Oğuz Atay

Yazar 9,0/10 · 3263 Oy · 7 kitap · 8550 okunma ·  4005 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Oğuz Atay
  • Unvan:
    Türk Yazar
  • Doğum:
    İnebolu, Kastamonu 12 Ekim 1934
  • Ölüm:
    İstanbul 13 Aralık 1977

Yazar İstatistikleri

4.005 okur beğendi.
3.263 puanlama · 5.458 alıntı
13 haber · 49.581 gösterim
8.550 okur kitaplarını okudu.
12.783 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
1.155 okur kitaplarını şu anda okuyor.
725 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Oğuz Atay'ın Biyografisi

(Oğuz Atay, 27 Mayıs 2013-1 Haziran 2013 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
Oğuz Atay (1934; İnebolu, Kastamonu - 13 Aralık 1977, İstanbul), Türk yazar.

Babası, VI., VII dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay'dır. 1951'de bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji'ni, 1957'de de İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) İnşaat Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar'ın 1971-72'de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazandı.

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak nitelendirilmiştir. Moran'a göre Tutunamayanlar'daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.

Atay'ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar'ı 1973'te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan'ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı'nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"nu yazamadan 13 Aralık 1977'de, İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı'na defnedildi.

Öldükten sonra 1987'de Günlük, 1998'de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay'ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit'in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi Ben Buradayım... 2005 yılında yayınlandı. Türk edebiyatında yazdığı Tutunamayanlar ile post-modern tarzda eser veren ilk yazar Oğuz Atay'dır.

Oğuz Atay, özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka,kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.

Oğuz Atay'ın Kitapları Kitap Ekle

1. Tutunamayanlar (Bütün Eserleri 1)
9,0/ 10  (1.570 Oy) ·  3.814 Okunma
2. Tehlikeli Oyunlar (Bütün Eserleri 2)
9,2/ 10  (694 Oy) ·  1.717 Okunma
3. Korkuyu Beklerken (Bütün Eserleri 4)
8,7/ 10  (409 Oy) ·  1.189 Okunma
4. Bir Bilim Adamının Romanı (Bütün Eserleri 5)
8,6/ 10  (251 Oy) ·  897 Okunma
5. Oyunlarla Yaşayanlar (Bütün Eserleri 3)
8,9/ 10  (138 Oy) ·  357 Okunma
6. Günlük (Bütün Eserleri 6)
8,9/ 10  (106 Oy) ·  313 Okunma
7. Eylembilim (Bütün Eserleri 7)
8,7/ 10  (95 Oy) ·  263 Okunma
Ferah, bir alıntı ekledi.
04 Oca 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok."

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 425)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 425)
Ferah, bir alıntı ekledi.
21 Şub 2015

''...Beni anlamıyorlardı zararı yok.
Zaten beni daha kimler anlamadı...''

Korkuyu Beklerken, Oğuz AtayKorkuyu Beklerken, Oğuz Atay
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 08 Haz 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Felsefe
Felsefe kitapları okumayı denedi. Bir süre sonra, iki kere ikinin dört olduğundan kuşkulanmaya başladığı için bıraktı.

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay
yasemin, bir alıntı ekledi.
27 Kas 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay
Ferah, bir alıntı ekledi.
19 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

''Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli...''

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 576)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 576)
Özgür Meral, bir alıntı ekledi.
06 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 259 - İletişim yayınları)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 259 - İletişim yayınları)
Aysel, bir alıntı ekledi.
 12 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Gülümseyeceksin, bekleyeceksin.. ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın."

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 292)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 292)
Bayan Okur, bir alıntı ekledi.
26 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Herkes tarih okuyor albayım; bugüne değer veren kalmadı.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 69)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 69)
Bütün Alıntıları Göster

Oğuz Atay ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

Eskiden bana sorulduğunda, “En sevdiğin yazar kim?” diye, verecek bir cevabım olmazdı. Kimseye söyleme cesaretim yoktu ama neredeyse hiçbir yazarı tanımazdım... Ama artık O var.

