Falih Rıfkı Atay

Falih Rıfkı Atay

Yazar
8.4/10
605 Kişi
·
1.748
Okunma
·
214
Beğeni
·
7.992
Gösterim
Adı:
Falih Rıfkı Atay
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1894
Ölüm:
İstanbul, 20 Mart 1971
Falih Rıfkı Atay (1894, İstanbul - 20 Mart 1971, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, milletvekili.
Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi. İzmir'in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal ile tanışıp dostluğunu kazanan Falih Rıfkı, özellikle Atatürk’ü yakından tanıtan anılarıyla ünlendi. 1923-1950 yılları arasında milletvekili olarak siyasette yer aldı. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e yakınlığı nedeniyle çok önemli olaylara tanıklık etmiş ve kişisel tarihi cumhuriyet tarihi ile özdeşleşmiştir.

HAYATI:

Sakarya ili Kaynarca ilçesi Büyükkaynarca köyünden İstanbul'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olan Falih Rıfkı Atay[2] 1894 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hoca Hilmi Efendi, annesi Huriye Cemil Hanım idi[3].
Ortaokulu Mekteb-i Tahsil Mektebi’nde lise öğrenimini Mercan İdadisi’nde tamamladı. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Bey (Erozan) ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi (Orhon), edebiyat zevkinin gelişmesine yardımcı oldu[4]. II. Meşrutiyet’in ilanı edildiği 1908 yılında girdiği Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni 1912’de bitirdi.
1911’de ilk yazıları, Servet-i Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlandı. Tecelli (1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettiği Kadın (1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim'in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı. 1912’den itibaren Tanin gazetesinde düz yazılar yayımladı.
1913’te memuriyet hayatına başlayan Falih Rıfkı, Sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte resmi görevle Bükreş’e gittiğinde Tanin Gazetesi’ne röportajlar gönderdi. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak Suriye'ye gitti ve Cemal Paşa’nın özel kâtipliğini yaptı. Suriye ve Filistin'deki savaş anılarını Ateş ve Güneş (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa'nın Bahriye Nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917).

1918’de Ali Naci (Karacan), Necmettin Sadık (Sadak) ve Kazım Şinasi (Dersan) ile birlikte Akşam Gazetesi’ni kurdu. Gazetede, Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılar yazdı. Damat Ferit Paşa hükümetinin vatanseverleri yargılamak üzere kurduğu, halk arasında “Kürt Nemrut Mustafa Divanı” diye anılan mahkemede Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazıları nedeniyle idamı isterek yargılandı. İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılması üzerine Divan-ı Harp tutumunu değiştirince idamdan kurtuldu. 10 Eylül 1922’de Anadolu’ya geçti

Kurtuluş Savaşı

Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılarını Tanin ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde sürdürdü. Savaşın ardından Tetkik-i Mezalim Heyeti’nde görevlendirilen Falih Rıfkı, Halide Edip, Yakup Kadri, Mehmet Asım ile birlikte Yunan ordusunun yakıp yıktığı yerleri saptamak üzere tüm Batı Anadolu’yu dolaştı

Milletvekilliği

1923’ten TBMM’ye girdi ve aralıksız 27 yıl milletvekilliği yaptı. 1923-1927 arasında Bolu , 1927-1950 arasında Ankara milletvekili olarak mecliste yer aldı. Bir yandan da çeşitli tarihlerde Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Milliyet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Köşe yazılarında Atatürk devrimlerini ve batılılaşmayı savundu. Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. Bu dönemde 1937 yılındaki Trakya Manevraları'na katılmıştır.
İzmir’in kurtuluşundan sonra tanıştığı Mustafa Kemal’in dostluğunu kazandı ve bu döneme an ilişkin anılarını Atatürk’ün Bana Anlattıkları (1955), Çankaya (1961) ve Atatürk Ne İdi? (1968) adlı kitaplarda topladı. Atatürk’ün çok yakınında bulunması ve önemli olaylara tanıklık etmesi yapıtlarına ayrı bir önem kazandırdı.
Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu. Ölünceye dek bu gazetenin başyazarlığını sürdürdü. 20 Mart 1971’de kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi

Edebiyattaki yeri

Falih Rıfkı Atay, gezi yazılarını ve anılarını topladığı kitaplarıyla Cumhuriyet döneminde bu türlerin ilk özgün örneklerini verdi. Zeytindağı (anı-1932, 1964), Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya (gezi-1930) ve Pazar Konuşmaları (fıkra-1966) başlıca yapıtlarıdır.

Atay, sağlam, çekici anlatımı ve duru Türkçesiyle basının en usta kalemlerinden biriydi. Türkçeyi süssüz, sanatsız ama etkin kullanmayı amaçladı. Siyasi konuları işleyen fıkra ve başyazılarıyla tanınan Atay gezi, anı, makale ve sohbet türlerinde birçok kitap yayımlamıştı; Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi.

Eserleri

ANI : Ateş ve Güneş (Suriye ve Filistin savaş anılan, 1918), • Zeytindağı (1932), • Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955), • Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri (1955), • Çankaya (1961), • Batış Yılları (1963), • Atatürk'ün Hatıraları (1914-1919) • Atatürk Ne İdi? (1968)

Gezi : Faşist Roma, Kemalist Tiran, • Kaybolmuş Makedonya (1930), • Deniz Aşırı (1931), • Yeni Rusya (1931), • Moskova-Roma (1932), • Bizim Akdeniz (1934), • Taymis Kıyılan (1934), • Tuna Kıyıları (1938), • Hind (1944), • Yolcu Defteri , (1946), • Gezerek Gördüklerim (1970).

Fıkra: Eski Saat (1933), • Niçin Kurtulmamak» (1953), • Çile (1955), • İnanç (1965), • Kurtuluş (1966), • Pazar Konuşmaları (1966)

İnceleme: Başveren İnkılapçı (Ali Suavi Üzerine, 1954), • Atatürkçülük Nedir (1966), • Londra Konferansı Mektupları (1933), • Türk Kanadı (1941), • Kanat Vuruşu (1945)

Monografi: Babamız Atatürk (çocuklar için, 1955)
Hepsi inkılâp uğruna ölmekten söz ederken Mustafa Kemal:

—Mesele ölmekte değil, ölmeden idealimizi gerçekleştirmektedir, diyordu.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 49 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
Not defterime aldığım en güzel sözlerinden biri şudur:

"Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır. Onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler!"
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 610 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
Mustafa Kemal, Büyük Harp'e girme aleyhinde idi:Kafa ve sanat adamı olduğu için!
Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbini bırakma fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için.
BAŞKOMUTAN ilk günü beyannamesini şu cümle ile bitirmişti:

"ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ'dir, İLERİ!"

Ve son gün-ü hâdiselere şu cümle ile nihayet veriyordu:

"AKDENİZ HEDEFİNE VARILDI!"
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 368 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
"Nerede Atatürk devrine, inkılaplarına dil uzatan olursa onları Moskof casusları gibi yakala, savcıya teslim et!

Ona dil uzatanlara ağız açtırma!

Çünkü o sensin artık. O sende sağdır!"
Komşularından Kadri Bey adında bir binbaşının oğlu Ahmet Askeri Rüştiye'ye gidiyordu. Onun asker esvabına imrenen Mustafa ile aynı okula gitmek, sokakta gördüğü üniformalı subaylar gibi olmak hevesine kapıldı.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 19 - Pozitif Yayınları, Cep Boy
"Hayatın bütün zevkleri yasaktır. Kadın, peçesi ve çarşafı ile kapkara kapalı iken bile caddelere ve çarşılara çıkamaz. Müzik yasaktır. İçki içilmez. Evlerde ise gizli gizli, her türlü fuhuş ve sefahât âlemleri de eksiz olmaz."
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 19 - Pozitif Yayınları, 9. Baskı, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor. Anadolu Ahmed'ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!
Atatürk kadar iç ve dış, özel ve resmi yaşayışı birbirine karışan, iç içe giren, hatta birbirinden ayrılmayan belki de pek az tarih adamı vardır.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 14 - Pozitif Yayınları, Cep Boy
Asıl mesele kötülü iyili, aşağılı yüksekli hatıralar içinde bir tarih adamının nasıl kişilik bağladığıdır.
Falih Rıfkı Atay
Sayfa 15 - Pozitif Yayınları, Cep Boy
Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

Tarihi bir yolculuğa hazırlanın; geçmişe, bir İmparatorluğun Çöküşüne ve kaybedilen topraklarda yaşanan büyük acılara tanık olacağız. .

Daha önce, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ve Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitaplarını okumuştum. Falih Rıfkı’nın duruşunu, karakterini ve Cumhuriyeti sahiplenmiş bir idealist oluşunu her zaman sevmişimdir. Zeytindağı ile kaybedilen topraklara gidiyoruz. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı hakkında biraz bilginiz var ise anlatılan yerleri ve durumu daha iyi kavrayacaksınız.

Kesinlikle Spoiler içermeyen ve kitabı okumadan önce rehber olarak kullanabileceğiniz bir inceleme yapacağım. Detaylı bilgi istemeyenler BİRİNCİ BÖLÜM'ü es geçip, İKİNCİ BÖLÜM den başlayabilirler.

Biz Paşalarımızı kötülemek için tek satır yazmayız, kötü şeyler de ağzımızdan çıkmaz. Yaptıkları hatalarıyla bizim paşalarımızdır bu paşalar. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa. Büyük facialara neden olan yanlışlarını da dile getirmek gerekir. Falih Rıfkı Cemal Paşa ile fazlasıyla zaman geçirmiş, bu zaman diliminde yaşananları da kaleme almıştır. Kendisi de özellikle belirtir ki Cemal Paşa’yı yermek veya kötülemek için değil, olan durumları anlatmak için yazmıştır.

Kitap incelemesini bölüm bölüm yapacağım ve alışık olduğunuz gibi kısa bir inceleme olmayacak. İlk önce birkaç detay vereceğim daha sonra ana incelemeye geçeceğim.

BİRİNCİ BÖLÜM: Kısa kısa Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi hakkında bilgi, Savaşa neden ve nasıl girdik, Hangi Cephelerde savaştık, Osmanlı Devletinin son durumu nasıldı?

Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine girmeden önce, Balkan Savaşlarında ağır yara almıştı. Balkan ve akabinde kaybedilen I. Dünya Harbi’nin faturası Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ye ağır olmuş, imza edenin hain ilan edilebileceği antlaşmaları imzalamak zorunda kalmışlardır. Tabi Balkan Savaşı öncesi bir Trablusgarp Savaşımız vardır. Mustafa Kemal’in sahneye çıktığı ilk savaştır. https://ibb.co/cOyTTd

Trablusgarp ı fırsat bilip Osmanlıya savaş açan devletler Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ‘dır. Bunların hepsi yıllardır gelen güç kaybının ve çöküşün diğer devletler tarafından değerlendirilme çabalarıdır. İşte balkan Savaşı bu fırsat ve iştahla çıkmıştır. Trablusgarp savaşının detayını verirsem incelemeyi uzatırım. Mustafa Kemal’in ilk savaşı ile ilgili detayları ve o dönemde öngördüğü durumları telgraflarla ilgililere aktardığı yazışmaları buradan okuyabilirsiniz. https://isteataturk.com/...ablusgarp-Savasi/672


Balkan Savaşı hakkında kısa ve hızlıca bilgi edinebileceğiniz bir link veriyorum. http://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslari.html Bu linkten kısaca savaş ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
Öncelikle Osmanlı Devleti içerisinde müthiş bir Almanya sevdası vardır. Almanlara olan güven yüzünden kaybedilen topraklar ve ölen onca can vardır. Almanlar ise Osmanlıyı öyle bir kullanmıştır ki, bunu sezen ve üst makamlara ileten tek kişi olmuştur, o da Mustafa Kemal. O zamanlar rütbeli olmadığı için malum üçlü Talat, Enver ve Cemal Paşayı ikna edememiş, bakanlıkları devreye sokamamıştır. Tarihimiz belirli bir döneme kadar bu hatalarla doludur.

