Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu

YazarÇevirmen
8.7/10
1.872 Kişi
·
6.389
Okunma
·
3.606
Beğeni
·
55.345
Gösterim
Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 1 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 7 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.
"Yorgun bir masal uzakta kaybolur."

Küçükken uyuyabilmek için saydığım koyunlar geldi aklıma bu mısrayla. Sadece ona kadar sayabildiğim için abim sorduğunda hep 10 derdim. Çok çabuk uyuyorsun uykucu derdi.
Kaç tane 10 saydığını en iyi insanın kendisi bilir.

"Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum uyku yansın, yürek mecburlarsın." Demiş Zarifoğlu yine. Benim de çocukluğumun iklimi o kadar sert ve çetindi. Yine de gecekondu enkazında oyuncaklarımın parçalarını hatırladım o sessiz her molozu birbirinden daha kederli tuğla parçalarını anımsadım İşaret Çocuklarında.
Evin enkazının da bir zamanlar bütün oluşturduğu bir gerçekti ve bu kitapta öyle. Öyle dağınık öyle sereserpe duruyor ki mısralar bilimsel makalelerin verdiği zihin yorgunluğunu da veriyor. Bir yandan da o yorgunluğun vermiş olduğu güzellik. Şiirle haşir neşir değilse bir insan ilk tepkisi muhtemelen bu ne biçim şiir olabilir. Ama öyle değil bir elinde mala bir elinde pastel boya olan insanları aynı karede gösterebiliyor Üstad.

Eğer resim çiziyor olsaydı tek renkle rengarenk resimler yapan bir ressam olurdu Zarifoğlu.

"SEVMEK DE YORULUR "

Belkide geldiğimiz zaman da sevmek yorulmuştur bu yüzden her yerde sevgisizlik.
Bu kadar suç, ölüm, zulüm....
Sevmeyi yormayalım efenim.
Henüz yorulmamış Sevgiler herkese ve her şeye. Sevgilerle....
T.e
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde…Ben diyeyim hoş sohbetli siz deyin sıkıcı 7 tane adam varmış...

Sezai karakoç

Nuri pakdil

Akif inan

Erdem bayazıt

Alaadin özdenören

Rasim özdenören

Cahit zarifoğlu
Bu adamların yedisi de birbirinden ayrılmaz üstlerine de bir sekizinci eklenmezmiş.. (Bahar rüzgarı mı o esen) :):)

“ Yüreğimin zarif acısı...”
Böyle bir cümle kitapta yer almıyor ama yığınla bu kitaptan böyle bir alıntı paylaşılmış! Sayfa sayısını söylerse o arkadaşlar çok memnun olurum, belki de ben gözden kaçırmışımdır...


Okuduğum ilk ACZ kitabı. Başlangıç olarak olabilecek en güzel seçimlerden birisini yaptığımı düşünüyorum. Çok güzel yumuşak bir geçiş oldu.Okuduğunuzu anlamayabiliyorsunuz öyle mânâlara sahip ziyadesiyle derin bir kitap.

*Bu arada Zarifoğlu lisedeyken edebiyat dersinden sınıfta kalmış :)
Herkese keyifli okumalar ve mutlu haftasonları diliyorum.

https://youtu.be/C-q7TOvxYec
https://youtu.be/VDk7JKJSh54
https://youtu.be/QK8bxIFzm1Y
Nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama köyden indim şehire filminde bir replik var hani "Himmet abey ben heç doymadım" diyor ya o deyişle "ben bu kitaptan heç bi şey annamadim."
Anlamadım derken biliyorum ki yediğim bir gıda gibi beynimde ve gerektiğinde bana bir sekilde dönecektir. Zarifoğlu kisi ve olaylari öyle sembollerle ifade ediyor ki anlarsanız zaten kafayı siyirirsiniz.
Söylediği veya anlatmak istediği her neyse en dogrusunu kendi biliyor. Kitabın akışı icinde once dize sonra şiir ve nihayetinde kitap bütünlüğüne baktığınızdaysa aynı kelimenin çok farklı anlamlarda hatta okuyucunun anlık psikolojisine göre farklı anlamlarda kullanıldığını görüyorsunuz. Aklımda kalan tek bir misra bile yok ama biliyorum ki uzun bir süre aklimi meşgul edecek bir kitap.
Kan, dağ, mızrak, toprak kelimelerinin çok yoğun kullanıldığına sahit oldum. Bunları birer sembol sayarsak dağ dünyayı kan hayatı mızrak insanı, toprak ise ölümü temsil ediyor bence. Bunun yani dira bebek, kadın doğurmak ve bir kaç yabancı isim varki hiç bir zaman içinden çıkamayacağım sekil ve durumlarda geçiyor.
Etkinlik kapsamında okumama vesile olan arkadaşlara beni böyle bir kaosa attıkları için teşekkür ediyorum. Okuyacaklara tavsiyem öyle aceleye getirip ayak üstü okumayın. Yoksa çok yorar sizi bu kitap. Her satırı düşüne düşüne, sindire sindire, sakin sakin okuyun. Çünkü bu adam beyin yakan adam Cahit Zarifoğlu.
Bu inceleme, kitabı bana Kitap Paylaşma Etkinliği ( #31517587) kapsamında hediye eden Burak Bey'e ithaftır. Aldığım hediye kitapların içinde en güzellerinden.. Teşekkür ederim :)