O, her zaman farklıydı. Sene 70’li yıllardı. Her yazar, toplumsal konulara eğilmişti.. Yapılmaya çalışılan darbeler, devrimler, köyden kente yapılan göçler, öğrenci olayları vs.. Yazarların konusu bunlardı. O, döneminin aksine bireye, yalnızlığına ve bireyin toplumdan dışlanmasına, topluma tutunamamasına yöneldi. Tutunamayanları anlattı. O, akranlarının arasındaydı. Onlarla birlikte sohbetlerdeydi. O da devrimciydi. Solcuydu. Arkadaşlarıyla birlikte bu tarz yayın yapan dergi çıkardığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Ayrıca kendisine olan hayranlığım da artmıştı. Solcu ve ya devrimci olmasından değil, onlar gibi olmasına rağmen onlardan farklı olmasından dolayı daha çok sevmiştim. Farkını ortaya koymuştu yine... Akranları, sanki “Toplumu düzeltelim, şimdiki önemli konumuz bu!” dedikçe o, sanki onlardan farklı olarak geleceği görmüş, bireyin yalnızlığını sezmiş ve bunları işlenmişti.. Hani vardır ya, döneminin ötesinde yaşayan isimler, işte o bu isimlerdendi. Bu farkı, ona çok büyük bir dezavantaj olarak dönecekti. Okunmamak!..

Evet, günümüzde popüler kültürün neredeyse kurbanı olacak bu güzide isim, kendi döneminde okunmuyordu. Şimdi neredeyse yüzlerce kez basılmış kitapları, milyonlarca sayıyı bulmasına rağmen, kendi döneminde ikinci baskıyı bile görememişti. İnsanlar, o zamanlar bireyci değildi. Toplumcuydular. Toplumsal konuların arkasındaydılar. Okunmuyordu ama o yazmaktan da vazgeçmiyordu. Sene 70 olduğunda, yazdığı ilk eserini yarışmaya yolladı. Kaybedeceğini umarak... Ama Onu şaşırtan olay yaşandı. Kazanmayacağını sandığı romanı, yarışmadan birincilikle dönmüştü. Ama bu, kitabın yayınlanması için yeterli olmamıştı. Kitap 734 sayfaydı ve bu rakam, dönemi için aşırı yüksekti. Çalmadığı kapı kalmamıştı. Her yerden ret cevabını aldı. Ama yılmamıştı. Son yayın evinden de ret cevabını alınca, ümidi tükenmek üzereydi. Ve bir telefon! Kitabı yayımlanmak isteniyordu. Cesur bir yayıncı, nihayet elini taşın altına koymayı başarmıştı. Belki de bugün kendisiyle tanışmamız, ismini duymuş olmamız bu cesur yayıncı, bu cesur yayınevi sayesindedir. Yalnız bir sorun var! Kitap tek cilt basılamazmış, kimse okumazmış. Ohh! Derin bir nefes alabiliriz. İki cilt de olsa, kitap yayınlanmıştı ya... Gerisi hikayeydi.

