Hüseyin Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız

YazarDerleyenÇevirmen
8.9/10
12.074 Kişi
·
36.106
Okunma
·
3.636
Beğeni
·
80952
Gösterim
Adı:
Hüseyin Nihal Atsız
Unvan:
Türk Yazar, Şair, Tarihçi ve İdeolog
Doğum:
Kadıköy, İstanbul, 12 Ocak 1905
Ölüm:
İstanbul, 11 Aralık 1975
Hüseyin Nihal Atsız (12 Ocak 1905; Kadıköy, İstanbul - 11 Aralık 1975, İstanbul), Türk yazar, şair, tarihçi ve ideologdur. Nejdet Sançar'ın ağabeyidir. Yağmur Atsız ve Buğra Atsız'ın babasıdır. Rıza Nur'un mânevî oğludur. Kendisini Türkçü ve Turancı olarak tanımlar. Ailesi Atsız'ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Çiftçioğulları ailesinin tesbit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa'dır. Ahmet Ağa'nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa'nın çocukları Midi'den, Yozgat'ın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa'nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir. Ahmet Ağa'nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 - 1894) ise 1850-1852 şıralarında Deniz eri olarak Istanbul'a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Donanma-yı Hümayun' da kalmış ve makina önyüzbaşlığına Çarkçı Kolağalığı'na terfi etmiştir. Hüseyin Ağa'nın eşi Emine Hayriye Hanım'dır. İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944). Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması'na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı'ndan emekli olmuştur. Mehmet Nail Bey'in ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884 - 1930)'dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahriye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfika Hanım'ın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzon'lu olup ailesi Kadıoğulları namı ile maruftur. Mehmet Nail Bey'in ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet (Sançar) ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe (Çiftçioğlu) dünyaya geldi. 1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla (Çiftçioğlu) adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır. Biyografi Hüseyin Nihâl Atsız, 12 Ocak 1905'te İstanbul Kadıköy'de doğdu. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul Sultanilerinde (İstanbul Lisesi) yaptı. Buradan mezun olunca Askerî Tıbbiye’ye yazıldı. Atsız, yükseköğrenim çağına gelip Askerî Tıbbiye'ye kaydolduğu çağlarda Türkçülük fikrinin etkisi altına girmeye başladı. Ziya Gökalp'in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine karşı öğrencilerle kavga ettiği ve daha sonrasında ise aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)'a selam vermediği gerekçesi ile 4 Mart 1925 tarihinde 3. sınıf talebesiyken Askeri Tıbbiye'den çıkarılmıştır. Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır. Üniversite Yılları ve İlk Fikirler 1926 yılında İstanbul Dârülfünûnu'nun Edebiyat Fakültesinin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünûnu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır. Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı 'Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri' adlı makalenin Türkiyat Mecmuası nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan Mehmet Fuad Köprülü' nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmî'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır ('Divân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati', 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur. Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yeralıyordu. Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti’nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Muallim Mektebi'ni öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931'de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır. Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır. Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)'yı çıkarmaya başladı. Mehmet Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu Türkçü ve Köycü dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur. Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır. 1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galib'in yaptığı eleştiriler üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâilî Boratav' ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velîdî'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de Reşid Galib'in tepkisini üzerine çekmiştir. 19 Eylül 1932'de Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir.Reşid Galib, Atsız Mecmuanın 17. sayısındaki 'Dârülfünûn'un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi' adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanı'na baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir. Ölümü Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir. 13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı'nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii'nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir. Eserleri Türkçülüğün öncülerinden olan Nihâl Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam 'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam 'ın devamı olarak Yalnız Adam 'ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar serisi'nin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır. Nihâl Atsız'ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde basılmıştır.
“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.”
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
308 syf.
·4 günde·10/10
Ruh Adam Hüseyin Nihal Atsız'ın en son neşredilen romanı olmakla birlikte üzerinde en çok konuşulan ve en çok incelenen romanıdır. Atsız'ı okurken lütfen önyargılarınızı bir kenara bırakıp öyle okuyun. Atsız da bizim, Sabahattin Ali de, diğerleri de . Hepsi Türk Edebiyatına katkı sunmuş, güzel dilimiz Türkçenin gelişmesi için çabalamışlardır.

Romanın konusunu ordudaki görevine son verilen Selim Pusat'ın düş ile gerçek arasında yaşadığı sıradışı olaylar ve aşk duygusu oluşturur.

Rivayet odur ki Leylâ Mutlak karakteri gerçekte Hanzâde Osmanoğlu'dur. Leyla Mutlak, soyadının çağrıştırdığı şekilde “Mutlakiyet” rejimini, yani Osmanlı Imparatorluğu'nu simgeler. Kadının, Selim Pusat’ın hayatındaki gizemli varoluşu, bir görünüp bir kaybolması, kendisini Osmanlı tahtının varisi sayması vs. söz konusudur.

Atsız hakettiği değeri bulamamış, edebiyatımızın yapı taşı bir yazarımızdır. Onun şiirlerinde ve yazılarında ruh hali gerçekten uç noktadır. Son sayfasına kadar sıkmayacak bir döneme damgasini vurmuş Atsizin en değerli romanidir. Kitabin içindeki sözler ağızlara pelensenk olacak cinsten.

Yastığımız mezar taşı,yorganımız kar olsun,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, Var olsun!

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
352 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Öğrenmek isteyen okusun!!!

Öncelikle, yazdıklarım kitap incelemesinden ziyade yazar incelemesi veya araştırma yazısı oldu. Bu araştırma-incelemeyi oluşturmak, (geceleri birer-ikişer saatimi ayırarak) bir haftamı aldı. Biraz emek verdim açıkçası. Bu sebeptendir okuyacak olanlara kesinlikle birşeyler kazandıracağımı düşünüyorum. Vakti olan herkesin okumasını içtenlikle diliyorum. Anlatacaklarımı bilenlerin başımın üstünde yeri var. Bilmeyenler eminim memnun kalacaklar. Bu inceleme diğerlerine göre daha uzun olacak ama hepsini içtenlikle okuyanlara sonsuz teşekkür ediyorum.

Peki ne anlatacağım? Kitaptan ziyade yazarını tanımayanlar için kendisinden bahsedeceğim. Tabi ki sizlere yazarın biyografisini sunmayacağım.(bunu heryerde bulursunuz) Onu, küçük araştırmalarım sonucunda kendi gözümden, beni etkileyen yerlerini anlatacağım. Evet anlatacağım çünkü Atsız'ın kitapları, hikayesi güzel olduğu için veya rastgele raflarda görüldüğü için okunsun istemiyorum. Kitaplarını eline alanlar Atsız'ın bilincinde olup okusunlar istiyorum. Çünkü ben bu kitabı okurken Atsız'ı tanımıyor olsaydım, böylesine derinden etkilenmezdim. Sizlerde onu tanıyın.

