gösterileri yapılmıştır. bunun üzerine Namık Kemal'e sürgün yolu gözükmüştür. bu sebepledir ki ,türk milliyetçiliğine ilham kaynağı olmuştur.
    Namık Kemal'le ilgili bir küçük not da ,Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurucusu M.Kemal Atatürk başta olmak üzere ,pek çok önemli şahsiyeti olumlu anlamda etkileyen bir kişilktir.

    İntibah, edebiyatımızın ilk edebi romanı olarak kabul edilir.
    Romana şöyle bir giriş yapalım. Çok iyi bir eğitim almış, bilgili, ahlaklı bir kişi olan Ali Bey, gördüğü ilk kadın olan fahişe ruhlu Mehpeyker'e aşık olur. Böyle konularda son derece deneyimsiz olan Ali Bey ,Mehpeyker'in avcunda esir olur adeta. Anneciğinin, tüm uyarılarına aldırmaz ve bu ilişkiyi sürdürür. Anneciği, biricik oğlunun böyle elinden gitmesine engel olmak için herşeyi dener. Kendisine, iyi huylu bir kızcağız ile dikkatini dağıtın önerisi üzerine ,evine hizmet görmek için Dilaşub isimli cariyeyi alır. Mehpeyker, ne kadar kötü huylu ,feleğin çemberinden geçmiş bir kişilik ise, Dilaşub o kadar iyi huylu ve saftır. Bir yanda kötülüğü temsil eden Mehpeyker, diğer yanda iyiliği temsil eden Dilaşub. Konuyu anlatmayı burada keseyi ve meraklanmanıza vesile olayım.

    Tanzimat edebiyatının iyi bir örneği olan İntibah, romantik edebiyat türüne dahil edilebilir sanırım. Benim fazla ilgimi çeken bir tür değil aslında, ama o kadar güzel anlatmış ki hikayeyi Namık Kemal, kendine has tarzı ile, açıkçası çok beğendim.

    Kıskançlığın ne kadar tehlikeli bir duygu olduğu, hiç de küçümsenmemesi gerektiğini en iyi anlatan romanlardan biri. Tabii pişmanlık denen duygunun da ,gideni geri getirmeyen bir his olduğunun da altını çizelim.

    Umarım hayatınızda hiç pişman olmazsınız....
  • 727 syf.
    Dünya savaşı arasında Almanya ve Almanya ile Polonya arasında kalan bir halk kısa bir süre özerk bir bölge olarak yaşamış bir danzing bölgesi Günter Grass ın doğduğu yer..
    Büyüklerin yozlaşmış dünyasına isyan edip,büyümek istemeyen bir çocuğun öyküsü..1920 yılında danzingde annesi ve iki babasıyla yaşayan oskar üç yaşına bastığında doğum günü hediyesi olarak kendisine bir teneke trampet hediye edilir...Oscar bu trampeti her çalışında adeta tüm büyüklerini protesto edip,
    tüm cam eşyayı kırıp-döken tiz çığlığıyla da karşı koyarak adeta kendi dünyasında yaşamaya başlar.
    Küçük Oscar, Nazizmin yükselişine, Yahudi kıyımına, savaşın ilk silah atışlarına, yakınlarının birer ikişer ölümüne tanık olacaktır.
  • Uzun süre hasta olmaktan sakınılmalı: yoksa seyirciler bildik merhamet gösterme ödevi yüzünden, bu durumu uzun süre sürdürmekte zorlandıkları için sabırsızlaşır -ve sonra vardıkları sonuçla doğrudan doğruya karakterinizi suçlamaya başlarlar:
    "H a k e d i y o r s u n u z siz hasta olmayı ve bizim merhamet göstererek kendimizi daha fazla yormamıza gerek yok."
    Friedrich Nietzsche
    Sayfa 153 - Uzun Süre Hasta Olmamalı
  • Bir mutsuzluk işareti (sanki kendini mutlu hissetmek yavanlık, iddiasızlık, sıradanlık işaretiymiş gibi), öyle büyüktür ki bir kimse başka birine " Ne kadar da mutlusunuz!" dediğinde protesto edilir genellikle.
    Friedrich Nietzsche
    Sayfa 297 - Kendisiyle Başbaşa İnsan
  • Urfa'da sarhoş olarak kaldığı otelin holündeki aynaya yedi el ateş edip, semtte heyecan yaratmıştır, tevkif edilir.
    Güney aktör Göksel Ârsoy gibi kendisini alkışlayan halka, seyirci;
    ye "Teb'am" demiyor, onları küçümsemiyordu. Tersine "Ben on- .
    lardan, halktan biriyim" derken seyirciyi yüceltiyor, buna karşılık da seyircisinin sevgisini bu çelişkili davranışlarıyla sömürüyordu. Elbette ki seyirci bu gerçeğin farkında değildi... Bilse de bilmese de bir kere ünlü aktörü tüm sevap ve günahlarıyla bağrına basmıştı. Öyle ki,olaydan sonra Urfa Sarayönü karakolunda ilk ifadesi alınıp elleri kelepçeli götürülürken, Yılmaz Güney'i kurtarmak için ona "Ağabey, ver tabancayı, ben attım derim" diyenler çıkacaktı. Ve Güney'in cezaevine konulmasını protesto etmek için yöre halkı imza toplayacaktı.
    Agah Özgüç
    Sayfa 41 - BROY YAYINLARI, 1988