"İttihat ve Terakki'yi sorumsuz adamlar soysuzlaştırmıştır." Sy.42

İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit’i tahtan indirmiş, kontrolü eline almıştır. Daha doğrusu tam olarak alamamıştır. Bir vizyon, yani bir plan olmadığı için kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, rütbe kavgaları, Enverciler, Talatçılar derken ayrışmanın doruğuna ulaşmışlardır. Hazinenin boşalmasına da büyük katkıları olmuştur.

"Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" Sy.33

Osmanlı ve Almanya arasında gizli bir anlaşma imzalanmıştır. İlk başta bu anlaşma gizli tutulmuş, daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Alman seviciliğimiz tam olarak bu noktada imza altına alınmıştır. Almanya tek bir şartla imzalamıştır bu anlaşmayı: Osmanlı Ordusunu Alman Generaller yönetecek. Yani şunu diyorlardı: "BİZ SİZİN BECERİKSİZ ASKERLERİNİZE VE GENERALLERİNİZE GÜVENMİYORUZ!" İşte tam bu nokta da Mustafa Kemal dirayeti beklerdik paşalarımızdan ama maalesef. Öyle bir şey olmamıştır.

Alman seviciliği sayesinde savaştığımız cepheler;

Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler :
1. Kafkas Cephesi, 2. Çanakkale Cephesi, 3. Kanal Cephesi, 4. Irak Cephesi, 5. Filistin Cephesi, 6. Hicaz-Yemen Cephesi, 7. Suriye Cephesi

Topraklarımız dışında savaştığımız cepheler :
1. Makedonya 2. Galiçya 3. Romanya

Şimdi buradan başarı ile çıkılma imkanı nedir? Böyle bir imkan, cephane ve ordu yoktur. Her türlü zor durumda olan bir devlet, bu cephelere sadece ölmek için asker göndermiştir. Bunun izahı yoktur. Bu gençler alman generallerin ellerinde birer birer öldürtülmüştür. Sonuç? Sonuç yenilgi…! Öyle saçma sapan savunmalar ve taarruzlar yapılmıştır ki, anlama şansımız yoktur. Alman generallerin ellerinde kurşun sıkılmadan verilen yerler bile vardır!

İşte Zeytindağı bu manzaranın etrafında şekillenmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM: Zeytindağı!

Falih Rıfkı cephenin gerisinden Cemal Paşa ile yaptığı gezileri ve gezilerde tanık olduğu durumları aktarmıştır. Bunların akabinde dönemin gazetelerinde yayınlanmış birkaç anıya ve mektuba yer vermiştir.

Osmanlı Devleti zayıf, hükumet devrilmiş, İttihat ve Terakki kendi içinde bölünmüş, onlara yaptıkları hataları gösteren Mustafa Kemal gibi subaylarla ters düşmüş, kendi ünleri peşinde koşan bir duruma gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapmak istediği ile yaptığı arasında çok büyük farklar vardır. İyi bir amaç için bir araya gelen bu ilerici paşalar, daha sonra kendi iç çatışmalarına yenik düşmüşlerdir. Bu konuda daha detaylı bilgi için doğru argümanla yayınlanmış kitaplara bir bakabilirsiniz.

Döneme baktığımızda Vatan Toprağı dediğimiz yerler aslında vatan toprağı değilmiş hissiyatı vermektedir. Çöllerde yaptığımız savunmalar ve savaşlar büyük can kayıplarına yol açmıştır. Basit bir şekilde yazdığımız ÇÖL kelimesi basitlikten çok fazlasıdır. Susuzluk, sıcaklık, eksik mühimmat, yırtık kıyafetler, ulaşım büyük sıkıntıdır. Karşı tarafa baktığınızda ise İngilizler tam teşekküllüdür. Onları durduran ve yavaşlatan TÜRK’ün inanılmaz vatansever yüreğidir. Mevcut şartlara bakıldığında kendi yönetimleri ve düzensiz düzenleri olan topraklardır buralar. Özellikle Arapların bu savaş esnasında yaptıkları affedilir şeyler değildir.

"Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük bir kudret girmemiştir. Para Uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Sy.104

Falih Rıfkı’nın bahsetmiş ve bizzat şahit olduğu bir durum vardır. Şeyhlere yardımcı olması ve taarruz esnasında yanlarında olmaları için üç defa para verilmiş, asla ne taarruza ne de yardıma gelmemişlerdir. Verilen altınlar aralarında bölüşülmüş ve devlet sırtından vurulmuştur. Bizzat Saraydan gelen talimatlara bile uymayan arapların olduğu topraklar TÜRKler tarafından savunuluyor ve binlerce insan şehit oluyordu. Bu kadar gencin kolay harcanmasının bedelini kurtuluş mücadelesinde daha iyi anlıyoruz. Askere gidecek insan sayısı o kadar azalmıştır ki, yaşlılar ve çocuklar savaşmıştır!

Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lâzımdı.

"Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!" Sy.116

Savaşın kaybedileceği ayan beyan ortadayken, Almanya tarafından oyuna getirilen paşalarımız durumu kavrayamamış güvenlerinin devam ettiğini sürekli deklare etmişlerdir. Almanlara güvenmeyenleri Almanya ya götürerek gözleri boyanmaya çalışılmıştır. Bu gezilerin bir örneği vahdettin ve Mustafa Kemal arasında da geçmiştir. Bu gezi ve anılar için Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitabına bakabilirsiniz. Bu gezileri tek bir amaçla kullanan paşalar vardır! Savaştan uzak olmak ve Avrupa! Bunlar yapıldığı esnada Anadolu’dan bin bir zorluklara cephelere giden gençler şehit olmaktadır.

Kudüs ve Medine üzerine;

Günümüzde olan durumlar geçmişte de yaşanmıştır. Din üzerinden yapılan sömürü bizzat Hz. Muhammed’in kabri yakınlarında, bizzat içinde ve etrafında da yapılmıştır. Paranın ele geçirmediği yer ve zaman dilimi kalmamıştır. Paylaşacağım üç alıntı bu konuda yeterli olacaktır.

"Medine’de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlâksız simsarlara rastlanır. Her Medine’li uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar." Sy.63

"Asıl Müslüman şehri, din şeyhlerine hürmet olunan, dini sanatlaştıran ve asilleştiren şehir İstanbul olduğunu Medine’de büsbütün anladım. Orada Peygamber’in amcasının mezarı sakaların (su taşıyıcısı) kulübesi olmuştur ve sandukasının üstünde kırbalar (su kabı) asılıdır." Sy.64

"Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." Sy.71

İşin ilginç tarafı KUDÜS’tür ayrıca. Kudüs her zaman siyasetin odak noktası olmuştur. Burada oynanan büyük bir oyundur. Bu oyun hala da oynanmaya devam etmektedir. Olan sivil halka olmaktadır. Falih Rıfkı olayı çok güzel özetlemiştir.

"Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs’te, ne de Filistin’de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs’ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra’nın politika meselesidir.

Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!" Sy.73

Bütün bu yaşananlar ve anlattıklarımın haricinde daha da ilginç bir durum vardır ki, o da TÜRKLÜK meselesidir. Anadolu boşaltılmış, bu toprakları savunmaya binlerce insan gönderilmişlerdir. Buraya gitmek için bir çok kontrol noktasından kaçak olarak geçmişlerdir. Sınırlar düşmanlar tarafından kontrol edilmekte, destek kuvvet gitmesi engellenmekte, mühimmat istihbaratı gelirse demiryolları bombalanmakta ve tahrip edilmektedir. Bunca eziyete rağmen vatan toprağını savunmaya giden insanımız karşılığında ne alıyor peki?

"Suriye, Filistin ve Hicaz’da:

— Türk müsünüz?

Sorusunun birçok defalar cevabı:

— Estağfurullah! idi." Sy.44

Diyebileceğim hiçbir şey yoktur. Osmanlı Devleti öyle bir dağılmıştı ki, sadece onu yönetenler farkında değildi. Oynanan tiyatro karşısında sevildiğini sanan paşalar aslında kandırılıyordu. Almanların tek amacı savaş sonrası istedikleri toprakları Osmanlı sayesinde elde tutmaktı. Milli Mücadele evresine kadar Osmanlı donanması Almanların elindeydi. Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı çok güzel bir yazı var. Vaktinizi ayırırsanız benim ne demek istediğimi daha detaylıca anlarsınız. Alman komutanlardan zamanında ne kadar çok çektiğimizi anlayacaksınız. Buyurun: http://www.hurriyet.com.tr/...cok-cekmistik-128123 Bu yazı dönem ile ilgili de bilgi edinmenizi sağlayacaktır.

Yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım. Uzun olduğunun farkındayım lakin, bu dönemler ve bu kitap kısa bir inceleme ile geçiştirilebilecek bir kitap değildir. Daha fazlasını da yazardım fakat, uzun yazıların okunma oranının azlığının bilincindeyim.

Osmanlı Devleti neden dağıldı, topraklar neden kaybedildi, İttihat ve Terakki, Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkında biraz bilgi ve dönemi inceleme ve fikir edinme bakımından okumanız gereken nadide bir eserdir Zeytindağı.

Son olarak sözü Falih Rıfkı Atay’a bırakıyorum.

"Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!

Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fıkrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için!

İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.

Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Sy.120

İsmini saydığım paşaların ülkeyi nasıl terk ettiklerini ve nasıl öldüklerini araştırınız. Ülkeyi terk etmeyen ve hastalıklı adam diye tabir edilen Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’den bir Türkiye Cumhuriyeti var eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü iyi tanıyınız. İncelemenin başında da dedim, onların hatalarını yazmak, kötülemek değildir. Yaptıkları hataların bedeli basit değil, ağır olmuştur. Her ne kadar kalpleri vatan için çarpsa da aralarında yaşadıkları durum ve anlaşmazlıklar bir devleti bu duruma sokmamalıydı.

Bütün şartlara karşı yılmayan, ülkesini terk etmeyi bir saniye bile düşünmeyen bu vatan sevdalısının bu işi nasıl başardığını okuyunuz, öğreniniz.! Bu sizin ona karşı borcunuzdur! Onu tanıyın! Bilgisizce adını kirletmeye çalışanlara karşı gereken dersleri veriniz! Mustafa Kemal sadece cephede savaşmamıştır. En büyük savaşı cahillik ile olmuştur. Mustafa Kemal'in yanında saf tutan ve Vatan'ı vatan yapan tüm Vatan evlatlarına, Komutanlarımıza ve Milletimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkürlerimi iletmeyi büyük bir borç bilirim!

"Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!" Sy.45

Bakınız: Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş: 29 Ekim 1923!!! Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK!