Siteye kaydolmama vesile olan kitaptır Yedi Güzel Adam. "Yedi Güzel Adam kim yahu? Herkes onları konuşuyor" derkeeenn bir bakmışım buradayım. Aslında etkinliği ( #31574561) kayıt olduğum ay olan Kasım'da mı yapsaydım, bilemedim. Hem ne demişler: "Kasım'da aşk, başkadır." :D

İnternette şiiri okurken kısa bir şey sanmıştım da oku oku bitmemişti. Hiçbir şey de anlamamıştım şiirden. Hatta bi arkadaşıma "şunu bi okusana" dediğimde bana "bu ne biçim şiir?" demişti. "Ya anlamıyoruz ama altında çok derin manalar yatıyor" dediğimde de gülüp "başkalarına sorsan, onlarda diyecekler bu şiirin çok garip olduğunu. Ama sana sorsan 'anlamıyoruz ama çok anlamlı.' " demişti.

Hakikaten babam da der hep bana: "normal insanlar gibi ol." Ama ben olamıyorum :D Her şey fazla anlamlı değil mi sizce de? :D

Kitaba gelince.. Kitaba gelinmiyor :D Çünkü anlaşılmıyor. Çoğu zaman okumuş olmak için okumak zorunda kalıyorsun. Ama yinede yarım bırakmıyorsun, bırakamıyorsun çünkü çıldırtan bir uyum ve güzelliği var..

Kitap bir yönüyle bana Risale-i Nur'u anlattı. Bilen bilir. Risale'ler de ilk okuyuşta anlaması zordur. Okudukça açılır. Bu kitapta okudukça açılacak gibi. İlk okuyuşta "o neydi gız" şaşkınlığı bırakıyor. Bir yönüyle de Risale'den farklı. O da şu ki, Risale-i Nur'un müellifi Said Nursi, döneminde kullanılan Türkçe ile yazdığı için, kitap o kadar kapalı kalmış. Yani Zarifoğlu gibi, anlatımı özellikle muğlak hale getirmek istediğini sanmıyorum. Cahit'cim Zarifoğlu ise adeta anlaşılmamak için uğraşmış. :))

Yinede üstün zekâm sayesinde anladığım bazı yerler oldu. :D Ya da anladığımı zannettiğim. Bunlardan birkaç örnek vereyim:

- 29. Sayfa da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir, Ömer ve Osman Radiyallahu Anhum arasında geçen hadisenin anlatıldığını zannediyorum:

"Dağ bu
Yılanla kımıldanırdı
Yılanla kımıldanırdı

Yedi güzel adamdan biri
Bir gün bir dağ göreni
Durdu değmeden bilmeden devinirken
Durdu durdu seyreyledi

Sordu:
dağ nicesin
günde mi gecede misin
geçmişte şimdide
yoksa gelecek bir düşte misin

Dağ serpildi
Atıldı yeniden yer tuttu
İlk kez yılanla kıpırdanmadı"

Kaynak olarak şu iki hadis-i şerif'i sunacağım:

1) “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz”
(Müslim, Hac, 504)

2) Bir gün Habîbullah Efendimiz, EbûBekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhum, Uhud Dağının üzerine teşrif edince, Uhud Dağı onların aşkıyla çoşar ve sallanmaya başlar. Bunun üzerine Rasûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem, kadem-i şerifi ile uyararak, onu teskîn için şöyle buyurur: “Sâkin ol ey Uhud! üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd var.”
(Tirmizi, Menakıb, 18)

- 32. Sayfada Yedi Uyur olarak bilinen Ashab-ı kehf'in anlatıldığını düşünüyorum:

"Yedi adamdan biri
Bir gün bir dağ göreni
Yeni bir soluk çekti içine
Değişti aynı kalarak
İndi kente
Dağıyla
Esen başı"

Bakınız: https://sorularlaislamiyet.com/...adisler-hangileridir

- 37. Sayfada Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi kişiden birisinin anlatıldığını görüyorsunuz, ya da belki Yusuf aleyhisselam'ı..

"Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladın
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun"


1) Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
...
- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
...
(Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

2) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek 'Haydi gelsene!' dedi. O ise, 'Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan)...bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.' dedi.

- 100. Sayfada İbrahim aleyhisselam'ın ateşe atılıp yanmadığı hadisesi:

"Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
Güvercin teslimiyeti içinde
Bakın istiyorsak"

° ° ° °

Anladığım kadarıyla, bu Yedi Güzel Adam ifadesi sadece Sezai Karakoç, Rasim Özdenören vd için değil, ayet ve hadislerde bahsedilen yedişerli gruplar için de kullanılmış. Tam bir ince zekâ ürünü. "Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu" başlığından sonra sahneye Abdulhamid Han'ı almış. Sanıyorum ki onu da Yedi Güzel Adam'dan bilmiş Zarif Şair.

Hoşuma giden birkaç alıntıyı da buraya bırakıyorum:

» Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur
(12. sf)

» Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkanlarıyla doludur
(35. sf)

» Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
(93. sf)

» Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
(110. sf)

» Her doğdu
Bir ölendi
(119. sf)


Son olarak Cahit Zarifoğlu'nun ağzından bir itiraf duyacaksınız:

» » 121. Sayfa

- eyeski sevdiklerim -

Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
Fakat ben korkutuldum

Bana öyle geliyor ki Zarifoğlu (hayat hikayesini fazla bilmiyorum) geçmişinde kalan ("yanıldım avrupalanmakla" 93. sf) kişiler tarafından, gelecekte olmak istediği yaşam şekli yüzünden tehdit edildi. Bu yüzden anlatacaklarını mümkün oldukça kapalı anlatmaya çalıştı. Bu sadece bir tahmindir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

Okuduğunuz için teşekkür, okumanız için tavsiye ederim Bol yıldızlı, hayırlı geceler dilerim.
Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…
“Akil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi”

Cahit Zarifoğlu bu kitabınızı okumadan önce sizi şiirlerinizden tanıyordum.

Muhafazakar bir görüntü içinde yazdığınız bu kitap, bir öğüt, bir tavsiye niteliğinde. Son derece samimi bir dil kullanmışsınız. Dünya görüşünüz beni yansıtıyor. Keşke sizi tanıma imkanım olsaydı. İçinde bulunduğumuz toplumun sosyal, siyasi ve dini yönlerini ele alır, kendimizce çözümler üretirdik. Belki siz göremediniz ama biz kazanıyoruz. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmaya başladık.

Ne de güzel belirtmişsiniz, ileri bir görüş ile:
“Bakın, kalbimin inancını söyleyeceğim: Kazanan biz olacağız!”

Sevgi ve saygı ile
Özgür Beden
“Kırılır
-en çok onlar mı
-en çok onlar”

Yedi Güzel Adam her daim gözlerimin önünde olan bir kitaptır. Okundukça mana kazanan ve her okuyuşumda farklı farklı cümlelerle karşılaştığım ender eserlerden birisidir. Yeniden okumama vesile ise #31574561 ‘de bulunan “okuma etkinliğidir.” Teşekkür ederim.

“Özümü kullan
Çünkü aşktır.”

Divanın bittiği yerde Yedi Güzel Adam başlar. Keza Sezai Karakoç şiirlerinden aldığım tadı ACZ’den alamıyorum ama olsun. Yine de konuşturuyor cümlelerini. Hiç tarzım olmadığı halde, şiirlerini değil de şiir içerisinde kullandığı cümlecikleri seviyorum. Diğer türlü bana hiç ama hiç hitap etmiyor.

“Susuyor sessizce
Aşkla ilerliyorum.”

Şiir anlayışı bulunduğu dönemde usta kalemler ile aynı çatıyı paylaştığı için, kendi tarzını çizdiğine inanıyorum. Büyük risk alıp kendi yolunda yürüyüp, belli bir kitleye hitap etmek takdir edilecek bir durumdur. Boşuna lakabını “artist” olarak dillendirilmemiştir.

