Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu

8.8/10
1.328 Kişi
·
4.810
Okunma
·
2.974
Beğeni
·
45.187
Gösterim
Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 01 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 07 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde…Ben diyeyim hoş sohbetli siz deyin sıkıcı 7 tane adam varmış...

Sezai karakoç

Nuri pakdil

Akif inan

Erdem bayazıt

Alaadin özdenören

Rasim özdenören

Cahit zarifoğlu
Bu adamların yedisi de birbirinden ayrılmaz üstlerine de bir sekizinci eklenmezmiş.. (Bahar rüzgarı mı o esen) :):)

“ Yüreğimin zarif acısı...”
Böyle bir cümle kitapta yer almıyor ama yığınla bu kitaptan böyle bir alıntı paylaşılmış! Sayfa sayısını söylerse o arkadaşlar çok memnun olurum, belki de ben gözden kaçırmışımdır...


Okuduğum ilk ACZ kitabı. Başlangıç olarak olabilecek en güzel seçimlerden birisini yaptığımı düşünüyorum. Çok güzel yumuşak bir geçiş oldu.Okuduğunuzu anlamayabiliyorsunuz öyle mânâlara sahip ziyadesiyle derin bir kitap.

*Bu arada Zarifoğlu lisedeyken edebiyat dersinden sınıfta kalmış :)
Herkese keyifli okumalar ve mutlu haftasonları diliyorum.

https://youtu.be/C-q7TOvxYec
https://youtu.be/VDk7JKJSh54
https://youtu.be/QK8bxIFzm1Y
Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…
Şiirleri kapalı olan şair Cahit Zarifoğlu...

Eser, sır gibi şiirlerle dolu. Anladım dediğinizde bile tekrar okuyorsunuz. Bir çok şiir de şairin ne demek istediğini, dizelerinde yazdıklarından çıkaramıyorsunuz. Ahengi güzel olsa da, derinliğini kavramak zor...

Cahit Zarifoğlu, alışılmışlığın dışında şiirler yazmış. Acaba bu özellik sadece bu kitabında mı böyle, yoksa tüm şiirleri mi bu kadar kapalı? İlk kez okuduğum bir şair. Sanki bizlere şiirlerinde bilmeceler soruyor ve cevabını bulun diyor...

Okurken, duygu derinliğini her şiir de alamadım fakat sıkılmadım hatta merak edip tekrar tekrar okuduklarım oldu...

Şiirler her konu üzerine yazılmış ama benim en çok dikkatimi çeken sayfa 129'ta ki baba konulu şiiriydi. Bu şiirin bu kadar gizemli olmasını istemezdim...
“Akil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi”

Cahit Zarifoğlu bu kitabınızı okumadan önce sizi şiirlerinizden tanıyordum.

Muhafazakar bir görüntü içinde yazdığınız bu kitap, bir öğüt, bir tavsiye niteliğinde. Son derece samimi bir dil kullanmışsınız. Dünya görüşünüz beni yansıtıyor. Keşke sizi tanıma imkanım olsaydı. İçinde bulunduğumuz toplumun sosyal, siyasi ve dini yönlerini ele alır, kendimizce çözümler üretirdik. Belki siz göremediniz ama biz kazanıyoruz. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmaya başladık.

Ne de güzel belirtmişsiniz, ileri bir görüş ile:
“Bakın, kalbimin inancını söyleyeceğim: Kazanan biz olacağız!”