19 Mayıs 1919 ilk adımını, 23 Nisan 1920 Temelini'de unutma!

“Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.” -Behçet Kemal Çağlar

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

- Mustafa Kemal Atatürk

Herkese iyi okumalar dilerim.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamın hello kışın gelmesiyşe neşesi kaçan cicişler .. Eeee winter is coming... Keser döndü sap döndü , gün geldi hesap döndü !! (ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN!) =)) Sabah dilim damağım kültablasına dönmüş bir şekilde uyandım .. Az sağa sola bakındım .. Net ile ilgili problemler yaşıyorum uzun zamandır.. Modem ile mini bir Dandanakan Meydan Muharebesi yaptık .. Mağlup ayrılınca ve yapacak başka bir uğraş bulamayınca sabahın köründe işbu incelemeyi yapmaya karar verdim .. Uzun zamandır aklımdaydı yazmak ama işte "TEKNİK" inceleme yapmak zor biliyorsunuz ki =)) Başlık sizi yanıltmasın .. İşsiz incelemelerimden biri olmayacak bu .. Böylesi bir kitaba öyle inceleme yapmak da haddimize değil zaten .. Pek az kitapta inceleme yaparken insanları manipule etme yolunu seçerim .. Herkesin hassas olduğu konular var .. Genellikle uyarırım .. Ama bu kez açık açık , resmen taraf tuta tuta ilan ediyorum : BU KİTABI BU VATANIN TÜM EVLATLARI MUHAKKAK OKUSUN!! İnceleme diyorum ben buna ama bu aslında bu kitabın incelemesi olmayacak .. Kitapta bu yazdıklarımı okumanız olanaksız .. Ben başka kaynaklardan derlediklerimle o dönemde ordumuzun , askerimizin ne durumda olduğunu sizlere sunacağım ki kitabı okurken o günleri hakkını vererek kafanızda canlandırabilin .. O topraklarda neler olmuş , neler yaşanmış , ne şartlarda savaşılmış bilin .. Bilin ki bu toprakların da kıymetini bilesiniz ! Kısaca bu inceleme ,kitaba kendimizce ve haddimiz olmayarak yazdığımız bir update.. Sanırım anlaştık .. Saat 10: 15 .. Ben KT ile kurdum koalisyonu .. Kahvaltı sofrasında kerkinen bünyeler siz de çayınızı , kahvenizi alın .. Buyurun başlayalım CANİKOLAR !

I. Dünya Savaşı ' nda İttihat ve Terakki' nin üç büyük paşası Talat , Enver ve Celal Paşalar , tüm cephelerde savaşmakta ..Çanakkale ' de 200 bin , Sarıkamış' ta 100 bin şehit... ( Sağolsun Enver Paşa !) Irak' ta , Bingazi 'de , Filistin' de sayılar bir muamma .. Polonya Galiç sınırında dahi savaşıyoruz .. Bir 20 bin askerimiz de orada barutla , top - tüfek sesleri ile yatıp kalkmakta .. Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu da Süveyş' i müdafaa ediyor İngilizlere karşı .. Tarihin görüp görebileceği en güçlü ve en alçak ordularından biriyle harpteyiz .. "ÇOCUKLARIMIZ " (bakınız evlatlarımız demiyorum en sonunda açıklayacağım için ) kıran kırana savaşıyorlar durmaksızın , nefes almaksızın , yıkanamadan , elbise değiştiremeden bir cepheden diğerine koşarak .. Güney Cephesinde ZEYTİNDAĞI ' nı okursanız tanışacağınız Cemal Paşa , Adana' dan Yemen' e kadar uzanan yolda askeri Süveyş' e yığmak telaşesi içinde.. Yol YOK! At YOK! Deve sayısı çok az ..Bu yetmiyor bir de üstüne üstlük Lawrence ' ın kandırdığı , ayaklanan bedevi kabileleri yol kesip eşkiyalığa başlıyorlar .. Şam - Mekke demiryolu uzunluğu 1300 km!!! Bakınız yazıyla B İ N Ü Ç Y Ü Z!!! İngilizden çikolatayı , konserveyi , altını alan biti kanlanmış araplar demiryollarını dinamitlemekte .. Bitti mi sandın biter mi? Tamamen çölün içinden geçerek Mekke' ye uzanan bu hattın 600 km' lik kısmı da her an ateş altında .. Sürekli çatışma.. Yani seni anlayacağın samyelleri eşliğinde çölde STAR WARS alemleri (ALL HAIL SIDIOUS!) .. Bilmiyorum ama Dünya Savaşları ve diğer savaş tarihleri , bu denli uzun bir ateş hattı sanırım ki yazmadı ! Belki Almanların doğu cephesi..

Cemal Paşa bu hattın savunulmasının imkansızlığını anlamış olacak ki Yemen' e kadar elimizde bulunan tüm birlikleri geri çekip Süveyş Cephesine yollamak istiyor .. Telaşesinin sebebi de bu..Ancak peygamber kabrinin bulunduğu Mekke' nin savunması , Osmanlı için İstanbul' dan da önemli .. Kesinlikle geri çekilme taraftarı değil Hicaz çöllerinden.. Bu arada iki taraflı oynayan hainler de mevcut .. Söz konusu savaş olur da HAİN OLMAZ MI ?!?! Yıllardır bizim adamımız gibi gördüğümüz Mekke emiri şerif hüseyin denen alçak , İngilizlerden çil çil altınları alınca başkaldıracak.. Bak kardeşim, hemen anlaşalım .. Kırmızı tuborg içiyorum hiç şakam yok !! "Yok efendim sonradan çok pişman olmuş , zırıl zırıl ağlamıştır." falan diyecek varsa buraya yazmasın .. Zırıl zırıl ağlatırım !! Bir yudum alalım .. FÜT FÜT ! OH MİS GİBİ ! Sakin sakin devam edelim! Arapların Türkleri "BU ŞEKİLDE" arkadan vurması , Türklerin tarihte varolduğu günden beri yaşadıkları EN BÜYÜK KALLEŞLİK .. Eşi benzeri yok tarihimizde böyle bir olayın .. Bir kez Osmanlı hem müslüman, hem de arapları ümmeti olarak görmüş yüzyıllar boyu .. Müslüman müslümana , ümmet ümmete arkasına gavuru alıp bir EŞCİNSELİN klavuzluğunda isyan edemez ..Biz (yani Osmanlı) öyle bilmekteyiz o zamanlar .. Bu alçağın isyan bildirisindeki gerekçeler neler mi? Sayayım güzel kardeşim :
İttihat ve Terakki ülkeyi yönetemiyor ,
İçtihat dergisinde peygamber için hürmetsiz sözler kullanılıyor,
Halifeliğin hükmü yok ,
Kadılar yalnız mahkeme huzurunda vesika kabul edecek - gıyabında oluşan durumlar için vesika kabul edilmeyecek ( yani çamur atamayacağız istediğimize öyle kafamıza göre ) bu da Bakara Suresine aykırıdır ..
Kısaca , yüzyıllardır birbirlerine anlatıp inandıkları teraneler ..Hemen salça olacaklar için yazayım : Bakara Suresi değil terane olan , onu dayandırdıkları , yorumladıkları yozlaşmış akıl benim bahsettiğim..

OYSA ,bu yapılan reform ve yeniliklerin İslam ruhuna aykırı olmadığını ; meclisin , basın ve birey özgürlüklerini kısıtlamadığını , İslamı felsefesi ve inancıyla çelişmediğini bilmem kaç bin tane islam alimi yazdı dünyada bugüne dek ..

OYSA ,Osmanlı Anadolu şehirlerine TEK BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMAZKEN ,yüzyıllar boyunca en fakir anında dahi Sürre alayı denilen süslenmiş develerle HER YIL altınlarını , ipeklerini , Kabe' nin altın işlemeli örtülerini tek bir sene dahi aksatmadan gönderdi .. Tüm bunları göz önüne aldığımızda vaziyetler gayet nazik sizin anlayacağınız ..

Zeytindağı ile paralellikler gösteren Medine' nin savunması tam anlamıyla deniz derya .. Anlatsam hem çok uzun olur , akşamı ederiz de sabahlar olmaz..Padişaha kafa tutan Fahri Paşa' nın yaptıklarını mı anlatayım .. Malta' ya sürgününü mü ? Zar zor ikna edildiğinde düşmana teslim olmak istemeyip
- Size afiyet olsun , "esaret ekmeği" bizim boğazımızdan geçmez diyişini mi?
İskorbüte yakalanıp dişleri -çeneleri düşen , jilet gibi kesen kumlu çöl rüzgarlarında kör olan , yıkanmak için sabun dahi bulamayıp çevre köylerden kül toplayıp satın alan , gece gündüz hurmanın artık kızartmasına kadar yiyip telef olan , o sıcakta artık kızgın kor haline gelen rayları ellerine yapışmasın diye kalpaklarıyla tutup onaran askerlerimizi mi anlatayım bilemiyorum..

Yalnız iki ayrıntı var ki şu an dahi yazarken gözüme yaş yürütüyor .. Bunları siz de bilin istiyorum ..Bu incelemeyi yazmamdaki sebep budur ..

Osmanlı o dönemde öylesine yokluk çekmektedir , öylesine bitik durumdadır ve iaşe öylesine aksamıştır ki şu muhabbet hasıl olur ..

"... Bir gün zabitlerden biri bir torba getirdi .
O nedir dedim ...
Efendim , siz çekirge tavası (?!?!? ) yemediniz mi?
Hayır!
Çok lezzetlidir.. "

Yukarda saydığım tüm zorluklara karşılık artık açlıktan ölmemek için çöllerde çekirge avlayan cihan imparatorluğunun askerleri ..

Buyrun devam edelim başka alıntılar ile ..

"...Siperlerin kısım kısım haftada bir izni vardır .Fahri Paşa bunları evvela Medine' nin küçük bahçesine götürür ve "KARAGÖZ" ( =((( ) seyrettirir.Askerlerin KARAGÖZ sevgisini iyi bilen Fahri Paşa , orduya vereceği tüm emirleri , KARAGÖZ KONUŞMALARI VASITASIYLA VERDİRİR."

"... Eğer bazı sözleri varsa , KARAGÖZ vasıtasıyla askerlerine bildirir. Zira anlaşılıyor ki , bu köylüler ( TUCO ' nun Notu : o dönem nüfusun %90' ı köyde yaşıyor idi ) KARAGÖZÜN sözüne , gazetelerden , nutuklardan ziyade inanıyorlar."

Çekirge yiyip bir yandan da savaşan 16 yaşındaki bu çocukların öyküsüdür aslen işte bu kitapta anlatılan.. Karagöz izleyip emirler alan , çöllerde telef olan ÇOCUKLAR ... =((

Bir türkü vardır bilirmisiniz bilmem diyeceğim ama muhakkak %99 'unuz duymuştur .. Hepsi gitti cepheye o çocukların ama , bir , "KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR , BAKIN ÇANTASINA ACEP NESİ VAR" türküsü kaldı bizlere .. Çöl kumları üzerinde esen rüzgarlar örtüyor şimdi o ÇOCUKLARIN kemiklerini bir yorgan gibi..Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim zurna ve sazın YEMİNLİ DÜŞMANIYIM !! HİÇ SEVMEM .. Ancak rakı içerken bozlak falan dinlerim .. Yalnız hiçbir türkü bu denli anlamlı ve bu denli içli değildir benim nazarımda.. REDİF demek acemi birliğinden gelip kıtalara dağıtılan asker demek .. Ancak o günlerde , savaşın çetin koşullarında asker tükendi , ÇOCUKLARI DA askere almaya başladılar ..Redif demek gün geldi KÜCÜK ASKERLER demek oldu .. KÜÇÜCÜK ASKERDİLER ..Bu yüzden çölde "KARAGÖZ " tek tesellileri , oyuncakları idi ... MUSTAFA KEMALLER , FAHRİ PAŞALAR O DENLİ ÇOK REDİF SESİ DUYDULAR Kİ BELKİ DE BU YÜZDEN CUMHURİYETİN İLANINDAN SONRA İLK İŞLERİ BİR ÇOCUK BAYRAMI İLAN ETMEK OLDU ..
Bir Tarafta Tarihi yazan ve günümüzü şekillendiren Mustafa Kemal, bir diğer tarafta ise Devlet’i yönetmek yerine, ülkeyi beceriksizce işgal ettiren ve tüm ciddi uyarılara rağmen susup, yabancı devletlerin emri altına girenler var… Hatta ve hatta işgal devletleri ile aynı çizgi de yürüyenler var...