Vaktiyle bir Atsız varmış arkadaşlar...

•Tam adı "Hüseyin Nihal Atsız" olan sevgili yazarımızı Türkçü ve Turancı olmasıyla tanıdım. Evet evet, Atsız sapına kadar Türkçüdür. Hatta bunun bir çok kanıtı bulunur. Beni bunlar arasında en çok etkileyeni "Topal Asker" hikayesidir. Hikaye dediğime bakmayın gerçektir. Bu hikayeyi benden değil bizzat vereceğim linkten kendiniz dinleyebilirsiniz. Ama bu hikayeyi dinlemek istemeyenlerin, incelememi okumalarına gerek yok. Hemen şuan kapatabilirler. Atsız'ı gerçekten tanımak isteyenler lütfen dinlesin ve sonrasında devam edelim.
https://youtu.be/UDRZXqSZF4Y
Şiiri, şarkı olarak söyleyen linki de buraya bırakıyorum. Açıklama kısmında şiirin sözleri bulunuyor, dinlerken göz atabilirsiniz.
https://youtu.be/TfdH9Octqw4
•Ben Atsız'ı bu hikayesiyle tanıdım. Gözlerim dolu bir şekilde dinledim, çok etkilendim. Daha sonrasında; kendisini merak ettiğimden, araştırmam neticesinde Türkçülüğü konusunda şüphem kalmadı. Fakat dini görüşü biraz farklıydı Atsız'ın. Bu konuda çeşitli söylentiler vardı. Ateist diyenler, Deist yazanlar... Ama hiçbir kaynakta tam olarak dini inancı şöyledir veya böyledir yazan bir yere rastgelmedim. Fakat kimliğine şamanizm yazdırdığını bir kaynaktan buldum. Atsız'ın İslam ve Müslümanlık hakkında yazdıklarını okuyunca, en azından dine bizim gibi bağlı olmayan yada gerçekten inanmayan biri olduğu kanaatine varmak zor değil. Fakat bu demek değildi ki Atsız bizleri horgörüyor veya müslümanları sevmiyor. Aksine dinimize ve inanana saygısı çoktur. Atsız, sadece Türkçülüğü ve Turancılığı, dinimizden çok daha öte tutuyordu. Bu sebepten olacak ki Atsız'ın dini inanışı hakkında bunlar dışında (sağlam kaynaklarda) pek net bilgiler(tutarlı) bulamadım. Bulan varsa yorumda belirtebilir. •Bu arada kendisinin Müslümanlık hakkında yazdıklarının linkini buraya bırakıp, dini görüşü için yorumları size bırakıyorum ve bu konuyu da burada kapatıp devam ediyorum. İsteyen göz atabilir.
http://blog.milliyet.com.tr/.../Blog/?BlogNo=204398
•Atsız'ın mesleği öğretmenliktir. Ayrıca kendisi usta bir şairdir de. Atsız hakkında öğrendiğim ve beni çok derinden etkileyen ikinci hikaye ise (bu da gerçek) tam da öğretmenlik yıllarında geçen bir hikayedir. Bunu bizzat kendim kısaca anlatacağım.
•Atsız, öğretmenlik yaptığı yıllarda, yeni atandığı okulda bir meslektaşı gözüne çarpar. Kendisi yeşil gözlü bir hanımdır. Gençlik yılları fikir ve dava yolunda geçtiği için, o zamana kadar hiçbir kadına ilgi duymamışken, yeşil gözlü hanıma iyice kaptırır kendini. Neticesinde açılmaya karar verir. Bir şiir yazar ve yeşil gözlü hanımın dolabına koyar. Yeşil gözlü hanım ise zarfı bulduğunda,zarfı açmadan olduğu gibi Atsız’a geri verir.
Atsız sonraları çıkardığı şiir kitabında, bu şiire “Geri Gelen Mektup” ismini koyarak yayımlar. O yeşil gözlü hanım ise Atsız ile mezara bir sır olarak gider.
•Fakat şöyle bir gerçek var; şiir o kadar güzeldir ki, yeşil gözlü hanım bu şiiri açıp okusaydı, Atsız'dan etkilenmemesi imkansızdı. Sözler öylesine derin ve güzel ki, bu sözler karşısında kim olsa diz çökerdi. Şayet o sözlerden ben bile etkilendim. Şimdi buraya, bu şiiri şarkı olarak söyleyen bir ablamızın linkini bırakıyorum(bilen çoktur) ve kesinlikle sözlerine dikkat kesilerek dinlemenizi tavsiye ediyorum. Şiirin sözleri, videonun açıklama kısmında bulunmaktadır. Şiire göz atmadan bu anlattığım hikayenin anlamına varamazsınız. Sözlere bakarken de şarkısını dinleyebilirsiniz.
https://youtu.be/KKZqiEHORb0
•Bu konuyu da kapatmadan önce, Atsız bu şiirini; bu kitapta, güzel bir hikayeyle harmanlayarak bizlere sunmuş. Artık nasıl sevmiş ise, nasıl içine işlemiş ise bu şiir; aynı güzellikte bu romana da işlemiş. Derler ki:"Nazım Hikmet gibi sevseydik bunun adı aşk olurdu, Atsız gibi seviyoruz bunun adı yangın."
•Atsız ile ilgili, bende ilgi uyandıran başka bir hadise daha var: Atsız-Sabahattin Ali çatışması... Şimdiden belirtmek isterim ki ben Sabahattin Ali'yi çok severek okuyorum ve beğeniyorum. Hatta bütün kitaplarını okudum diyebilirim. Anlattıklarımda kendi adıma Sabahattin Ali'ye en ufak çamur atma veya kötüleme söz konusu değildir.
•Bildiğiniz üzere Türkçü ve Turancı olan Atsız, bir zamanlar Sabahattin Ali'yle çok iyi dostluğu vardır. Sonraları Sabahattin Ali, kendini "Romantik Komünist" olarak tanımlayan Nazım Hikmet ile tanışır. Neticesinde fikirleri değişmeye başlar. Bunu farkeden Atsız, kendisine mektup yollar ve Sabahattin Ali'den de cevap gecikmez. Bu şekilde mektuplaşmalar sonucu 3 mayıs olayları gerçekleşir. 3 mayıs olayı, benim anlattıklarım dışındadır dolayısıyla ona değinmiyorum fakat ilgilenenlere hemen linki bırakıyorum.
https://www.gzt.com/...k-gunu-ilani-3345334
Beni bu olayda etkileyen iki şeyden biri: Atsız'ın, Sabahattin Ali'ye yazdığı mektup. Ve ikincisi de: Atsız'ın, Türkçülükten Komünizme geçen Sabahattin Ali'ye karşı tavrı, tutumudur. Atsız'ın yazdığı mektubun, video olarak linkini bırakıyorum ve Atsız'ı anlamak isteyenlerin dinlemesini tavsiye ediyorum. Videoya geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki: Sabahattin kötü yazardır veya Komünist'tir demiyorum, kimse yanlış anlamasın. Sadece Atsız'ın bu konu hakkında görüşlerini belirttim. Atsız bu konuda haklıdır veya haksızdır fakat benim için önemli olan bu konuda ki duruşu ve tavrıdır. Ki beni de ilgilendiren budur.
https://youtu.be/E2Ms9Q4y-Nk
Bu videodan sonra, Atsız'ın kaleminden Sabahattin Ali'yi öğrenmek isterseniz diye yine bir link bırakıyorum.
https://www.bilgicik.com/...huseyin-nihal-atsiz/
Vermiş olduğum linkte, Atsız'ın "İçimizdeki şeytanlar" adlı yazısı yine benim anlattıklarım dışındadır fakat şunu eklemeliyim ki: Sabahattin Ali'nin "İçimizdeki Şeytan" kitabında, Atsız'ı anlattığı rivayet edilir. Herhalde Atsız, bu yazısının başlığını buna cevap olarak "İçimizdeki Şeytanlar" yapmış olabilir diyerek bu konuyu da kapatalım.
•Belirtmiş olduğum gibi, Atsız'ın dik duruşu ve davasına inancıdır benim değinmek istediğim. Atsız, komünist karşıtı yazılar yazdığı için davası için hapis bile yatmıştır.(1944 Irkçılık-Turancılık davası) Bahsetmiş olduğum dava, yine bizim konumuzu aşacağından dolayı merak edenler için yine bir link bırakıyorum. Bu arada, dava için Alparslan Türkeş'de Atsız ile beraber yargılanmıştır.
https://tr.m.wikipedia.org/...l%C4%B1k_Davas%C4%B1
•Alparslan Türkeş demişken; Atsız, Türkeş'le de bu dava aleyhinde yol ayrımına gelmiştir. Aralarında geçen olay hakkında çok net bilgiler bulamadığım için boş konuşmaya lüzum görmeyip bulduğum bir kaynağı paylaşıyorum ve yine isteyen göz atabilir.
https://turanotagi.com/...lan-turkes-meselesi/
Bu olayla ilgili şu bilgiler vardır elimde: Bulduğum bir kaç bilgiye göre(emin olmamakla beraber) Atsız; bu davada, her koşulda dik durduğu için, Türkeş'in ise daha farklı bir üslupta durmuştur. İşte yine dik duruş, yine Türkçülük.
•Türkeş'in islami düşünceleri öne çıkartarak siyasallaşması ve sonucunda da MHP yi kurması neticesinde Atsız ile yolları ayrılmıştır.

•Sonlara doğru gelirken, Atsız Türkçülük adı altında bir çok dergi çıkarmıştır. Kendi savaşını bu kulvarda da sürdürmüştür. Konuyu uzatmadan, bu dergileri de sizlerle paylaşıyorum.
http://www.nihal-atsiz.com/...sizin-dergileri.html
•Atsız'ı tanımak için tabi ki oğluna yazdığı mektubu okumadan olmazdı. Oğlu bir buçuk yaşındayken ona vasiyet olarak yazdığı mektup. Bu satırlarda beni etkiledi. Mektupla alakalı birşey yazmama gerek yok, linkten okumanız yeterlidir. Fakat şunu eklemeliyim ki; ne yazık, oğlunun ileride komünist olmasına engel olamamış bu yazdıkları.
https://www.edebiyatturkiye.com/...ogluna-mektubu.2105/
•Son olarak küçük bir not: Eski Türk geleneklerine göre isim kazanmayı haketmediğini düşünerek aslında "Adsız" soyadını almak istese de "Atsız" soyadını almıştır.
•Daha da uzatmayarak burada noktayı koyalım. Ben sizlere Hüseyin Nihal Atsız'ın hayat hikayesini anlatmadım. Kendimce; görüşünü, duruşunu, davasını, neden tanınması ve neden okunması gerektiğini kısaca anlattım. Artık daha da araştırmak isteyenin önünde Google amcası her zaman açık. Ben Hüseyin Nihal Atsız'ı böyle bildim. Sizlerde bilin. Bildirin. Türkçülük adına mücadele veren, dik duran ve davasında ceza bile yatan Atsız'ı bilin.

Abarttığımı düşünenlerin, düşündükleri de kendine kalsın. Onlar zaten Atsız'ı bilmeseler de olur.

Kitap hakkında söylemek istediğim çok şey var. Hatta kitabı muhteşem bir şekilde yorumlayabilirdim ama o hakkımı yazarda kullandım. (Tabi muhteşem olmadı)
Kısaca diyebilirim ki: Kesinlikle okuyun! Kitapta; yazar, kendisini anlatmış. Kendi ruh halini, iç yansımalarını aktarmış. Bugüne kadar okuduğum en güzel ve en çok etkilendiğim roman olarak, yerini çoktan aldı.

Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş,
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş...
Demiş Atsız ata. Peki o halde.
-Vaktiyle bir Atsız varmış...

Eksik ve hatalı bulduğunuz yerleri lütfen söyleyiniz. Gerçekten okuyup beğenenler, paylaşın ki başkaları da okusun, beğensin.
Saygılarımla.
263 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Not: Bu kitabı okuyacaklar önce Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz'i okursa kitabı daha net anlar. Ardından da Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini'ni okursanız isabet olur.

Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır. İkinci Süreya vakası yaşamamayı ümit ederek bismillah diyorum.

Yıllarca yazar hakkında duyduğum olumsuz cümlelerden ötürü, deyim yerindeyse burun kıvırıp hiçbir kitabıyla ve düşünceleriyle ilgilenmedim. İçinde fanatiklik olan her düşünce beni rahatsız ediyor. Doğruların içinde, muhtemel eğrileri görmemize engel bir bakış açısı gibi geliyor. Fanatiklik düşmanlığı, düşmanlık huzursuzluğu doğurur. Zaten tadı, uçuşan birkaç saniye tatlı anla döşeli şu hayat, yaşarken uzun, geçmişe baktığımızda da bir solukta geçmişçesine yaşanıyor. Bu kadar avuçlarımızdan akıp giderken de neyin fanatikliği, neyin gözü karalığı diye sorguluyorum. Dünyada insanın iyisine inanırım. Yargılamalardan, dayatmalardan, bilmişlikten, sürekli kötülemelerden hoşlanmam. Bir tek Metin Altıok için arada sübliminal mesajlar veriyorum, o kadar. O da hakkıdır. Herkesi okumalıyız düşüncesine de katılmamaktayım. Avuçlarımızdan akıyor saniyeler. Sağlam bir liste oluşturalım, sayılı saatler içinde hedefsiz baykuşlar gibi uçmayalım düşüncesindeyim. Bu yüzden düşüncesi ne olursa olsun bana özgün gelen, bazen tuhaf gelen, bazen gönlümü okşayan, bazen zihnimi çivileyen, bazen düşüncelerimi kurcalayan, bazense sadece nedir diye baktığım okumalar yaparım. Özgün gelen Atsız oldu. Tuhaf gelen Oğuz Atay oldu. Gönlümü okşayanlar çok, biri Altıok zaten. Zihnimi çivileyen Canetti, düşüncelerimi kurcalayan Cioran, nedir diye baktığım da Pirandello idi. Bunların hepsi birer örnek tabi. Hepsini iyi ki aldım, iyi ki okudum. Her biri zihin dünyamda yerini öyle bir yaptı ki haklarını teslim etmek lazım.

Atsız kendisini ifade ederken o kadar değişik bir dile sahip ki dünyasında insanı ürküten, ama meraktan da yola devam ettiren, hem kızdıran hem de "Gel de hak verme" dedirten yanları olan, çok ama çok farklı bir insan. Hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Kızdığım, olmaz böyle dediğim, bunu nasıl düşünmüş dediğim, hayretten bazen fal taşı gibi açılmış gözlerle okuduğum satırları da oldu. Bu yüzden bu adam nasıl bir adam düşüncesiyle Yolların Sonu'nu aldım. Ruh Adam'da içsel birçok konuşma insanı farklı deryalara sürüklerken, şiirlerini milli fikirleri daha ağır basarak yazmıştı. Bu yüzden şiirlerini okuduğumda onu daha iyi anladım. Müthiş bir coşku, insanı güldüren bir gaza getirme, ne olduğunu anlamadan coşa gelme, duyguyu şiddetle hissettirmede bir hüneri var. Yadsıyamayız. Hatta bu hünere ben hayran oldum. Katılmadığım satırlar, katıldıklarımla bir saç örgüsü misal karışmış ama bir o kadar intizamlıydı. Ruh Adam'daki yazar duvarlarını kaldırsa da hep temkinle yaklaşmakta olduğumuz biriydi, bu yüzden şiirler kendi ile ilgili daha çok bilgi vermiş.

Kitapta birçok konuşmayı takdirle okurken, birçok konuşmada da kaşlarımı çattım. Ama bu, bu kitabın müthiş bir edebi ve felsefi lezzet içermediğini göstermez. Bilakis, yazar dediğin okuru bir tokatlamalı. Bakın ben bu tokadı çok farklı alanlarda olsa da Cioran'da da yemiştim. Onu okurken ona çok katılmadığım, sonra katıldığım, sonra hayretten okumakta ilerleyemediğim anlar yaşamıştım. Bu kitabı benzer his ve düşüncelerle okudum. Bir insana katılmasanız da onun düşüncelerini ifade ediş şekline hayran olabilirsiniz.

Kitabın içinde bir şiir var. Sevdanın her yürekte aksi başka bir dağdan çarpar gelir insana. İnsanız, göğümüz bir ama gönlümüz ayrı ayrı. Her biriniz kendiniz için, içinize ses olan, nice şiir görmüşsünüzdür. Ben birkaç mısra okumuştum yıllar yıllar önce. Sanıyorum sene 2009'du. Bir arkadaşımla birbirimize beğendiğimiz şiirleri atardık. (O arkadaşım Tanpınar'ı daha o vakitler okumayı geçin yutmuştu satır satır. Ben acemi okuyucu.) Ben de sağı solu şiir bulmak için karıştırırken "Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin./ Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin."  mısralarına denk geldim. Kimin yazdığını bilmiyordum ama beni etkilemişti. Yaş 18, duygular coşkulu. Yuttuk geçtik verdiği etkiyi. Başka satırlara aktı gitti gönlümüz gözümüzle. Derken yıllar sonra dilimin ucuna bu satırlar geliverdi. Çıldırıyorum meraktan ama ne mümkün tam olarak hatırlayamıyorum. Derken Ebru Ablanın kitabı okuduğunu gördüm. Alıntıları tıkladım. Ve karşımdaydı satırlar. Bir alıntı uğruna düştüm kitabın peşine. Okudum. Kitap bittiğinde "O neydi o?" dedim. Okuduğunuz kitap size dudak ısırtmalı arkadaşlar. Bu hep mümkün değil. Hepimize başka başka kitaplar bu hissi verir. Bana bu, öyle gelen bir kitap oldu işte. Geri Gelen Mektup şiiri tam anlamıyla karşımdaydı ve ben bunun üzerine sevda şiiri yazılabileceğine inanmıyorum. Ancak buna denk olabilir, Mona Rosa gibi. Bu insanlar, seven sever sevmeyen keyfi bilir insanlar ve benim için tartışmasız çok derin insanlar. Ben böyle sevda sözü görmedim. Bu şiiri sazla söyleyen birçok insan varmış. 3 gece boyunca sadece bu şarkıları tam olarak sabaha kadar defalarca dinledim. Kalbim davul gibi attı. Hala aklıma geldikçe o dem, içimde garip bir şeyler oluyor. Anneme dedim ki, bu şiir beni öyle etkiledi ki taze aşık olmuş gibiyim. Şimdi sokağa çıksam birileriyle biraz konuşsam, sırf üzerimdeki şu hal yüzünden kim vurduya gidecek kalbim. :) Çünkü duygularım şaha kalktı ve oldukça hedefsizdiler. Neyseki o garip hâli atlattım. Fakat ben böyle şiir görmedim işte. Ne söyleyebilirim.

Ruh Adam, eski bir askerin, askerliği eskide kalmak zorunda olan, oldukça garip bir insanın, şiir de yazan bir buz adamın romanı. Hem hayran olunacak -istemsizce- hem de çok ama çok eleştirilecek yönleri olan bir insan Selim Pusat. (Soyadı dahi kişiliği ile ilgili bilgi veriyor.) Bu adam zaman ilerledikçe, bazı şeyleri düşünüp içselleştirmekten, garip başını alıp -bence- dünya değiştiriyor. Belki de dünyasını desek daha doğru. Kitapta namuslu, pek ahlaklı ve duygulu genç kızlarımız, bana göre çizilen karakterleri oldukça sorgulanısı, var. Ben bu kızlardan hoşlanmadım. Yani bir erkeği tavlamak için bazısı cilve yapar bazısı da namuslu ayağına yatarak yapar bunu. Kişisine göre yani. Aa bir de bakmış ne görsün, kanına girivermiş. Halbuki istemeden olmuştu. İnanırsanız tabi. Kitapta aşkın o basamak atlama anı bana hiç geçmedi. Hissedemedim ben bunu. Fakat şiirler başlı başına bir lezzet olduğu için kendi içlerinde değerlendirdim ve o kısımlar güzel geldi.

Hepimiz kendimiz için bir dünya görüşü belirlemişiz. Doğru olduğuna inandığımız görüşleri zihnimizin muskası etmiş yaşıyoruz. Ben şimdiye kadar benden farklı insanlar okumaktan bir zarar görmedim. Fakat size okuyun demiyorum. Hakkını veremeyecekler bence okumasın. Yahut nefreti katarakt gibi taşıyan insanlar da okumasın. Olur ya gözden gönüle geçmez. Ben Ahmet Kaya da dinlerim. Ahmed Arif de okurum. Atsız'ı da kitaplığımda inci gibi dizer, ince ince okurum. Kendi görüşlerim beni, okuduklarımın görüşleri de kendilerini bağlar. Bu yüzden kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet. Her ne okuyacaksanız kana kana okumanız dileğiyle. Sevgiler.

Not: O üç gecenin müthiş sazları;
1) https://youtu.be/WUoT4qfxVVs
2) https://youtu.be/DyFgLYj8EBE
308 syf.
·4 günde·10/10
Her zaman yeni bir romana başlamadan önce ''kendi aklım yokmuş gibi'' kitap hakkında yapılan değerlendirmeleri tararım. Bu esere başlamadan öncede yaptığım araştırmalarda maalesef insanların okumadan, siyasi kinlerini kitabın üstüne kustuğunu gördüm. Hatta bir tanesi mutlak seveceksin şiirini edebi değerden yoksun bulmuş hemde ruh adamı okumadan... Bazı kişilerde selim pusat'ın kendinden 25 yaş küçük birine aşık olmasını edepsizlikle suçlamış. Ama bu kişiler Orhan pamuğun ''kırmızı saçlı kadın''ında geçen çocuk istismarını çok büyük bir aşk, serenadta ki kurguyu muazzam bir aşk olarak değerlendirmeleri de ayrı bir ironi tabi. Tanrı insanı demokrat olduğunu sanan yarı cahillerden korusun. Kitabı bitirip uyumamdan mütevellit bipolarım bozuldu. Kitapla bağıntılı rüyalar gördüm. Metin aralarındaki şiirlerin güzelliği, romanın bütünlüğünde gizli. Hele o mahkeme sahnesi var ya!. Gelsin kürşad, gitsin mete , , bilgekağan,oruç reis..... Böyle bir sahneyi yazmak ağır bilgi birikimi ve kültür ister.Bu sahne de bazı kesim diz vurmak eylemini,Allah'a hakaret hakaret olarak algılamışlar. Tarih biliminin en önemli kaidesi olan ''olayı dönemiyle yargıla'' sözünden bihaberler. Zaten kendisinin Türk tarihinin Orta asya koluna yaptığı katkılar, tartışma götürmez gerçeklerdir. Romanda güntülüye karşı, antipatik duygular hissettim. Onun dışında ruhumun derinliklerine, kanımdaki her hücreye kitap eden bir roman oldu.
88 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bana şiiri sevdiren adam, Atsız'a selâm olsun!

Atsız'ın kitapları her zaman beni çok etkilemiştir. Bunun sebebini Atsız'ı tanımaya, onu bilmeye bağlıyorum. Kitaplarını, onu tanımadan okumuş olsaydım bu kadar etkilenmezdim diye düşünüyorum.

Atsız'ı abarttığımı düşünenler olabilir(onlar burayı terkedebilirler) fakat her okurun etkilendiği yazarlar vardır. Benim de etkilendiğim yazarlar var ancak sadece yazdıklarıyla değilde; hayatıyla, duruşuyla, davasıyla, yaptıklarıyla etkilendiğim tek yazardır Atsız.

Çünkü Atsız; ilk mecmuasından ölümüne kadar çıkarmış olduğu bütün eserlerinden tutun, verdiği konferanslara, yazdığı mektuplara kadar hepsinde daima Türkçülük, Turancılık, Milliyetçilik düşüncelerini işlemiştir.

"Vaktiyle bir Atsız derlerse ne hoş,
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş!"

Şiir konusunda pek bilgim olmadığını düşünüyorum. Dört veya beş şiir kitabı okudum ve şiir değerlendirecek kadar yeterli edebi birikimim yok. Fakat yeterli olmaması şiirden etkilenmeyeceğim anlamına gelmez herhalde. Ben şahsen Atsız'ın her bir şiirinde farklı farklı hisler yaşadım. Kimi şiirinde Türkçülüğü söylemiş, kimi şiirinde Atsız gibi sevmeyi anlatmış, kimisinde Türk Kadınını göstermiş. Şiir tecrübem çok olmamasına karşın sözlerinin derinliğini ben bile hissedebildiysem sözü pek uzatmanın da anlamı yok demektir.

Atsız'ın şiirlerinde dikkatimi çeken güzel bir nokta var: Türkçülüğü, milliyetçiliği çok güzel ve etkileyici şekilde anlatmış. Türk genci olarak benim tüylerimi diken diken etti. Milli duyguları çok güzel vurgulamış. Ve Atsız gibi sevmeyi de çok güzel anlatmış. Şiirlerini okuduktan sonra Atsız gibi sevmekte varmış dedim kendime. Aşkın bende olmayan hatta bizlerde hiç olmayan, bize uğramayan yanını anlatmış Atsız.

"Nazım Hikmet gibi sevseydik bunun adı aşk olurdu, Atsız gibi seviyoruz bunun adı yangın."

Kitap ve yazarı hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonrası bilgi vermek amaçlıdır. Epey emek verdim ve yazdıklarıma vakit ayıracakların yüreğine sağlık. Kitabı okumayı düşünenlere minicik bile olsa yardımcı olabileceksem ne mutlu bana.

• • • • • • • • • • • • •

"Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer!Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın."

Atsız, bütün şiirlerini tek bir kitapta toplamıştır. Eminim hepsinin hikayesi vardır. Bu sebeple bütün şiirlerini tek tek araştırıp; özünü, hikayesini, mantığını, yazılma sebebini bulmaya çalıştım. Fakat hepsi hakkında bilgi bulmak mümkün değildi. Bu sebepten, önemli şiirlerine yöneldim. Neticesinde; Atsız'ın şahsını ve düşüncelerini ve Türkçülüğünü ön plana çıkaran, daha kıymetli olan şiirleri hakkında bilgi vermeye çalıştım.

İncelemede laf kalabalığı yapmamak için; araştırdığım bilgileri kendim derleyip, bazılarını tekrar yazıp link olarak koydum. Merak edenler, bilgi edinmek isteyenler linkten bakabilirler.

Not:İlk iki şiirin videolarında, şiirlerin hikayeleri anlatılıyor ve kesinlikle dinleyin. Dinlerseniz bana teşekkür edersiniz. Atsız'ın en güzel şiirleridir ve hikayeleri de bir o kadar güzeldir. Benden tavsiyesi...

•Geri Gelen Mektup:
(Hikayesi)=> https://youtu.be/cV7YC6_6tKw
https://i.hizliresim.com/MrznsS.jpg
•Topal Asker:
https://youtu.be/UDRZXqSZF4Y
•Yolların Sonu:
https://i.hizliresim.com/j1gVXD.jpg
•Eski Bir Sonbahar:
https://hizliresim.com/gaWPed
•Yakarış:
https://i.hizliresim.com/8f6c9M.jpg
•Türk Kızı:
https://i.hizliresim.com/fOXTtC.jpg
•Adsız:
https://i.hizliresim.com/JvaB9B.jpg
•Ay Yüzlü Güzel Konçuy:
https://i.hizliresim.com/UBm1Ml.jpg
•Selâm:
https://hizliresim.com/ObSe2s
•Kahramanlık:
https://hizliresim.com/JfWZ8w
•Mutlak Seveceksin:
https://i.hizliresim.com/8jhVyE.jpg

Sonda olan "Mutlak Seveceksin" şiiri bu kitabında maalesef bulunmuyor. "Ruh Adam" romanında geçiyor. Fakat kesinlikle internetten okumanızı tavsiye ederim. En güzel şiirlerindendir.

Atsız'ın şairliği, romancılığına göre daha geri planda kalmıştır. Hatta çok geride kalmıştır. Fakat şairliği çok etkileyici ve çok başarılıdır. Şairliği hakkında da bilgi vermeden olmazdı. Merak edenler için link bırakıyorum.
https://i.hizliresim.com/X67dQn.jpg

Son olarak; Atsız'ın Aruzla yazdığı şiirlerle alakalı hoşuma giden bir video linki bırakıyorum. Keyfine gelen bakabilir.
https://youtu.be/KPEcCxFB90Q

Belki sizlerde Atsız'ı tanıdıktan sonra kitaplarına daha farklı yaklaşırsınız diye "Ruh Adam" kitabının incelemesinde kendisinden bahsetmiştim. Linkini hemen alta bırakıyorum. İncelemeye göz gezdirdikten sonra kitabı okumaya başlarsanız, kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız diyerek incelememi bitiriyorum. Okuyan, vakit ayıran herkese çok teşekkür ediyorum.
#64279416


Vaktiyle bir ATSIZ varmış,
Var olsun!


Bu inceleme için bana destek olan başta Metin sayar ağabeyime ve değerli
Papatya , Döndü BARUT , https://1000kitap.com/Segahh
hanımefendilere çok teşekkür ediyorum.

İncemeleyi paylaşıp, daha fazla okurun görmesini sağlayabilirsiniz.

Saygılarımla...
626 syf.
·9/10
Kitabı okurken binlerce yıl öncesine, bozkırda atların koşturduğu, çadırların kurulduğu, kılıçların çekildiği günlere gittim hatta içinde kayboldum. İslam'la henüz tanışmamış olmasına rağmen Türk töresinin insana ne kadar değer verdiğini, Töre karşısında kağanların bile boynunun kıldan ince olduğunu gördüm. At üstünde koşturdum, ava çıktım, yoksulluğu, kıtlığı gördüm. Evdeşi ve çocukları için mücadele eden erleri gördüm. Elinde kopuzuyla Türkü söyleyen ozanları dinledim. O eşsiz şehri Ötüken'i ve Türk yurdunu gezdim. Kürşad'ı, Onbaşı Pars'ı, İşbara Han'ı, Yamtar'ı Tonyukuk'u, Ay Hatun'u gördüm. Çin üzerine sefere çıktım. Esir düştüm. Yaralandım. Yılmadım, yıkılmadım. Güreş tuttum. Ok attım, kılıç savurdum. Birde ölümlü dünyada ölümsüz sevdaları gördüm...
Bu ülkede yaşayan, ülkesini seven, her görüşten, her gencin rahatlıkla okuyabileceği şahane bir tarihi roman. Diğer eselerini okumamak la birlikte bu ölümsüz eseri bizlere bıraktığı için Hüseyin Nihal Atsız'a şükranı bir borç bilirim, saygılarımla...
308 syf.
·4 günde·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Ruh Adam kitabını yorumladım: https://youtu.be/iEphIbOlWp0

"Tutku istisnai bir duygudur, kıskançlık ise dünyadaki en istisnai tutkudur." Dostoyevski

Hayatımız boyunca istisnalaştırmak istediğimiz bir duyguya sahip olmak isteriz, yani tutkuya. Bu tutkuya ise kimimiz aşk adını koyar, kimimiz para kimimiz ise askeri değerler.

Tüylerim Ruh Adam'ı okurken birkaç defa diken diken oldu. Yani derimdeki minyatür kasların kasılmasıyla cilt yüzeyimde bir gerilim oluştu ve böylece tüylerim dışarı dönmeye başladı. Sanki kitabın adına paralel olarak ruhum derime baskı yapıyor gibiydi. Her bir gözeneğimden dışarı çıkıp kendi benliğini inşa etmek istiyordu. Derinlerde kalmak yerine artık keşfedilmek istiyordu! Fakat sahi, neydi, neredeydi bu ruh dediğimiz şey?

Oscar Wilde'a göre yaşlı doğan ve gittikçe gençleşen, Montaigne'e göre bir amaca bağlanmadığı sürece yolunu kaybeden, Musil'e göre zamanlar arası bir yolculuk yapan bir zaman kurdunun kendi arkasında sürekli boş bir uzamı bırakacak şekilde insana yansıtan duygu iklimini bulanık bir psikolojik sendeleme denklemi şeklinde gerçekleyen ruh kavramı, Atsız'a göre sadece askerliğin rütbe ve elbiseden ibaret olmamasıyla mı açıklanabilirdi?

O kadar basit değil.

İnsanoğlu, zamana hakim olmak ister. Çünkü zaman hakimiyeti diğer bütün hakimiyetlerden çok daha imkansızdır. Kanuni Sultan Süleyman, 46 yıl tahtta kalmıştır fakat bu süre 47 yıl olamamıştır. Napolyon bütün zamanların kralı olmak istemiştir fakat zaman kavramı karşısına Rusya'yı çıkarmıştır. Peki, zaman, insanın karşısına öncesiz ve sonrasız bir kadını çıkarırsa ne olur?

İnsan, kısıtlı bir süreye malik olarak dünyada rol sahibi olur. Böylece kendi mülkiyetinin sınırını ilk olarak bir çitle belirlemiş, birlikler kurmuş, ordular tanzim etmiş, askerlik ve savaş kavramlarını tasarlamıştır. Askeri hiyerarşi bu kronolojinin sadece bir mantığa oturtulma çabasıdır. Mesela Ruh Adam kitabındaki Selim gibi bir subayı ele alalım.

Bir subay için büyük askeri ve vatani fikirler dururken güzel bir kıza yakınlık duyup mahvolmak kabul edilebilir bir gerçeklik midir? Ama sonuçta o da insan değil midir? O da istisnai duygusunu bir aşk tutkusuyla açıklamaya çalışamaz mı? Yoksa Atsız'ın Ruh Adam romanıyla anlatmak istediği, ülkesi için büyük hedefler uğruna çabalamak varken geçici ve boş heves gibi görülen aşk duygusunda kaybolan -bir zaman makinesi misali- bir Türk gençliği midir? Daha yeni başlıyoruz.

Askerliğimi yaptığım yerden bir yüzbaşıyı örnek vereceğim. Adı Metin. Bu romandakinin adı da Selim. Ne fark eder ki? Ha Burkay, ha Metin, ha Selim! Metin Yüzbaşı, apoletinde 3 yıldız. Eşinin adını hiç öğrenemedim. Fakat kitaptaki Selim'in istisnai bir duygu temeline oturtup tutku basamağına çıkartmak istediği ve kendisine öncesiz-sonrasız bir İD olarak belirlediği kadının adı Güntülü. Ya da belki Açığma-Kün? Açan güneş? Hmm, buradan bir gerçekliğe ulaşırız...

Yüzbaşının apoletinde 3 yıldız vardır. Kitapta da Atsız'ın aşk basamağı olan İD alanına giren 3 kadın vardır. Ayşe, Leyla ve Güntülü. Nasıl yani? Bir aşk rütbesi mi? "Ama aşkın rütbesi mi olurmuş?" dediğinizi duyar gibiyim. Olur hem de bal gibi. Yok ruh gibi. Nasıl mı?

Ayşe ile başlayıp askerliğini salt bir meslek olarak değil de bir inanç olarak da kabul eden Selim'in aşka zamansız olarak inanmasıyla, bitmeyen ızdırabıyla açıklanmaya çalışılan bir aşk piramidini anlatır Ruh Adam! 89. sayfada demiştir çünkü "Askerlikte tek değişmez kanun vardır: Üstün olan kazanır." Üstün olan ise Güntülü'dür. Kendi yüzbaşı apoletindeki 3 yıldıza en iyi eşlik edebilecek olan açan bir güneş ışığıdır. Çünkü yıldızlar ışıkla anlamlanır. Ayşe teğmen, Leyla üsteğmen ise Güntülü karakteri Selim'in kendi askeri tutkusunu bulduğu hırçın bir yüzbaşı aynasıdır.

"Yıldızların yüzlerce, binlerce yıl önceki halini görüyoruz. Kimbilir, belki o yıldız çoktan yok oldu ama biz henüz bilmiyoruz…” Yok efendim, yalan! Bir yıldızın ışık yılı olarak uzaklığı neyse, onun o kadar yıl önceki halini görürüz! Selim'in asırlar öncesindeki reenkarne hali olan Burkay'a olan uzaklığındaki zaman skalası ise kadındır. Işıklar saçan öncesiz ve sonrasız bir kadın tasviri, kendi sembolizmiyle birlikte bütün zamanlara yayılıp, apoletlerin arasından sızarak ezeli bir adamın ruhuna karışmıştır. Hatta Selim düşsel sahnelerde ve kendi nefsiyle olan mücadelelerinde kendisini apoletleri çıkarılmış kıyafetiyle de görür. Aşk id'i, bir ışık olarak apoletlerdeki yıldızlarla anlamlanır. Omuzlardaki militarist vatan yükü zamanla kendini gerçeklemeye çalışan tinsel ve sonsuz bir zaman şeridine dönüşür.

Atsız, mektuplaşmalarında ne demiş bu kitap için biliyor musunuz?
“Romandaki şahısların hiçbiri muhayyel değil.”
“Bu roman, yaşanmış bir romandır. Hemen hemen bütün şahıslar gerçektir.”
Yoksa Atsız da mı kendi mazisini artık umursamaz hale gelmiş, Bedriye Atsız'ın öğrencilerinde bir istisnai tutku arayışında olacak şekilde askerliğini bile unutmuştu? Aman Bedriye Atsız Hanım'ın kulağına gitmesin!

Dünyada askerlikten başka her şeyi reddeden bir adam bile istisnai duygusunu tutkuyla adlandırmak üzere bir yola çıkabilir.

Ruh Adam, Atsız'ın da dediği gibi yazının askercesi olan mısralar içeren ve bu mısraları o yazının karşısına geçen kadınlara karşı bir esas duruşta tutma arzusu içinde yanıp tutuşturan, Tanrı, peygamber ve eski Türk boyları liderlerinin de bir mahşer sahnesinde "ego" basamağındaki sorgulamalarını gerçekleştirdiği fakat zamansız bir "süperego" kuyusuna düştüğü bir ruh terapi arayışıdır mı desek? Hadi diyelim.

Bir de Ruh Adam'daki ruh kavramını tam olarak özetleyen bir alıntı bırakıp ana sayfalarınızdaki resimden çıkayım.
#27646326
626 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10
Bir ölüp bin dirilen, öldükçe kahramanlaşan bir milletin varoluş mücadelesini akıcı bir dille, okuru yormayan söz dizimiyle ve harika bozkır, çeri ve akın betimlemeleri ile anlatmış Atsız Ata.

Okudukça heyecanlandığım, milli duygularımın şaha kalktığı, ecdadima minnet duyduğum, gururlandığım bazen de kendimden ve dönemimizden utandığım tarihi roman, milli şuuru ve hissiyatları muazzam şekilde besliyor. Sayfaları çevirdikçe kendimi Ötüken bozkırlarında at sırtında akın ederken, bazen gayri ihtiyari hücum borusunu üflerken buldum :) Bazen Pars oldum Almıla'yı hayal ettim, Kür Şad oldum konçuyu hayal ettim, bazen Yamtar oldum acıktım, acı çektim, Urungu oldum Ay Hanım'ı hayal ettim, roman bitti, BEN oldum Ötüken'i hayal ettim..

Lisede okuduğum için bu sefer yavaş yavaş okuyup hatta maçın gollerini tekraren izler gibi sayfaları da tekrar tekrar okuyup tahayyül ederek, bitmesin diye kaldığım yerden 1-2 sayfa geriden başlayarak okudum kitabı. Umarım filmi de çekilir bu muhteşem yıkılış ve diriliş destanının.
Son olarak gurur duyduğumuz Ötüken'den yayını çekerek cihan hakimiyeti ülküsünden yola çıkan bir milletin ve Ötüken yigitlerinin1300 yıl sonraki evlatları yine aynı ruh ve aynı karakterle şehadet şerbetini içiyor. Ecdadımıza ve ay yıldızlı bayrağımız için geridekini düşünmeyenlere minnettarız.

Unutursak, GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN..

*Vaktiyle bir Atsız varmış, Var Olsun..
88 syf.
·Puan vermedi
Vatan uğruna canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Ruhunuz şad
Mekanınız cennet olsun.
*
Ben ne ırkını bilmeyen bir soysuz,
ne de ülküsüz bir çıfıtım.

Ben ne eğlenceye koşan bir hayvan,
ne de yoldaşını satan bir kaltağım.

Ben ne kimliksiz bir insan,
ne de bir et yığınıyım.

Ben ne çetin yoldan kaçan bir yufka yürekli,ne de doğayı yenmeye çalışan bir budalayım.

Ben ne Tanrı'yı görmeyen bir kör,ne de sonunda huri kızlarını bekleyen bir dindarım.

Ben baştan aşağı
Hüseyin Nihâl Atsız'ım.''

*
Yazacaklarım ne bir eksik ne bir fazla...
Okunmaya değer bir şahsiyet,
Okumaya değer bir kitap.
Tek diyeceğim, Atsız'ı okuyun, okutun.
*
Keyifli Okumalar Dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Nihal Atsız
Unvan:
Türk Yazar, Şair, Tarihçi ve İdeolog
Doğum:
Kadıköy, İstanbul, 12 Ocak 1905
Ölüm:
İstanbul, 11 Aralık 1975
Hüseyin Nihal Atsız (12 Ocak 1905; Kadıköy, İstanbul - 11 Aralık 1975, İstanbul), Türk yazar, şair, tarihçi ve ideologdur. Nejdet Sançar'ın ağabeyidir. Yağmur Atsız ve Buğra Atsız'ın babasıdır. Rıza Nur'un mânevî oğludur. Kendisini Türkçü ve Turancı olarak tanımlar. Ailesi Atsız'ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Çiftçioğulları ailesinin tesbit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa'dır. Ahmet Ağa'nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa'nın çocukları Midi'den, Yozgat'ın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa'nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir. Ahmet Ağa'nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 - 1894) ise 1850-1852 şıralarında Deniz eri olarak Istanbul'a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Donanma-yı Hümayun' da kalmış ve makina önyüzbaşlığına Çarkçı Kolağalığı'na terfi etmiştir. Hüseyin Ağa'nın eşi Emine Hayriye Hanım'dır. İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944). Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması'na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı'ndan emekli olmuştur. Mehmet Nail Bey'in ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884 - 1930)'dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahriye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfika Hanım'ın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzon'lu olup ailesi Kadıoğulları namı ile maruftur. Mehmet Nail Bey'in ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet (Sançar) ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe (Çiftçioğlu) dünyaya geldi. 1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla (Çiftçioğlu) adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır. Biyografi Hüseyin Nihâl Atsız, 12 Ocak 1905'te İstanbul Kadıköy'de doğdu. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul Sultanilerinde (İstanbul Lisesi) yaptı. Buradan mezun olunca Askerî Tıbbiye’ye yazıldı. Atsız, yükseköğrenim çağına gelip Askerî Tıbbiye'ye kaydolduğu çağlarda Türkçülük fikrinin etkisi altına girmeye başladı. Ziya Gökalp'in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine karşı öğrencilerle kavga ettiği ve daha sonrasında ise aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)'a selam vermediği gerekçesi ile 4 Mart 1925 tarihinde 3. sınıf talebesiyken Askeri Tıbbiye'den çıkarılmıştır. Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır. Üniversite Yılları ve İlk Fikirler 1926 yılında İstanbul Dârülfünûnu'nun Edebiyat Fakültesinin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünûnu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır. Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı 'Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri' adlı makalenin Türkiyat Mecmuası nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan Mehmet Fuad Köprülü' nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmî'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır ('Divân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati', 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur. Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yeralıyordu. Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti’nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Muallim Mektebi'ni öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931'de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır. Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır. Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)'yı çıkarmaya başladı. Mehmet Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu Türkçü ve Köycü dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur. Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır. 1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galib'in yaptığı eleştiriler üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâilî Boratav' ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velîdî'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de Reşid Galib'in tepkisini üzerine çekmiştir. 19 Eylül 1932'de Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir.Reşid Galib, Atsız Mecmuanın 17. sayısındaki 'Dârülfünûn'un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi' adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanı'na baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir. Ölümü Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir. 13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı'nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii'nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir. Eserleri Türkçülüğün öncülerinden olan Nihâl Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam 'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam 'ın devamı olarak Yalnız Adam 'ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar serisi'nin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır. Nihâl Atsız'ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde basılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3.636 okur beğendi.
  • 36.106 okur okudu.
  • 758 okur okuyor.
  • 12.830 okur okuyacak.
  • 337 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları