Geri Bildirim
Meşa Selimoviç

Meşa Selimoviç

8.0/10
65 Kişi
·
180
Okunma
·
18
Beğeni
·
2.287
Gösterim
Adı:
Meşa Selimoviç
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bosna, 26 Nisan 1910
26 Nisan 1910′da Bosna’nın Tuzla kentinde doğmuştur. Selimoviç, yetişme döneminde Andersen’den Charles Dickens‘a, Dostoyevski‘ye kadar birçok ünlü yazardan beslenmiştir. Beslendiği bu yazarlar içerisinde özellikle Dostoyevski’nin fazlaca etkisi altında kaldığı görülür. 1930 yılında Belgrad Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde, Sırp Dili ve Yugoslav Edebiyatı eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından öğretmenliğe başlayan Meşa Selimoviç, Halk Kurtuluş Hareketi’yle iş birliği yaptığı gerekçesiyle, 1942′de, kız kardeşi ve ortanca kardeşiyle birlikte, Hırvat faşist güçleri tarafından tutuklanmıştır. Dört aylık hapishane hayatının ardından delil yetersizliği sonucu serbest bırakılmıştır. ‘Çember’ adlı son romanını tamamlayamadan 11 Temmuz 1982′de Belgrad’da vefat eden Selimoviç’in bugün özellikle ‘Kale’ ve ‘Derviş ve Ölüm‘ adlı eserleri dünyaca üne sahiptir.
Hiç kimse, hiçbir vakit beklediğine kavuşamaz. Sonunda herkes yalnız kalır..
Dua bittiği halde ses çıkarmadan oldukları yerde kalmaları, gitmek için davranmamaları; anlamak istediğim şeyi açık olarak anlattı bana.
"Öyle yazıldıysa, öyle olur. İlahî tecelliyi önlemek bizim elimizde mi ki?"
Bu namazın her zaman olduğu gibi bitirilmeyeceğini biliyordum. "Amin", son değil, başlangıç olacaktı bu namazda.
Bu kitap ilk defa ortaokul dönemlerimde elime geçmişti, büyük bir hevesle okumaya başlamış olmama rağmen dilinden midir, işleyiş tarzımdan mıdır bilemiyorum ama, çok sıkıcı gelmişti.

Yıllar sonra üniversite zamanlarımda tekrar karşıma çıkınca ilişkimize bir şans daha vermeye karar vermiş, biraz ön yargıyla da olsa okumaya başlamıştım. Allah'tan da ön yargılarıma kaptırmamışım dizginlerimi. Çünkü yıllar sonra fark ettim ki; kitap aslında hiç de sıkıcı değil, çok derin olduğu için iyi bir dinleyici istiyor sadece. Sığ sularda herkes yüzer ama asıl yüzme zevki derin sularda çıkar ya, işte bu kitap da derdini can kulağı ile dinleyene eşsiz derinliği ile öyle bir zevk veriyor.

Kitabın isminin " Derviş ve Ölüm " olmasından mütevellit dini bir eser olduğunu düşünmek yanlış olur. Bana göre kitabın asıl öne çıkan yönü, adalet ve vicdan kavramını sorgulamasıdır diyebilirim.

Boşnak yazar Meşa Selimoviç’in, ağabeyinin İkinci Dünya Savaşı yıllarında kurşuna dizilerek öldürülmesinden etkilenerek yazdığı roman Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki varlığını henüz yitirmediği ama iç karışıklıkların baş gösterdiği dönemlerde küçük bir kasabada kurgulanmış.

Derviş ve Ölüm’de mutlak dini doğrular üzerine kurulu küçük tekke hayatında kendi doğrularıyla yaşayan Ahmed Nureddin'in, abisinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra içine düştüğü derin karmaşa ve insanın vicdan ve ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri, ruhi bunalımları, varlık sancıları çok incelikli bir şekilde işleniyor.

Hayatı boyunca olaylara hep uzaktan bakmış, bir seyirci gibi sadece gözlemlemeyi tercih etmiş olan Ahmet Nureddin, esasında hayatın gerçeklerinden ve zaman zaman hepimizi bir girdap gibi içine çeken çelişkilerinden korkmakta ve bunlardan kaçmaktadır. Ama yaşamı hiç beklemediği bir anda onun köşe bucak kaçtığı bu gerçeklerle yüzleşmesini sağlamıştır.

Kitaba hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak kitap bir çok şey anlatıyor diyebilirsiniz; dostluğu, kardeşliği, Bosna tarihini, her dönemin bozuk olan adalet sistemini ve daha birçok şeyi anlattığını söyleyebilirsiniz. Ama benim gördüğüm yazarın asıl derdi; içi-dışı asla bir olamayan '' insanı '', vicdan terazisi nefsinden yana ağır basan bir dervişin aracılığıyla okuyucuya anlatmak. İnsan kendi karanlığını yine en iyi kendi görür, kendi bilir. Tabi bu karanlığına gözlerini yummak için kendisini en iyi ikna eden de insanın bizzat kendisidir. Gerçi ne kadar aldatsak da sonunda canı cayır cayır yanan, kendisine hesap veremeyip bu vicdan sancılarıyla kıvranan da yine bizizdir, mutlak adaleti anlık vicdan rahatlığına tercih edemeyen bizler.

Aslında kurgusal açıdan bakacak olursak kitap 150-200 sayfaya sığabilecek bir kitap, ama yoğun ruhsal çözümlemeler nedeniyle 480 sayfa sürmüş. Tabi bu da kitaba biraz ağır bir hava veriyor yine de benim gibi bu tarz duygusal çözümlemeleri seviyorsanız beğeneceğinize eminim.

Derviş Ahmed Nureddin'in içinde bulunduğu kaos (insan, nefis, derviş, kardeş, arkadaş gibi onu Ahmet Nureddin yapan her sıfatı ) çok başarılı bir şekilde yansıtılmış. Romanda kurgulanan diğer bütün karakterlerin hikayedeki temel amacı, derviş'in iç dünyasında taşıdığı ama ortaya çıkarmaktan korktuğu yönlerini faklı insanların aynalarında gün yüzüne çıkarmak. Böylelikle derviş, aslında birçok yerde başkasının görüntüsünde kendisiyle karşılaşmaktadır... Gerçek hayatımızda da böyle değil midir? Çevremizdeki her insan, bakmasını bilen için bize tutulmuş ve kendimizi görmemizi sağlayan birer ayna değil midir....


Kitabı bir iki günde bitirmiş olsam da, bende yarattığı düşünsel yorgunluk binlerce sayfaya denk gelir. Güç ve adalet üzerine yazılmış en derin kitaplardan biri olması ve vicdan kavramını çok nitelikli işlemiş olmasıdır belki de kitabı bu kadar ağır yapan.

Zamanı geldiğinde mutlaka okumanızı öneririm :)

Son olarak:

Öldüğüm gün taşınırken tabutum acı duyacağını sanma bu dünyanın ardından...
Ağlayarak yazık oldu diye konuşma.
Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur.
Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur
Hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa?'
Yazarın kendi iç dünyasına ve çevresine baktığı psikolojik bir roman diye bilirim. Genel anlamda begendim ama bir seyler sanki havada kalmış hissi olustu bende roman bitince. Bunu da yazarın profesyonel olmamasına bağladım .Sonuç olarak okunması zevkli ve düşündürücü bir kitap özellikle beğendiğim bölümler Hasan ve dervisin konusmalari
“Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum.” ayetiyle başlıyor roman.
Can hokkasına batırılmış kalemden süzülen kanlı satırların romanı bu.
Kardeşinin haksız yere idama mahkûm edilmesinin ardından dervişin yaşadığı dilemmalar yazar tarafından mükemmel bir şekilde yansıtılmış. Yazarın gerçek hayatta da kardeşinin idamına tanık olması eserin bu kadar sahici olmasında önemli bir rol oynamış.
Manevi dünyasında tamamen teslimiyetle dolu bir tekke hayatı yaşayan dervişin; kardeşinin idamının ardından dünya sorunlarıyla kuşatılışı, dervişlik kimliğinden uzaklaşarak uğradığı haksızlığa isyan edişi romanın çıkış noktasını oluşturuyor.
Bu kitabı salt bir tasavvufi roman ya da basit bir intikam hikâyesi veyahut dostluk üzerine yazılmış bir eser olarak görmek hitaba haksızlık olur.
Dünya çapında büyük ses getiren bu eser 1974 ve 2001’de sinemaya uyarlanmış. Özellikle 2001 yapımı olan film izlenesi.
Tabi kitabı okuduktan sonra 
Baş yapıt sayılabilecek bir eser. Güçlü bir hikâye, iyi işlenmiş karakterler, son derece edebi bir dille çok iyi anlatılmış. Yazarın işini çok iyi yaptığı kesin. Çeviri de çok iyi bir çalışma olmuş. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Hatta kitaplığınızda bulunmalı.
Bir çok edebiyat ödülü almış ve MEB´in 100 Temel Eser listesinde kendine yer bulan roman, yazarın kendi başından geçenleri, sanki Osmanlı döneminde yaşanmış gibi anlatmakta. Dini eğitim ve hassasiyetleri oldukça yüksek olan kahramanın iç dünyasından adalet ve vicdan olgusunu okurun muhakemesine sunmaya çalışmakta. Sayfalar akarken çok çarpıcı tespitleri harika bir edebi üslupla okuyor olacaksınız. Öyle ki bazı cümleler üzerinde düşünmek ve bazen geri dönme ihtiyacı duyabileceksiniz. Olağanüstü akıcı bir üslubu olmamakla beraber öykü kendini okura kabul ettirmekte ve içine almakta. Romanın 1967 ve 2001 yıllarında çevrilmiş iki adet filmi olduğunu hatırlatmakta yarar var.
Bir kitabın dilini cümlelerini bu kadar çok beğendiğim nadirdir. Bazen cümleye bakıp bunları nasıl böyle güzel yazmış dediğim çok oldu. Ancak karakteri de bir o kadar sevmedim. Bazen o kadar kızdırdı ki. Sonuç olarak mükemmel bir edebi eser olsa da karakteri çok bencil bulduğum için kitap hakkında ön yargılı bir yorum yapmak istemem..
Mekan insanın zindanıdir... İşte bu yorum 4 duvar arasında kaldığım günlerde farkındalık sağlamıştı hayatima. Şimdi ise hayatı kavramaya bir çok yolum olduğunu gösteriyor. Teşekkürler me$a

Yazarın biyografisi

Adı:
Meşa Selimoviç
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bosna, 26 Nisan 1910
26 Nisan 1910′da Bosna’nın Tuzla kentinde doğmuştur. Selimoviç, yetişme döneminde Andersen’den Charles Dickens‘a, Dostoyevski‘ye kadar birçok ünlü yazardan beslenmiştir. Beslendiği bu yazarlar içerisinde özellikle Dostoyevski’nin fazlaca etkisi altında kaldığı görülür. 1930 yılında Belgrad Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde, Sırp Dili ve Yugoslav Edebiyatı eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından öğretmenliğe başlayan Meşa Selimoviç, Halk Kurtuluş Hareketi’yle iş birliği yaptığı gerekçesiyle, 1942′de, kız kardeşi ve ortanca kardeşiyle birlikte, Hırvat faşist güçleri tarafından tutuklanmıştır. Dört aylık hapishane hayatının ardından delil yetersizliği sonucu serbest bırakılmıştır. ‘Çember’ adlı son romanını tamamlayamadan 11 Temmuz 1982′de Belgrad’da vefat eden Selimoviç’in bugün özellikle ‘Kale’ ve ‘Derviş ve Ölüm‘ adlı eserleri dünyaca üne sahiptir.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 180 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 104 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.