Tarihe bakışınız nasıldır ya da ne yöndedir bilemem ama Tarih tekerrür eden bir mekanizmadır. Geçmişte olanı bilmez, bugün ne yaşadığınızı anlamazsanız, yarın olacaklardan bi haber olursunuz. Bu sağlıklı olduğunuz halde kör olmak, topal olmaktır. Geçmişte yaşananlar tam olarak budur ve bunu anlamak için araştırmak hepimizin görevidir.

Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu her fırsatta Atatürk ile röportaj yapma ve onun ağzından hatıralar yayınlamak istemişlerdir. Bu zemini özellikle Falih Rıfkı çok zorlamıştır. Bu kitapta anlatılanlar, Mustafa Kemal’in birebir ağzından yazılmıştır. Normalde bu hatıralar üç kısımdan oluşacakmış, Dünya Harbi’ne ait olanlar, Mütareke sırasında İstanbul’daki faaliyetlerine ait olanlar ve nihayet Kuvâyı Milliye devrine ait olanlar. Hatıralarda geçen isimlerin çokluğu ve yabancı devletlerin olması nedeni ile, hükümetin ricası üzerine Mustafa Kemal birinci kısmın sonunda hatıraları kesiyor. Kitapta Samsun’a çıkıncaya kadar olan kısım mevcut. Normalde 32 parça düşünülen bu yazı dizisi yarıda kalıyor. Biz ise Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önceki kısma tanıklık ediyoruz.. Bildiğiniz üzere Nutuk Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlar. Bu kitapta ki hatıralar ise öncesini anlatmaktadır.

Şimdi ısınma turunu attık.. Haydi başlayalım…!

Mustafa Kemal’in çocukluğunu bildiğinizi varsayıyorum ve onun ne kadar dik başlı ve dikta edilenleri kabul etmeyen bir çocuk olduğunu bilirsiniz. Mahalle’de arkadaşı Salih BOZOK ile birdirbir oynarken bile altta yatan olmamış, bunu kabul etmemiştir. Oyunu bile sorgulamış, mantık aramıştır. Bunun yerine kendi kurgusu ile türettiği savaş oyununu oynatmış ve arkadaşları çok beğenmiştir.

Mustafa Kemal 7. Ordu Kumandanlığına atandığında, başında komutan olarak Alman General Erich von Falkenhayn vardır. Mustafa Kemal, asla Alman komutanlara güvenmez ve onları kabul etmez. Bir de bunun üzerine Devlet tarafından, bizzat Almanların ayaklarına kadar gidilip, orduyu yönetmeleri istenmiştir. Aksi halde, Almanya Osmanlı’nın yanında savaşmayacaktır. Burada ki amaç; Osmanlı araç olarak kullanılacaktır. Almanlar Türk askerlerini kendi çıkarlarına göre kullanacak ve hiçbir başarı elde edemeyecektir.

Bu durumu önceden gören Mustafa Kemal, raporlar hazırlayarak, emir-komuta zincirini bile hiçe sayarak devletin tüm ilgili birimlerine ulaşacaktır. Yazdığı raporlar, sonun başlangıcını öngördüğü halde dikkate alınmayacaktır. Bir görüşme esnasında;
"Kemal, Kemal, bizi rahat bırak! Sonra vicdanen sorumlu olursun” denecek. “Biz öyle şeyler yapacağız ki, neticesinde sen de memnun olacaksın, dünya da hayretler içinde kalacaktır." diye gerçek olmayan beyanatlar verilerek, Mustafa Kemal savuşturulacaktır.
Bunu söyleyen kişiler öyle şeyler yaptılar ki bugünden bakınca biz, o günden bakınca da dünya hayretler içinde kaldı, bir tek bunu önceden gören Mustafa Kemal hayretler içinde kalmadı.... Zaten öngördüğü oldu.

Mustafa Kemal Alman komutandan tüm yetkilerin alınmasını, tüm ordunun kendi idaresine verilmesini, yoksa devletin çok kötü bir duruma düşeceğini ve harbin kaybedileceğini defalarca dile getirmiştir. Bu istek her seferinde geri çevrilmiş ve Mustafa Kemal kendi yerine Ali Rıza Paşa’yı atayarak görevden alınmasını talep etmiştir. Bu durumu kullanmak isteyen yetkililer, Mustafa Kemal’i ikinci ordu kumandanlığına tayin etmiştir. Mustafa Kemal, mazeret göstererek bu tayini kabul etmemiştir. Bunun üzerine bir ay izinli olduğu kendisine tebliğ edilmiştir.

Daha sonra Veliahd Vahdettin’in Almanya seyahatine eşlik etmesi teklif olunmuş, ona farklı gelen bu durumu ikiletmeden kabul etmiştir. Teklif kabul olunduktan sonra, vahdettin ile tanışması için Yıldız Sarayı’nda görüşme tertip edilmiştir. Mustafa Kemal ilk tanışma safhasını şu şekilde anlatmaktadır;

"(...)İçeri girdi, bizim bulunduğumuz tarafa yöneldi. Kanapenin sağ köşesine oturdu. Ben karşısındaki koltuğa oturdum. Benim karşımdaki koltuğu Necip Paşa işgal etti. Bu zat bir defa gözlerini kapadı, derin bir şekilde daldı, neden sonra tekrar gözlerini açtı, bize lütfen iltifat etti:

—Sizinle müşerref oldum, memnunum.

Tekrar gözlerini kapadı, bu nazikane sözlere cevap vermeye hazırlanırken, şaşkın bir şahsiyetin huzurunda bulunduğumu fark ettim; cevap vermek mi, yoksa vermemek mi gerektiğinde tereddüt ettim. Naci Paşa'nın yüzüne baktım, o da çok durgundu. Onda bir defa daha konuşma kudreti olup olmadığını anlamak için beklemeyi tercih ettim. Biraz sonra gözlerini açtı.

—Seyehat edeceğiz değil mi?
Ben çok sıkıntılı bir halde:
—Evet, Seyehat edeceğiz! dedim.

İtiraf edeyim ki, bir mecnunla karşı karşıya bulunduğumuzu hemen hissetmiş, fakat mantıki konuşmaya girişmekten kendimi men etmiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki:

—Efendi Hazretleri, beraber seyahat edeceğiz. Seyahat iki gün sonra başlayacaktır. Perşembe akşamı garda hazır bulunacaksınız, oradan hareket edeceğiz.

Veda ettik ve çıktık. Süslü bir saray arabasına binmiştik. Naci Paşa ile aramızda takriben şöyle bir konuşma oldu:

—Zavallı, bedbaht, acınacak adam!... Bunlarla ne olabilir?
—Öyledir.
—Bu zavallı yarın padişah olacaktır, kendisinden ne beklenebilir?
—Hiç!..
—Biz ki aklımız, mantıkımız vardır, biz ki memleketin mukadderatını, halini ve geleceğini anlamış insanlarız, ne yapabiliriz?

Naci Paşa:
—Güç!...dedi.

Bu ilk tanışmada Vahdettin ile olan düşünceleri netleşmiş, daha sonrada değişmemiştir.
Mustafa Kemal, Vahdettin ile olan bu seyahati kendi lehine kullanmak için gerekli bütün çabaları sarf etmiştir. Osmanlı Devleti’nin bekası için, veliahd’a neler yapması gerekliliğinden bahsetmiş, tepki alamamıştır. İlk başlarda biraz umut beslese de daha sonra hiçbir şey olmayacağını anlamıştır. Atatürk Samsun’a gitmeden önce defalarca Vahdettin ve Devlet’in ileri gelenleri ile görüşmüş, bir şeyler yapılması çabasında olsa da her zaman ki gibi geri çevrilmiştir. Buna rağmen vazgeçmemiştir.

İngilizlerin baskısı ile, tarafına verilen maaş kesilmiş, ne ordudan emekli edilmiş ne de resmi bir görev verilmiştir. Birkaç ay bu şekilde devam etmiştir. Mustafa Kemal İstanbul’da geçirdiği zaman içinde arkadaşları ile görüşmeler yapmış, neler yapabileceklerini düşünmüştür. Mustafa Kemal hatırasında en çok güvendiği ismin “İsmet İNÖNÜ” olduğunu belirtmektedir.

Geçen zaman içinde, Anadolu’ya geçme ve direnişi başlatma görüşü üzerine kafa yoracak ve arkadaşları ile bunun olabilirliği üzerine çok kez buluşacaktır… Yalnız öyle bir zaman gelmiştir ki, kendisi dahi bu şansın gelmiş olmasına zor inanacaktır..

İmza edilen, Mondros Ateşkes antlaşması gereği, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye yani Osmanlı Devleti harbi kaybetmiş ve itilaf devletlerinin dayattığı antlaşmayı boyun eğerek imzalamıştır. Daha sonra İstanbul İşgal olunmuş ve saltanat sadece isimden bir varlık olmuştur. Fiili olarak bir varlığı artık yoktur. İngilizlerin himayesi altında küçük bir sömürge hükümetine dönüşmüştür. Ne derlerse yapılıyor, mütareke şartları bahane edilerek, yurda giren düşman birliklere müdahale edilmemesi söyleniyordu… Tam bu esnada İngilizler, Mustafa Kemal’in imdadına yetiştiler.. Anadolu’da Türklerin, Ermeni köylerini bastığı yalanları üzerine, o bölgeye bir ordu gönderilmesi ve bu durumun kontrol altına alınması istenmişlerdir. Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak isteyen bir grup, onun adını önermiş ve bu kabul edilmiştir. O esnada Mustafa Kemal’in gizliden bir şeyler planlandığı duyulmuş ve bu durumu bahane ederek İstanbul’dan gönderilme planı yapılmıştır. Aslında talih, bu şekilde Mustafa Kemal’in yanında olmuştur. Bu hususta Fevzi ÇAKMAK paşa çok yardımcı olmuş, arkadaşları ise onun yanında olmuştur.

Verilen görev yetkilerini, kendi istediği tarzda genişletmiş, Fevzi Çakmak ile beraber güzelce bir, oyun oynayarak bu geniş yetkileri kabul ettirmiş ve 9 . Ordu Müfettişliği Unvanı ile Anadolu’ya İSYAN’ı BASTIRMAK üzere görevlendirilmiştir. Hangi isyanı peki? İngilizlere karşı direnen halkın isyanını.. Sözde Türklerin, Ermenilere uyguladığı zulmün isyanını… Ama Mustafa Kemal bastırmak bir kenara körüklemek ve tüm vatanda milli seferberliği yaymak için gün saymaktadır. Belgeler imza edildikten sonrasını şu şekilde anlatmaktadır Paşa;

“Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”

Bu eserde Mustafa Kemal’in anlatım tarzının sadeliği ve akıcılığına hayran kalacaksınız. Sabaha kadar anlatsa oturduğunuz yerden kalkmak istemeyeceğiniz türden bir anlatımı vardır. Ben keyifle, bir o kadar da üzüntü ile okudum.

Mustafa Kemal’in Almanya yolculuğunda Vahdettin ve Alman Generaller ile yaptığı konuşmalarda nasıl fark yarattığını, ileri görüşlülüğün onu nasıl ön plana çıkardığına şahit olacaksınız. Samsun’a neden ve nasıl gönderildiğini, Milli mücadele fikrinin nasıl doğduğunu, Atatürk’ün nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu öğreneceksiniz..

Bu eser Mustafa Kemal Samsun’a gitmeden önceki evreleri çok iyi şekilde anlatmaktadır. Zaten anlatılan bizzat Atatürk’ün anlatımıdır. Bu yazı dizisi 1926 Mart Ayı’nın 13’ünde yayınlanmıştır. İncelemenin başında da anlattığım gibi, hükümet ricası ile yazı dizisinin geri kalanı Atatürk tarafından sonlandırılmıştır.
"Zaman sürekli akar, insan gelişir ve değişir; gelişen ve değişen insan, dünyayı değiştirir. "Bugün", gökten zembille inmemiştir; "bugünün" temelinde "dün" vardır. Dün "önceki günün" sonucudur. İşte bu nedensellik zincirinin adı tarihtir.
Bugünü doğru anlamanın biricik yolu düne, tarihe bakmaktır. Ancak "düne" şaşı bakanların "bugünü" net görmeleri mümkün değildir." – Sinan MEYDAN

Mustafa Kemal’i tanıdıkça halkının ona neden ATATÜRK ismini verdiğini daha iyi anlayacaksınız..

Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

Falih Rıfkı Atay’a sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Herkese iyi okumalar…

--------------------------------------------------------------------
20 Temmuz 2018’de yapacağımız Falih Rıfkı Atay etkinliğimize katılmayı unutmayınız.. 20 Temmuz – 30 Ağustos 2018 Katılım Linki: #27899814
--------------------------------------------------------------------
Kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğim bu eseri şu kitaplarla harmanlayarak harika bir bilgi kaynağı ortaya çıkarabilir siniz. Atatürk + Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri + Nutuk
--------------------------------------------------------------------
Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ikinci incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

Babanız Atatürk kitabı ile Atatürk’ü yeniden okumaya var mısınız? Kronolojik biyografi incelemesi yapacağım, biraz uzun olacak ama unuttuğumuz bazı bilgileri hatırlamamıza yardımcı olacak.

Falih Rıfkı Atay bu kitabında kendi bildiği Atatürk'ü anlatıyor bize. Çocukluğundan başlayarak, aralara anılar ekleyerek bize doyumsuz bir zevk sunuyor. Diğer kitaplarından aşina olduğum dilini aynı şekilde koruyor ve kullanıyor. Atay'ın kaleminden Atatürk'ü okumak zevk veriyor.

“Bu inceleme kronolojik ve uzun bir incelemedir. Kitabın temasına uygun bir şekilde yapılmış ve konusu dışına çıkılmamıştır. Kitabı okuduğunuzda detaylarına fazlasıyla kavuşacaksınız.”

1881’de Selanik’te doğdu,
Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendi’dir.
Annesi onu mahalle mektebine vermek isterken, babası modern eğitim almasını istiyordu. Annesini kırmadı ve mahalle mektebine yazıldı. İstemeye istemeye gidiyordu. Dik kafalılık o zamanlardan beri vardı. Bu mektep'te arkadaşlarının yaptığı yaramazlığı üstlendi ve hocadan dayak yedi. Bu onun için dönüm noktası oldu.

Ali Rıza Efendi, Mustafa’yı modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Artık Mustafa'nın istediği olmuştu.
Babası bu dönemde vefat etti ve çok zorluk yaşadılar. Annesi ile birlikte dayısının çiftliğine gittiler. Bu fazla uzun sürmedi, teyzesi Mustafa’yı okutmak için tekrar Selaniğe yanına aldı.
Artık Orta Okula gidiyordu ve buradan da mezun oldu.

1893 yılında gizli olarak sınavlara hazırlanıp, çok istediği “Selanik Askeri Rüştiye’sine (okulu) girdi.
Çok başarılı bir öğrencilik geçiriyordu ve Üniforma onun övünç kaynağı idi.
Osmanlı toprak kaybetmeye devam ediyordu. Selanik artık düşman hedefindeydi.
Mustafa, aynı adı taşıyan matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını aldı. Daha sonra kazanacağı rütbelere ilk olarak adı ile başlıyordu. O artık Mustafa Kemal’di!
Mustafa diğer arkadaşlarına kıyasla daha iyi giyiniyor, kendisine bakıyor, bu dışarıdan fazlasıyla dikkat çekiyordu.

1893 ‘te girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirince, 1895’te Manastır Askeri İdadisi'ne (Lise) girdi. (Bazı kaynaklarda 1985, bazılarında ise 1986. Başvurduğu tarih olarak 1985 gözüküyor.) Hitabet ve edebiyata yöneldi, şiirler yazdı. Türkçe öğretmeni onun bu yöne pek yönelmemesini, asıl derslerinden geri kalmaması için uyardı. Yaz tatilinde Fransızca dersler almaya başladı. 1898’de ikincilikle mezun oldu.

1899 13 Mart’ta İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
1902 10 Şubat’ta Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı. Elle yazılan bu gazetede, arkadaşlarıyla ülke yönetimini eleştiriyordu. Okul Müdürü Rıza Paşa’nın çabasıyla ceza almaktan kurtuldular. Aldıkları ufak cezaları da affetti çünkü kendisi de ileri görüşlü bir Müdürdü. Mustafa artık devletin idari yönetimini eleştiriyor ve yayınlar çıkarıyordu.

https://isteataturk.com/...07466324_ataturk.png
https://isteataturk.com/...07470225_ataturk.png

1905 11 Ocak’ta Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
https://isteataturk.com/...07472679_ataturk.png

1906 Ekim’de Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kıdemli Yüzbaşı(Kolağası) oldu.
https://isteataturk.com/...07479134_ataturk.png

1908- 23 Temmuz’da ilan edilen II.Meşrutiyet için çalışanlar arasındaydı.
https://isteataturk.com/...07479692_ataturk.png

1909 31 Mart(13 Nisan) İsyanı’nda Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak görevli.
Adı aktif olarak bu olayda duyuldu. 1911- 13 Eylül’de İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
https://isteataturk.com/...07480318_ataturk.png
https://isteataturk.com/...07492671_ataturk.png

1911 27 Kasım’da Binbaşılığa yükseldi.
https://isteataturk.com/...07481057_ataturk.png

15 Ekim’de gazeteci Mustafa Şerif kimliği ile İskenderiye üzerinden, İtalya’nın saldırısına uğrayan Trablusgarp’a gitmek için İstanbul’dan ayrıldı.
1912 9 Ocak’ta, Trablusgarp'ta İtalyanlar’a karşı Derne saldırısını yönetti. Savaş alanındaki ilk tecrübeleri burada kazandı.
https://isteataturk.com/...08225809_ataturk.png

1912 8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşı başladı. Osmanlı devleti “Ouchy”(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakınca, diğer subaylarla geri çağrıldı. 8 Kasım’da Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilince, Derne’den Mısır’a, oradan İstanbul’a döndü.
https://isteataturk.com/...07568647_ataturk.png

1912- 25 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı korumak için Gelibolu’ya “Bahr-i Sefid(Akdeniz) Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürü” olarak atandı. Daha sonra Bolayır Kolordusu adını alan bu kuvvetlerin Kurmay Başkanlığına getirildi.Bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nın topoğrafik haritasını hazırlattı.

1912’de General Litzmann’dan çevirdiği “Bölüğün Muharebe Talimi” adlı kitabı İstanbul’da yayınladı.
http://farm3.static.flickr.com/...27529_661c5cecbb.jpg
Asalet: https://isteataturk.com/...07496583_ataturk.png

1913 27 Ekim’de Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
https://isteataturk.com/...07569763_ataturk.png

1914 1 Mart’ta, Yarbaylığa yükseltildi.
https://isteataturk.com/...07575352_ataturk.png

1914’te Yeni Çeri kıyafeti ile Sofya’da baloya katıldı ve davetlileri kendisine hayran bıraktı.
https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png

1915 2 Şubat’ta, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
1915 25 Şubat, Maydos'a gitti.
1915 25 Nisan, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
1915 1 Haziran Albaylığa yükseltildi.
1915 9 Ağustos, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
https://isteataturk.com/...07573317_ataturk.png
1915 10 Ağustos, Atatürk komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı’nda İngilizlere taarruzu ve düşmanın ilerlemesine durdurmuş ve anafartalar kumandanı Mustafa Kemal düşmanı püskürtmüştür. Bugünkü muharebeler esnasında Atatürk’ün kalbini hedef alan bir kurşun, göğüs cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)
https://isteataturk.com/...07573416_ataturk.png

Çanakkale geçilemedi ise bir sebebi vardır. Akıl vardır, ölüme düşünmeden giden vatan evlatları vardır. Mustafa Kemal’in varlığı ve dehası Çanakkale’ye damga vurmuştur.

Gelibolu Kuvvetleri Komutanı Alman Generali telefonla aradı.
—Emrinizdeki kuvvetleri emrime veriniz.
Komutan alaylı bir dille:
—Çok gelmez mi? dedi.
Mustafa Kemal olanca ciddiliği ile cevap verdi:
—Az gelir! Sy.44

https://isteataturk.com/...07573035_ataturk.png

1916 10 Ocak’ta Almanlar’dan Çanakkale’deki başarıları nedeniyle “Demir Salip Nişanı”,
17 Ocak’ta Sultan Reşat tarafından “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.
https://isteataturk.com/...07575142_ataturk.png

1 Nisan’da Tuğgeneralliğe yükseltildi.
https://i2.wp.com/...-04-istasy10net.jpg

1916 6 Ağustos, Bitlis ve Muş'u Ruslar’dan kurtardı.
https://isteataturk.com/...07653304_ataturk.png

1917 20 Eylül, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası (Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)

1917 Ekim İstanbul'a döndü.
https://isteataturk.com/...07657988_ataturk.png

24 Mayıs 1918 tarihinde, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın'a bir fotoğraf imzalyıp vermiştir. Fotoğraf üzerine şunları yazmıştır:
''Her şeye rağmen, muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.''
https://isteataturk.com/...07660819_ataturk.png

1918 26 Ekim, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
https://isteataturk.com/...07658306_ataturk.png

30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzalandı.
1918 31 Ekim, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı.

1918 13 Kasım, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılınca, Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Boğaz’da düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler!” dedi.
https://isteataturk.com/...07658381_ataturk.png

1919 30 Nisan Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atandı.