“…göç içinizedir.”

Ayrıca Zarifoğlu fanlarını da lütfen daha ılımlı olmalarını rica ediyorum. Buz dağının görünmeyen kısmı bana hitap etmiyor dedikçe, sen anlamazsın deyişleri beni gerçekten üzüyor. Benimkisi kendi fikrim ve kendi görüşüm. Şiirleri kalıp olarak bana manasız geliyor, lakin serpiştirdiği bazı cümleler çok derin ve manalı.

“Kim çizebilir senden başka senin yaşamını.”

Kitap genel olarak karma karışık, algılamak için dikkatle okumak gerektirir. Bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz şiir kitapları ile kesinlikle mukayese etmeyiniz. Şahsen ben şiir kitaplarını daha iyi anlamak için biten bölümün ardından yeniden tekrar ediyorum ve kaçırdığım yerlere yine, yeniden bakıyorum. Çok ender kelimeler ile karşılaştığım oluyor. Size de tavsiye ederim. Tek atımlık bir eser değildir şiir kitapları. Okundukça mana kazanır.

“…
Yar kurbanın olam
dola yaşmağını bileğime
Ki düşmanı güzel vuram
…”

Sözün özü; şiir kitabı olduğu için devamlı okunulası ve tavsiye edilesi. Bir kere de bitirip rafa kaldırılmaması gereken bir eser.

Sevgi ile kalın.
Şiirleri kapalı olan şair Cahit Zarifoğlu...

Eser, sır gibi şiirlerle dolu. Anladım dediğinizde bile tekrar okuyorsunuz. Bir çok şiir de şairin ne demek istediğini, dizelerinde yazdıklarından çıkaramıyorsunuz. Ahengi güzel olsa da, derinliğini kavramak zor...

Cahit Zarifoğlu, alışılmışlığın dışında şiirler yazmış. Acaba bu özellik sadece bu kitabında mı böyle, yoksa tüm şiirleri mi bu kadar kapalı? İlk kez okuduğum bir şair. Sanki bizlere şiirlerinde bilmeceler soruyor ve cevabını bulun diyor...

Okurken, duygu derinliğini her şiir de alamadım fakat sıkılmadım hatta merak edip tekrar tekrar okuduklarım oldu...

Şiirler her konu üzerine yazılmış ama benim en çok dikkatimi çeken sayfa 129'ta ki baba konulu şiiriydi. Bu şiirin bu kadar gizemli olmasını istemezdim...
Yedi Güzel Adam - İşaret çocukları şiir kitaplarını uzun zaman önce almıştım ama okuma cesareti gösterememiştim ... Okuyup da Zarifoğlunun buz dağını anlayamam diye korktum.. Şimdi nasipmiş meğer ...zaman uyumu ve sözler en derin haliyle iliklerimde hissettim bazı cümlerde hüznümle tekrar tekrar okudum..
Okudukça bir çoğunu ezberimde oluşuna hayret ettim ... ama parça olarak değil bütün olarak bilmek miş Yedi Güzel Adamı .
#Hüzün ki bize ençok yakışandır...
İlk kez okudum arkadaşlar Cahit Zarifoğlu’nu. 133 Sayfalık bu eser minik çerez gibi gözükebilir ama bilin ki bu kitabı okuyan mutlaka bir kez daha okuyacaktır veyahut okudum anlamadım bu nasıl kitap diyecektir.
Çok çok kapalı anlatımdan oluşan, çok ZARİF mısralar. İlk kez bu kadar ağır bir şiir kitabı okudum. Okuyorum bir şeyler anlıyorum ama tam anlamadım deyip tekrar başa dönüyorum. Anlamadım deyip tekrar başa dönüyorum. Öyle bir kitap işte. Okudukça düşündüren bir eser. Seçilen kelimeler, cümle yapısı güzel ve özenli. Dili akıcı ama anlatımı kapalı.
Okumak için okunmamalı arkadaşlar. Şiir sevmeyenler eline almasınlar şiirden soğuyabilirler. Konusu gündelik yaşam içerisindeki tüm konulardan oluşuyor. Sergen Özen kardeşim ve EMRE YAMAN kardeşim çok güzel yorumlar yapmışlar. Mutlaka onları da okumanızı öneririm. İleride tekrar okuyabilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 1 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 7 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.

Yazar istatistikleri

  • 3.606 okur beğendi.
  • 6.389 okur okudu.
  • 319 okur okuyor.
  • 4.604 okur okuyacak.
  • 115 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları