Toplumumuz kural odaklı değil, duygu odaklı bir toplumdur. Sözgelimi bir eş, iş eve geldiğinde o an içinden gelirse canımdır, içinden gelmezse Ahmet der. Duygu odaklılık sürekli duyguları besler. Zira her duygu sebep olduğu sonuçtan beslenir. İstek duygusu bir sonuç yaratırsa yarattığı sonuç aynı zamanda bu duyguyu besler. Böylece duyguları çok güçlü, sürekli duygu baskısı ve basıncı altında iş yapıp eylem üretmek zorunda kalan insanlar meydana gelir. Bu ise duygularla daha fazla boğuş Mak zorunda kalmak demektir.
Ünlü bir psikolog, kanalında konuşuyor ve gençleri önerilerde bulunuyor. Arkadaşım, ders çalışırken sıkıldın mı, hemen ara ver diyor. Böylece duygu odaklı olmayı öğretiyor. Ve duygulara karşı iradeleri kırılgan hale getiriyor. Bir çocuk Sıkıldım dedi ve bıraktı, istemiyorum dedi ve bıraktı diyelim. Böyle yapa yapa duygular ve zorlanmalar karşısında pes etmeyi Öğrenir, bir süre sonra ruhsal açıdan kırılgan hale gelir.
Duygu odaklı değil, kural odaklı bir toplum olmak zorundayız. En azından ben olmalıyım.
Yaşamdan sıkıldığımı söylüyorum. Bunu söylemek, daha doğrusu bunu söylemeye hak kazanmak için otuz kırk yılın geçmesini bekleyemem – sıkıldım işte... Yapacak hiçbir şeyim yok.