• KEDİLERDE DE KORONAVİRÜS TESPİT EDİLDİ.

    https://youtu.be/Dr42lqUtVsg
  • 264 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Vakıf üçlemesinin son kitabı beyin yakıcı ve baş döndürücü bir şekilde bitti. Böyle bir kurguyu psikoloji, bilim ve edebi dille harmanlamak gerçekten ustalık işi. Kitap bitince boşuna başyapıt olmadığını anlıyorsunuz. Özellikle ikinci yarısındaki akış ve son elli sayfadaki açılma damakta kekremsi bir tat bırakıyor :) sindire sindire okumakta fayda var.

    İçeriğe kısaca tatkaçıran vermeden değinmek gerekirse; kitap katırın 2. Vakıfo arayışıyla başlıyor. Bunun için önceki kitaptan tanıdığımız değiştirilmiş Prichter ve Chanis görevlendirilmiş. Galaksinin öbür ucunda Tazenda’nın vakfı olduğunu düşünüyorlar. Chanisin ortaya çıkışı, Birinci Sözcünün katırı şoke ederek Rossemi bombardımandan kurtarması art arda geliyor.

    Devamında yine önceki kitaptan tanıdık Bayta Darrell’in oğlu ve torunu Arcadia ön planda. Burada komplocu ekip 2. Vakıfı tespit etmeye çalışıyor. İçlerinden Munn diye birini Kalgan’a gönderiyorlar, Arkady de gemiye sızmış. Lord Stettin ve metresi Cellia Munn’u tutsak ediyor. Tüccar (!) Palver’in kaçmak isteyen Arkady’e yardım ediyor ki buradan itibaren müthiş kurguyu fark edip müthiş bir tat alıyorsunuz.

    Paşver’in polisi üşvetle polisi uzaklaştırması daha doğrusu öyle olduğu izleniminin okuyucuya verilmesi, Arkady’nin vakıfa mi trantora mı gideceği, Anthor ve Dr. Darrell arasındaki kızının yanına git diyalogları, vakıf Kalgan savaşı ve Arkady’nin Palver’i vakıfa erzak götürmeye ikna etmesi be babasına mesaj yollaması ve bunların yansımalarını okudukça görüyor, adeta vay be diyorsunuz.

    Son elli sayfa ise gerçekten büyüleyici bir dille, akıl oyunları ile yazılmış. Okuru sürekli ihtimaller arasında götürüyor. Kim ulan bu 2. Vakıf? Nerede? Yoksa hiç yok mu? Kalgan mı? Dairenin ucu mu yoh? Gibisinden bir sürü soruyu soruyor ve her cevapla bir nevi tatmin oluyorsunuz. Dananın kuyruğu tabiiki gerçek cevap bölümünde saklı. Ben çok beğendim umarım siz de beğenirsiniz. Keyifli okumalar.
  • 216 syf.
    ·6 günde·10/10
    Başta belki biraz yoğun bulabilirsiniz fakat sistemli ilerledikten sonra halloluyor.
    Okuduğunuz konuyla veya okurken aklınıza takılan bir şeyle ilgili araştırma(lar) yaparak, not alarak ve kitabın arkasında bulunan sözlük ile devam ettirirseniz anlaşılmayan bir şey kalmıyor ortada.

    İçerik hakkında birkaç söz etmek istiyorum;
    8 bölümden oluşuyor, konular görsellerle ve örneklemelerle destekleniyor. Sadece big bang teorisi üzerinde durulmuyor, oluşum ve oluşum sonrası birçok yer verilmiş.

    Görelilik ile ilgili olarak ;
    Newton’a göre yeryüzünde ya da yörüngede durabilmemizi sağlayan şey kütlelerin birbirlerini çekmesi ile ilgilidir, güneş yok olduğunda gezegenler hızla yörüngeden çıkarlar.
    Fakat Einstein, genel görelilik kuramı ile bu anlayışa yeni bir açıklama getirdi.
    Einstein’a göre ; Dünya ve diğer gezegenler, güneş onları çektiği için yörüngede kalmıyor, güneş çok daha büyük bir yıldız olduğundan, onun uzay-zamanda yarattığı bükülmeyi takip ediyorlar.
    Einstein’a göre güneş kaybolduğunda, uzay-zamandaki bu düzensizlik ışık hızıyla diğer gezegenlere ulaşır. Güneş ışınlarının kaybolması ve dünyanın yörüngeden ayrılması aynı anda gerçekleşir.

    https://youtu.be/2ANzyLBkjTM

    Ana başlıklar halinde incelenen konular birbirinden bağımsız olarak devam etmiyor, bu da bir bütünün oluşmasını kolaylaştırıyor.
    En çok dikkatimi çeken bölüm “Kozmosun İçlerine Doğru” adlı bölüm oldu. (5.bölüm)
    İçeriği daha anlaşılabilir kılmak için bu bölümden söz etmek istiyorum.

    * Büyük Patlama; Evrenin muazzam ölçeği, 1920’lerde Edwin Hubble’ın “spiral bulutsuların” aslında bizden milyonlarca ila milyarlarca ışık yılı uzaktaklıktaki başka galaksiler olduğunu kanıtlamasıyla netleşti. Ayrıca ışıkların kızıllaştığını da keşfetti ki bu da bizden uzaklaştıklarını gösterir. Evren genişliyor. Bu bilgiler büyük patlama teorisine yol açtı. Eğer şimdi her şey paramparça oluyorsa, bir zamanlar muhtemelen birbirleriyle çok daha yakın bir şekilde iç içeydiler. (sayfa/87)

    Sonraki bölümlerde ise büyük patlama sonrası ne olduğuna ilişkin açıklamalarda bulunuluyor.
    Örneğin; Kozmik mikrodalga arka planındaki dalgalanmaların tespit edilmesi ve bu dalgalanmaların şişmeyi harekete geçiren enerji alanındaki rasgele kuantum dalgalanmalarını oluşturmuş olabilmesi, evrenin genişlemesinin yavaşlamadığı aksine hızlandığı ve bu hızlanmanın “karanlık enerjinin” itici kuvvetinin egemenliği altında olduğunun görülmesi.
    (Karanlık enerji; evrenin hızla gelişmesini sağlayan ve kozmosa hakim olan teorik bir enerji formu.)

    Herhangi bir ilgi duymuyorsanız haliyle okumak da güç olacaktır fakat ilgi duyulması, okunması, ne kadar derine inilebilirse o kadar derine inilmesi gerektiğini düşünüyorum, iyi okumalar diliyorum.

    ( İsmail Beyin detaylı incelemesi sebebiyle okuma listeme eklediğim bir kitaptı, kendisine teşekkür ediyorum. )
  • 416 syf.
    ·26 günde·8/10
    Kitabı bitirince vay be dedim...Poliyannaci veya pragmatist yönden bakmak istemiyorum kitaba ama yazar gercekten çok şey basarmis.Yazar bütün yaşamını anlatmış öyle ki kitabin sonundayken başındaki bir olay bahsedildiğinde yazarın başından çok şey geçtiği icin acaba bir başka kitap miydi dedim kendime çünkü bundan önce de buna benzer "Sana Gül Bahçesi Vadetmedim" adlı kitabı okumustum.Sizofren bir insanın yaptıkları yapabilecekleri beni hayrete düşürdü,internette kadının 16dk lik kitabini anlatan bir videosu var oradaki konusmasi,kalabalığa hitabı hiç takılmaması ses tonunda bir titreme bile olmaması normal sağlıklı bireylerin bile yapmakta zorlanacağı şeyler.Birde yaşadığı yerdeki özgür düşünce beni hayret ettirdi yani akıl hastanesinde yatan,sürekli ilaç kullanan,psikozlari bulunan birinin profesör olmasi,psikanalist olması insanların onu "Öcü,hilkat garibesi" gibi şeylerle yaftalamamasi,arkadaşları ve mutlu bir evliliği olması belki de bizim hiç sahip olamayacağımiz ozgurlukler...Kitaptaki cümleler o karmaşık zihine göre aşırı tutarlı kendinden emin ve düzgün.Yazar ayrıca akıl hastalığına kalp hastalığı gibi bakılmasını ve önem gösterilmesini istiyor ki bu gerçekten çok doğru bir tespit.Kitap Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabındaki gibi çok yoğun krizler ve psikozlar içermiyor ama gerçekten çok başarılı bir kitap yazar arkadaşlarının takma isimle kitabı yaynlamasine bile karşı geliyor çok cesurca gercekten..Aslında uzun inceleme yapmayı sevmem ama o kadar çok şeyden bahsedebiliriz ki kitap hakkında neyse daha fazla söylemeyeyim okumanızı tavsiye ederim
  • 200 syf.
    İkili iliskilere ve evliliğe dair bol miktarda öğüt veren be tespit yapan bir kitap.

    "Eger boyle boyle bir durumunuz varsa su olabilirsiniz siz çözemezsiniz ama bir danışmana gidebilirsiniz" diyor özet olarak. Yer yer kendinizde kişilik sorunlarından bir tutam bulabiliyor "acaba bende bu bozukluktan var mı " diye tereddüte dusebiliyorsunuz.

    Genel olarak bilmedigim pek bir şey yoktu ama ikili iliskilere dair aklında soru işareti bulunanlar okuyabilir diye düşünüyorum.
  • 430 syf.
    ·100 günde·8/10
    Bu kitabın geniş açıklamasını youtube kanalımda farklı bir bakış açısıyla anlatmaya çalıştım. İzlediğiniz ve Abonelikle desteklediğiniz için şimdiden teşekkür ederim. İzlemek için

    https://youtu.be/wZMTWBAcBFY

    Bu kitapta en sevdiğim şey, insanların o zorluklarını gördükçe, kendi yaşadığımız bu memlekette daha faydalı işler yapmanın gerekliliğini ve nasıl şükür halinde olmamız gerektiğini düşünürüm.

    Cahilliğin sokaklarda kol gezdiği, köhne inançları toplulukları ele geçirdiği, yöneticilerin topraklarını güçsüzlükten başka ülkelere peşkeş çektiği makro manada konusu var genel olarak.

    İnsan psikolojisine bakış açısı ise içi çürümüş ahlaki adetlerin insanları nasıl da akrep gibi zehirlediği yaşamlardan bahsederek, bu zehirden kurtulmak isteyen masum insanları anlatmaktadır.

    Çok fazla söz söylenebilir bu kitap için fakat düşman ve işgalci güçlerin sadece Rusların gösterilip Amerkayla alakalı negatif neredeyse hiç bir şey olmaması beni biraz üzdü açıkçası. Yakın tarih olduğunundan bu konuyu tespit edebilmek çok zor olmadı. Fakat yazarın ABD yaşadığını düşünürsek, doğal bir şey olduğunu görüp, anlayabiliriz.

    Okunması gereken bir kitap olduğundan

    Sağlıcakla ve Okumakla Kalın...
  • 198 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Kitap incelemesinden ziyade kendi incelememi yaptım :)


    İki gün önce kendimi bir kitapçıya attım. Malum bu fırsatı her zaman bulamıyorum. Telefonumu sessize aldım kendisi çok gereksiz çalıp durmaları ile meşhur çünkü. Kendime nefes alacağım bir ortam yaratmak istedim. Sadece ben ve sevdiğim bir şeyler işte. Son birkaç gündür aslında ihtiyacım olanı arıyorum. Yapılacak bir tatil, uzun yürüyüşler, kendine kalmalar ya da en sevdiğim; kalbime, hayatıma yer edinmiş bir iki arkadaşımla vakit geçirmek. Hepsini denedim. Hatta hepsini aynı anda yaptım. Kendimi bulurum sandım." Sandım" dedim çünkü ihtiyaçlarımı doğru belirlediğimi düşündüm. Kitapçıda dolanırken farkettim ki benim çok başka bir dünyaya açılmaya ihtiyacım varmış. ( Bu defa doğru bir tespit yapmışım ki çıktığımda gülümsüyordum :) ) Ne arkadaşlarım ile geçirdiğim tatil, ne hislerimi doğruca yüzüne söylediğim eşim ne de en sevdiğim şarkı hiçbiri işe yaramadı. Hiçbirinde oh be içimdeki boşluk bundan kaynaklanıyormuş diyemedim. Dolayısıyla keyif alamadım. Hayatın tüm alanına yayılan " mutlu olmalıyım " düşüncesi de işe yaramadı yani. Zaten benim de hayattan böyle bir isteğim yok açıkçası. Yaşamanın esas formülünün umut etmek olduğunu biliyorum çünkü. Mutluluk istemek değilde mutlu olacağını umut etmek. Umut ediyorum evet ama sonrasında hayat onu elimden alıyor ben başlıyorum o yıkıyor. Hayata kaç sıfır yenik başladığımı bile bilmiyorum ki ben. Üstelik bu düşüşümün son düşüş olduğundan da emin değilim. O denli mağlup olmak işte.
    Bu düşünceler ile girdim kitapçıya. Sorgulama yaparken. Hayatımı, olduğum yeri, birlikte olduğum insanı, yaptığım işi hepsini sorgularken kısaca. Birkaç gün önce çok sevdiğim birine bir konuda söz verdim. Bu ona yapacağım bir iyilik değildi ya da kendime yapacağım bir iyilik. Bu tamamen sadeleşmek ya da duygu yoğunluğunun ( öfke ) azalması amacıyla verilmiş bir sözdü. İşe yarar mı bilmiyorum. Verdiğim söz aramızda derin bir boşluk mu yaratır yoksa birbirimizi anlamamıza yardım mı eder hiçbir fikrim yok. Üzerine düşünmeye de mecalim yok galiba. Bu kadar yoğun şeyler yaşamak, hayatın içinde bu kadar koşmak beni bir maratonda gibi hissettiriyor. Sürekli koşmalıyım, yetişmeliyim, dikkatli olmalıyım, kırmamalıyım, telafi etmeliyim. Eee peki ben ? Bu hengâmede ben kimde neredeyim ? Ne kadarım ? O kadar koşup hiç kendime yaklaşmamışım ki ben. Hep yol almışım ama bu yol beni hep kendimden uzaklaştırmış. Kalbimi dinlemeye fırsatım olmamış. Tam zamanını hatırlamıyorum. Bir süre önce beni çok çok üzen bir fotoğraf karesiyle karşılaştım üstelik bu beni üzen, kıran, değersiz hissettiren bir güne ait bir fotoğraf ( emin olmamakla birlikte ) o fotoğraf için bir başka gönderimde mutluluk diledim demiştim. Meğer benim bağırmaya, ağlamaya ihtiyacım varmış. Yapmamıştım çünkü karşımdaki benim kırmaya asla kıyamadığım biri. İki üç gün önce kendime yaptığım kötülüğün bu olduğunu farkettim. Duygularımı bastırmak, ertelemek, görmezden gelmek. Sana yakışan bu değil zırvalığı var ya heh işte tam bunun arkasına sığınmak. O kitapçıda bunu anladım ben. Yanımdakilerin benimle o kitapçıyı dolaşmaya yetecek vakitleri yoktu ama benim orayı saatlerce gezmeye ihtiyacım vardı. Yine bir isteğimi ertelemiş olsaydım attığım her adımı yıkık dökük atacaktım. Ben artık bunu istemiyorum. Ertelemek, bastırmak, yokmuş gibi davranmak. Kırıldığım zaman susmak ya da. Kırılmasın diye alttan almak. Ben de görünmek istiyorum benim de bilinmeye, anlaşılmaya ihtiyacım var. Bir sözüyle çoğu şeyi yapabileceğim bir insanın en ufak bir şey de beni karşısına alması benim iç dünyamı altüst ediyor. Büyük bir duygu karmaşası içinde kalıyorum. İşte tam olarak benim kendimi bulma serüvenim burada başlıyor. Biraz geri çekilerek, insanlardaki yerimi görerek hep bir şeyler veren taraf değilde bir şeyler bekleyen taraf olarak geri çekildiğimde, sustuğumda, gönül almaya ara verdiğimde. Bu demek değil ki gittiğim yollar değişti ya da içimdeki o koca boşluk yok oldu. Elbette bunlar çok yorucu ve zaman alacak şeyler ama en azından kendimi tamamlama açısından güzel bir adım attım.
    Oh mis gibi gezdim, her kitaba dokundum şiir okumayacağım sözümü de bir kenara bırakıp aldım bu kitabı. Okudum, güldüm, biraz üzüldüm ama istediğim olmuş oldu. Hep doğru şeyler istediğimi savunamam :)
    Hiç yanlış yapmadım da diyemem ama hep ne hissettiysem onun peşinden gittim. Bazen yaptıklarımın doğru olmadığını bildiğim yollara da saptım. Bazen de yanlış olmasına rağmen doğrunun peşinden gittim. Ama sonuçta hepsi benim hislerimin bir sonucuydu asla pişman değilim orası ayrı. İnsan hissettiği yerde durduğu kadar biliyorum.
    Durmak mı gerek devam etmek mi onu da zaman gösterecek artık...