Ve ikinci kitap! Aman yarabbi, bu nasıl bir beyin ki, daha ilk kitabın yazımı yeni bitmişken ikincisine başlıyor. Belli ki temelleri ilk kitabın yarısında atılmış. Bu öyle bir kitap ki, her kefeye sığar. Her tür altında incelenmesi mümkündür. Roman dersen roman, biyografi dersen biyografi, deneme dersen deneme... Ne istersen onu de... Hikmet! Ah Hikmet! Nasıl bir karaktersin sen? Nasıl bir zekanın ürünüsün? Söyler misin? Hikmet, bizden biri. Ama bizim dışımızda. Bize benziyor ama değil. Toplumdan dışlanmış basit bir karakter, ama yazarın da kendisi! Aynı anda, muzdarip ruhların hamisi, yol göstericisi... Sırdaş, arkadaş, candaş.. Ve en sevgilisi, onun Bilgesi.. Yazarın sevdiceği, Seydisi... Romanın bilgili, alim kişisi.. Sevgili Bilge’si... Şimdi romanı üç aşamada değerlendirme vakti. Bir; toplumdan soyutlanmış bir karakter olan Hikmet’in hikayesi. İki; yazarın kendi hikayesi. Üç; mustarip ruhların kutsal kitabı... Hikmet, üç ayrı kişi. Basit roman karakteri, yazarın kendi hali ve Tutunamayanların Peygamberi... İsa’sı.. Kitabı nasıl kurgulamışsa (sanırım üst kurgu deniliyordu bu olaya) karakteri İsa ile birleştirmiş.. Son yemeğini yediriyor tıpkı onun gibi.. Tıpkı Tutunamayanlar’da Selim gibi.. Hepsi birer İsa, hepsi birer havari... Hepsi birer kurtarıcı Mesih... Yol gösterici... Olayı abarttığımı düşünebilirsiniz ama doğru pencereden baktığınızda göreceksiniz ki, bu karakterler bir yönüyle Tutunamayanların efendisi...

Ve diğer eserler, Oyunlarla Yaşayanlar, Korkuyu Beklerken, Eylembilim... Her biri bambaşka bir evren, bambaşka bir şaheser.. Ve tabii ki Mustafa İnan.. Unutmamak gerek.. Her telden çalabildiğini gösteriyor adeta bize.. Roman de roman, hikaye de hikaye, tiyatro de tiyatro, biyografi de biyografi... Kalemi hepsinin altından kalkabilecek kadar güçlü...

70’li yıllarda Türkiye’de bu tarz konu kimsede yokken, Avrupa bu konuları hatim etmişti. Şansını orada denemek istedi. Belki onu okumayan milleti dışında okur başka bir yazarın milleti.. Ama diğer milletler yazarlarına sadık kaldılar. Bizde var ondan deyip, oradan da geri postaladılar. Tutunamadı garibim. Kimse onu okumadı. “Beni de okuyun” dedi yalvarır gibi... Baktı ki, olacak gibi değil isteyerek, “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” dedi hesap sorar gibi... Ama hala bir yanı buruk.. Oyununu da kimse istemedi, tıpkı oyundaki karakteri Coşkun gibi.. Aydınları eleştirdi, okuru eleştirdi. Toplumu eleştirdi, kendisini eleştirdi. Aykırıydı, farklıydı. Kalemi güçlüydü. Kuvvetliydi. Daha yazacağı çok roman vardı. Ama olmadı. Tümörü izin vermedi. Hayatta yaşadığı engeller yetmezmiş gibi bir de tümör çıkmıştı. “Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu yüzden beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor.” dedi. Ama kimse dinlemedi. Tutunamadı, tutunmadı. Belki de başta kendisi tutunmak istemedi. Ama sonra isteyince de olmadı. Kimse tutmadı. Varlığını bilmedi.

Ve 1976, ağır bir şekilde hastalandı. Hastaneye kaldırıldı. Sonra 77... Biraz toparlanır gibi oldu. Dışarı çıktı yine hastalandı. En son kendi ülkesine tekrar yollandı. Aralık ayındaydı.. Arkadaşlarıyla evde oturuyordu. Banyoya gitti sonra.. Uzun süre ses Çıkmadı. Sonrasında bir gümbürtü... Arkadaşları telaşla kapıyı vurdular. “Oğuz! Oğuz! İyi misin?” İçeriden bir ses geldi. “MERAK ETMEYİN ÖLMEDİM DAHA!” Bu sözler, Oğuz Atay’ın son sözleri oldu. İkinci kapıyı vuruşlarında ses seda yoktu. O, artık yoktu!... Tutunamayanların Mesih’i göçmüştü artık...

Sene 1984! Oğuz Mesih, Tutunamayanlar tarafından sahiplendi. Oyunlarla Yaşayanlar, Devlet Tiyatrosu tarafından (defalarca) oynandı. Artık ismini bilmeyen kalmadı. Yaşamımda ikinci baskıyı görmeyen kitapları, baskı üstüne baskı yaptı. Okundukça okundu. Her okuyan, “Nasıl oldu da bu kadar geç farkına vardık!?” diye hayıflandı. Ama olan olmuş, iş işten çoktan geçmişti. Ülkemiz sanatçı ve düşünürlerin bahtsız kaderi, bu sefer (bir kez daha) onunla tekerrür etti. Yaşarken onun kıymetini bilmeyen biz okurlarına “Beni okuyun!” diye rica eden bu güzide dostu, mümkün olduğunca okuyun ve arkadaşlarınıza da okutun...

Yaşarken diyordun ya Oğuzcum; “Ben buradayım sevgili okurum. Sen neredesin acaba?” diye... Biraz geç kalmış bir karşılık olacak (kader işte..) ama, ben de diyorum ki, “Ben buradayım sevgili yazarım. Sen neredesin acaba?”

Sahi, sen şimdi neredesin Oğuzcum Atay!..

Ölümsüz Oğuz Atay:

Son gecesi şöyledir Oğuz Atay’ın:

Bir dostlarının evindedirler.
Oğuz Atay bir ara banyoya gider.
Bir süre çıkmaz. Bir sessizlik olur.
Dostları merak edip seslenirler ‘nasılsın Oğuz’ diye.

Oğuz Atay, ‘sevinmeyin, daha ölmedim.’ karşılığını verir banyodan.

Sonra yine bir sessizlik olur ve yine bir merak başlar.
Dostları banyoya koşarlar, ‘nasılsın oğuz’ diye seslenirler.
Bu defa ses vermez, Oğuz Atay. Bu defa ölmüştür.

‘Sevinmeyin, daha ölmedim.‘ Oğuz Atay’ın son sözleridir.

-Aykut Tankuter 1984

*Oğuz Atay kitapları ile 'sevgili okuyucu'larının kalplerinde ve zihinlerinde
yaşamaya devam ediyor.

Nurcan, Oğuz Atay'ı yorumladı.
04 Kas 2014

Mizahina ve zekasına hayran olduğum yazar ...özellikle tutunamayanlar için hayatımda okuduğum en iyi kitap diyebilirim .

Sinem, Oğuz Atay'ı yorumladı.
12 Ağu 2015

Rivayet bu ya Oğuz Atay arkadaşlarının evine gider ve üç beş arkadaşıyla birlikte salonda otururken banyoya gitmek için izin ister. Aradan dakikalar geçer lakin Oğuz Atay geri dönmez bunun üzerine bir arkadaşı gider banyonun kapısını tıklatır ve sorar.
"Oğuz, iyi misin?"
İçeriden cevap gelir. "Hala yaşıyorum." Oğuz Atay nasıl olduğuyla ilgili tüm sorulara bu şekilde yanıt verirmiş zaten.
Arkadaşı içeriye döner ve aradan on dakika dönmesine rağmen yine içeri gelmez. Arkadaşı yine yerinden kalkar ve banyonun kapısını tıklatır. Ama bu defa içeriden ses gelmez.
Oğuz Atay ölmüştür.

O tutunanlar için değil hep tutunamayanlar için yazmış ve biz tutunamayanlar anlatmak istediği ama bir türlü kelimelere dökemediği tüm şeyleri kitaplarında anlatmış ve tutunamayanların duygularına bir nevi de tercüman olmuştur resmen Atay.

Onun gerçekten anlatmak istediklerini anlayabilen okur ister istemez kendini Oğuz Atay"ın dünyasında bulması garanti.

Bütün Yorumları Göster