1919 15 Mayıs Kara gün… İzmir'e Yunan'lılar asker çıkardı.
(Bu konular hızlıca geçilecek konular değil ama kronolojik bir inceleme olduğu için sadece tarih ve olaylar hakkında bilgi veriyorum.)
1919 16 Mayıs Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.
1919 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
1919 15 Haziran3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
1919 21 Haziran, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
19 Mayıs Samsun’a çıkışı ile ilgili 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da ‘da kitabına yaptığım incelemeden detay alabilirsiniz. #29768419

1919 22 Haziran, Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu.
1919 8/9 Temmuz, Mustafa Kemal Paşa askerlikten çekilerek, sine-i millete döndü. Artık sivildi.
ADAM GÖRÜN, ADAM!!!! https://isteataturk.com/...07664899_ataturk.png
Not: Üzerindeki kıyafetler ona ait değildir. Para yok, nereden alacaklar? Etraftan ayrı ayrı toplanmış ve kendisine verilmiştir.

1919 23 Temmuz, Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum Kongresi toplandı. Tüm yurdu kapsayan kararlar alınarak, bir Temsil Kurulu seçildi. (7 Ağustos 1919)
https://isteataturk.com/...07663796_ataturk.png

1919 4 Eylül, Mustafa Kemal'in başkanlığında Sivas Kongresi toplandı. Millî Mücadele’ nin yöntemi belirlenip, bütün dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
https://isteataturk.com/...07665246_ataturk.png

11 Eylül’de Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
https://isteataturk.com/...07666376_ataturk.png

1919 22 Ekim, Osmanlı Hükümeti ile Amasya Protokolü'nü imzaladı.
1919 7 Kasım, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
1919 27 Aralık, Heyeti Temsiliye ile Ankara'ya geldi.
https://isteataturk.com/...07665730_ataturk.png
https://isteataturk.com/...07665637_ataturk.png

1920 18 Mart, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
https://isteataturk.com/...07742082_ataturk.png

1920 19 Mart, Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün
yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulundu.
1920 20 Mart, İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
1920 23 Nisan, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıldı.
https://isteataturk.com/...07742381_ataturk.png

1920 24 Nisan, Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
https://isteataturk.com/...07742783_ataturk.png

1920 5 Mayıs, Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk B.M.M. Hükümeti toplandı.
https://isteataturk.com/...07745465_ataturk.png

1920 11 Mayıs, Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
1920 24 Mayıs İdam kararı Padişah tarafından onaylandı.
1920 10 Ağustos, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında I.Dünya Savaşı’nı sona erdiren Sevr Antlaşması imzalandı.

1921- 9/10 Ocak, I. İnönü Savaşı.
https://isteataturk.com/...07749933_ataturk.png

1921- 20 Ocak, İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
https://isteataturk.com/...07839390_ataturk.png

1921 30 Mart / 1 Nisan, II. İnönü Savaşı, Yunanlılar’la milletin aksak talihi de yenildi.
https://isteataturk.com/...07748701_ataturk.png

1921 10 Mayıs, Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu” kuruldu, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.
https://isteataturk.com/...07838180_ataturk.png

1921 5 Ağustos, Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevi verildi.
https://isteataturk.com/...08175553_ataturk.jpg
https://isteataturk.com/...08185365_ataturk.png

1921 22 Ağustus/23 Eylül, Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması ve zaferle sonuçlanması. 1683’ten beri süren savunma ve geri çekiliş durduruldu.
https://isteataturk.com/...07746193_ataturk.png

1921 19 Eylül, Mustafa Kemal'e B.M.M. tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanının verilmesi.
https://isteataturk.com/...07747904_ataturk.png

1922 26 Ağustos, Bir yıllık hazırlıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz'u başlattı.
https://isteataturk.com/...08273692_ataturk.JPG

1922 30 Ağustos, Gazi Paşa, Dumlupınar’da düşman ordusunun büyük kısmının imha edildiği, Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
https://isteataturk.com/...13190926_ataturk.jpg

1922 1 Eylül, "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!" buyruğunu verdi.
https://isteataturk.com/...08275530_ataturk.png

1922 9 Eylül Türk Ordusu İzmir'e girdi. Düşman kalıntıları denize döküldü.
1922 10 Eylül, Gazi İzmir'de…
http://manisanokta.com/...r-1923-600x320.jpg

1922 11 Ekim, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandı.
https://isteataturk.com/...08308942_ataturk.png

1922 1 Kasım, Saltanat, TB.M.M. tarafından kaldırıldı.
https://isteataturk.com/...13278488_ataturk.jpg

1922 17 Kasım, VI.Mehmet Vahdettin, Malaya adlı İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.
1923 29 Ocak, Gazi Mustafa Kemal, İzmir’li Latife Hanım'la evlendi.
https://isteataturk.com/...08479768_ataturk.png

1923 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Halk Fırkası'nı kurması.
https://isteataturk.com/...08484903_ataturk.png

1923 24 Temmuz, Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Lozan Antlaşması imzalandı.
https://isteataturk.com/...08685244_ataturk.png

1923 11 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
https://isteataturk.com/...08685350_ataturk.png

1923 29 Ekim, Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
https://ibb.co/eCMD0p

1924 1 Mart , Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliğin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu verdi.

1924 3 Mart, Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat(öğrenimin birleştirilmesi), “Şer'iye ve Evkaf Vekaleti” ile “Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti”nin(Bakanlığı) kaldırılması hakkındaki yasalar, Büyük Millet Meclisi'nce kabul edildi.
1924 20 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu kabul edildi.
https://isteataturk.com/...08696520_ataturk.png

1925 17 Şubat, Aşar (1/10) vergisi kaldırıldı.
https://isteataturk.com/...09061694_ataturk.png

1925- 24 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal ilk defa Kastamonu'da şapka giydi. https://isteataturk.com/...09477164_ataturk.png

1925- 25 Kasım, Şapka Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
https://isteataturk.com/...09517640_ataturk.png

1925- 30 Kasım, Tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun kabul edildi.
https://isteataturk.com/...09518837_ataturk.png

1925- 25 Aralık, Uluslararası takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
https://isteataturk.com/...09520015_ataturk.png

1926- 17 Şubat, Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
https://isteataturk.com/...10342832_ataturk.png

1927- 1 Temmuz, Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ayrıldıktan 8 yıl sonra ilk kez İstanbul'a gitti.
1927- 15/20 Ekim, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu okudu.
1927- 1 Kasım, Gazi Mustafa Kemal 2. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
1928- 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu verdi.
https://isteataturk.com/...10644067_ataturk.png

1928- 3 Kasım, Türk Harfleri Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
https://isteataturk.com/...10511935_ataturk.jpg

1931- 15 Nisan, Türk Tarih Kurumu kuruldu. 1931- 4 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
https://isteataturk.com/...10435164_ataturk.JPG

1932- 12 Temmuz, Türk Dil Kurumu'nun kuruldu.
https://isteataturk.com/...10488443_ataturk.jpg

1933- 29 Ekim, Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşkuyla “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde kutlanan Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde tarihi nutkunu verdi.
https://isteataturk.com/...10510719_ataturk.jpg

1934- 24 Kasım, Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanunu kabul edildi. 1935- 1 Mart, Atatürk 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi.
https://isteataturk.com/...10510998_ataturk.jpg

1937- 1 Mayıs, Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
https://isteataturk.com/...10437082_ataturk.jpg

1938- 31 Mart, Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyuru yapıldı. 1938- 15 Eylül, Atatürk vasiyetnamesini yazdı.
1938- 16 Ekim, Atatürk'ün durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlandı.
1938- 10 Kasım Perşembe günü, saat 9.05’te Atatürk diyerek ebediyete göçtü. Son sözü) “Aleykümselam” oldu.
1938- 11 Kasım, İstanbul Şehir Meclisi olağanüstü toplandı.
Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsu yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı çekildi.
1938- 12 Kasım, Yüksek Öğrenim gençliği, Üniversite Konferans Salonu'nda toplandı.
1938- 13 Kasım, Gençlik, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına and içti..
1938- 14 Kasım, Büyük Millet Meclisi toplandı.
1938- 15 Kasım, Hükümet, Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
1938- 16 Kasım, İstanbul halkı, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevini yaptı.
1938- 19 Kasım, Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan aziz cenazesi(na’şı), önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü. Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

Görüntüler:

https://ibb.co/ixdcbU

https://ibb.co/fvgxbU

https://ibb.co/e9KB39

https://ibb.co/hxvjO9

https://ibb.co/bWSyi9

https://turkcetarih.com/...aflar-13.3.7.jpg

https://ibb.co/irdtGU

https://ibb.co/mXikwU

https://ibb.co/jM1cAp

https://ibb.co/jKwcAp

1938- 20 Kasım, Atatürk'ün aziz cenazesi Ankara'ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
1938- 21 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabre(mezara konuldu.
1938- 25 Kasım, Atatürk'ün vasiyetnamesi Ankara 3.Sulh Hukuk Hakimliği tarafından açıldı.
1938- 26 Aralık, Atatürk'ün “Ebedi Şef” sanıyla anılması kabul edildi.

Fotoğraflar ve daha fazla detay için 10 Kasım Yas Günü kitabına kesinlikle bakınız. Büyüklük ve Onur nasıl bir şey, tekrar tekrar görünüz.

1941-1 Mart’ta, Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya; Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanması kararlaştırıldı.

1944- 9 Ekim, Rasattepe’de Anıtkabir inşaatına başlandı. İlk harcı Başbakan Şükrü Saraçoğlu koydu.

1953- 4 Kasım, Atatürk'ün Etnografya Müzesi’ndeki Geçici Kabri açıldı.Tahnit edilmiş na’şını hiç bozulmadığı görüldü.Kurşun tabuttan çıkarılarak, ceviz ağacından yapılan bir tabuta alındı. 1953- 10 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Anıt-Kabir'e nakledildi. Milletin sinesine gömüldü.

4 Kasım 1953 - Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e götürülmek üzere Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrinden çıkarıldı.
https://ibb.co/ezdcbU

https://ibb.co/egBKqp

https://ibb.co/k7JSbU

https://ibb.co/kodtGU

https://ibb.co/cMBr39

Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi

Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi


Tüylerim diken diken oluyor her izlediğimde, her dinlediğimde...

Kronolojik incelememiz burada bitiyor. Falih Rıfkı Atay’ın “Babanız Atatürk” kitabında tam olarak yapmış olduğu çalışma bize Atatürk’ü çocukluğundan itibaren anlatmaktır. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Her kitabın sonun da olduğu gibi Atatürk’ün ölümü bizleri üzüyor. ÖLÜMÜ bölümü en zor okunan bölüm. İnsan istiyor ki, zamanı geriye sarıp onu o hastalıktan kurtarsın. Ama olmuyor haliyle. Dünya Tarihine adını silinmez harflerle yazdırdı. Hem Devlet Adamı olarak hem Başkomutan olarak. Yaptığı inkılaplar ve kurduğu Cumhuriyet en temel hazinesi ve övünç kaynağıdır.

https://isteataturk.com/...11554187_ataturk.jpg

Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

Kitabı okuyunuz, okutturunuz, hediye ediniz. Mustafa Kemal Atatürk sevginiz hiç bitmesin.

*** Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 'den ve http://www.anitkabir.org/...urk-kronolojisi.html den ödünç aldığım bilgiler oldu. Kaynak oldukları için teşekkür ederim. Bazı bilgileri iki üç şekilde teyit ettim ama Kronoloji de bazen sıkıntı olabiliyor. Falih Rıfkı'nın verdiği tarihlerde bu kaynaklar ile örtüşmeyebiliyor. Muhtemelen yeni raporlar ve resmi tutanaklar sonradan bulunup güncellenmiş olmalı. Ufak farklar diyelim bunlara. Fotoğraflar ayrı olarak eklenmiştir. Hepsi özenle seçilmiş ve konulara eklenmiştir.

https://isteataturk.com/...11687449_ataturk.jpg

Herkese iyi okumalar diliyorum.

https://www.youtube.com/...+t%C3%BCrk%C3%BCler+
Nasıl güzel bir kitapsın sen “Çankaya”


“Bu hatıralar gördüklerim ve işittiklerimdir.Gördüklerimin hepsi benden. İşittiklerimin çoğu Atatürk’ün ağzından!”

