• Hadi çocuk olalım, sabahları yataktan fırlayarak uyanalım. Akşama kadar sokaklarda ter içinde koşalım. Gece ürkütmesin bizi, düşündüğümüz tek şey ertesi gün hangi oyunu oynayacağımız olsun. Akşamları elektrikler gitsin, mum ve sobanın ışığında dede'lerimiz, nine'lerimiz hikayeler anlatsın bize. Yatağa girdiğimizde kardeşlerimizle şakalaşalım. Sabah uyandığımızda ekmeğin üstüne margarin sürüp yiyelim, sonra arkadaşlarımız kapıyı çalsın " hadi gelmiyor musun dokuz taş oynayacağız" desin. Hava kararınca da saklambaç oynayalım. Anne'lerimiz kapının önünde çekirdek yiyip çay içsin, sonra baba'larımız işten gelsin, anne'lerimiz "hadi oğlum hadi kızım baban geldi eve gir" desin. Bir tane çocukluk aşkımız olsun, o'na güzel görünmek için yeni kıyafetlerin özlemini çekelim, saçlarımız düz dursun diye limon sürelim. Tek endişemiz sokakta ki yavru kedi, köpeklerin biz uyurken ne yaptıkları olsun. Sonra... Şey sonra...

    DIT DIT DIT ( ALARM)
    Hay aksi ruya imiş...

    D.D
  • Bu yeni günahımıza hiç şaşmıyorduk. Çünkü tercih etme suçunu ikinci defadır işliyoruz, artık alıştık. Bütün kardeşlerimizi birden düşüneceğimize isimleri Hürriyet 5-3000 olan bir tanesini düşünüyorduk. Hürriyet 5-3000’i niçin düşündüğümüzü bilmiyoruz. Hürriyet 5-3000’i düşündüğümüz vakit, dünyanın güzel olduğunu ve yaşamanın bir yük olmadığını neden hissettiğimizi anlamıyoruz.
  • Merhaba canım insanlar, :")

    Bugün Hatay olarak 3.okur buluşmamızı gerçekleştirdik. Sıcağa rağmen sıcakla...

    Fatih Kurt Hüda Yeniocak ve bendeniz, Arzunalbant kanlı canlı Hatay'ımızın sessiz ve benim pek beğendiğim kafelerinden biri olan Kültür Miras Kafe'nin eski koltuklarında, Hayriye Ç. öğretmenim de telefonun diğer ucunda bizlerleydi. Her ne kadar ses duyulmadığı için, görüntülü konuşmamız kısa sürmüş olsa da..

    3. buluşmamız olan bu buluşma, aramıza yeni katılanlar olduğu ve bir kitap belirleyemdiğimiz için "bir tanışma buluşması" olarak tarihe not düşüldü.

    Tabi memnun olduk deyip, dağılmadık. Yaklaşık iki saat boyunca, edebiyattaki boş'luktan tutunda Kuantum fiziğine kadar birçok konu hakkında birçok fikir attık ortaya... İnsanlar olarak tembel olduğumuza ve sadece söyleyip harekete geçmediğimiz konusunda mutabakat varıp, bir şeyler yapmaya, yazmaya, başlamaya karar verdik...
    Yeni yazarlar dedik, Kaan Murat Yanık
    Kemal Hamamcıoğlu Rolan Aybey (Kurdikan) 'ı okumayı tavsiye ettik, meraklı kardeşim beni aradığı için masadan ayrıldığımda Hüda'da önerdiyse birini, şimdi burda bizimle paylaşsın :))

    Şair dedik, herkes yazmaya meyilli, herkes elbet yazmıştır bir şiir dedik, ders kitaplarındaki akrostiş etkinliklerine bin minnet ettik, ve canım insan Şükrü Erbaş'ın
    "Eğri çizgiler dalgın
    İki kaşım üzerinde
    İki kaşım üzerinde bir ağrı
    Gözlerim yanıyor günlerdir
    Gözlerimde bir yangın.
    Bir yanım gündelik şeyler
    Evdir ekmektir
    Yaşadığım kaskatı
    Bir yanım olmadık türküler söyler
    Yoldur özlemdir
    Benim en güzel düşlerim
    İçimde kaldı.
    Bir yerlerim eksiliyor günlerdir
    Bir yerlerim eriyor
    Günlerdir başımda bir esrik bulut
    Ben süt mavilerde umarken günü
    Aykırı sularda akşam oluyor." bu şiirini Hüda bize okudu, sesine sağlık :))

    Daha neler neler... künefemizi yiyemedik, olsundu kahvemizi içtik...

    Tıpkı ilk buluşmamızda olduğu gibi, herkes bir kitap önerdi, bir tane de fazladan kitap yazdık, çektik kağıtlarımızı masada kalan kağıttaki kitabı okumaya karar verdik..
    Son bir not düşmek, istiyorum, bunu bir sitem olarak algılayabilirsiniz, keşke gelemeyecekler, belirtselerdi de biz de beklemeseydik, keşke onlar da gelseydi de paylaşsaydık, bir kitabı,bir şeyleri..

    4 kişilik dev kadro ile, güzel bir gün paylaştım, ruhunuza bin minnet..memnun oldum kendi çapımda,buluştuğumuza, tanıştığımıza...