Sevgi ve saygı ile
Özgür Beden
Yedi Güzel Adam - İşaret çocukları şiir kitaplarını uzun zaman önce almıştım ama okuma cesareti gösterememiştim ... Okuyup da Zarifoğlunun buz dağını anlayamam diye korktum.. Şimdi nasipmiş meğer ...zaman uyumu ve sözler en derin haliyle iliklerimde hissettim bazı cümlerde hüznümle tekrar tekrar okudum..
Okudukça bir çoğunu ezberimde oluşuna hayret ettim ... ama parça olarak değil bütün olarak bilmek miş Yedi Güzel Adamı .
#Hüzün ki bize ençok yakışandır...
İlk kez okudum arkadaşlar Cahit Zarifoğlu’nu. 133 Sayfalık bu eser minik çerez gibi gözükebilir ama bilin ki bu kitabı okuyan mutlaka bir kez daha okuyacaktır veyahut okudum anlamadım bu nasıl kitap diyecektir.
Çok çok kapalı anlatımdan oluşan, çok ZARİF mısralar. İlk kez bu kadar ağır bir şiir kitabı okudum. Okuyorum bir şeyler anlıyorum ama tam anlamadım deyip tekrar başa dönüyorum. Anlamadım deyip tekrar başa dönüyorum. Öyle bir kitap işte. Okudukça düşündüren bir eser. Seçilen kelimeler, cümle yapısı güzel ve özenli. Dili akıcı ama anlatımı kapalı.
Okumak için okunmamalı arkadaşlar. Şiir sevmeyenler eline almasınlar şiirden soğuyabilirler. Konusu gündelik yaşam içerisindeki tüm konulardan oluşuyor. Sergen Özen kardeşim ve EMRE YAMAN kardeşim çok güzel yorumlar yapmışlar. Mutlaka onları da okumanızı öneririm. İleride tekrar okuyabilirim.
Şiirde en çok tekrarlanan sözcüğe “ motif “ adı verilir ve ana duygunun belirlenmesinde etkilidir. Bu kitaptaki motifler
“et, kemik, kan, sancı, ağrı, ölüm, çocuk, anne, baba”
Yani karamsar bir tablo önümde...
Karmaşık bir öykünün gizli kalmak isteyen bir okuyucusu (öznesi) gibiyim . :)
......................
Şiiri herkes farklı algılar, farklı yorumlar hatta aynı kişi farklı zaman ve mekânda farklı yorumlar. Bu şiirin büyüsüdür , şiirin anlamı yoktur, anlamları vardır anlayacağınız.
Zarifoğlu’nun şiirinde anlam kapalı, sanki anlaşılmamak için yazmış. İmgeli anlatımlardan yararlanarak, soyutlayarak, sözdizimini değiştirerek ve noktalama işaretlerini kullanmayarak bunu hat safhaya çıkarmış.
..........................
- OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ
Oğul genç mızrak keskin
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ
Oğul baba
ÖLÜM BABA
ÖLÜM Oğul Mızrak
Ölüm Baba Mızrak
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM

Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı
....................
Türk edebiyatının diğer şairleri Zarifoğlu için derler ki:

Rasim Özdenören: Cahit Zarifoğlu’nun şiiri bunca anlaşılmaz, kapalı ya da zor anlaşılır bulunmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir aklı başında şiir okuyucusu ( eleştirmen ya da okuyucu olarak) bu şiirleri reddetmek, yok saymak cesaretini gösterememiştir.

Selim İleri: Cahit Zarifoğlu’nun şiirini ve düzyazısını o uzaklık, ayrılık, gayrılık içinde ancak kendi uzlet köşemden izleyebiliyordum. Kamplaşma havasında kendine yer bulamayacak bu ince şiir, kapalı ama mutlaka sanatkârca düzyazı, kendine özgü değerleri daima korurdu.

Cemal Süreya : Ece Ayhan’a sordum, ona göre Cahit Zarifoğlu şiirde yapı sorununu en iyi kavramış bu konuda örnek gösterilebilecek sanatçılardan biri.

Sonsöz : Hedefteki okuyucu olmayı seçmek sizin tercihinizdir.
Bir besmele,içinde istiğfar da bulunan. Acz bulunan...
Sonra bu zarif adam şöyle devam etmiş: Ne çok acı var.
Okudum... Hemde defalarca okudum aynı cümleyi. Sanki dünyada bu kadar acı olduğunu ilk kez birinden böyle açıkca işitmiş ve ürkmüştüm. Ürkmüştüm çünkü bir ân bütün haşmetiyle dünyanın acılarından bir vücut vuku bulmuş ve beni derinlerine çekmiş, kollarını boynuma dolamıştı. Bütün insanlığın acısı birden önce içime, daha sonra dışıma taşmıştı. Yediğim de, içtiğimde, giydiğimde acıyı gördüm. O bana dokunmuştu. Ve sanki onda azrailden bir can alış, israfilin surundan kopan ve bir üfleme de her şeyi yerle bir eden bir pay vardı. Neden yazmıştı ki. Şimdi durduk yere neden içimi kusmuştum ve acımın ağzımdan aktığını görmüştüm...
Öyle büyük umutla açmıştım kapağını ama daha ilk cümleden hayal kırıklığına uğramıştım. Hayal kırıklığı dedimse, gerçeklerin önüme altın tepsilerle sunulmasıdır kastım. Bir insan bir kitapta kendini okuyabilir mi? Nasıl olur da başka, bambaşka bir insanın anılarından kendime böylesine büyük bir pay biçerim,aklım almıyor. Lafa odukça sıradan bir şeyden söz ederek başlıyor ama birde bakmışsınız ta derinlerde bir yerindesiniz kalbinizin.

"İçim ağrıyor,içimde spazm var, dar yerlerden sıkılıyorum, mutlu değilim,geceler uzun bitmiyor,gündüzler ağır, bahar bir türlü gelmiyor."

Ben bu satırları okuyorum. Ama yok okumuyorum. Yakalanmışım gibi geliyor daha çok. Birisi benim kalbimi gördü, işte yakalandım!
Nasıl tarif edilebilirse güzelce bir acı,acıyı da güzel tarif etmek olur mu demeyin oluyor, öylece tarif etmiş işte. Hem basit hem de öyle bam teline dokunmuş kelimelerin.

Sık sık soruyoruz kendimize,kimiz biz?
Ben kimim Yarabbi, ben kimim,kimim ben? Belli o da bulamamış ya da buldu da sırrını açık etmek istemiyor.
Ve işte gökyüzünde kanatlarını hoyratça,özgürce savurarak, yararak maviyi parçalayarak bir sürü kuş uçuyor.
"Çünkü göç eden bir kuş sürüsü görmek bir deprem seyretmek gibidir.Ve kuşlarla ve depremle yakın akrabalıklarımız vardır."
Ağrıyor, içimin ağrısını duyuyorum bu sefer.
Ve bende !
Ben de şehirde ağırıyla akan hayatın farkındayım. Onun içindeyim. Ondan bir parçayım.
Korna sesleri, satıcıların durmak bilmeden bağrışmalarının sesleri, çocukların paldır küldür koşuşmalarının, hayatın farkında olmadıklarını belli edercesine kahkalarının sesleri, ve daha bir sürü insan , bir sürü hayvan , bir sürü insan sesleri...
Parçasıyım karışıklığın. Parçasıyım, ağrıların.
Ve işte ân geliyor,dönüyoruz,Elhamdülillah.
Dönmek dediysem içime.
"İçinize dönün" diyor ya. Orda kapatıyorum kitabın kapağını. Er'mişim de hazır kıta bir emiri yerine getirmek için bekliyormuşumcasına...
Döndüm bende, içime...
Çıkmak da öyle kolay değil vesselam. İnsanın içi kalabalıktır zira.
Biri gelse yoklasa beni, burada değilim. Oradayım...
İçimize attık, insan kardeşlerim..Şimdi taşıyamadığımız bir yüktür. Çuval çuval sırtlandık. İçimize attıklarımız diyorum, boyumuzu aştı. Can çekişiyor benliğim ve aslında ben yokum.
Heyhat öldüm mü de yoktum, var mı olmamıştım hiç bir vakit. Yoksa sarmış mıydı yokluk bedenimi sonradan. Hiç bilmiyorum...

Bu bir inceleme olamaz, olamazdı.. Zira kelimeleri yetiremiyorum.. Kestiremiyorum sığdıramıyorum duygularımı kelimelere yetiştiremiyorum.

Velhasılı kelam.Bizde işte herkes gibi tükeniyoruz. Tükeniyoruz bir 'Yaşamak' türküsünü söyleye söyleye..Yitiyoruz...

Ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim, kolla beni...

Rahmetle ve sevgiyle...

https://youtu.be/3Fs6O4GWynA
Kardeşim okuldan eve gelir gelmez elinde gördüm bir göz atayım dedim bitirene kadarda bırakmadım o kadar ğüzel bir öykü ki büyük küçük okumayan herkese öneriyorum.
Şair kimliğinin yanı sıra denemede de başarısını göstermiş, soyadı gibi zarif, düşünceli, insanları doğru yola sevkeden bir şair, Cahit Zarifoğlu. 1977 ile 1984 yılları arasında günübirlik aktüel ve siyasi yazılarını ele aldığı deneme de, ne kadar ağır bir dil ile yazılmış olsa da - ki ben bunu yazıldığı döneme bağlıyorum- şiirlerinde de olduğu gibi doğal, samimi bir şekilde yazdığını kabul etmek lazım.
Genel olarak kitabın konusu:
Hayatın acımasız gerçeklerini ele alarak; Afganistan'ın işgali, İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulması, Hama'da bir gecede binlerce Müslümanın yok edilmesi, Müslümanların içinde bulunduğu durum.
Benim tavsiyem eğer deneme seviyorsanız okumanız yönünde. Eminim Zarifoğlu'ndan birşeyler alacaksınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 01 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 07 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.

Yazar istatistikleri

  • 2.974 okur beğendi.
  • 4.810 okur okudu.
  • 241 okur okuyor.
  • 3.682 okur okuyacak.
  • 87 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları