Zıharın tarihselliği (Bir de sadece Medine'de var)
Cahiliye devrindeki boşama/boşanma türlerinden biri de "zıhar"dı. Aynı zamanda yemin hükmünde olan zıhar bir kişinin, karısını kendi anasına veya diğer mahremlerinden birine benzetmesiydi. Adam karısına, "Sen bana artık anamın sırtı/karnı/baldırı/ferci gibisin" veya "Sen bana artık kız kardeşimin, halamın, teyzemin sırtı gibisin" der ve bu suretle zıhar gerçekleşirdi. Daha ziyade erkekle karısı veya karısının akrabaları arasında husumet zuhur ettiğinde zıhara başvurulur ve bu uygulamada acelecilik, sorumsuzluk, ihtiyatsızlık, kendine hâkim olamama gibi saikler ön plana çıkardı. İbn Âşûr (ö. 1973) cahiliye devrindeki zıhâr âdetiyle ilgili şu tespitlerde bulunmuştur: "Öyle sanıyorum ki zıhar Yesrib/Medine ve çevresinde yaşayan Arapların uyguladıkları bir boşama usulüydü. Çünkü bu coğrafyadaki Araplar Yahudilerle iç içe ya­şıyorlardı. Arap Yarımadası'nın Mekke, Tihâme, Necid ve diğer bölgelerinde yaşayan Araplar arasında zıharın bilindiğini sanmıyorum. Çünkü anılan bölgelerdeki Arapların sözlerinde zıhara benzer bir ifadeye rastlamadım. Zıhardan sadece Medine'de inen Mücâdile ve Ahzâb surelerinde söz edilmiş olması bu tezi güçlü kılan bir delildir (...) Bana öyle geliyor ki Yesribli Araplar zıharı kesin boşanmada tahrim hükmüne ilişkin bir vurgu/mübalağa ifadesi olarak icat ettiler. Çünkü onlar İslam'dan önce Yahudilerle iç içe yaşıyor ve onların örf, âdet ve geleneklerinden etkileniyorlardı. Yahudiler nisâüküm harsün leküm ayetinin tefsirinde de bahsi geçtiği üzere, erkeğin karısına arkasından yaklaşmasını yasak sayıyorlardı. Bu sebeple, zıhar ifadesinde zahr kelimesi kullanılmıştır. Dahası, Yesribli Araplar tahrimi çok ağır bir şekilde ifade etmek için arka (dübür) kelimesiyle ana arasında ilişki kurmuşlar ve böylece zıhar kişinin kendi anasıyla ters yönden ilişkiye
Sayfa 101 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Davut Yıldızı ve İsrail Bayrağı
İslâm'ın peygamberlerinden biri olan Hz. Davud o yıldızı kendi resmi yazışmalarında kullanmış, yine kendisi gibi peygamber ve hükümdar olan oğlu Hz. Süleyman da babasından miras olarak aldığı mührü aynı şekilde her eserine bastırmıştı. (Osmanlı İmparatorluğu baş. ta olmak üzere, tarihteki birçok İslâm devleti de, altı köşeli yıldızı İslâmi bir değer olarak rahatlıkla kullanmıştı.) Peygamberlerin tebliğ ettiği ilahi dini beşeri bir ideolojiye indirgeyen İsrailoğulları, Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın mührünü de zaman içinde milli bir simgeye dönüştürmüştü. Tahrifat böylece sadece kutsal metinlerde değil, görünür durumdaki sembollerde de gerçekleşmişti. Nihayet İsrail kurulduğunda, Siyonist liderler kadrosu sadece Filistinlilerin topraklarını değil, aslında İslâm'a ait olan bir şiarı da gasp etmiş, böylece işgali sembollerin ve kavramların dünyasına kadar genişletmişti. Bugün İsrail'in bayrağındaki altı köşeli yıldızı gördüğümüzde, aklımıza Hz. Davud veya Hz. Süleyman'ın aziz hatıraları değil, sadece işgal ve zulüm geliyorsa.. İsrail'in taktiği işe yaramış, zihinlerimizi ve kavramlarımızı bile Siyonistlere kaptırmışız demektir, Hem de öylesine kaptırmışızdır ki, İsrail bayrağını yakarken, üzerine tükürürken veya onu yerde çiğnerken, iki aziz peygamberin mazlum düşürülüp ırkçılığa alet edilmiş sembolüne bunu reva gördüğümüzü bile düşünemeyiz. (Suudi Arabistan'ın politikalarına ne kadar kızarsak kızalum, ülke bayrağına hakaret etmeyiz, onu yere atıp üzerinde tepinmeyiz. Çünkü o bayrakta kelime-i tevhidin yazılı olduğunu bilecek kadar genel kültürümüz ve Arapça bilgimiz vardır. Oysa sembolik değer bakımından, İsrail'in bayrağındaki altı köşeli yıldız da en az kelime-i tevhid kadar “bizim” ve “bize ait”tir.) Aynı durum, İsrail'in bizatihi ismi için de söz konusu. Kur'ân-ı
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Din
Yenir yutulur hale getirmeye çalışarak başlamış olsa da Freud, makalesinde kaçınılmaz olarak hem tartışmalı olacak hem de rağbet görmeyecek bir mesajla sonuca varmıştı: Gerçekte din, zihinsel hastalığa eşdeğer bir tür duygusal belirtiydi. Sonraki yıllarda hamlesini ilerletti. 1910'da "Future Prospects of Psychoanalytic Therapy” adlı makalesinde, sekülerleşmeyi nevrozdaki artışla ilişkilendirecek kadar ileri gitti. “İnsanın içsel kararlılığının ve otorite özleminin yoğunluğunu ne kadar abartsanız azdır. Dinin gücü azaldığından beri nevrozlardaki olağanüstü artış size bunun bir göstergesini verebilir. Daha sonra söyleyeceği gibi, “Kendini adamış inançlı insanlar nevrotik hastalık riskine karşı yüksek derecede korunurlar."
Sayfa 90·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Anlamsızlık, yaşamın dolu olmasını engeller ve bu nedenle hastalığa eşdeğer sayılır. Anlam, pek çok şeyi katlanılır hale getirir, belki de her şeyi.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Alıntı
Devrim kadının mutfaktan çıkıp ülke yönetmesidir. | Lenin
Marksist feminist Juliet Mitchell (1975) 1970’lerde işçi sınıfı kadınlarının iki koldan bir mücadele yürütmesi gerektiğini savunmuştur. Birincisi adına kapitalist sömürüye karşı sınıf mücadelesinde kadınlar ve erkekler yan yana çalışmalıdır.İkincisi adına ise evdeki emeklerinin sömürülmesine karşı kadınların kendi siyasi hareketleri içinde etkin olmaları gerekir. Evde verilen emek kadınların satabileceği emek gücünü azaltır ve ucuzlatır. Bu tür bir emek kapitalizm için iki şekilde yararlıdır. Birincisi, eşdeğer mal ya da hizmetlerle değiştirilebilecek bir şey üretmediği için piyasa değeri olmamasına karşın güncel ve gelecek kuşak erkeklerin kapitalist ekonomide çalışabilmeleri için gerekli koşulları sağlar. İkinci olaraksa Mitchell, kadınların öncelikli olarak tüketici rolünün doğal kabul edildiğini, bunun da kapitalist sistemi gizlediğini ve meşrulaştırdığını belirtmiştir.
Sayfa 17 - 7. Bölüm, Liberus Yayınları·Kitabı okuyor
Sosyoloji
Psikopatın tüzüğü!
Zizek’in zaman zaman “kişinin ‘imkânsızı gerçekleştirebilmesi’ için bir Lidere ihtiyaç duyduğunu” belirttiği üzere, otoriter kurala bir dönüş gerçekten arzu edilebilir. “Otantik Lider tam olarak gerçekte benim kendimi seçmemi mümkün kılan Kişidir - ona itaat en büyük özgürlük eylemidir” Bu tür tahrik edici demeçler Zizek’in politik reçetelerinde mevcut olan tipik risklerdir. Onun solculuğu gerçekten aşırı sağdan ayırt edilemeyecek derecede otoriter midir? Onun “eylem”i övmesi, bir psikopatın tüzüğü ile eşdeğer midir? O bir terörizm savunucusundan başka bir şey değil midir?
Sayfa 207 - Encore Yayınları·Kitabı okudu