    Hüda pankartı açsaydık birileri de bize katılırıdı belki, :)) bir de sorduğumuz, adam da 1000k'lı çıksaydı keşke...

    İçerde sohbete dalıp fotoğraf çekilmeyi unutsak da, az kalsın,şarja taktığım telefonumu kafede unutacakken, aklıma gelmesiyle, dağılmadan bir fotoğraf çekildik.
    Bu sefer dans eden garson yoktu,(hatırladıkça gülümserim)bu yüzden garsondan bizim fotoğrafımızı çekmesini rahatlıkla isteyebildik...

    Hoşça kalacak, an'ın anı olduğu fotoğraflar...

    https://hizliresim.com/4zVQk7
    (Hüda ile ekildiğimizi ve pankart açmayı düşündüğümüz, anlar...)

    https://hizliresim.com/k68pJJ

    https://hizliresim.com/GD4gO7
    (Ve günün son ve en güzel fotoğrafı, telefonla aramıza katılan öğretmenimi fotoğrafa eklemeden olmazdı )

    4. Buluşmamız Eylül ayında yada Ekim ayının ilk haftası olur diye düşündük.. katılacak kişilerin uygun olduğu bir günü ileriki zamanlarda belirleriz.
    Okunacak kitabımız:
    Adem'den Önce

    Pdf okuyabilenler Hayriye Ç. öğretmenimle irtibata geçebilirler..

    İyi kalın canım insanlar, Hatay'da olanlar bir dahaki buluşmada kitaplarınız ile görüşürüz..
  • Bir evi arayacaksak, çok yakınımız bile olsa, sabah çok erken veya akşam çok geç saatlerde aramak uygun değildir. Böyle bir telefon geldiğinde ne düşündüğümüz göz önünde bulundurulmalıdır.
    Yemek saatlerinde aranmamalıdır.
    Cep telefonlarının kapalı konuma alınması gereken durumlar ve mekânlar vardır: toplantılar, eğitim faaliyetleri, sinema, tiyatro ve konserler, ibadethaneler vb.
  • Bu kitabı okurken çocukluğuma dönmek istedim. Kötülüğün biz çocuklar dünyasına hiç ulaşmadığını düşündüğümüz, çizgi filmlerle ve masallarla büyüdüğümüz o masum çocukluk günlerine. Hepimiz biliriz, Külkedisi Cinderella masalını. Ve hangimiz istemedik ki bir peri değneği ile güzel kıyafetlere kavuşmayı ya da balkabağından fayton oluşmasını.. Bizim Cinderella masalımızda iyiler daima kazanır, kötüler ise kaybeder. Ama şimdi tüm bu bildiklerinizi unutun. Yazarımız Marissa Meyer, bizim Külkedimizi muhteşem hayal gücüyle yeniden kurgulamış.
    Gelelim hikayeye. Gelecekte bile, hikâye " Bir varmış bir yokmuş" diye başlıyor.. İnsanlarla, androidlerin yan yana dolaştığı bir yer Yeni Pekin. Hikayemizin asıl kahramanı Cinder, Yeni Pekin'de bir mekanik ustası. Her ne kadar herkesten saklasada o bir sayborg. Yani vücudunun çoğu metallerden ve kablolardan oluşuyor. Sayborg olmadan önceki hayatıyla ilgili bir fikri yok. Tek bildiği yasal vasisi olan üvey bir annesi olduğu ve kendisinden hoşlanmayan iki kız kardeşe sahip olduğu. Tıpkı bizim Cinderella masalımızda olduğu gibi. Fakat burda olaylar bizim bildiğimiz gibi gitmiyor. Yazar bize ütopya değil, distopya yaratıyor. Ülkede ölümcül bir veba salgını yaygın, bu da binlerce insanın hayatını tehdit ediyor. Hikayemizde iki farklı kraliyet var. Aylılar ve Dünyalılar. Aylılar, dünyayı uzaydan izleyerek Dünyayı ele geçirmek için doğru zamanı kolluyor. Ve kimse Dünya'nın kaderinin sayborg bir mekanik ustası olan Cinder'e bağlı olduğunun farkında bile değil...
    Ay Günlükleri Serisinin ilk kitabı olan Cinder, okumak için çok heyecanlı olduğum ve beklentilerimin yüksek olduğu bir kitaptı. Ve gerçektende beklentilerimi karşıladı, fazlasıyla.. Hatta yeri geldi Prens Kai ile Cinder'in olduğu bölümler hiç bitmesin istedim. Serinin ikinci kitabı Scarlet'i okumak için can atıyorum.
    Yeniden kurgulanmış bu masalda Külkedisi ile tekrar tanışmanızı şiddetle tavsiye ederim.
  • Aşka inansak da inanmasak da bence beyindeki kimyasal bir reaksiyona tepki veriyoruz. Nöronların diğer nöronlarla konuşması. Çarpışma, kıvılcım. Bom. Aşk veya aşk olduğunu düşündüğümüz şey. Sonra her zamanki gibi yok olup gidiyor. Hepsi bilim. Bunu aşk olarak tanımlasan da tanımlamasan da sonsuza kadar sürmüyor. Süremez. Beyin, yeni bir cazibeden aldığı bu sarhoşluk hissini devam ettirmek için yaratılmamış. En büyük aşk hikayeleri bile tencereye tavaya dönüşür.