Falih Rıfkı Atay 1923-1938 tarihleri arasında Atatürk’ün bizzat yanında bulunmuştur.Dönemin önemli gazetecilerinden biri olmasından mütevellit Atatürk’ün bu dönemde yaşadıklarını kendisinden dinlemiş çoğu olaya şahit de olmuştur.Atatürk’e olan sevgisi eserlerinden de anlaşılacağı üzere çok büyüktür.Çankaya her Türk vatandaşının okuması gereken kitaplar arasındadır.Bu zamana kadar neden okumadım diye hayıflandım durdum…

Çankaya; Atatürk’ün doğumundan okul hayatına , katıldığı savaşlardan,devrimlere,insan ilişkilerinden halka olan yakınlığına kadar ,Atatürk’ün bilinen ve bilinmeyen yönlerini detaylı anekdotlara yer vererek tatlı anlatımıyla biz okurlara adeta armağan edilen kıymetli bir eserdir.

Atatürk’e ilişkin anılarını “Çankaya” eserinde bir araya getiren Atay Atatürk’e olan bağlılığı ve yakınlığı ile tanınır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında gezi yazısı türünde en çok eser veren sanatçıdır.Dili akıcı ve etkilidir.

Benim tarih öğretmenlerim hiçbir zaman tarihi sevdiren tipte öğretmenler değildi.Bu yüzden bu konuda ephey eksiğim var .Bu kitabı okurken hem birinin anılarını okuyorsun hem de geçmişe gidip tarihini birinci ağızdan dinliyorsun.Bilmiyorsan öğreniyorsun,biliyorsan tazeleniyorsun.Ama demiyorsun ki ne zaman biter bu kitap,bitmesin diyorsun bitmesin…
Atatürk’ün gülüşünü,kararlılığını,sevgisini,saygısını,komutanlığını hatta cephede askerini nasıl yüreklendirdiğini siyah beyaz canlanan görüntüler eşliğinde okudum. İnsanın milliyetçi ruhu alevleniyor adeta .

Ben bir öğretmen çocuğu olarak okulda büyüdüm.”Andımız” okunan o okullarda!!! Her yerde Atatürk posterleri ve bayrağımızın olduğu okullarda…Bizler bu bakımdan çok şanslıyız gerçekten. Hayrandım zaten ,daha da arttı hayranlığım… O’nun gibisi bir daha gelmez !!!
Milli bayramlarımız hepimizin heyecanla beklediği ,yürekten kutlanan bayramlardı. Stadyumlarda tüm okullar yerlerini alır Ata’mız yadedilir ,bayramımız kutlanır ve geleceği emanet edilmiş çocuklar ve gençler olarak bizler üzerimize düşen şeyi minnetimizi,sevgimizi ödercesine ;yorgun ve mutlu olarak ayrılırdık bayramlarda…

Kitabı çok beğendim ve kitapla tanışmama vesile olan
Murat Ç ‘a teşekkür etmek istiyorum. (bkz: Falih Rıfkı Atay Okuma Etkinliğimiz Başlamıştır;) etkinliğe katıldığım ve böyle bir yazarla tanıştığım için onur ve gurur duydum…

Etkinlik kararını aylar öncesinden almıştık fakat yaz aylarında yaşanacak sürpriz gelişmeler ,seyahatler ve benzeri aksaklıklar yüzünden yaz aylarında etkinlik olması çok iyi gelmedi bana. Kitabı araya giren mazeretler yüzünden sık sık bırakmam gerekti ve bitirmem çok uzun sürdü. Diyeceğim şu ki kitabın akıcılığı ile ilgili bir sorun değil uzun sürmesi tamamen benimle ilgiliydi…

Satırlarıma son verirken ,umarım bu inceleme birilerinin kitabı okumasına vesile olur… Olursa ne iyi olur…

https://www.youtube.com/watch?v=udWhR5trhjs

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

Sevgiler...Saygılar...
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlının içler acısı halini ortaya seren, birinci ağızdan yazılmış, içeriğinin tamamı gerçek olaylardan derlenmiş tarihsel bir anı kitabı.

Falih Rıfkı Atay kitapta, Birinci Dünya Savaşı sırasında subay olarak bulunduğu Ortadoğu ve Hicaz bölgelerindeki yaşadıklarını bize aktarıyor.
Yazar, bölgedeki savaşları, Mehmetçiğin içinde bulunduğu tüm olumsuz koşullarda bile nasıl fedakarca harp ettiğini, bütün bu imkansızlıklara rağmen kazanılan zaferleri, bunun yanında gündelik asayiş sağlanması için verilen mücadeleleri, ayrıca bölgenin siyasi, etnik, sosyal ve ekonomik yapısını da bize ayrıntılı olarak anlatıyor. Bütün bunlara ilaveten de, Osmanlının o dönemde yaşadığı önemli olaylara da geniş yer veriyor.

Kitap, akıcı olmasına rağmen, dilinin günümüz Türkçesine göre sade olmaması, düzensiz cümlelerle yazılmış olması ve arka arkasına farklı farklı olayların anlatılması sebebiyle biraz yavaş okumayı gerektiriyor.

Ben bu eseri, dönemin olaylarını, direk olarak o dönemi yaşayan birisinin anlatımıyla, ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Zeytindağı'nı geç bir zamanda okuduğumu söylemem lazım. Çok daha evvel okumalıydım. Ama bir taraftan şunu düşünmüyor değilim; mesela 20'li yaşlarımda okusaydım, yine aynı şeyleri düşünür müydüm? Yoksa kitabı çokça eleştirir miydim? Demem o ki, Zeytindağı yorumumuz bizlerin durağan kalan ya da değişen dünya yorumuyla birebir örtüşüyor.

Aynı şeyleri Falih Rıfkı için de diyebilirim. Falih Rıfkı, 18-24 yaş aralığında tecrübe ettiği şeyleri anlatıyor kitapta. Ancak şurası önemli, bunu tam o zamanda yapmıyor. 40'lı yaşlarına yaklaştığında maziyi anlatıyor. Bu önemli çünkü toyluk döneminde de aynı hissiyatı taşıyor muydu? Bir Osmanlı zabiti ikenki fikirleri ile yeni Türkiye Cumhuriyetinin savunucusu bir yazar arasındaki görüşleri örtüşüyor mu, bilemiyorum.

Zeytindağı, Kudüs yakınlarındaki bir dağ. Atay, çoğunluğu Birinci Cihan Harbi dönemine denk gelen anılarını yazmış. Atay, önemli bir konumda çünkü Orta Doğu'nun Osmanlı idarecisi Cemal Paşa'nın has adamlarından birisi. Zaten kitapta Cemal Paşa epeyce yer ediniyor.

Suriye, Filistin cepheleri ile Kanal harekatı dönemi işleniyor. Atay'ın Araplar başta olmak üzere, Orta Doğu halkları izlenimleri var. Doğrusu bu izlenimler pek iç açıcı değil. Tespitleri ve anlattıkları bugün bile geçerli olan bir bataklığı hissettiriyor. Atay'ın altını çizdiği ve haklı olduğu şey, Türk çocuklarının, Anadolu evlatlarının o çöllerde çarçur edilmesidir; çok hazindir...

Halkların bütünü iyi ya da kötü olamaz. Mesela kitapta anlatılan iki hadise var; birinde Balkan Harbinde, işgal edilen yerler Bulgar askerlerine köylü Türk kızlarını peşkeş çeken birinin Enver Paşa tarafından öldürülmesi anlatılıyor. Yani Türk, Türk kızlarını düşmana veriyor. Yine masum olan iki Ermeni mebusu katleden biri Çerkez iki kişiden söz ediliyor. Yani, dini imanı para olan Arap bedevilerin farklı türevleri maalesef bizden de çıkabiliyor.

Arap çöllerinde harp etmiş ve bazen ihaneti görmüş olan bir nesil, Arap antipatisi içinde olmuştur. Hak verip vermemek farklı konu ama anlayabiliyorum. Medine'de Hz. Muhammed'in kabrini savunan Müslüman Türklere karşı kafir İngilizlerin yanında yer alanları Atay nesil affetmemiştir.

Zeytindağı'nda çizilen tablo karanlıktır. Kendisi de Filistin ve Suriye'de harp eden Mustafa Kemal Atatürk, gerçekleri çabuk fark etmiş ve Türk unsur kavramını doğru okumuştur. Zaten kitapta Atay'ın Atatürk'e atıfta bulunduğu üç-dört farklı yer var ki, hepsine katılıyorum.

Zeytindağı, keşke bir kurgu olsaydı, keşke bir roman olsaydı denilecek kadar acı ve hüzün dolu bir hatırat...
Falih Rıfkı Atay ile tanışmamıza vesile olan "Zeytindağı", benim için Osmanlı'nın son dönemlerini anlatması babında gayet yararlı bir eser oldu.

Adını kulaktan dolma duyduğumuz, fakat haklarında yeterli bilgiye sahip olmadığımız bazı paşaları; Cemal Paşa, Talat ve Enver Paşa gibi Atay'ın anlatımıyla bu eserle bir nebze de olsa tanıyabiliyoruz...Yazarımız özellikle Cemal Paşa'nın yaverliğini yaptığı için, onu bile anlatırken tarafsız bir üslup kullanmayı tercih etmiş. Her ne kadar bu paşalar iyi niyetli olsalar da yanlış savaş stratejileri ve rütbe kavgaları yüzünden kendilerini ve beraberlerinde ki Mehmetçikleri büyük kayıplardan ve yenilgilerden koruyamamışlardır.

Yazarımız bu savaşla Osmanlı'nın hazinesinin nasıl tüketildiğini, en önemlisi de Mehmetçiklerimizi nasıl göz göre göre kurban ettiğimizi bizlere çok güzel aktarıyor.

Falih Rıfkı Atay Filistin cephesinde bizzat kendi savaştığı için, savaşın nasıl ilerlediğini ve nasıl başarısızlıkla sonuçlandığını gözler önüne serebilmiş. Yetersiz şartlara rağmen Türk askerinin orada nasıl korkusuzca mücadele ettiğini fakat yine de yenilgiye uğradığını okumak çok hoş olmasa da benim için Atay'ın şu sözleri, Türk askerinin kaydedeceğini bile bile sonuna kadar mücadeleyi bırakmadığının kanıtı mahiyetindedir...

Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık, Türkler gibi bıraktık...

Bu kitabı, her Türk gencinin okuması gerektiğini düşünüyorum...
Herkese keyifli okumalar dilerim...:)
Falih Rıfkı Atay'ın ilk defa Zeytindağı kitabıyla tanıdım. Kitap beni biraz sıkmış olsa da yine de içindeki bilgiler göz ardı edilecek türden değil.

Falih Rıfkı, kitabın yazarı kitabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.
Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadar geçen zamanı anlatılmaktadır.

Yazar bir görev sebebiyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmiştir. Burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını tarihin önemli olaylarını da anlatmıştır.

Osmanlı ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs Şam Filistin Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.

“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.”

Falih Rıfkı Atay Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapları yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.

Vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde, komutan olarak ilk önce fikir sahibi olmak gerekir.
Evet evet! İyiki tanıştık. Başlangıç için:

https://youtu.be/5r2MzXLlvlo

Atatürkçülük Nedir? Cevabını bulabileceğiniz bir kitap elbette.
Falih Rıfkı Atay, Atatürk'e olan yakınlığının yanı sıra, ne kadar hayran, sadık, bağlı olduğunu göstermiş ve onun yolunda ilerlemeyi vazife edinmiş birisi.

Tarihi okuyunuz. Gerçekten tarafsız olan kişilerden öğreniniz tarihi. Herkes kendi tarafına öyle güzel çekiyor ki olayları, Atatürk din düşmanı (!) diyenlere inanan cahillerden olmayın. Atatürk komünist (!) diyenlere de itibar göstermeyin.

Atatürk ; eşitlikçi, çağdaş, Türk Cumhuriyetini ilerletmeye çalışan, genç nesile bilimi aşılamayı amaç edinmiş ve öyle karışık bir dönemde, dağılmaya yüz tutmuş olan devleti diriltmiş bir lider ki, bunu bir kez daha anladım. Tekrardan hayran kaldım.

Sorularla gidelim:

1) Medreseler neden kalkmıştır?

" Akli ilimleri kapısından kovan ve yalnız şer'i ilimleri öğreten medrese, toplumun bütün dünya işleri üzerinde egemen olmak davasındadır. Batı'ya doğru bütün gelişmeleri önlemeye kalkışmaktan bir türlü vazgeçemez."(Syf.11)

Şimdi Osmanlı'da medreseler ilim öğretmişlerdir zamanında. Osmanlının son yıllarında ise, Batının bizlerden(doğudan) öğrendiği bilgileri de üzerine katarak(bkz. İbn-i Sina, Farabi ) gelişip ilerlemesine, Osmanlı gerileyerek eşlik etmiştir. Bundan dolayı medreseler din istismarı yapıp dini silah olarak kullananların eline geçmiştir. Bu sayede geri kaldık. Bunun değişmesi için kaldırılması mı lazım diyenler olabilir. Evet! Kaldırılmalıydı. Dönem ne dönemi? Yıkılış... Her taraftan istila altında olan bir toplumda düzeltme nasıl yapılsın? Neresinden tutsan elinde kalır.

Ek olarak:
" Bugünkü Batı uygarlığının mayası, eski Yunan ilim ve felsefesidir. Temeli nedir bu ilim ve felsefenin? İnsan aklını aramakta, sormakta bilmek; anlamak, açıklamak ve yorumlamakla hür kılmak!"( Syf. 16)

2) Öz Atatürkçülük?

" Millet bütün dünya işlerinde ne şeriat ne de herhangi bir ideolojinin baskısı altında olmayarak, yalnız günün şartları içinde kendisi için en yararlıyı düşünerek karar verir." Öz Atatürkçülük " budur."( Syf. 21)

Gelgelelim bir başka tartışmalı konuya:

3) Atatürk sağa mı yakın sola mı?

Atatürk ikisine de karşı.
İkisi de birdir.
İkisi de Türkiye'nin ilerlemesine engeldir.
İkisi de Atatürk 'ü yok etmeyi amaç edinmiştir.

Bu şekilde vurguluyor Falih Rıfkı Atay. Bu adamı çok sevdim. Benim yıllardır aklım fikrim buydu. Hiçbir yere ait değilim derken tam da Atatürkçüymüşüm!

Şu alıntıları da bırakayım tam buraya :

#31887761
#31887823

Araplaşmış bir topluma Türklüğü nasıl anlatabilirsin ki tekrar? Anlamak istemeyen anlamaz. Hala da böyle değil mi?
Cumhuriyet kurulalı 95. yıl bitmek üzere ama ülke aynı kafa aynı.


Batılılaşmaktan kastı şimdi Batıya özenmek olarak algılayanlar da var elbet. Hayır!!!
Orada ilerlemek, orada çağdaşlaşmak vurgulanıyor. Bunu Doğu mu yaptı ? Tabiki hayır. Batı yaptığı için ondan örnek verilmekte. Somut olan o çünkü.

Sizler şimdi yiyin birbirinizi zamanında dedeleriniz şöyle yemişler :

- Yaşasın Fes!
- Yaşasın Kalpak!

Atatürk ise ne yapmış ? Alın size der gibi Şapka Kanunu'nu çıkartmış. Gel de gülme buna.:)

Fes dinde varmışcasına günah demeye devam edenler hala var. Nedenlerini sorgulamadan...
Ezan neden Türkçe okunmuş araştırıp niyeti bilmeden Atatürk 'ü dinsiz yapan...
Bir şeyi eleştirmek için araştırmak lazım. Daha onu bile yapmadan bilmeden etmeden yer babam yer!!! Aynen böyle devam edelim güzel insanlar...

İleri görüşlülük örneği olan Atatürk 'e sahip çıkmamız lazım. Hiçbir ideolojiye fırsat vermeden kimseye kaptırmadan!

Söyleyecek çok şey var aslında ama kitap çıkar bunlardan o derece doluyum. Tutuyorum kendimi. Kusurum olduysa affınıza sığınırım. Kendi görüşlerim ile Falih Rıfkı Atay'ın görüşleri benzer olduğu için ortaya karıştırdım biraz. Sevgiler ve her daim lütfen saygılarla...
https://youtu.be/pFTkk22CbAg

***SON***

Yazarın biyografisi

Adı:
Falih Rıfkı Atay
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1894
Ölüm:
İstanbul, 20 Mart 1971
Falih Rıfkı Atay (1894, İstanbul - 20 Mart 1971, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, milletvekili.
Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi. İzmir'in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal ile tanışıp dostluğunu kazanan Falih Rıfkı, özellikle Atatürk’ü yakından tanıtan anılarıyla ünlendi. 1923-1950 yılları arasında milletvekili olarak siyasette yer aldı. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e yakınlığı nedeniyle çok önemli olaylara tanıklık etmiş ve kişisel tarihi cumhuriyet tarihi ile özdeşleşmiştir.

HAYATI:

Sakarya ili Kaynarca ilçesi Büyükkaynarca köyünden İstanbul'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olan Falih Rıfkı Atay[2] 1894 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hoca Hilmi Efendi, annesi Huriye Cemil Hanım idi[3].
Ortaokulu Mekteb-i Tahsil Mektebi’nde lise öğrenimini Mercan İdadisi’nde tamamladı. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Bey (Erozan) ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi (Orhon), edebiyat zevkinin gelişmesine yardımcı oldu[4]. II. Meşrutiyet’in ilanı edildiği 1908 yılında girdiği Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni 1912’de bitirdi.
1911’de ilk yazıları, Servet-i Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlandı. Tecelli (1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettiği Kadın (1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim'in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı. 1912’den itibaren Tanin gazetesinde düz yazılar yayımladı.
1913’te memuriyet hayatına başlayan Falih Rıfkı, Sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte resmi görevle Bükreş’e gittiğinde Tanin Gazetesi’ne röportajlar gönderdi. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak Suriye'ye gitti ve Cemal Paşa’nın özel kâtipliğini yaptı. Suriye ve Filistin'deki savaş anılarını Ateş ve Güneş (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa'nın Bahriye Nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917).

1918’de Ali Naci (Karacan), Necmettin Sadık (Sadak) ve Kazım Şinasi (Dersan) ile birlikte Akşam Gazetesi’ni kurdu. Gazetede, Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılar yazdı. Damat Ferit Paşa hükümetinin vatanseverleri yargılamak üzere kurduğu, halk arasında “Kürt Nemrut Mustafa Divanı” diye anılan mahkemede Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazıları nedeniyle idamı isterek yargılandı. İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılması üzerine Divan-ı Harp tutumunu değiştirince idamdan kurtuldu. 10 Eylül 1922’de Anadolu’ya geçti

Kurtuluş Savaşı

Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılarını Tanin ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde sürdürdü. Savaşın ardından Tetkik-i Mezalim Heyeti’nde görevlendirilen Falih Rıfkı, Halide Edip, Yakup Kadri, Mehmet Asım ile birlikte Yunan ordusunun yakıp yıktığı yerleri saptamak üzere tüm Batı Anadolu’yu dolaştı

Milletvekilliği

1923’ten TBMM’ye girdi ve aralıksız 27 yıl milletvekilliği yaptı. 1923-1927 arasında Bolu , 1927-1950 arasında Ankara milletvekili olarak mecliste yer aldı. Bir yandan da çeşitli tarihlerde Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Milliyet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Köşe yazılarında Atatürk devrimlerini ve batılılaşmayı savundu. Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. Bu dönemde 1937 yılındaki Trakya Manevraları'na katılmıştır.
İzmir’in kurtuluşundan sonra tanıştığı Mustafa Kemal’in dostluğunu kazandı ve bu döneme an ilişkin anılarını Atatürk’ün Bana Anlattıkları (1955), Çankaya (1961) ve Atatürk Ne İdi? (1968) adlı kitaplarda topladı. Atatürk’ün çok yakınında bulunması ve önemli olaylara tanıklık etmesi yapıtlarına ayrı bir önem kazandırdı.
Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu. Ölünceye dek bu gazetenin başyazarlığını sürdürdü. 20 Mart 1971’de kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi

Edebiyattaki yeri

Falih Rıfkı Atay, gezi yazılarını ve anılarını topladığı kitaplarıyla Cumhuriyet döneminde bu türlerin ilk özgün örneklerini verdi. Zeytindağı (anı-1932, 1964), Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya (gezi-1930) ve Pazar Konuşmaları (fıkra-1966) başlıca yapıtlarıdır.

Atay, sağlam, çekici anlatımı ve duru Türkçesiyle basının en usta kalemlerinden biriydi. Türkçeyi süssüz, sanatsız ama etkin kullanmayı amaçladı. Siyasi konuları işleyen fıkra ve başyazılarıyla tanınan Atay gezi, anı, makale ve sohbet türlerinde birçok kitap yayımlamıştı; Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi.

Eserleri

ANI : Ateş ve Güneş (Suriye ve Filistin savaş anılan, 1918), • Zeytindağı (1932), • Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955), • Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri (1955), • Çankaya (1961), • Batış Yılları (1963), • Atatürk'ün Hatıraları (1914-1919) • Atatürk Ne İdi? (1968)

Gezi : Faşist Roma, Kemalist Tiran, • Kaybolmuş Makedonya (1930), • Deniz Aşırı (1931), • Yeni Rusya (1931), • Moskova-Roma (1932), • Bizim Akdeniz (1934), • Taymis Kıyılan (1934), • Tuna Kıyıları (1938), • Hind (1944), • Yolcu Defteri , (1946), • Gezerek Gördüklerim (1970).

Fıkra: Eski Saat (1933), • Niçin Kurtulmamak» (1953), • Çile (1955), • İnanç (1965), • Kurtuluş (1966), • Pazar Konuşmaları (1966)

İnceleme: Başveren İnkılapçı (Ali Suavi Üzerine, 1954), • Atatürkçülük Nedir (1966), • Londra Konferansı Mektupları (1933), • Türk Kanadı (1941), • Kanat Vuruşu (1945)

Monografi: Babamız Atatürk (çocuklar için, 1955)

Yazar istatistikleri

  • 214 okur beğendi.
  • 1.748 okur okudu.
  • 98 okur okuyor.
  • 1.525 okur okuyacak.
  • 52 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları