• _Fizyonomi: Yüz Okuma Sanatı_
    _İnsan yüzündeki çizgilerin incelenerek kişinin ruhsal yapısının saptanması. Fizyonomi, cinsiyet, sınıf ve ırk çevresinde gelişen bir beden biliminin geçerli durumda olduğunu savunmaktadır. Aristoteles, yüz çizgilerinin belirli bir hayvana benzemesi ile birey ve hayvan arasında uyumluluk kurmuş. Örneğin buldog türü köpekler gibi güçlü çene yapısına sahip olan insanların güçlü ve oldukça dirençli oldukları ileri sürülmüştür. Hipokrat, farklı beden tiplerinin ruhsal özelliklerle olan uyumu irdelenmiştir. 19.yüzyılda Avrupa’da suçluları bulabilmek için krimolojik olarak kullanılan fizyonomi, 20.yy’a gelindiğinde batıl inanç olarak görülmeye başlandı. Bugünse psikanalizde, istihbaratta, yönetimde ve iletişm alanında etkili bir kaynak olarak kullanılıyor
    _Kant; onu “İç alemi gözlemleyen bilim dalı” olarak tanımlar.
    _Mien Shiang : Taoizmde yüz okuma sanatı. 3000 yıllık tarihi vardır. Çinliler insanların yüzünü yaşamlarının kalitesi hakkında bilgi edinebilmek ve tıbbi teşhis için incelenmiştir. Batı bilimi sadece yüzdeki özelliklerle kısım kısım ilgilenirken, taocu fizyonomi hem kısım kısım inceler hem de insanları tahta, ateş, toprak, metal, su diye sınıflandırır.
    Çinliler akupunktur dediğimiz noktaların, meridyenlerin tümünün yüzde buluştuğunu düşünürlerdi. o insanın karakterini, eğilimlerini, ailesinden aldığı mirası, ruhsal durumunu, DNA’larını anlamak mümkün.
    _Osmanlıda ilm-i sima, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, 1756 yılında yazdığı Marifetname’sinde…

    _YÜZ ŞEKLİ_ Etli ve yuvarlak: İyi kalpli_ Uzun: Kibirli, Egoist_
    Çökük: Kötü ahlaklı_ Kemikli ve kare: Tedbirli, acımasız, baskın_ Şişman: Maddiyatçı, eğlenceyi seven_ Aşırı küçük: Bayağı_ Keskin hatlı: Alçak hislere yatkın_ Küçük: Cesaretsiz_ Balon şekilli: İyi kalpli_ Dikdörtgen: Asil_ Kemikli: Çalışmayı seven, ürkek_ Üçgen: Az duyarlı_ Zayıf: İhtiyatlı_ Seyrek sakallı: Dengeli _BAŞ_ Büyük: Hassas_ Uzun, sivri kafa: Yalancı, dalkavuk_ Küçük: Duyarsız_ Yukarı doğru ensiz: Pişkin ve yırtık _ALIN_ Geniş: Entelektüel, hayalperest_ Normal: Dengeli, yetenekli_ Açık: Sosyal, eli açık_ Dar: Dikkatli, dakik, rakamlarla arası iyi_ Dörtgen: İyi kalpli, alçak gönüllü, asil_ Yuvarlak: Hınçlı, sinirli_ Çökük: Ürkek_ Aşırı küçük: Cimri, sinirli_ Kırışıksız ve düz: Kibar, süslü
    _KAŞLAR_ Kalkık: Hırslı_ Düz: Rahatına düşkün_ Geniş: Ufku geniş, hassas_ Uzun: Güçlü_ Aşağıya doğru inen: Hoşgörüsüz_ Kısa: Sakin karakterli_ İnce: Kolay pes eden_ Çalı gibi: Güçlü yaradılışlı_ Kalın ve siyah: Dürüst_ Burnun üzerinde birleşen: Çabuk sinirlenen, dengesiz_ Gözlere yakın, hilal şekilli: Başına buyruk _GÖZLER_ Çukur: Ciddi, gizemli, gaddar, sezgileriyle hareket eden _Burna yakın: Konsantrasyonu kuvvetli, titiz, kararlı _Büyük: Açık, kibar, sözüne güvenilir, tembel_ Küçük: Odaklanmış, iradesi zayıf_ Ne büyük ne küçük: Asil karakterli_ Patlak: Hevesli ve meraklı_ Parlak: İhtiraslı_ Dış uçları aşağı doğru: Empati yeteneğine sahip, problemleri öngörebilen; merhametli _GÖZ RENGİ_Koyu kahve veya koyu mavi: Güvenilir, ciddi _Koyu gri: Cimri Gri: Sadık _Yeşil: İsabetli karar veren, kinci ve kıskanç
    Kahverengi: Diğerlerini düşünen, uysal ve uyumlu, zaman zaman sadakatsiz ve çabuk sinirlenen Kestane rengine yakın: Dengeli Kurşuni mavi: Şair ruhlu, romantik, hayalci ve dalgın _Siyah: İhtiraslı, ateşli, coşkulu, kurnaz _Mavi: Hassas, çok sevilen, çevrenin sevgisine ve takdirine bel bağlayan, _GÖZ KAPAKLARI_Görülebilen göz kapakları: Güvenilir, sadakatli _Az görülebilen: Dengeli _Görünmeyen : Çok iyi odaklanabilen, Gizemli _Aşırı büyük gözkapakları: Ciddiyetsiz, düşünmeden hareket eden _Alt göz kapakları sarkık: Alkole meyilli _BURUN_Dar: Kontrolcü _Geniş: Lider ruhlu _Dolgun: Güçlü, inatçı, sabırsız _Küçük ve kısa: Kibirli, cimri, kötü kalpli _Dışa doğru: Lider ruhlu
    _Düz ve kalkık: Şehvetli, ihtiraslı _Kambur: Barışçı, cömert, eli açık _İçe doğru: Yardımlaşmayı seven _Sivri: Çabuk sinirlenen, meraklı _Uzun, ağza kadar uzanmış: Cesur, kahraman, akıllı, adil _Geniş ve düz: Sosyal ama kararsız _Burun deliklerinin duvarları kalın: İyi kalpli _Burun deliklerinin duvarları ince: Hırçın _Burun delikleri geniş: Sinirli _Dairevi burun delikleri: Alçakgönüllü _Burnun alınla birleştiği yer çökük: Şehvetli _DUDAKLAR_Geniş ve düşük: Cömert _Kısa ve kalkık: Gururlu _Büyük: Cesur, savaşçı ruhlu _Ensiz, büyük: Hilekar, yalancı _Aşırı büyük alt dudak: Tembel İnce, ensiz: Şan ve şöhret tutkunu _Kalın ve kalkık: Ağzı kalabalık _Birbirine çok yakın ve sıkışmış: İtici mizaçlı, geçimsiz _Kalın, sarkık: Zevke ve eğlenceye düşkün _İnce ve düşük: Öz konuşan _Üst dudak ve damak önde: Huysuz ve kavgacı
    _ÇENE_Geniş: Otoriter _Aşırı enli, dörtgen: Acımasız, enerji dolu, kaba _Aşırı yuvarlak: Enerji dolu _Dar: Yumuşak başlı _İkiye ayrılmış: Kararsız _İleriye doğru çıkık: İnatçı, hoşgörüsüz _Gamzeli: İnatçı _Keskin uçlu: Çabuk sinirlenen _Yukarı doğru eğik: Zevkine düşkün _Küçük: Kararsız, tereddütlü
    _SAÇ RENGİ_Sarı: Cesur _Bal rengi: _Soğuk Kızıl: Kurnaz _Siyah: Korkak
    ___________________

    _İnsanları okuma sanatı_
    Vücut dili %55, ses tonu %30 ve kelimeler ise %7
    _Eğer bir kişi elini saklıyorsa, sakladığı bir şeyler olduğunu gösterir. Dudaklarını ısırıyor, tırnaklarını yiyorsa baskı altında olduğunu. Duygular, yüzünüzde iz bırakır. Kaş çatmak; endişe ve aşırı düşünmenin bir ürünüdür. Gözlerinizin etrafındaki çizgiler; eğlencenin ve neşenin bir ürünüdür. Dudak büzmek; öfkenin, küçümsemenin ve hoşnutsuzluğun simgesidir. Dişlerinizi sıkma ve diş gıcırdatma ise gergin olduğunuz anlamına gelir. Sezgilerinizi dinleyin. İçinizden gelen sese kulak verin bu arzularınızın isteğidir. Duygusal enerjinizi hissedin. Duygular, enejinizi mükemmel bir şekilde ifade etme yöntemidir. Bazı insanların etrafta olması size kendinizi iyi hissettirir, Bazı insanlar içinse durum tam tersidir. Bu görünmez enerji vücudunuzun her yerinde hissedilebilir. Duygusal enerjiyi okumak: Gözlere odaklanın. Gözleriniz güçlü enerjiler iletirler. Karşınızdaki insanın gözlerinde ne görüyorsunuz? Şefkat, huzur, nefret, kötülük_ Anahtar nokta ses tonu. Sesinizin tonu ve şiddeti duygularınızla ilgili birçok bilgi vermektedir. Yürüyüşleri gözlemleyin.
    __ Ses tonu karakterinizi yansıtır. Öz güven sizi seksi kılar. Genelde tok ve derin bir sese sahip olan kişiler, ne istediklerini bildikleri duygusunu uyandırırlar. Ses tonu titrek olan, akıcı konuşma problemi yaşayan insanların işe alınma olasılıkları daha düşüktür. Tonlamayı doğru şekilde ayarlayan kişiler cümle içinde neyi vurgulamak istiyorlarsa onu vurgularlar. Tabi tonlama ve kelime dağarcığınızı bir de vücut dilinizle birleştirdiğinizde.. Ses tonu daima yüksek olan insanlar çoğunlukla kibirli ve gösteriş meraklısı olurlar. Her şeyi kontrol etmekten büyük zevk alırlar. Aynı zamanda bencildirler. Özünde kendilerine olan güvenlerinde ciddi bir eksiklik vardır. Düşmanlık duygularına çok açık ve sosyal farkındalıkları zayıf kişilerdir. Telaşlı tonlar konuşurken dünyanın en basit ve en sıradan konularını bile büyük bir abartı ve panik duygusuyla aktaran kişilerdir. Bu kişiler ne yazık ki otoriteye bağlıdır. Sevimli tonlar sizi aldatmasın. Çünkü genelde bu tip tonlarda konuşan insanlar omurgasız olabiliyor.
    ____________________

    _Gözlerden iletişim modelini anlayabiliriz. Gözler sol yukarı bakıyorsa geçmişte yaşanan görsel bir anıyı hatırlıyordur, sağ yukarı bakıyorsa söylediğimiz konuyla ilgili görsel bir şeyi tasarlıyordur. Gözler sol yana doğruysa işitsel bir anıyı hatırladığını, sağ yana doğruysa işitsel bir tasarlama yaptığını gösterir. sol aşağı doğru bakıyorsa geçmişle ilgili duygusal bir hatırayı düşünüyor, sağ aşağı bakıyorsa duygusal olarak kendi kendisiyle içsel iletişim kuruyordur.
    ______________

    _Kan Grupları_
    0 grubu “Avcı”, A grubu “Çiftçi”, B grubu “Göçebe” ve AB grubu ise “Modern”.
    _0 Avcı kan grubu_ En eski kan grubu. Lider ruhlu ve yalnızlığı sever. Sindirim sistemleri en eski insanlara göre çalışır. Yağsız et, beyaz et ve balık faydalıdır. Süt ürünleri ve tahıllar bu gruba önerilmez. Deniz ürünleri ideal besinlerdir. Mantar, patates, mısır, karnabahar, siyah zeytin gibi besinler uzak durulması gereken Muz, mango, kiraz, erik ve incir faydalı meyveler grubuna girer. İçecek olarak en uygunu maden suyu ve yeşil çaylardır. İyimser, güç, direnç, özgüven, cesaret, sezgi, doğuştan iyimserlik. bulundukları ortama adeta bir bukalemun gibi iyi uyum sağlarlar. Çok kıskançtır. Kalabalıklara karışmayı sevmez. Hediyeler alarak sürprizler yapar.
    _A Çiftçi kan grubu_ Hassas bir sindirim sistemine sahiptirler. Bu nedenle vejetaryen beslenme düzeni faydalıdır. Eti tamamen menülerinden çıkarmalıdırlar. Makarna ve tahıllarla protein alımını arttırmalıdır. Sebzeler A grubunun tüketimi için çok önemlidir. Dürüst, mazbut, yasalara saygılı, kontrollü insanlardır. Endişelerini çoğu zaman gizlerken hemen parlama özelliğine sahiptirler. Hitler’ kortizol - stres hormonundan salgılanıyor. Oldukça gergin ve sabırsız olabilir. Hassas yapı sebebiyle, en sanatçı ruhlu kan grubudur. Kalabalık toplumlarla ve kırsal yaşamın gerginlikleriyle baş edebilmek için ortaya çıkmıştır.
    _B Göçebe kan grubu_ Bağışıklık ve sindirim sistemleri güçlüdür. Kalp hastalıkları ve kansere en çok yakalanan grup. Kırmızı et tüketimi çok faydalıdır. Beyaz et tüketiminden uzak durmalıdırlar. Süt ürünlerinin tadını çıkarabilen tek gruptur. Nedeni bu grubun şekerinin süt ürünlerinin şekeriyle benzer olmasıdır. Pirinç, yulaf ve kepekli ürünler in tüketimi idealdir. Esnek, yaratıcı, hastalıklara dayanıklı, uyumlu ve çalışkandırlar. Denge kan grubu olarak adlandırılır. B en dengeli insanlar. İşleri en ince ayrıntısıyla düşünür, mantıklı. Bireyselliklerine düşkün, işbirliğinden uzak, yerleşik hayata geçmiş A grupları kadar düzen sahibi ve konfor düşkünü değillerdir. Başkalarının fikirlerinden etkilenmez
    _AB Gizemli kan grubu_ Bu grup, sinirli ve hassas A’larla dengeli B’lerin birleşimi sonucu oluşmuştur. En ilginç ve en çekici kan grubudurlar. AB Grubu Erkeği: Otoriter, sözünün aile içerisinde sözünün dinlenmesini isteyen bir bireydir. Hafıza %82 oranında daha çok sıkıntı yaşamaktadır. Birçok özelliği üzerinde taşır. Hindi eti dışında et tüketimi istenmemektedir. Deniz ürünleri tüketebilirler. Maneviyatına düşkün, kin tutmayan, tüm durumlara adapte olabilen, titiz, uyumlu, sözünün aile içerisinde sözünün dinlenmesini isteyen bir bireydir
    __1930 japon prof takeji furukawa kan gruplarından kişilik analiz teorisini ortaya atmıştır. (Ketsuekigata)
    _Kan gruplarımız, kırmızı kan hücrelerimizin üzerinde yer alan antijenlerin tipine göre belirlenmektedir. A, B, AB ve 0 sembolleri, hücrelerimizin üzerinde bulunan antijen tiplerini ifade etmektedir.
    _Oranı_ Pozitif= a-%37, 0+29, b-14, ab-12_ negatif b-1,6, 0-4, a-5, ab-0,8
    RH faktörü, Rhesus (rezüs) maymunun kanındaki antikorların var olup olmaması anlamına gelir.
    _Kan grubu tarihi_ 0 grubu en eski kandır. 300.000 yıllık. Etobur insan ziraatla uğraşmaya başlayınca Mezopotamya’da A grubu kan ortaya çıkıyor. 25.000 B grubu ise, 15.000li yıllarda Doğu Afrika’dan kuzeye giden ve soğukta yaşayan, et yemeye devam eden insanlarda oluşmuştur. A ve B kaynaşmasıyla da AB kan grubu ortaya çıkar 900. En yeni kan grubu olan AB grubuna dünyadaki insanların ancak yüzde 5i dahildir.
    _Kan gruplarının keşfi_ Landois 1875'te köpek kanının başka bir cinsin kanı ile karıştırıldığında 2 dk. içerisinde hemen daima lizise (hücre parçalanması) neden olduğunu bildirmiştir. DeCastello ve Sturli 155 kişiyi kapsayan daha geniş bir çalışma ile kan grup sistemini A, B, O, AB olarak tanımladılar (1902) Landsteiner 1930 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür. Nredeyse yarım yüzyıllık bir zaman geçmiş ve 1939’da Phillip Levine tarafından sunulan bir olgu ile Rhesus (Rh faktörünün bulunduğu maymunun adı) faktörünün varlığına dikkat çekilmişti.
    __________________

    _İlke - Prensip - Normlar, insanların nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar bütünü. Kanunlar yazılı normlar. Gelenekler yazısız normlardır. Normlardaki temel amaç sosyal düzendir. Normların sınıflandırılması: 1-Ahlak Kuralları: İyiye ve doğruya yönelmiş eylemi talep eden kurallardır 2-Din Kuralları: Kaynağı tanrısal olduğu için bu kuralların değiştirilmesi çok zor hatta imkansızdır. 3- Gelenek (Örf) Kuralları: Kaynağı toplumun kendisidir. Toplum bir fayda bulduğu için nesilden nesile aktarır. 4-Görgü (Adap) Kuralları: Farklı sosyal çevrelerde ortama göre değişen basit davranış kalıplarıdır. Bu kurallar kişinin toplum içinde nasıl davranması gerektiğini düzenler. Selamlaşma, yemek yeme kuralları, saygılı davranma gibi. _İlke- prensip_Temel kurallar.
    _Değer yargıları: (Önemli düşünceler) Bir gerçekliği değil, bir değerlendirmeyi içeren yargılardır. Özneldir. Kişiden kişiye değişir. Kanıtlanamaz ve çürütülemezler. Mantık yargıları, doğru-yanlış, Sanat yargıları, güzel-çirkin, Din yargıları, sevap-günah, Ahlak yargıları, iyi-kötü şeklindedir. Bilim yargıları herkes tarafından kabul edilir. Din yargıları, inanan kişilerce kabul edilir ve kişilere göre değişmez ama ahlak yargıları değişir.
    _Ahlaki değerler olmadan toplum inşa edilemez. Toplumun var olabilmesi için üzerinde anlaşılması gereken kurallar, normlar olmalıdır. Elbette bu normları denetleyen hukuki ve sosyal mekanizmalar da gereklidir. Ortak değerler olmadığı takdirde ne toplumdan ne de milletten söz edilebilir. Toplumsal normlar bir yönüyle insanı baskılayan özellikler taşırlar. Ancak toplumun ayakta kalması ve varlığını sürdürmesi adına vazgeçilmezdirler. Geleneksel dönemde değer yargılarının kaynağı dini inançtı. Zaman içinde inancın temsilcisi üst bir sınıfa dönüşen din adamları kazandıkları gücü istismar ederek insanlar üzerinde tahakküm kurdular. Batının tüm ortaçağı buna örnektir. Batıda yaşanan aydınlanma ve bunun doğu toplumlarına etkisiyle güçlenen seküler anlayış sonucu yeni bir çağ doğdu. Geleneksel dönemde ihmal edilen bilim ve sanat hızla gelişti. İnsan aklına önem vermenin ötesinde akıl ve bilim kutsallaştırıldı. Bunun sonucu olarak bugün demokrasi, insan hakları ve evrensel değerlerden bahsediyoruz. Bu değişimi teknolojiye borçluyuz. Teknoloji bizi kitle iletişim araçlarıyla tanıştırdı. Bu araçlar ise zamanla modern ideolojinin propaganda enstrümanları olarak işlev gördüler. Sinema ve tv için üretilen içerikler yeni ve alışılmadık yaşam tarzlarının reklamını yaptılar. Yalnızlık ve bağımsızlık yüceltildi. Geleneksel olanın ne kadar boğucu ve kısıtlayıcı olduğu üzerinde duruldu. İnsanlar sosyal medya üzerinden yeni bir kişilik inşa ediyorlar.

    _Manipülasyon(Yönlendirme)__Cömertlik gücün işaretidir. Gizemli olun. Düşmanınızı kullanın ve kimseye güvenmeyin. Yardım isterken onun çıkarlarını gözetin. Kral gibi olmak için kral gibi davranın. Özgün ol. Tarzını parlat. Dikkat çekici ol. Saray mensubu ol. Görmezden gelin üstünlüğe ulaşın. İnsanları bağımlı kıl. Tahmin edilemez ol. Çok daha iyisini yapabilirmişsiniz gibi davran. İtibarı koru. Dürüstlüğünüzle düşmanınızı savunmasız bırakın. Enayi avlamak için enayi gibi davranın. Şikayet etmek zayıflıktır.
    _Yalan- Gerçekler çarpıtılır. 2. Duyguları kullanmak 3.Aşağılama-provakasyon. 4 Yanlışa yönlendirme 5 Beyin yıkama,-tekrar- sirayet.. önemsiz şeyleri önemli gösterme…6 Duygusal şiddet. 7-Mahrum bırakarak 8- Egoyu okşayarak
    _Obskürantizm: Bilmesinlercilik. Hakikatin bilinmesinin önlenmesidir. Halk yığınlarını bilgisiz ve karanlıkta bırakma anlayışı, aydınlık düşmanlığı. Örnek: Evrim teorisi'nin öğretilmesinin önüne geçilmesi çabalarıdır. Hristiyanlık dışı kitaplar yakılması. Bilgi güçtür ve bu gücü elinde tutanların, bunu paylaşmak istememek için takip etmiş oldukları yöntem. Obsküranistler, hür düşüncenin de en büyük düşmanlarıdır. Karanlıkçılık.
    _Agnotoloji: Bilgisizlik bilimi demek. Menfaat gereği cehalet yaymak. Agnotoloji, çıkar elde etmek için kasıtlı olarak kafa karışıklığı ve yalan bilgi yaymak demek. Toplumun bilgi sahibi olmasını istemeyenler tarafından yaratılan bilgisizliği inceleyen disiplin.İşsizliğe, yoksulluğa, cehalete, gelir dağılımındaki dengesizliğe, adalet sistemindeki çarpıklığa, rant için yok edilen doğal alanlara kafa yorma.
    _________________

    _Aileden alınan özellikler_
    Zeka genleri X kromozomunda bulunur. Bu nedenle erkekler zekalarını annelerinden alır. Kızlar ise, zekalarını hem anneden hem babadan alır. Ancak zekanın en fazla %40'ı ebeveynden geçer, kalan %60 ise tecrübeler doğrultusunda edinilir. Yaş ilerledikçe spermlerin kalitesi azalır. Bu nedenle yaşı ilerlemiş kişiler, çocuklarına mutasyona uğramış genler geçirebilir. Bu da akıl hastalıkları, otizm... Akademik başarı %55 genetik mirasa bağlıdır. Binlerce gen, okulda ne kadar iyi performans yaptığınızdan doğrudan sorumludur.
    _____________________

    _Pareidolia_ Nesnelerde değişik yüzler görme yanılgısıdır. Nesneleri, sesleri, kokuları farklı algılama durumu. Pareidolia, kişinin ruh halini anlayabilmek için psikiyatri tarafından da kullanılır. Rorschach mürekkep testi bunun en güzel örneği. İlkel canlılar, hayatta kalabilmek için görsel algılarını çok kullanırlardı. Beyin, muğlak görüntü ve sesleri tanıdık görüntü ve sesler olarak algılayacak biçimde evrimleşmiştir. Çalı arasında leopara benzeyen bir şeyler görüyorsunuz; kaçanlar mı yoksa kaçmayanlar mı hayatta kalırdı?
    _Apofeni_Birbiriyle ilgisiz şeyler arasında bağlar kurup, anlamlar çıkarılan bir algı yanılsamasıdır. Bulutları bir ejderhaya benzetmek, yıldırımları tanrıların gazabı olduğunu düşünmek, müzik dinlerken hayalet sesleri duymak gibi…1958’de Klaus Conrad tarafından şizofrenik hezeyanların ilk aşaması için kullanılmıştır. Antik Yunanca “Var olur gibi görünmek” anlamına geliyor. Apofeninin en bilinen türlerinden biri Pareidolia.
    _Misofonya_Seslere karşı aşırı hassas ve rahatsız olma durumudur. Misofonya hastalığının başta yeme, içme, çiğneme ve nefes alıp verme gibi günlük seslere tepki olarak gelişen aşırı sinir hali.
    _Hipertimezi_(Aşırı hatırlama)Olağanüstü üstün bir belleğe sahip olma durumu. Hatıraları, normal insanlardan çok daha fazla derecede hatırlama durumudu. Hipertimezili kişiler kendilerine bir tarih verildiğinde o tarihin hangi güne düştüğünü ve o tarihte kişisel bir bilgi olup olmadığını hatırlayabilirler. Bu bireyler yaşadıkları günleri mükemmele yakın ayrıntılarla hatırlarlar.

    _Gülümseyin. Kendinizi sevin. Beslenme alışkanlığınızı değiştirin. Yağlı, şekerli, unlu yiyeceklerden, haber ve tv'lerden uzak durun. Kimseyle tartışmayın. Yürüyün. Geleceğinizi düşünmeyin, geçmişinize takılmayın ve şimdide de boğulmayın. Akışına bırakın. Kızgınlık duygusu veren tüm kişi, olay ve mevzuları bir kağıda yazın. Ardından o kağıdı buruşturup çöpe atın.
    kabul edebilmektir. Resmi- Zorlamayla ortaya çıkar. Toplumsal bazen de hukuk kökenli olabilir. Kişisel- Kişinin gerçek fikrinden kaynaklanır.
    _Saygı_ Dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan olumlu bir duygu. İnsanları ya da farklı kültürleri oldukları gibi, yargılamadan
    _Özsaygı_ Bir kişinin kendine ne kadar değer verdiğinin ölçüsüdür. Bu tutum kendine karşı olumlu ya da olumsuz bir tutum olabiliyor _Özsaygı kendinizle ilgili çeşitli şeyleri kapsayabilir. Dış görünüşünüzü ne kadar beğendiğiniz, inançlarınız, duygularınız ve davranışlarınız, özsaygı algınız ile yakından ilişkilidir. Özsaygı eksikliği sizi bir yenilgi hissine veya depresyona sürüklerken, aşırı özsaygı da narsist bir birey olmanıza yol açarak sosyal ilişkilerinizi zedeler.
    _Hak: Kişinin Kazanımlarıdır. Kişinin kendi yaşamına yön verme özgürlüğüdür. Hak, hareket ve varlığın meşruiyet kaynağıdır. İnsan, yaşama hakkına dayanarak yaşamını sürdürür. Ya da düşünce özgürlüğü hakkına dayanarak düşünce izharında bulunur. İnsanın hak hukuk tanımadan her şeyi yapması sonucu kaos ortaya çıkar.
    _Turnusol kağıdı, asit ve bazları ayırt etmekte kullanılır. Turnusol, asitle temas ettiğinde kırmızı, bazla temas ettiğinde mavi renk verir
    _Mizantropi: İnsanlardan nefret etmek. Mizantropist. Asosyalliğin bir tık üstü Mizantropi’dir. Hümanizmin zıttıdır. Hiç kimse seni ilgilendirmiyor. Tepkisizsin. Tahammülsüzsün. Bir psikolojik darbenin kişi üzerinde bıraktığı ender bozukluklardan biri. Sonuçta yaşama tutunamayan birey, yaşamış olduğu olumsuzlukları nefrete dönüştürecek, engellenme kompleksi altında bir saldırganlık stratejisi.
    _Sinestezi: Nesneleri, tatları ve kokuları, renk olarak algılama durumu. Duyularının birbirine karismasi. Sesleri gormek, gordugun seyleri duymak. Örneğin: Do notasi calinca insanin mavi renkler gormesi. Şamanismde genelde samanlar transa gecmek icin kullandiklari
    bitkilerin bu turlu ozellikleri vardir. Algıları gelismiş, hassas yapılı, hayal dünyası yogun, ruhsal durumu, kendisinin bile anlayamadıgı kadar karısık olan kisilerdir. Nikola tesla ve Vasilly Kandinsky bir sinestezikti.
    _Protagonist: Başrol, ana karakter, kahraman anlamındadır. Yunan tragedyasinda başrol.
    _Antagonist: Karşı, muhalif, kötü karakter, asıl karakterin zıttıdır. Karşıtlık yaratır, kışkırtır, düşman yaratır, uzlaşmazdır. İçimizdeki 'yapamazsın' diyen sestir.
    _Biyopsikoloji: Canlıların fizyolojik, genetik ve gelişimsel mekanizmalarını biyolojinin ilkeleri ışığında inceleyen bilim dalıdır. Beynin işleyişinin, genlerin ve hormonların, düşünceyi, eylemi ve duyguyu nasıl etkilediğini, evrimin insanların psikolojik kapasitelerini ve davranışsal eğilimlerini nasıl ve ne şekilde biçimlendirdiğini açıklamaya çalışır. Karşılaştırmalı Psikolog: Farklı türlerin davranışlarına bakar ve onları birbirleriyle ve insanlarla karşılaştırır. Evrimsel Psikolog: Davranışın evrimsel temellerini inceler.
    _Frenoloji: Kişinin kafasının şeklinden, onun kişiliğini, yeteneklerini ve suça yatkınlığını belirleme iddiasında olan bir teoridir. Alman doktor Franz Joseph Gall tarafından 1800'lerde geliştirilmiş ve 19.yüzyılda çok popüler bir teori olmuştur. Günümüzde artık bir tür sözdebilimdir. Kafatasının, altındaki beynin yapısına göre biçimlendiğine ve beynin farklı bölgelerinin belirli kişilik özelliklerinden, beceri ve yeteneklerinden sorumlu olduğuna inanmışlardır..
    _Earworm: Melodilerin dilimize takılıp gün boyu tekrarlanmasıdır. Sakız çiğnemek, sub vokal artikülatörler(fonetik-ses bilgisi) olarak adlandırılan anatomi, konuşmak için kullanılan bölümlerine girer. Bu subvokalizasyonlar beynin sözel veya müzikal anılar oluşturma yeteneğini azaltır
    _Refleksoloji: Ayak, el ve kulaklara masaj uygulanarak yapılan bir alternatif tedavi metodu. 5000 yıl önce Çin’de akupunkturla aynı dönemlerde doğduğu sanılıyor. stres enerjinin aktığı kanallar tıkar. Bu tıkanıklık vücüdun iç dengesini bozarak bedeni hastalıklara açık hale getirir. belli baskı noktaları organlar ile bağlantılı haldedir. Refleksoloji ile bu baskı noktalarına çeşitli masajlar yaparak organlardaki bozukluklar iyileştirilmeye çalışılır
    _İzafiyet (Görelilik): Hayatın temel prensibidir. Hayatta herşey görece, izafi, rölatiftir. Mutlak doğru, gerçek bilgi olmadığı gibi, mutluluk, acı gibi kavramlar da merkez aldığınız bir şeye göre değişir. Hayatınızın sonunu getirdiğini sandığınız olay bir gün bir bakarsınız, başınıza gelmiş en güzel şey, çirkin sandıklarınız güzel, doğru sandıklarınız yanlıştır. Bu nedenledir ki; hayatta hiçbir şeye ve kimseye karşı bağıl olunmamalıdır. Mihenk alınan nokta değiştiğinde, gördüklerinin ve yaşadıklarının da değişeceğini bilerek yaşamalı insan. Ne üzüntüden karalar bağlamalı, ne de mutluluktan ne olduğunu şaşamalı. Çünkü her şey yalan ya da hepsi gerçek.
    _Boks’ta 3 vuruş tekniği vardır. 1. Direk vuruş: Karşı atakları engellemek ya da atak hazırlayıcı bir ön yumruktur. 2. Kroşe: Kolun çengel şeklinde 90 derece açı ile vurulan yumruklardır. 3. Aparkat: Aşağıdan yukarıya, dirsekler açılmadan çeneye, 90 derece açıyla indirici, nakavt etme amacıyla yapılan bir vuruştur.Aparkat vuruşa zemin hazırlamak ve rakibin gardını düşürmek için oyuncular, sağ sol direkt ve kroşe gibi vuruşlar ile rakiplerini zorlamaktadır. Bu vuruşlar sonrasında rakibin gardının düştüğü bir anda, doğru zamanlama ile aparkat vuruş yapılarak rakip yere indirilmek istenmektedir. Kroşe ve Aparkat yumruklar yakın dövüş mesafesinde vurulan yumruklardır.
    Boksta ön yumruk ve arka yumruk diye tabir ettiğimiz yumruklar vardır. Ön yumruk rakibin boşluğunu arar ve onu kandırmaya yönelik fentler yapmayı sağlar. Arka yumruk ise indirici yumruklardır genelde güçlü ve sert bir şekilde vurulur._Gard::Kendini korumak için alınan durum. Boksa başlamadan önce,ilk önce bireyin Gard tespiti yapılır.Genel olarak,birey sağ el ile yazı yazıyorsa DÜZ GARD'dır,sol ile yazı yazıyorsa TERS GARD'dır.
    _Panteizm ile Panenteizm(Vahdeti vücut) arasındaki fark şudur: Panteizmde her şey Tanrı'dır. Panenteizmde ise her şey Tanrı'dan oluşmuştur. Platon, Hallâc-ı Mansûr, İbn Arabî, Mevlânâ, Bruno, Spinoza, Hegelin fikirlerinden destek alır.
    _William blake: İnsanın kendi neyse gördüğü de odur.
    _Hilozoizm_Evrenin canlı olduğunu savunan akım.
    __Panpsixzm Evrendeki her şeyin bir ruhu olduğunu savunan felsefi akımdır
    _Nekromansi : Ruh çağırmak. Doğaüstü kötü güçlere karşı ruhsal koruma olarak çağırma. Antik Mısır ve Babil'de ortaya çıkmıştır.
    _Hypergamy kendinden yuksek statulu biriyle evlenme ve cocuk yapma cabasidir. Kadinlar Hypergamous varlıklardır.
    _Bibliyoterapi_Okuyarak tedavi. Eski Yunan kütüphanelerinin girişinde : “İnsanın Ruhunun İyileştirildiği Yer”.
    _Psikoz, 2+2= 5 yaptığını düşünür. Nörotik 2+2= 4 yaptığnı bilir ama endişelenir...
    _Endogami" kendi sosyal seviyemizdeki eşleri seçiyoruz.
    _Ekzogami ise bize uzak gruplardan eş seçme anlamında kullanılıyor.
    _Homogamiye göre kendimize benzeyen kişilere aşık oluyoruz. Erkeğin psikotisizmi yüksek, kadının nörositzmi düşükse, yani erkek sert-umursamaz-inatçı-salgırgan-mesafeli, kadın yumuşak huyluysa ilişki başarılı oluyor
    _Kaygı_ Matematikte 0 neyse anksiyete de odur. Gelmesiyle beraber her şeyi sıfırlar. Önemli bir toplantınız vardır, o gelir toplantıyı sıfırlar, gidemezsiniz. Sevdiğiniz biri vardır, görmek istersiniz, o gelir kimseyi göremezsiniz. En kötüsü de insanlara açık açık bunu dillendiremezsiniz, sadece mal gibi durma hakkınız vardır. Sen ağlıyorsun şu anda, ama içine. Birinin yanında gizlemeniz de zordur öldüğünüzü. İyi tarafı. Madde falan kullanmadan, tamamen doğal bir hissiyattan, yüksek bir algı düzeyinden bahsediyorum. Depresyon, anksiyete vesaire... uzun ve istikrarlı biçimde sürdüğü zaman bir tür detoks yapar vücudunuza. Mutsuzluk detoksu. Zerre mutluluk kalmaz içinizde. "Madem unutacaktın, beni neden yarattın?" kıvamına gelirsiniz… Depresyon mutlak güç demektir. Dünyadan çekiliyor, hastalığa "sığınıyorsunuz"; güncel ve eylemli tüm kaygılardan uzakta.
    _Oksimoron_Birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması
    _Antropomorfizm - insan biçimcilik[1], insanî niteliklerin başka bir varlığa atfedilmesidir. Homeros'un tanrıları insan gibi anlatmasıyla başladı. İslamda Allah öfkelenir, öc alır, düşünür, acır, bağışlar
    _Katastrofik Çok kötü bir olay, felaket etkisi yaratan anlamındadır. Bir olayı kötü yorumlama. Tıp literatüründe, sürekli kötü bir şeyler
    olacağına dair yoğun hisler yaşayan insanların sahip olduğu korku tipi. katastrofik korku.
    _Mutlak ateist sadece Tanrı'nın varlığını reddetmekle kalmayıp zihninde hiçbir surette Tanrı kavramı olmadığını söyleyen kişidir.
    _Apateizm: Tanrıumursamazlık, inanca veya inançsızlığa karşı ilgisizliktir .
    _Kintsugi - Antik japon felsefesine dayanan; kırılan nesneleri gümüş ve altın ile onarmaktadır " Kintsugi ile, kırılmanın izleri gizlenmez, tam tersine vurgulanır. yaşamın hiçbir unsurunu kusur olarak görülmez, tersine ona göre yaşam tüm unsurları ile değerlidir.
    _Monolog: Tek kişinin konuşması. Tiyatrolardaki tek kişilik monologlara da tirat denir _Diyalog: En az iki kişinin iletişim içinde olmaları demektir. _Hakkın, hukukun, adaletin, anayasanın üstünlüğüne ortaklaşa karar verip gereğini yapmak, çağdaş demokrasilerin gereğine göre hareket etmek yine bilimsel ve çağdaş değerlerle yönetilme ve yaşama isteği yine bir Siyasal, hukuki Diyalojidir. Çünkü millet iradesi ile oluşmuştur. Devleti, ülkeyi, toplumu, aileyi... ilgilendiren her konuda diyalog ve diyaloji ile davranabilmek, akıl ve bilimden ayrılmamak çağdaş toplumların temel karakteristiğidir. _Ağaların yönettikleri serflere ve kölelere olan buyruklar birer monolojik örnektir. Bu rejimlerde hak, hukuk, adalet değil, en güçlünün buyruğu ve yasası geçerlidir.
    _Bilge olanlar sadedir ve basit konuşur. Sığ olanlar ise sığ olmadıklarına ikna etmek için süslü konuşur
    _Ataraksiya: Tepkisizlik, duygusuzluk demek. Anksiyetenin karşıtı. Felsefede: Duygulardan, endişeden ve korkudan arınmış beklentiriz bir durgunluk halidir. Tasavvufta ise fenafillah yani yokluğun sırrına ermek, ölmeden önce ölmek olarak karşımıza çıkar.
    _Mesafe, en önemli sosyolojik, psikolojik, biyolojik, antropolojik, metafizik ve fiziksel güvenlik önlemidir.
    _____________________

    _Zeka_
    _Zeka_ Düşünme, algılama ve kavrama yeteneklerinin tümü. Zeka beynin algılama hızıdır.
    _Akıl – Us- Uslu_ Doğru ve yanlışı ayırt edebilme yetisi. Akılsız ise doğru düşünemeyen.
    _Zeka - Akıl farkları_Zeka doğuştan gelen bir yetenek, akıl ise onu kullanma yetisidir.. Akıl ölçülemez ama zeka iq ile ölçülür. Akıl, doğruyu bilen zekadır. Zeka, etik hiçbir anlam taşımaz, nötrdür. Örneğin sadece zeki bir insan kainattaki en güçlü nükleer bombayı icat edebilir. İleride sevdiği her şeyin ölümüne sebep olacağını akıl edemeyebilir. İyi mizah ciddi anlamda zeka gerektirir. Zeka beyin gücünü, kavramları kavramadakı ustalığı ifade eder. Zekayı iyiye ya da kötüye kullanabilirsiniz. Akıl ise sağduyuyu çağrıştırır; mantıklı, vicdana uygun hareketler sergilemeyi öngörür. Zeki olup da mal gibi yaşayan, ortalıkta gezinen bir sürü insan vardır. Zeka arabanın gücüdür. Akıl ise direksiyondur. Arabayı kullanabilme yeteneğinizdir. Bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur. Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir. Yol göstermek ‘akıl vermek’tir. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Hayvan zekası da insan zeka da sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, gelişmiş beyin ve sinir sistemidir. Besteci, eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz.
    _Düşünce_ Soyut bir nesnenin, zihinde oluşturduğu faaliyettir. Somut bir nesnenin, zihninde oluşturduğu faaliyet de algıdır
    _Zihin_ Anlayış, kavrayış, algılama yetisi. Zihin, benlik, kişilik, duygular, düşünceler, akıl yürütme, karar verme, bilinçsiz karar verme, dürtüler, içgüdüler gibi aktivitelerin bütünüdür. bilinçli canlılarda zihin hepsini içerir;
    _Bilinç-Şuur_ Farkındalık. algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci. zihnin sadece değişken bir niteliğidir.

    _Bellek_ Bilgileri kayıt altına almamızı sağlayan yapı. Evrimsel açıdan; hatırlama, bir tür olarak hayatta kalmayı sağlıyor. 3e ayrılır
    1- Duyusal Bellek: Duyu organlarından giren bilginin kısa süreli olarak tutulduğu yerdir.
    2- Kısa Süreli Bellek: Çalışma belleği olarak da adlandırılır. Kapasitesi sınırlıdır.
    3- Uzun Süreli Bellek: Bilgilerimizin saklandığı yerdir. Kapasitesi sınırsızdır. Örtük ve Açık 2 alt başlığı vardır.
    1-Örtük bellek: Farkında olmadan yaşadığımız şeyleri kaydetmektedir. Reklam sektörü için bulunmaz bir nimettir. Tekrarlar, anımsatmalar…
    a- İşlemsel bellek :Bireyin bir işi nasıl yaptığına dair bilgilerin kodlandığı bellek. Bilgiler kalıcıdır. Psikomotor
    b-Hazırlama: Anımsatıcı şeyler. Hav’dan havuç. (Propaganda, tekrarlar, kavramsal)
    c- Klasik koşullanma: Alıştırmak. Korkmamamız gereken bir şeyden korkmayı bu şekilde öğreniriz
    2-Açık bellekte ise bilgiler bilinçli olarak depolanır.(ansal, anlamsal, işlevsel)
    a- Anısal (Epizodik) Bellek: Bireylerin hatıralarını, anılarını içerir.
    b- Anlamsal (Semantik) Bellek: Kişinin çevre ile ilgili genel bilgilerinden oluşur.

    _Duygu – His_İnsanın iç dünyasındaki izlenimlerdir. Duygular her dilde ve kültürde farklı ifade edilmektedir.
    _Duygusal zekâ - EQ_Duyguları anlama, sezinleme ve yönetme yetisidir. Bilişsel zekadan farklı olarak geliştirilebilir. ,
    _Dr. Daniel Golemana göre beynin düşünen parçası, beynin duygusal parçasından ürüyor. Beynin düşünen ve duygusal parçaları birlikte çalışıyor. 'Duygusal zeka'yı, özbilinç, azim, dürtülerini frenleme, empati gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor. IQ 'nun hayattaki başarıya katkısı en fazla yüzde yirmidir; geri kalan yüzde sekseni belirleyen başka etkenler vardır. Bu başka etkenler bizim çevremiz, sosyal yaşantımız, duygularımız, hissettiklerimiz. _Akış, bir kişinin kendindeki beceriyi kendinden geçercesine, kaygıyı, endişeyi, egosunu bir kenara bırakıp sadece o işi yaptıran güçtür. Bu seviyeye erişebilmek, kişinin ancak çok sevdiği bir işi yapmasıyla gerçekleşebilir. Resmi sevenler tuval üzerindeyken kendinden geçiyor. _Duygusal zekâya biyolojik olarak yaklaştığımızda ise amigdala ve limbik sistemin varlığıyla karşılaşıyoruz. _Kişilerin en zor kontrol ettikleri duygunun öfke olduğu bulgulanmıştır. Duygusal zekanın ket vuramadığı öfke anında kişi mantığının dışına çıkar. Bütün bu duygulardan yoksun olanlar ise psikopat denilen gruptur. Yaptıkları dehşet verici şeylere karşı kulp bulurlar ve bundan zevk alarak yaparlar. Hemen hepsinin sonun da ise pişman olmadıklarını görürsünüz. Zarar verdikleri kişinin hissettiklerini anlayamadıklarından dolayı acı vermek onlar için bir şey ifade etmez. Tecavüzcülerin yalanları, “Kadınlar aslında kendilerine zorla sahip olunmasını isterler.” ve ya “Karşı koyuyorsa aslında naz yapıyordur. Duygusal cehalet, kişinin bir olay karşısında mantığından önce öfkesine yer vermesidir.__ IQ’su yüksek olduğu halde hayatta başarısız olanların durumundan hareketle duygusal zeka kavramını, kendine hakim olma, dürtülerini kontrol edebilme, ruh halini düzenleyebilme, empati olarak tanımlamıştır
    __Duygusal Zeka 15 farklı alandan oluşmaktadır: Uyum sağlayabilme, girişkenlik, duygu algısı, duygu ifadesi, başkasını kontrol etme, otokontrol, dürtü kontrolü, ilişkiler, öz saygı, öz motivasyon, sosyal farkındalık, stres yönetimi, sürekli empati, sürekli iyimserlik ve sürekli mutluluk. IDRlabs ve mevcut IDRlabs Global Duygusal Zeka Testi, yukarıda adı geçen araştırmacılar ve bağlı oldukları akademik kurumdan bağımsızdır.
    _ Yaptığımız seçimler, aldığımız eylemler ve sahip olduğumuz algılar, herhangi bir anda yaşadığımız duygulardan etkileniyor. Eckman tarafından tanımlanan 6 temel duygu: mutluluk, üzüntü, tiksinti, korku, sürpriz, öfke, gurur. utanç, heyecan, Eğlence, aşağılama sıkıntı Suç Hoşnutluk… Aşk , örneğin, sevgi ve özlem gibi ikincil duygulardan oluşur.
    _Duygular Birleştiriyor: Psikolog Plutchik, renk tekerleği gibi bir şey çalıştıran bir “duygu çarkı” ortaya koydu. Duygular farklı oluşturmak için birleştirilebilir, tıpkı diğer renkler yaratmak için renkler karıştırılabilir. Bu teoriye göre, daha temel duygular yapı taşları gibi bir şey hareket eder. Daha karmaşık, bazen karışık duygular, bu daha temel olanların bir karışımıdır. Örneğin, sevinç yaratmak için sevinç ve güven gibi temel duygular birleştirilebilir. _Korku, acil bir tehdidin duygusal cevabıdır. Ayrıca, beklenen tehditlere ve hatta potansiyel tehlikeler hakkındaki düşüncelerimize de benzer bir tepki geliştirebiliriz ve bu genellikle endişe olarak düşünürüz. Sosyal kaygı , örneğin, beklenen sosyal durum korkusunu içerir. korkuyla karşılaştığınızda, savaş ya da savaş tepkisi olarak bilinen şeyden geçersiniz . Kaslarınız gergin hale gelir, kalp atış hızınız ve solunumunuz artar ve zihniniz daha uyanık olur,
    _6 yetkinlik sizi olumsuz durumlardan olumlu durumlara taşır _Özfarkındalık: Davranışlarının, güçlü yönlerinin, limitlerinin ve diğerleri üzerinde bıraktıkları etkilerin farkında olmak. Empati: Diğerlerini anlamak, fark etmek, onların kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak ve uyumlanmak için tarzını onlara göre ayarlamak. Özyönetim: Ruh halini, duygularını, zamanını ve davranışlarını yönetmek ve kendisini geliştirmek. Potansiyeli Ortaya Çıkarmak: Diğerlerinin işlerini desteklemek, problem çözme aşamasında onlara yardımcı olmak, teşvik etmek ve olumlu bir iş ortamı sağlamak. Gerçeklik: Duygu ve düşüncelerini açık ve etkili bir şekilde ifade etmek, tutarlı olmak ve diğerlerinin de bu şekilde davranması için onları cesaretlendirmek. Duygusal Muhakeme: Karar verme aşamasında gerçekleri ve bilgiyi, kendi ve diğerlerinin duygularıyla birleştirerek karar vermek.
    _Teşt_Genel olarak, duygusal zekanız standarda yakın, yani duygusal açıdan zorlayıcı çoğu durum ve konuya uyum sağlamak ve bunlarla baş etmekte muhtemelen başarılı oluyorsunuz.
    _Hiçbir şey zihninizi iyi ve ilginç bir kitapla açmaktan daha büyük değildir.
    _Kontrol etmekte en çok zorlanılan duygu, kızgınlıktır ve sinirlenen insan mantıklı düşünemez ve kaybeder.
    _Özbilinç yani Kendini tanıma; duygu ve düşüncelerin davranışları nasıl etkilediğini anlamakla başlar. Kendini yönetme ise artık bu duyguları kontrol altında tutabilme ya da değişen koşullara adapte olabilme olarak tanımlanır. Sınav kâğıdı önünüze geliyor ve birden heyecan basıyor; eliniz ayağınıza dolaşıyor. İşte duygusal zekâ burada devreye giriyor. Çünkü stres yönetimi de duygusal zekanın içine giriyor. İş kollarında başarının büyük payı duygusal zekâ kaynaklı.
    _Duygusal zeka özellikleri: Empati yetenekleri yüksektir. Çözüm odaklıdırlar. Motivasyonları yüksektir. Günah keçisi aramazlar. Her şeyi kontrol edemeyeceklerini bilirler. Hataları tecrübe olarak görürler _IQ’nun yüzde 20, duygusal zekanın ise yüzde 80 oranında belirleyici olduğu bilinmektedir. Duygusal zekası yüksek insanlar, diğer insanları olduğu gibi kabul edip onları dinleyip anladıkları için sevilirler
    _ Çoklu Zeka Teorisi1983 Prof. Howard Gardner, zekayı 8 alt kategoriye ayırmıştır. Sözel, mantıksal-matematiksel, bedensel, müziksel, görsel, doğacı, sosyal, içsel_ Zeka, çözümler üretebilme becerisi, yaratıcılık olarak anlatır.
    _Bilişsel zeka - IQ_Düşünme, hissetme, öğrenme, karar verme, problem çözme ve yargılama gibi zihinsel incelenmesidir.
    _Kültürel Zeka – CQ_ Farklı kültürlere adapte olup, verimli bir şekilde çalışma becerisine sahip olabilmek anlamına gelmektedir.

    _Algı_Duyumların yorumlanmasına denir. Algı, duyu organlarının uyarılmasıyla oluşan sinir sistemindeki sinyallerden oluşur. Öğrenme, dikkat, hafıza ve beklenti ile şekillenebilir. Uyarıcılar farklı kişilerde farklı yorumlanacağı gibi; aynı kişi, aynı uyarıcılara değişik bakış açısına göre farklı biçimlerde anlamlandırabilir. Bir çocuk için portakal, oynanacak renkli bir top iken, bir yetişkin için kahvaltıda suyu içilecek bir meyvedir. Kant'a göre, biz bazı şeyleri olduğu gibi değil, bizim istediğimiz biçimde görürüz. Duyu organlarımız, uyarıları alır ve beyne iletir. Böylece, duyum meydana gelir. Algının olabilmesi için duyumun; duyumun olması için uyarımın; uyarımın olması için de uyarıcının olması gerekmektedir.
    _Duyum fizyolojik bir olaydır. İnsanda görme, işitme, tatma, koklama, dokunma duyumları vardır. Algı ise, psikolojik bir olaydır. Algılama anında, geçmiş yaşantılar, başka duyular, beklentiler, kültürel etkenler işin içine girerler. Duygular, çoğunlukla, limbik sistem ve beynin en ilkel kısmından kaynaklanır. Öte yandan, hisler beynin ön lobundan meydana gelir. Hisler, olayları ve duyumları yorumlama şeklimizden kaynaklanır. Bununla birlikte, duygular sinir sistemimizin tepkilerinden (sempatik ve parasempatik) ötürü meydana gelir.
    Duyum, uyarıcıyı fark etmek. Algı, fark edileni yorumlamaktır._ Göz bakar, beyin görür. İzlenim duyumdan önce algı duyumdan sonra gerçekleşir. Duygu bir tasarım, duyum bir etkinin sonucudur. Örneğin sevinç bir duygu, açlıksa bir duyumdur.
    _Duyumsamak: Duyular yoluyla algılamak
    _Psikofizik, fiziksel nitelikleri değişen girdinin algı üzerine etkisini ölçerken.
    _Duyusal nörobilim algının arka planındaki beyin mekanizmalarını inceler.
    _Derinlik algılaması İki boyutlu retinal görüntünün üç boyutlu bir görüntüye dönüştürülmesine denir.
    _Algıda değişmezlik Daha önce algılanan nesnelerin, özellikleri değişmesine rağmen, aynı nesne olarak algılanmasına denir.
    _İllüzyon (Yanılsama): Nesneyi yanlış algılamadır. Korkan birinin ıssız yolda giderken bir ipi yılan olarak algılaması ilüzyondur.
    _Halüsinasyon (Sanrı): Ortada bir uyarıcı yokken kişinin bir şeyler algıladığını sanmasıdır
    _Psikofizik, uyarıcı ile algının arasındaki ilişkinin bilimsel çalışmasıdır.
    _Bilişsel bilim, zihin ve zekânın işleyişini ele alan, zeki sistemlerin dinamiklerini ve yapılarını araştıran disiplinler arası bir yaklaşımdır. Bilişsel bilimcilerin ilgilendikleri dil, algı, hafıza, dikkat, akıl yürütme ve duyguyu içerir. Dilbilim, psikoloji, yapay zeka, felsefe, nörobilim ve antropoloji gibi alanlardan yararlanır.
    _Boyut_ bir cismin herhangi bir yöndeki uzanımı, bir cismin en, boy ya da yüksekliğinden her biri. _Tek boyut, 2 boyut, 3 boyut
    _Ecce Homo dövülmüş ve bağlanmış İsa'yı öfkeli kalabalığa sunan Pontius Pilatus tarafından İsa'yı kastederek söylenmiş vurgulu cümle. Bu çarmıha gerilmeden kısa süre önce yaşanmıştır Friedrich Hölderlin _Otantik _özgün.
    _Adcılık_Nominalizm_ Genel kavramların, nesnel hiçbir varlığının veya anlamının bulunmadığını öne süren felsefe anlayışı. Semboller insanların onlara yüklediği anlamlar doğrultusunda varlık, anlam ve değer kazanır. Orta Çağ’da Kilise tarafından dinsel sapkınlık olarak tanımlanmıştır. Ortaçağda meşhur tümeller tartışması vardır. Realistler ve Nominaller arası. Skolastiği yıkan akımlardan biri. Batı dünyasını geliştiren. Stoacılar ve Epikurosçular adcıydılar. 11.yy Papazı Roscelinus tarafından geliştirilmiş bir felsefi düşünce sistemidir.
    _Tümel-genel_Bir kavramın, ifade ettiği grubun tamamını kapsaması (Bütün insanlar) Eğer ifade ettiği grubun bir kısmını kapsıyorsa (bazı insanlar) “Tikel”
    _Monogrofi Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla ele alan.
    _Dunning-Kruger Sendromu_Cahil cesareti_ Dr Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir yanlılık eğilimidir.
    Cahiller kendilerine aşırı güvenirler. Bilge insanları dinlemezler. Kendilerindeki yetersizliği göremezler. Bilgi eksikliklerini egoları ile kapatmaya çalışırlar. Cehalet bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır. Atasözü: Cahil cüretkâr olur, kendini alim sanır _Niteliksiz cahil insanlar, her şeyi en iyi kendilerinin bildiklerini sanır. Eğitimli kişileri aşağılarlar. Bu kişiler her işin uzmanıdırlar. Üstlerine aşırı yalakalık, altlarına da zulmederler. Bugün söylediklerini yarın yalanlarlar. Başarısız olduklarını asla kabul etmezler. O başarısızlık içerisinden çekip çıkardıkları bir nokta ile başarılıymış gibi gösterirler. Hata kabul etmezler. Onların doğruları kesindir. Üzerine tartışma bile yapılamaz. Olay gözünüzün önünde olmuştur ancak bunun bir önemi yoktur. Bu kişiler ne diyorsa o doğrudur. Yaptıkları işlerde büyük gürültü yaratıp çok iş yaptıklarını göstermek isterler.
    _Cehalet mutluluktur. _Cesaret, cesurların erdemidir, aptal cesareti ise cahillerin.
    _Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır." Bertrand Russell
    _Kant_İnsan ne kadar çok bilgiyle zenginleşirse o kadar yük yüklenir ve mutsuz olur. Akıllarını kullanmayan ve içgüdüleriyle yaşayan cahiller ise hafif ve mutludur. Bilgili insanlar cahilleri küçük görmekten çok onların mutluluklarına imrenirler.
    _freud akıl duvar olur çıkar.

    __Biyolojik saat, insan vücudundaki hormonların ne zaman salgılanacağı gibi metabolik işlemleri düzenler. Düzensiz yaşamdan dolayı bozulursa. Stres hormonlarının artışı, Melatonin salgısının baskılanması, Yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk _ biyolojik ritm, günlük bir döngüyü takip eden fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişikliklerdir. belirli saatlerinde uyur, belli saatlerinde uyanık kalırız ve bunu sürekli tekrar ederiz.
    _Kortizol – stres hormonu. Böbreküstünden salgılanır. Kortizol salgılandığında bağışıklık sistemi baskılanarak vücudun bazı tepkileri vermesi engellenir. Hücrelerde şeker kullanımı artar ve savaş ya da kaç tepkisine hazırlık yapılır. __Hiperkortizolizm: Çok fazla kortizol aldığınızda vücudunuzdaki proteinler kaybolmaya başlar ve kaslarınız erir. Kasların erimesi sonucu yağ dokusunu tutacak bir şey kalmadığında yağ bezeleri oluşur. Örneğin Cushing sendromu-Hiperkortizolizm en çok omuzlar arasındaki yağ bezesiyle kendini belli eder
    _Paralaks yöntemi: Yıldızların uzaklığını ölçmeye yarar. Elinizi uzatın, sağ gözünüzü kapatın ve başparmağınızı uzaktaki bir cismin üzerine yerleştirin. Şimdi, sağ gözünüzü açıp sol gözünüzü kapatın. Başparmağınız hafifçe yer değiştirmiş gibi görünecektir. Bu küçük yer değiştirme miktarını ölçer ve gözleriniz arasındaki mesafeyi bilirseniz, başparmağınıza olan uzaklığı hesaplayabilirsiniz.
    Gökbilimciler, uzayda bize yakın bulunan cisimlerin uzaklığını hesaplamak için "yıldız paralaksı" ya da "trigonometrik paralaks" olarak adlandırılan yöntemi kullanır. Basitçe söylemek gerekirse bu yöntem, Dünya Güneş etrafında dönerken, bir yıldızın, uzakta bulunan ve daha arkada kalan yıldızlara göre ters yönde olan hareketini ölçer. Paralaks yöntemi kullanıldığı bilinen ilk ölçümün M.Ö. 189'da, Hipparchus adlı Yunan gökbilimcinin Ay'a olan uzaklığı hesaplamak için iki farklı konumdan edindiği Güneş tutulması gözlemlerini kullanmasıyla gerçekleştiği düşünülüyor.
    __Kontrol etme hastalığı yani kontrol deliliği: mükemmeliyetçi, hataya tahamülleri olmayan bundan dolayı da her şeyi kontrol ederek yönetmek ivterler. Çünkü bir tek kendilerinin hatasız olabileceklerine inanırlar. Kontrol ederek kendilerini güçlü hissederler. Karşısındakinin kişiliğini yok sayarak kendi doğrularını yaprıtmak için diretirler. Bu durum da karşıdak kişi için değersizlik duygusu yaratır. Detaycıdırlar ve dedaylardan başlangıç yapamazlar. Başkalarına iş emanet etmez. Temel problem güven eksikliğidir.

    _Epilepsi- Sara- Peygamber hatalığı_Beyin hücrelerinin anormal elektrik sinyali yollamasıyla ortaya çıkan nörolojik bozukluktur. Genetik etkenler ya da beyin hasarı yaşayan kişilerde gelişir. Kronik bir hastalıktır. Nöbetler: Bilinç kaybı, kasılma, ağızdan köpük gelmesi, gözü açık rüya görme hissi, halisünasyonlar, gaipten sesler, ani sıçramalar, uyuşukluk, hantal davranışlar, garip tat ve kokular alma, bozulan zaman ve mekan duygusu, az konuşma ve çok yavaş hareket etme, dona kalması, boş bakması, cevapsızlık, çiğneme hareketleri, anormal kol, bacak hareketleri, garip sesler çıkartma _Nöbet, beyinde gerçekleşen ani elektrik aktivitesi patlamasının bir sonucudur.
    _Nöbet çeşitleri: a - Basit nöbetlerde bilinç açık olur. 3 türü vardır: 1- Temporal lobdan kaynaklanan nöbetler; ani korku, şizofrenik hisler, kötü kokular alma. 2 - Frontal lobdan ise hareket ile ilgili sorunlar görülür. 3- Parietal lobdan uyuşukluk belirtileri, oksipital lobdan flaş ışıklar ve değişik renkler görme belirtileri gözlenir. b - Parsiyel nöbetlerde beynin sınırlı bir alanında başlar: Basit parsiyel nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğinde kompleks parsiyel nöbetler teriminin kullanılması önerilir. Çiğneme, yalanma ve şaşkın bakınma hali görülebilir
    c- Jeneralize nöbetler tüm beyne yayılır. Halk arasında sara nöbeti olarak bilinen nöbettir. Kişi önce kaskatı kesilir ve yere düşer.
    _ EEG, beynin hangi bölgesinden başladığının tespitine yardımcı olur
    _Homeostaz - dengeleşim, olumsuzluklar karşısında hücrenin kendi dengelerini koruma çabası_Rüzgar eken fırtına biçer.
    _Regresyon analizi, iki ya da daha çok değişken arasındaki ilişkiyi ölçmek için kullanılan analiz metodudur. Eğer tek bir değişken kullanılarak analiz yapılıyorsa buna tek değişkenli regresyon, birden çok değişken kullanılıyorsa çok değişkenli regresyon analizi olarak isimlendirilir.
    _Sıkılmaktan veya kendimizle baş başa kalmaktansa kendimize acı çektirmeyi tercih ediyoruz. virginia üniversitesi, deneklere elektroşokun tadına baktırmışlar ve katılımcıları, “bir kez daha o acıyı hissetmemek için 5 dolar verir miydiniz?” sorusuna olumlu yanıt verenler arasından seçmişler. Yeniden oturan katılımcıların yarıya yakını en geç 15. dakikadan sonra kendine aralıklarla elektroşok vermeye başlamış.

    _Beyin senkronizasyonu, beyinlerimizin kendilerini işitsel, görsel, dokunsal veya elektromanyetik uyaranları içerebilecek dış uyarıma göre senkronize etme eğilimine sahip olduğu teorisidir. İnsan beyninin, düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı oluşturmak için birbirleriyle iletişim kuran yaklaşık 80+ milyar nöron içerdiğine inanılıyor. Nöronlarımız toplu olarak iletişim kurduğunda, beyin dalgası olarak bilinen senkronize bir elektrik darbesi üretir. Beyin dalgalarımız harici bir uyaranla hizalanabilir ve sonuç olarak beyinlerimizi psikolojimizi ve fizyolojimizi olumlu yönde etkileyebilecek şekillerde uyarabiliriz. Bu yöntemi kullanarak bilincimizin durumunu, ulaşmakta güçlük çektiğimiz şekillerde değiştirebiliriz. Bu, bu durumların nasıl hissettirdiğini ve bedeni nasıl etkilediğini deneyimlemenizi sağlayan etkili bir yöntemdir.
    _Degüstasyon; şarabın ne kadar kaliteli olup olmadığını vs. anlamak için yapılan tadım işlemine verilen ad. koklama işlemi de bittikten sonra şaraptan bir yudum alınır. önce ağızda çalkalamadan, ön diler arasından nefes çekilir. ardındanda şarap ağızda gezdirilir. gezdirme işleminde eğer ağzınızda tükürük salımı arttıysa şarabın asidesi fazladır, eğer daha çok kuruluk hissettiyseniz şarabın taneni fazladır demektir. yağlı yemekler için asidesi fazla olan şarap daha iyidir. taneni fazla olan ise az pişmiş kırmızı et yemekleri için idealdir
    yazar burada kendini çok bilmiş göstermeye çalışıyor)
    _Evrimsel bağ_ bir çift yeterince kez beraber olduğunda aralarında psikolojik ve biyolojik bir bağ oluşur. buna pair-bonding deniyor. sen buna aşk diyorsun, üzerine şiirler şarkılar yazıyorsun. o şey aslında evrimsel bir mekanizma ve çiftin birbirinden ayrılmasına engel olup, doğacak çocuğun yanında kalmasını sağlıyor.
    _Grotesk… Roma yapılarında bulunan, insan, hayvan ve çiçek figürlerinin gülünç bir biçimde birleşmeleri biçimindeki abartılı süsleme tarzı. temelde ciddi ama görünüşte gülünç ve abartılı olan güldürü tarzı.
    _Kadınlar atomun merkezindeki cazibe gücünü oluşturan protonlardır. erkekler de elektronlar olarak onların etrafında döner. çekim gücünün. cazibenin kaynağı kadındır. o sizi çektiği için siz ona yönleniyorsunuz ve zannediyorsunuz ki siz onu seçtiniz. hayır siz onun çekim alanına girmişsiniz.
    _Höristik: Karar verirken zihninsel basit kurallara deniyor. Temsiliyetçi höristik ise “Belirsizlik altında çabucak vardığımız yargı. Komplo teorileri, kaos haberleri..kitlesel histeri yaratmak için kurgulanıyorlar. Kahve falı

    _Paranoid Kişilik Bozukluğu_ (Paranoya-Sanrı-Kuruntu): Yunanca delilik. Gerçekte var olmayan düşüncelere kapılıp endişelenmek. Kişi, tehdit altında olduğuna, izlendiğine, hakkında kötü konuşulduğuna, öldürüleceğine dair aşırı sanrısal endişelere kapılır ve bunun sonucu olarak da: Sinir, kin, hırs, nefret, düşmanlık, duyarsızlık, tutarsızlık, aşırı şüphe, güvensizlik, suçlayıcı davranışlar, aşırı savunmacılık, eleştiriye öfkeyle tepki verme, inkar etme, rahatlayamama, her zaman haklı olduğuna inanma, tehdit olmadığında bile mağdur hissetme, kırılgan kendine saygı, gereksiz ayrıntılara aşırı dikkat, çabuk rahatsız olma, kendini haklı bulma, suç işleme, saldırganlık görülebilir.
    _Nedenleri: genetik, biyolojik, sosyolojik ve nörolojik olabilir. Şiddet eğilimlerinin, cinayet ve yaralamaların en fazla ortaya çıkabildiği hastalık grubudur. Kişinin söyledikleri ne kadar saçma olursa olsun desteklenmemeli ama karşı da çıkılmamalıdır. Kişinin hasta olduğuna inanması ve kabul edebilmesi gerekmektedir. Bir sanrı bir kişiden diğerine aktarılır. Panif karakterler, baskın karakterlerin peşine takılır.
    _1- Paranoya: En hafif tip kabul edilir. Temel özellikleri güvensizlik ve şüphe hissetmeleridir. Aldatıldıklarına, zarar göreceklerine, tehdit edildiklerine inanırlar ve düşmanca davranırlar. Tedaviye yanaşmazlar çünkü sorun olduğunu düşünmezler
    _2- Sanrısal (Paranoid) bozukluk: Hastaların hayalle gerçekleri birbirinden ayıramadığı, sistemli yanılsama yaşadıkları bir psikoz tipidir. Erotomani (herkes tarafından arzulandığını düşünme), megalomani ve kötülük görme sanrıları ön plandadır
    _3-Paranoid şizofreni: En şiddetli tip kabul edilir. Gerçekliklerden tamamen kopmuşlardır.

    _Aynı filmleri defalarca izlemek neden keyif verir?
    _Aynı filmlerin izlenilmesinin en temel nedeni,“Tanıdıklık” hissini uyandırıyor olmasıdır. Her seferinde ilk günkü tadı alırız. Tanıdık yüzler, gidişatını bildiğimiz olaylar. Filmi tekrar izlerken az efor harcayarak aynı keyifi almaya başlarız. Rahatlatır. Sanki eskiden tanıdığı bir kişiyle karşılaşmış algısı oluşur. Sadakat hissi devreye girer ve sempati duymaya başlar. Film karakterleriyle özdeşleşir. Nostaljik hisler uyandırır ve kişi için güzel anılar gündeme gelir. Daha önce izlerken sevdikleriyle, huzurlu, mutlu ve kendini ait hissettiği bir ortamdaydıysa aynı hisler tekrar canlanır. Yeniden izlenen filmler kişinin ihtiyaç duyduğu aile ve yakın çevre tarafından onaylanma ve bir topluluğa ait olma ihtiyacını giderir. Nostalji hissi ile bütünleşen empati duygusu ve kendi olabilme durumu kişinin geçmişle olan bağlarını güçlendirir, hatıralarını canlandırır, geçmiş günlerde kalan ve özlemini çektiği hislerin tekrar gün yüzüne çıkmasına yardımcı olur. Her şey kontrol altında hissi verir. _Zararları: Tekrar izlemek kişinin ilgisinin daralmasına ve yaratıcı yönünün körelmesine de neden olabiliyor. Beynin daha az ilgi göstererek aynı mutluluğu almaya alışıyor ve üretkenlik süreci gibi daha fazla efor gerektiren durumlardan kaçınıyor
    ___________________

    _R Kompleks (İlkel beyin)
    _“R-” sürüngenleri; “Kompleks” ise, karmaşık ruh halini temsil ediyor _Beynin 3 katmanı var:
    1. Katman: Sürüngen-İlkel beyin-R Kompleks: En yaşlı beynimiz. Bencil, çıkarcı, düşüncesiz, saldırgan ve içgüdüseldir. Yeniliğe düşmandır. Güçlüyse saldırır, güçsüzse kaçar. Sanattan, kitaptan hoşlanmaz. Hedefi hayatta kalmak ve soyunu çoğaltmak. Kan bağına bağlı yakınlık kurar yani hemşericidir. Sabit fikirlidir. Sürüngenlerde de mevcut. Beynimizin %10'luk alanını kaplıyor
    2. Katman: Limbik sistem - Duygusal Beyin: Fedakarlık, empati, şefkat duygusunun kaynağıdır. Hafıza üzerinde güçlü etkiye sahip. Anıları kaydeder. Kedi, köpek ve keçilerde mevcut. Beynimizin %20'lik alanını kaplıyor.
    3. Katman: Neo-korteks - Düşünen beyin: Mantıklı düşünen beynimiz. Medeniyetin kaynağı. En genç beyin katmanı ve sadece insanlarda mevcut. Beynimizin %70'ini kaplar.
    _3-D Stratejisi: 1- Düşman göster, 2- Dayanışma duygusunu kışkırt 3-Düşündürme! Mantığına değil içgüdülerine hitap et!
    _Toplum önce “Biz ve Onlar” gruplarına bölünüyor. Korku kültüründe yaşamaya zorlanıyor. Karşıt gruplara bölünen toplum, zalim düşmanlara karşı ilkel bir birliğe sığınıyor. Çaresizlik içinde bunalan, yenik düşmüş bireyler, güçlü sınıflardan nefret ederken... korku ortamını yaratan masum ve mağdur görünen liderle özdeşlik kuruyor. Ben de sizler gibiydim ama bugün başka yerde güçlüyüm. Beni destekleyin ki düşmanlarımızın canına okuyayım, sizleri de refaha çıkarayım. Bu amaçla, sürekli olarak yeni bir ülke, toplum ve hatta dünya yaratmaktan söz ediyor. Geleneksel değerlerle özlemleri çarpıtıyor. Lider, kültürel gelişmenin yolunu ve yönünü geleceğe değil, geçmişin şanlı zaferlerine, mutlu günlerine çeviriyor. Toplulukların egosunu överek denetim altında tutmaya çalışıyor. Zora düştükçe dine sarılıyor. Bu inancını savunan sadık danışmanlar buluyor. Şüpheye düşen, sorgulayan yoldaşlarla yolunu ayırıyor. Kendisini destekleyen grupların yoksulluktan kurtulmasını istemiyor. Zengin koruyucular yaratıryor. Yanıldığını kabul etmektense, yanıltanlardan, kumpas kuranlardan yakınıyor. Uyaranları, eleştirenleri vatan haini olarak cezalandırmaya kalkıyor. Birlik ve dirlik için, kültürel çeşitliliği değil, ötekileştirmeyi, milleti değil ümmeti savunuyor. Bu tutumun, dönüşü olmayan bir gidiş olduğunu bile bile
    _Kitleler, R-kompleksli baskın liderlerle özdeşleşiyor. Kendi hayatında eziklik yaşamış, yenilmiş, kompleksleri olan kişiler bu tür gücü, temsil eden liderler üzerinden kendilerini ezen üst sınıftan intikam almış oluyor. Yani bu liderler, kaybedenlere oynayarak kazanıyor. Mağdur edebiyatının önemi de buradan geliyor. Ayna nöronları harekete geçiriyorlar ve bende sizdenim ama şu an gücüm var, bana destek ver ki intikamını alayım hissiyatı yaratıyor.
    _“Gülme”, “doğru otur”, “yapma”, “oynama”, “yasak”, “dur” vs.. gibi verdiğimiz uyarılarımızın yanlış olduğundan değil emir olarak veriliş biçiminden dolayı yaptığı etkinin baskıcı görünmesi, kişisel saldırı olarak algılanmasına neden olmakta. _Şiddetin merkezi de R-komplekstir. birbirlerini öldüren canlıların beyinlerinin tek bir yöneticisi vardır: şiddet uygulamaktan asla çekinmeyen R-kompleks
    __________________________
  • _İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.
    _Sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.
    _Ukalâ takımı öylesine becerikli olmaya alışmıştır ki cahillerin bile gördükleri apaçık şeyleri görmemenin bir yolunu bulur.
    _Almanlar arasında yetişen bir kişinin, tüm yaşamını Çinliler ya da yamyamlar arasında geçirmiş olsaydı, şimdiki durumundan ne kadar ayrı durumda olacağını düşündüm; 0n yıl önce beğendiğimiz şeyin bugün bize ne kadar garip ve ne kadar gülünç geldiğini gördüm ve şu sonuca vardım: Bizi inandıran şey, herhangi bir kesin bilgiden çok alışkı ve örnektir.

    _Yavaş yürüyenler doğru yoldaysa, hızlı yürüyüp yoldan çıkanlardan daha çok ilerleyebilir.
    _Kalabalığının arasında, yoksun kalmadan en uzak çöllerdeki kadar yalnız ve kopmuş yaşayabildim.
    _Hiç engellenmeden boş zamanlarımdan yararlanmamı sağlayan kişilere, bana dünyanın en onurlu görevlerini veren kişilerden çok daha bağlı olacağım.
    _Tüm özü düşünmekten başka bir şey olmayan ve var olmak için herhangi bir yere gereksinimi bulunmayan, herhangi maddesel bir şeye bağımlı olamayan bir töz olduğumu anladım.
    _Tanrı ben olsaydım tanrının varlığına inanabilirdim…
    _Zihinde hiçbir şey yoktur ki daha önce duyularda olmuş olmasın.
    _Yanılmış olabilirim, altın ve elmas diye aldığım belki de yalnızca biraz bakır ve camdır. Amacım insanların akıllarını nasıl daha iyi kullanması için gereken yöntemleri öğretmek değil ama benim yöntemimi anlatmaktır.
    _Akıl herkeste eşittir. Görüşlerimizdeki çeşitlilik, düşüncemizi değişik yollardan götürüyor ve aynı şeyleri düşünmüyor olmamızdan gelir çünkü iyi bir zihne sahip olmak yetmez, önemli olan onu iyi kullanmaktır.
    _Öğüt verenler kendilerini daha üstün görüyorlardır ve en çok onlar eleştirilmeliler.
    _Bilimlerde doğruyu yavaş yavaş bulanların durumu, yoksul olduklarında çok emekle az kazanırken zengin olmaya başlayınca daha az emekle daha çok kazanç sağlayanların durumuyla hemen hemen aynıdır.
    _Doğruya ulaşmamızı engelleyen tüm güçlüklerin üstesinden gelmeye çalışmak savaş vermektir, yanlış görüşler edinmek bir savaş kaybetmektir.
    _En hoş buluşları ortaya koyanlar, bu buluşları en süslü ve en tatlı bir biçimde anlatmayı bilenler, şiir sanatından hiç haberli olmasalar da en iyi şairler olacaklardır.
    _Aklın öğütlediği her şeyi tutkuya kapılmaksızın yerine getirmek için sağlam bir kararlılık gerekir. Bence erdem, bu karar sağlamlığıdır.

    _Descartes kendini soğuktan korunmak için bir fırına kapattı ve içerideyken kutsal ruhun kendisine yeni bir felsefe konusunda aydınlattığına dair üç imge gördü. Çıkana kadar analitik geometriyi formüle etmişti ve matematiksel metodu felsefeye uygulama fikrini bulmuştu. Gördüğü imgelerden bilim arayışı onun için gerçek bilgelik arayışıydı ve hayatındaki çalışmalarının merkezi bir kısmıydı. Descartes ayrıca gerçeklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu açıkça gördü, yani temel bir doğru bulmak ve mantık ile ilerlemek tüm bilimlerin yolunu açacaktı. Bu temel gerçeği Descartes kısa süre sonra buldu “Düşünce _Harfler üzerine çalışmayı tamamen bıraktım. Sadece kendi içimdeki ve dünyanın büyük kitabındaki bilgiyi, gençliğimin kalanında gezerek, mahkemeleri ve orduları ziyaret ederek, farklı mizaç ve rütbelerdeki insanların arasına karışarak, kaderin karşıma çıkardığı durumlarda kendimi test ederek ve her zaman karşıma çıkan şeyden bir çıkarsama elde etmeye çalışarak aradım.
    _Fransa Kralı tarafından aslında hiç ödenmeyen bir maaş ile ödüllendirildi.
    _Tüm felsefe bir ağaç gibi olduğundan; metafizik kök, fizik gövde ve diğer bilimler bu gövdeden dallanan dallardır, bu dallar üç ana başlığa indirgenebilir : Tıp, mekanik ve etik.
    _Ahlak bilimiyle, bilgeliğin son derecesi olan, diğer bilimlerin en yüksek ve en mükemmel bütün bilgisini anladım.
    _Eğer biri varoluşundan şüpheliyse, bu edimin kendisi onun var olduğunun kanıtıdır.
    _Duyuların limitlerini göstermek için mum argümanını kullanır Duyularıyla şekli, dokusu, boyutu, rengi ve kokusunu kavrar. Mumu ateşe doğru tuttuğunda, bu karakter özellikleri tamamı ile değişir fakat hala aynı şeydir: duyularını bir kenara bırakmalı ve aklını kullanmalıdır
    _Felsefe düşünmektir; var olan bilgileri olduğu gibi kabul etmek ya da bu doğrultuda düşünmek değil, var olan bilgiler üzerinde tekrar düşünmektir; var olmayan düşünceleri ise temellendirmek için çabalamaktır."
    _Felsefesiz yaşamak, sahip olunan bir çift kapalı gözü açmaya hiç tenezzül etmemektir.
    _Her çözdüğüm matematik problemi, daha sonra başka bir problemi çözmeye yardım edecek bir kural koydu.
    _Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir
    _Akıllı olmak bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
    _Rüyalarımda şunu bunu yaptığımı, şuraya buraya gittiğimi görürüm; uyanınca da hiçbir şey yapmamış, hiçbir yere gitmemiş olduğumu, uslu uslu yatakta yattığımı anlarım. Benim şu anda da rüya görmediğim, hatta bütün hayatımın bir rüya olmadığı güvencesini bana kim verebilir? İşte bütün bunlardan, içinde bulunduğum dünyanın gerçekliği tümü ile şüpheli birşey oluyor
    _Her gün bir halk kalabalığının ortasında dolaşıyorum, sizin gezilerinizde olduğu gibi özgürlük ve dinginlik içinde. Rasladığım insanlar bana ormanlarımızdaki ağaçların ve kırlarımızdaki sürülerin verdiği duyguyu veriyor. Satıcıların gürültüsü kulağıma bir ırmağın gürültüsü gibi geliyor, düşlerim bozulmuyor hiç. Hatta bazen onların davranışları üzerine düşündüğüm zaman haz bile duyuyorum. Tarlalarımızı eken köylüleri bir göreceksiniz. Anlıyorum, tüm çabaları oturduğumuz yerleri güzelleştirmek içindir, tüm çabaları hiçbir şeyimiz eksik kalmasın diyedir." (Guez de Balzac'a yolladığı mektupta)

    _Eski evi yeniden yapmak için onu yıkmak gerekir. Köhnemiş bir ülkeyi de yenilemek için onu yıkmak akılsal değildir diye düşünüyordum ama sonra fikirlerim değişti. Hayatımı da hiç düşünülmeden inandığım eski fikirlerden arındırmanın ve yeni fikirler üzerine kurmanın gerekli olduğuna inandım. __Dağlarda dolanan büyük yolların kullanıla kullanıla, yavaş yavaş düzgün duruma gelmesi gibi; onları izlemek en doğru yolda gitmek için kayalara tırmanmaktan ya da uçurumların dibine inmekten çok daha iyidir.
    __Eskiden doğru saydığı tüm görüşlerden kopma kararı herkesin benimseyebileceği bir örnek değildir; zaten dünyada hemen hemen bu işe hiç yatkın olmayan iki çeşit insan vardır. Birinciler kendilerini olduklarından daha usta sanarak acele yargılar ortaya koymaktan çekinmeyen, tüm düşüncelerini bir düzen içinde sürdürme konusunda yeterince sabır gösteremeyen kimselerdir: bu yüzden edindikleri ilkelerden bir kere kuşkulanmaya ve herkesin tuttuğu yoldan ayrılmaya yöneldiler mi bir daha doğru yola çıkaran patikayı bulamazlar ve tüm yaşamlarında doğru yoldan ayrılmış kalırlar. İkincilere gelince, onlar doğruyu yanlıştan ayırt etme konusunda kendilerini yetiştirenlerden daha az becerikli oldukları yargısına varacak kadar akıllı ya da alçakgönüllü olduklarından daha iyisini kendileri aramaktansa başkalarının görüşlerini izlemekle yetinirler. Bana gelince, tek bir hocam olsaydı ben de bu sonuncular arasında olurdum. Duyguları duygularımıza oldukça ters düşen kimselerin barbar ya da vahşi olmadıklarını, ama pek çoklarının uslarını bizim kadar hatta bizden daha iyi kullandıklarını gördüm.

    _Bilginin sağlam bir temele oturması için 5 kural_1- Kesin olarak doğru olduğunu bilmediğim hiçbir şeyi doğru kabul etmemektir; _2- Her bir zorluğu parçalara ayırmaktır._3- En basit şeylerden başlayarak, en karmaşık şeylere kadar kademeli olarak ilerlemek_4- Her aşamada hesaplamalar yapmak ve böylece herhangi bir şeyi unutmadığından emin olmak. Sonunda bunların daha kesin bir beşincisi olduğunu söyledi: Asıl sebepleri aramak.
    _Etrafına baktığında hiçbir şeyin kendisinde güven uyandırmadığını ve öğrendiği bilgilerde hep kuşkulu bir yan olduğunu gören Descartes, geçmiş yaşamının tümüyle çelişik bilgiler üzerine kurulduğunu anlar ve o güne dek öğrenip bildiği ne kadar şey varsa hepsinden şüphe etmesi gerektiğine karar verir. Sonuçta insan duyularla elde ettiği bilgilerin aldatıcılığına mahkûm olduğundan sürekli hatalar yapmakta ve yanılgılar içinde debelenip durmaktadır. Yeni çıkış yolu da, Descartes'a göre, bütün bilimlerin içinden çıktığı felsefenin temel ilkelerini bulup çıkarmakla mümkündür. Öyle bir doğru bulmalıdır ki, bu doğrunun içeriğinde hiç kuşku olmadığı gibi, kuşku duyulma imkânı bile bulunmamalıdır. Demek ki kuşku, onun felsefesinin biricik yöntemi olmalıdır. Ama kuşku duyabildiğine göre, düşünmekte olduğunu ve düşünmekte olduğuna göre var olduğunu da bu arada keşfeder. Böylece tek kuşku duyamayacağı şeyle karşılaşır, yani düşünen Ben'iyle.
    _Kendine, dayanak olarak düşünceyi alması itibariyle, Descartes modern felsefenin hakikî kurucusudur. .»–HEGEL
    _Olumlu kuşkucudur. Bir de olumsuz kuşkuculuk var.
    _Descartes felsefesi skolastik felsefeye kökten bir karşıtlığı içerir, bir tür Karşı-skolastik'dir. Leibniiz: Descartes'çı düşünce doğru bilgiye geçiş yeridir. skolastiğin küllerini karıştırırsak derinde bir yerlerde nice değerli maden bulabiliriz.
    _Kilise ölü kesmeyi yasaklamıştı. Bu da anatomi bilgisini zayıflatmış….. Descartes'ın düşünce yaşamında en çok etkili olmuş olan kişi ünlü bilim adamı Isaac Beeckman'dır. Beeckman ünlü bir tıp doktoruydu; matematik-fizik alanında önemli çalışmalar yapıyordu…..
    _Zor şeylerin daha güzel olduğuna inanmak ölümlülerin ortak yanlışıdır"
    _Doğruyu yanlıştan ayırma gücü olan akıl, bütün insanlarda eşittir. Kişinin verimli sonuçlar alamamasının tek nedeni usunu iyi kullanamıyor olmasıdır.
    _Descartes felsefesi yöntem felsefesidir. Descartesçı yöntemin temel kuralı apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru diye almamaktadır.
    _Düşünceyle ruh aynı şeydir ve "İnsan ruhu tanrısal bir şeylere sahiptir." İnsanda ruh ya da düşünsel olan, bedenle birleşmiştir. Bu birleşme kozalaksı bez'de gerçekleşir. "Ruh bedenin tüm parçalarıyla ayrılmaz bir biçimde birleşmiştir" Demek ki tutkular ruhta gerçekleşirler ama onların kaynağı bedendir, bedendedir.
    _En büyük ruhlar en büyük erdemlere olduğu kadar en büyük kötülüklere yatkındırlar;

    _Mantık bir sanat mı, yoksa bir bilim midir? Mantık hem bir bilimdir hem de başka bilimlerin kurulmasını sağlayan bir sanattır. Bütün insanlar ölümlüdür / Sokrates insandır / Sokrates de ölümlüdür" dediğimde Sokrates'in ölümlü oluşunu doğrudan doğruya insanın ölümlü olmasından çıkarıyorum.__Mantık çok doğru ve çok iyi pek çok kural içermesine karşın, araya karışmış o kadar çok zararlı kural vardır ki onları ayıklamak henüz yontulmamış bir mermer kitlesinden bir Diana çıkarmak kadar güçtür. Bazı kurallara ve bazı rakamlara o kadar bağımlıdır ki zihni geliştiren bir bilim olmak yerine zihni engelleyen karışık ve karanlık bir sanat olur.
    _Bulunamayacak kadar gizli bir şeyin kalmayacağını düşünme olanağı sağlamıştı bana. Beklediğim tek yarar zihnimi doğrularla beslenmeye ve boş nedenlerle yetinmemeye alıştırmaktı. Tümdengelimi kullanır.
    _Lullus sanatı bilinmeyen şeyler üzerine saçmasapan konuşmaktan başka işe yaramayan Llull(1233) din bilimcidir. Büyük sanat dediği mantık yönetmini bulmuş ve her şeyi aydınlatma amacıyla saatlerce konuşmaya başlamış bir geveze.
    _Skolastikler, gökbilim, müzik, optik gibi bilimleri "matematikler" diye adlandırırlardı.
    _Aşırılıklardan kaçınıp ılımlı görüşleri seçiyorum. İnsanın özgürlüğünü kısıtlayan tüm yükümlülükleri aşırılıklar arasına koyuyordum.
    _4 Mantık kuralı_ ikinci kuralım kararlı olmak. Ormanda yolunu kaybetmiş kişi, hep aynı yolu izlemeli, en kötü ihtimalle ormanın ortasından uzaklaşacaktır. Kesin bir doğru vardır, o da en doğru görüşleri belirleyecek durumda olmadığımız zaman en olası görüşleri izlemek zorunda olduğumuzdur. Üçüncü kuralım her zaman yazgıdan çok kendimi yenmeye, dünyanın düzenini değiştirmekten çok arzularımı değiştirmeye çalışmak. dışımızda olan tüm iyi şeyleri gücümüzü aşan şeyler diye belirlersek, Çin krallıklarına sahip olmadığımıza üzülmeyiz; zorunlulukları erdem sayarak, hastaysak sağlıklı olmayı ya da hapisteysek özgür olmayı, elmaslardan daha dirençli maddelerden yapılmış bedenlere ya da kuşlar gibi uçmak için kanatlara sahip olmayı istemeyeceğiz. Bu stoacı görüştür. her istediklerini kullanamayan insanlardan kendilerini daha zengin, daha güçlü, daha özgür, daha mutlu saymakta bir bakıma haklıydılar.
    _Descartes felsefesinin temelindeki sorun felsefenin en eski sorunudur: Değişen madde ile değişmeyen ruh karşıtlığıdır. Bilgin olarak dünyayı metafizikçi olarak aşkın dünyayı inceler. Galileo fizikle matematiği birleştirdi, Dekart ise fizyolojik ruhbilimin kurucusu.
    _sanatın, matematiğin, masalların, elfalı, toprakfalı, cincilik, büyücülük, dinin, felsefenin, güzel söz söylemenin, şiirin farklı zenginliklerini övüyor. Her alanda bilgi edinmek istiyor. Kitaplar geçmiş yüzyıllarda yaşamış bilginlerle yüzyüze konuşma olanağı sağlar. Konuşmak hemen hemen yolculuk yapmakla aynı şeydi ama yolculukta çok zaman kendi ülkemize yabancı düşeriz.
    _Şkolastikler toprağı ölçmek adına aritmetiği ve geometriyi kullanmaktır. Descartes matematik gibi kesinlikli bir bilimin bu kadar basit işlerde kullanılıp başka işe yaratılamamasından son derece kaygılıdır.
    _Başkalarından daha iyi şeyler başarmayı ummam için yeterli özgüvene sahip olmadığımı görüyorum, aynı konuda bilgin insanlarca savunulan hepsinin doğru olmaması gereken görüşleri yanlış diye belirliyordum.
    _Onur da kazanç da bilimi öğrenmeye yönelmem için yeterli değildi çünkü yazgımı kolaylaştırmak için beni bilimden bir meslek edinmeye zorlayacak koşullarda duymuyordum kendimi; bilimsel araştırmaları tümüyle bıraktım. Kendimde ya da dünyanın koca kitabında bulunabilecek olandan daha başka bir bilim aramamaya karar vererek gençliğimin geri kalanını yolculuk yaparak, sarayları ve orduları görerek, çeşitli mizaç ve koşullarda insanlarla görüşerek, çeşitli deneyimler kazanarak, yazgının bana sunduğu raslantılarda kendi kendimi sınayarak ve her yerde kendini sunan şeyler üzerine onlardan bazı yararlı sonuçlar çıkarabilmek için düşünerek geçirdim. odasında çalışarak hiçbir sonuç getirmeyen kurgulamalar yapan ve böylece düşüncesini doğru göstermek için kullandığı zekâ ve ustalık ölçüsünde kendisine olsa olsa genel görüşten uzaklaşmış olmanın boş övüncünü sağlayacak olan bir bilim adamının ortaya koyduğu usavurmalardakinden daha çok doğruyla karşılaşabilirdim.__Öyle ki bundan çıkardığım en büyük yarar şuydu: Bize çok garip ve gülünç gelen birçok şeyin genellikle öbür büyük halklarca benimsenmekten ve onaylanmaktan geri kalmadıklarını görerek, ancak örneklemeyle ve alışkıyla inandırılmış olduğum hiçbir şeye tam tamına inanmamayı öğreniyordum ve böylece doğal ışığımızı karartabilen ve bizi doğruyu anlamaya daha az yatkın kılabilen pek çok yanlıştan kendimi yavaş yavaş kurtarıyordum. Dünyayı inceledikten sonra kendi zihin güçlerimi de incelemeye karar vardim.
    _Dünyada oynanan tüm komedilerde oyuncu olmaktan çok izleyici olmaya çalışarak kuşku götürebilecek ve bizi yanıltabilecek her konu üzerinde özellikle düşünerek, zihnimden, ona daha önce sızmış olabilecek tüm yanlışları temizliyordum.__Eski evi yıkarken onun yıkıntılarını yenisini yapmak için kullanır ve eski görüşlerimin yıkıntılarından da yeni düşünceleri temellendirdim.
    _Nasıl ressamlar düz bir tabloda katı bir cismin çeşitli yüzlerini tümüyle aynı biçimde iyi gösteremediklerinden, onlardan yalnızca ışığa karşı koydukları başlıcalarından birini seçerler ve öbürlerini gölgelendirerek onları ancak birinciye göre görülebildikleri ölçüde gösterirlerse, ben de böylece düşüncemde varolan her şeyi konuşmama koyamayacağımdan korkarak, orada yalnızca ışıktan ne anladığımı uzun uzun açıklamaya giriştim; sonra, ışıktan yola çıkarak, ışığın hemen tümüyle kendilerinden çıktığı güneşten ve sabit yıldızlardan, ışığı geçirdiği için göklerden, ışığı yansıttıkları için gezegenlerden, kuyrukluyıldızlardan ve dünyadan, özellikle renkli ya da saydam ya da ışıltılı oldukları için yerde olan tüm cisimlerden ve sonunda bunların izleyicisi olduğu için insandan bazı şeyler katmaya giriştim.
    _Mektupta Galilei için şunları yazar: "Doğanın ilk nedenlerini göz önünde tutmadan bazı özel durumların nedenlerini araştırdı ve böylece temelsiz bir yapı kurdu.
    _Harvey'e göre kanı atardamarlara gönderen yüreğin kasılmasıdır. Descartes'a göreyse, kanı genleştiren yürek ısısı onun devinimini sağlamaktadır.
    _Işığın, seslerin, kokuların, tatların, sıcaklığın ve tüm öbür dış nesnelerin niteliklerinin beyinde duyular aracılığıyla nasıl çeşitli fikirler oluşturabildiğini; açlığın, susuzluğun ve öbür iç tutkuların beyne kendi fikirlerini nasıl gönderebildiklerini; bu fikirleri edinen ortak duyunun; onları saklayan belleğin; onları çeşitli biçimlerde değiştirebilen ve onların yenilerini oluşturabilen ve böylece can ruhlarını kaslara dağıtarak bedenin üyelerini, duyulara kendilerini sunan nesnelerin ve kendinde bulunan tutkuların etkisiyle, tıpkı üyelerimizin istem kendilerini yönetmeden devinebilmeleri gibi çeşitli biçimlerde devindiren imgelemin ne olması gerektiğini göstermiştim.
    _Ussal ruhu tanıtlamıştım, onun hiçbir biçimde söylediğim öbür şeyler gibi maddenin gücünden çıkarılmış olamayacağını ama kesinlikle yaratılmış olması gerektiğini ve onun insan bedeninde, gemisinde bir kaptan gibi üyelerini devindirmek için yerleşmiş olmasının nasıl yetmeyeceğini, ama bundan başka bizimkilere benzer duygulara ve isteklere sahip olmak ve böylece gerçek bir insan oluşturmak için bedenle çok sıkı bağlanmış ve birleşmiş olmasına gereksinim olduğunu göstermiştim
    _Umutlanacak hiçbir şeyimiz olmadığının düşünülmesi kadar hiçbir şey, zayıf ruhları erdemin doğru yolundan uzaklaştırmaz; ruh tanrısaldır. Ana damar nasıl ağaç dalları gibi yan damarları oluşturursa tanrın ruhu da öyledir. ruhun ölümsüz olduğu yargısına varılır.
    _Ruh bile mizaca ve bedenin organlarının konumuna bağımlıdır……
    _Sonuncular öncekilerin ulaştığı yerden başlayarak birçoklarının yaşamlarını ve çalışmalarını birbirine bağlayarak hep birlikte her birimizin tek başına yapabileceğinden çok daha uzağa gidebilecektik.
    _Sokrat öncesi..çömezlerinden hiçbirinin hemen hiçbir zaman onları aştığı olmamıştır; Onlar tutundukları ağaçtan daha yükseğe çıkmaya yönelmeyen ve hatta genellikle tepeye kadar ilerledikten sonra yeni baştan aşağıya inen sarmaşıklar gibidirler. Onlar bana, gözü gören bir kişiyle zorluğa düşmeden dövüşmek için onu çok karanlık bir mahzenin dibine indirmek isteyen bir köre benzer görünürler; ben bu ilkeleri yayımlarsam aynı şeyi yapmış ve onlara birkaç pencere açmış olacağım, böylece dövüşmek için indikleri mahzene ışık girmesini sağlamış olacağım.
    …………öbür insanlar onun amaçlarına ulaşmasına yardıma çabalasalar, onun için gereksinimi olan deneylerin giderlerini karşılamaktan ve kimsenin uyarsız davranışlarıyla onun zamanını elinden almasını engellemekten başka bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum _Hak etmediğime inanılacak herhangi bir iyiliği kabul etmeyi isteyecek kadar sığ ruhlu da değilim. aşırı ünü sevmesem de, hatta onun her şeyin üzerinde saydığım dinginliğe aykırı olduğunu düşündüğüm için ondan nefret ettiğimi söylesem de, eylemlerimi suç gibi gizlemeye de, tanınmamış olmak için birçok önlem almaya da hiçbir zaman çalışmadım. Her zaman tanınmaya da tanınmamaya da ilgisiz kaldığım için, bazı ünler elde etmemi engelleyemedim.

    _17. Yüzyıl kıta rasyonalizminin temellerini atmıştır.
    _Bu kitap descartesin entelektüel otobiyografisi, felsefesinin ve fikir hayatının özetidir. Bu eserinde, metodik şüphesi, ruh ile madde ayrımı, Tanrı’nın mevcudiyetine dair ispatları ve metodunun kuralları yanında; geçici ahlâk düsturları, düşünce ve dil arasındaki ilişkiye yaklaşımı, kan dolaşımı ve benzeri fizyolojik gözlemleriyle bir arada sunulmaktadır.
    _Her zaman yalnız yaşamayı yeğleyen Descartes'da birileriyle birlikte çalışma isteği pek yoktur. İlkin her şeyin ilkelerini ya da ilk nedenlerini bulmaya çalıştım. Bazılarını ben yaşarken yayımlanmasına hiçbir zaman evet dememeliydim çünkü belki de karşı çıkışlara ve tartışmalara konu olacağı için, hatta böylece bana kazandırabileceği ün kendimi yetiştirmeye kullanmak amacında olduğum zamanı yitirmemden başka bir şey getirmeyecekti.
    _____________________________



    _Thomas Hobbes_
    _Bilim sonuçlar bilgisi ve bir gerçeğin bir diğerine bağımlılığıdır.
    _İnsanlar içgüdüsel olarak bencil ve acımasızdır. Bu yüzden onları ahlaki varlıklar haline getirmek için yapılacak her girişim
    zaman kaybıdır.
    _Yöneticilerin cehaleti nedeniyle yanlış düşüncelerin doğru kabul edildiği bir devlette, doğru fikirlerin itici olabileceği doğrudur.
    _Bir insan ürkek ve hurafelere inanan biri ise, karanlıkta yalnız başına iken, ruhlar ve hortlaklar gördüğüne inanır.
    _İki kişi, aynı şeyi arzu ederlerse, birbirlerine düşman olurlar ve varlığını korumak uğruna birbirlerini yok etmeye çalışırlar.
    _İnsan, doğası gereği anti-sosyal, sadece kendi çıkarlarını düşünen bir varlıktır. O, soğuk, kopuk ve içine kapalı bir kuzey yaratığıdır. Sosyalleşmesinin nedeni menfaatleri içindir.
    _Putları tanrı hâline getiren, oymacılar değil, onlara dua eden insanlardı.
    _Bir devletin varolma amacı barıştır: Savaş gelmeden büyük bir canavar yaratılır ve kanatları altına sığınılır. Herkes hemfikir olduğunda devlet kurulur: "Yetki veriyorum ve bu koşulda kendimi bu adamla veya bu meclis grubuna yönetme hakkımdan vazgeçtim; bu durumda temsilcilerin için kendi hakkından vazgeçersen, onların bütün eylemlerini de aynı şekilde onaylamış olursun. Her insan egemenin yaptığı eylemlerinin yazarıdır: bu nedenle egemen, adaletsizlik ile suçlanamaz.
    _Yeni ekonomi yeni siyaset olduğundan, eski siyasal seçkinlerin tasfiyesi gerekmektedir. kapitalizm ekonomik alanda feodaliteyi tasfiye etmiştir, ama kapitalistler feodalleri siyaset sahnesinden silememişlerdir. İngiliz iç savaşları, bu dengesizliğin bedeli ve sonucudurlar.
    _Hatalı temeller üzerine ne kadar çok şey inşa edilirse felaket de o kadar büyük olur
    _insanlar menfaatleri için her seyi yapar, tüm rezilliklere razı olurlar.
    _Bir şey sonsuzdur dediğimizde, kendi algılama yetersizliğimizi anlarız
    _Dünya mekanik hareket yasaları tarafından yönetilen cisimlerin bütünüdür. İnsan ve hayvan bu bütünün bir parçasıdır. Bu bakımdan tanrı, melek, ruh diye bir şey yoktur. Bunlar imgelemin ürünüdür.
    _Akıl, duygu ve tutkulara bağlıdır, onların işlevidir.
    _Yeni doğa bilimi, şeyleri parçalarına ayırmayı ve sonra birleşimleri saptamayı içeriyordu. Hobbes da toplumu atomlara böldü. Yani tekil insanlara. Bütünü anlamak için önce parçalardan yola çıkmak gerekiyordu. Yeni mekaniğin yasalarını insanlara uyguladı:
    _İnsan insanın kurdudur. Herkesin her şeye hakkı vardır. İşte bu doğal haklar teorisidir.
    _Periler bir insandan hoşnut kalmadıklarında, onu cezalandırmak için cinlerini salarlarmış üstüne. Kilise de bir sivil devletten hoşnut kalmadı mı kendi cinlerini yaratır. Hurafedir bu. Meczup rahipler, fitne vaazları vererek hükümdarlarının ayağını kaydırırlar.
    _Bilgi güçtür. Söz Oxford'un en yüksek kulesinde yazılıdır
    _"Hem 'sevgi' hem de 'korku' değer vermekten gelir".
    Arzu ve Sevgi aynı şeydir; şu farkla ki, arzu ile daima nesnenin yokluğunu ifade ederiz, sevgi ile ise genellikle sevilen nesnenin varolduğu anlatılmak istenir
    _Tanrı zorlama değil gönüllü bir itaati kabul eder.
    _"Bilinç bin tane tanığa eşittir"
    _Yalniz insan surusu iblis surusune donusur. Bu yuzden insanlara yanliz baslarina karar verebilmeleri icin hak taninmamalidir
    _İnsan en fazla rahatta iken sorun yaratır: çünkü, bilgeliğini göstermeyi ve devleti yönetenlerin eylemlerini denetlemeyi o zaman sever.
    _ Taklit etmek onurlandırmaktır; çünkü bu onaylamaktır. Bir insanın düşmanını taklit etmek ise o insanı hakir görmektir.
    _Farkedilmez umuduyla aldatan kimseler ise, aslında, kendilerini kandırırlar. İçinde saklandıklarına inandıkları karanlık, kendi körlüklerinden başka bir şey değildir.
    _Zekânın eksik olduğu yerde, eksik olan hayal gücü değil, "takdir"dir.
    _Deneyimden, bilimden, takdir yeteneğinden veya zekadan kaynaklanan veya kaynaklanır görünen bütün işler ve konuşmalar saygıdeğerdir; çünkü bunlar hep kudrettir. Hatadan, bilgisizlikten veya aptallıktan kaynaklanan eylemler veya sözler ise saygıdeğer değildir. Belirli bir konuda dikkatini toplamış bir zihinden kaynaklandığı sürece, ciddiyet saygıdeğer bir şeydir; çünkü dikkatin toplanması bir kudret alametidir. Ancak ciddi görünme arzusundan kaynaklanıyorsa, saygıya değer değildir. Birinci türden ciddiyet, ticari emtia ile yüklü bir geminin kararlılığı gibidir; ikincisi ise, kum ve işe yaramaz malzeme ile dolu bir geminin hantallığına benzer.
    _Evrenin her parçası 'beden'dir ve 'beden' olmayan bir şey, evrenin parçası değildir.
    _Halkı disiplin ve barış içinde tutmak isteyen kurucularının dine dair getirdiği kuralların kabul görmesi için bunların kendilerinden değil de bir tanrıdan ya da insan üstü bir varlıktan kaynaklandığı sanısını yaymışlardır.
    _İnsan eylemlerine adalet katan şey, kişinin, hayatından memnun olmak için sahtekarlığa muhtaç kalmaya tenezzül etmediği, pek az bulunan bir soyluluk veya büyüklüktür.
    _Aşırı sevgi de, kıskançlıkla birlikte, öfkeye dönüşür.
    _İnsanların kendilerini ateşle ısıttıklarını söylemelerini işiten ve kendisi de ateşle ısınan, doğuştan kör bir adamın, insanların ateş dedikleri bir şeyin varolduğunu ve hissettiği şeyin nedeni olduğunu kolayca kavrayabilmesi ve bundan emin olabilmesi fakat onun nasıl bir şey olduğunu tasarlayamaması; veya, onu gözleriyle görenler gibi, kafasında ona ilişkin bir fikre sahip olmaması gibi; insanlarda, bu dünyadaki gördükleri şeylere ve onların hayranlık verici düzenine dayanarak, bütün bunların Tanrı denilen bir nedeni olduğunu kavrayabilir; fakat, kafasında, ona ilişkin bir fikir veya imaj oluşturamazlar.
    _Çok fazla içmiş olan insanlardaki davranış çeşitliliği, delilerdeki ile aynıdır: bazıları öfkelenir, bazıları sever, bazıları güler ve başat durumda olan çeşitli duygularına göre, hepsi de bunu anormal bir tarzda yapar: çünkü şarabın etkisi, utanma duygusunu yok eder ve kişiyi hal ve hareketlerinin biçimsizliğini görme yeteneğinden yoksun kılar.
    _Kendini kollamazsan, özgürlük canına mal olabilir.
    _Bir düşünceyi savunmak veya kabul ettirmek için silaha sarılmayı göze alacak kadar kötü yönetilen insanlar hala savaş halindedirler; ve içinde bulundukları durum, barış değil, sadece birbirlerinden korktukları için bir ateşkes durumudur; ve böyle insanlar sürekli olarak adeta savaş mevzilerinde gibi yaşarlar.
    _İyi ve kötülük, bir kişinin iştahını ve arzularını belirtmek için kullanılan terimden başka bir şey değildir.
    _Hobbes, doğada hiçbir şeyi haklı veya haksız diye nitelendirilemeyeceği ve her insanın her şeyi yapmaya hakkı olduğu düşüncesine açıktır

    _Leviathan, her şeye egemen olan devletin simgesidir. Devlet bir ahtapotun gövdesi, kolları da değişik fonksiyonlarıdır.
    _Devlet olmadan, İnsanın yaşamı yalnız, fakir, mutsuz ve kısadır. Devletin olmadığı bir yerde bir mülkiyet söz konusu olmayacaktır, benim-senin ayrımı olamayacaktır; sadece gücü olan insan istediğini alabilecektir. Devletin olmadığı bir yerde sanayiye yer yoktur; çünkü sanayiden elde edilecek faydalar belirsizdir; netice olarak yeryüzünde bir kültür mevcut olmayacaktır; deniz ve hava taşımacılığı olmayacaktır; ithal malların kullanımı söz konusu olmayacaktır; yasalar olmayacaktır; mektuplar gönderilemeyecektir; toplum olmayacaktır; hepsinden kötüsü kuşku olacaktır; şiddet ve ölüm korkusu mevcut olacaktır.
    _Devletsiz bir toplumda "kaos" olmaksızın "düzen" içinde yaşamak mümkün olabilir mi? Tabii ki, hayır!. Devlet, en başta insanların mal ve can varlıklarını korunması için gereklidir ve rasyonel bireyler, devleti kendi hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturmuşlardır.
    _Vatandaşları yabancıların istilasından koruyabilmenin, birbirlerine zarar vermekten engellemenin, kendi sanayilerini ve yeryüzünün meyvelerini güvence altına almanın yolu bütün gücü ve kudreti bir tek insan ya da insanların meclisine vermektir. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu Devlet olarak adlandırılır. Bu büyük Leviathan’ın doğması demektir.
    _Leviathan'ın Büyümesi. Hak ve Özgürlükleri İhlal Eden Bir Kurum Olarak Devlet: Önceleri biz insanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulan devlet, zamanla büyüdü. Bireyi korumak için oluşturulmuş olan devlet, birey üzerinde tiranlık kurmaya başladı. Güya "iyiliksever devleti temsil eden kralların baskı ve zulmü altında insanlar ezildi. Yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, kişisel özgürlükleri hiçe sayıldı. Asırlar "despot devlet"in izlerini taşıdı. Ekonominin gelişmesine paralel olarak devlet faaliyetleri de genişledi. Faaliyetleri genişledikçe harcamaları arttı. Harcamaları arttıkça daha fazla vergilemek zorunda kaldı. Bu da yetmedi, sınırsızca ve sorumsuzca borçlandı. Para basma yetkisini kötüye kullandı. Sonuçta ekonomide sorunlar ortaya çıkmaya başladı. İsraf ve savurganlıklar çoğaldı. Devlet, asıl varlık nedenini unuttu. Ve devlet, sosyal faydasından çok sosyal maliyeti olan bir kurum olmaya başladı.
    ____________________________________




    _John Locke_ (1632 –1704)
    _Gelenek ve otoritenin her çeşidinden kurtulmak gerektiğini, insan hayatına ancak aklın kılavuzluk edebileceğini ileri sürer.
    _Düşüncenin olmadığı yerde özgürlük olmaz fakat özgürlüğün olmadığı yerde düşünce olabilir.
    _Kaynağı kendi zehirleyen ebeveynler suyun neden acı olduğunu merak ediyor.
    _Çözümü olmayan bir sorunsa neden endişeleniyorsun, çözümü varsa neden tasalanıyorsun.
    _İkna etmek bir şeydir, emretmek ise başka bir şey; biri tartışmalarla kabul ettirilir, diğeri cezalarla.
    _Bizler bukalemunlar gibiyiz, çevremizdeki insanların ahlaki rengini ve tonunu alıyoruz.
    _Zevk almadığım bir zanaatla zenginleşebilirim, inanmadığım ilaçlarla bazı hastalıklarda tedavi olabilirim; fakat şüphe duyduğum bir din ve tiksindiğim bir ibadet aracılığıyla kurtulamam. Sadece içsel samimiyet Tanrı'nın kabulünü kazanan şeylerdir.
    _Papağanlar sesleri taklit edebilir ama bu, onların bir dili konuşabildiği anlamına gelmez.
    _Hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız ile gözlemleriz.
    _Her şey, zevk ve acı vermesi bakımından iyi ya da kötü olarak adlandırılır.
    _Hukuk'un bittiği yerde tiranlık başlar.
    _Laikliği her şeyin üstünde zorunlu buluyorum.
    _Doğa kanunları, Tanrı'nın emirleridir.
    _Seni endişelendiren şey, seni kontrol eder. Endişe bir kontrol mekanizmasıdır.
    _Bir insanın özgürlüğü, başka bir insanın özgürlüğüne zarar gelebilecek noktada sona erer.
    _Onaylanma isteği ve bir gruba ait olma arzusu kendi kimliğimizi kaybetmemize neden olur.
    _Oturmuş fikirleri olmayan birini hatalarından ayırmaya çalışmak zaten evsiz olan birini meskeninden etmeye benzer.
    _Bilgimizin olmadığı yerde açık ve seçik imlerden yoksun sesler çıkararak bilgili görünmeye çalışmak bilgisizliğimizi gidermez.
    _Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdırlar; çünkü nadiren tekrar gelirler.
    _____________________________



    _Leibniz_
    _Kötünün azına iyi, iyinin azına kötü karışmıştır.
    _Limana yanaştığımı sanırken, tekrar denize açılıyordum.
    _Görünür şeyler görünmez olanın görüntüleridir. Yaratıcı yaratılanlarda bir aynadaki gibi karanlıkça görülebilir.
    _Evren’in tümü bir okyanus gibi bir bütündür. Burada en küçük devinim etkisini ne olursa olsun her uzaklığa yayar.
    _İnsanlar konuştukları gibi düşünürler ve kötü konuşulduğu da hep gözden kaçar.
    _Aşırılık kesinlikle yoksunluktan daha tehlikelidir.
    _Bu dünya, mümkün dünyaların en iyisidir.
    _Bana mükemmel bir lisan ver, sana büyük bir millet kurayım.
    _Monadlar evreninde, maddenin her parçası bitkilerle dolu bir bahçe, balıklarla dolu bir havuz olarak tasarlanabilir. Ama bitkinin her dalı, hayvanın her organı, organlardaki her damla sıvı yine böye bir böhçe ve havuzdur. Öyle ki, bahçedeki bitkiler arasında kalan toprak ve hava, havuzdaki balıklar arasında kalan su, ne bitki ne de balık olsa da çoğu zaman algılayamayacağımız bir incelikte yine kendinde onları bulundurur. Böylece, evrende verimsiz, kısır ve ölü hiçbir şey olmadığı gibi, görünüşte olanın dışında ne kaos ne de karışıklık vardır. Görünüşteki kaos ve karışıklık, içinde yalnızca belirsiz birtakım hareketler görünen balıklarla dolu bir havuzdaki balıkların farkına varmadan havuzun uzaktan görülmesi gibi bir şeydir.

    _ Metafiziğe yaptığı en bilinen katkı Sonsuz küçük zerreler teorisidir hâlâ kullanılmaktadır. Zerreler bulanık algılı temel parçacıklardır. Zerreler evrenin nihai başlangıcıdırlar. Parçalarına bölünemezler, özgün, kendi yasalarına tabidirler, etkileşime girmezler ve her biri ön verili bir harmonide tüm evreni yansıtır. Zerreleri atomlardan ayıran bir diğer şey ise tümüyle karşılıklı bağımsızlıklarıdır,
    _Newton tarafından Newton’un kalkulus üzerine yayınlanmamış çalışmalarını göstermekle suçlandı. Çalışması tüm dijital hesaplayıcıların soyut temelini oluşturdu. Skolastik geleneği de irdeledi. Babası Ahlak Felsefesi Prof. Spinozanın din varsayımları Leibniz’i dehşete düşürdü.
    _İlkeleri_Özdeşlik/karşıtlık: Eğer bir önerme doğruysa, o zaman tersi de yanlıştır. Yeter neden. Süreklilik yasası- Doğada atlamalar olmaz. Bağlaşım, ayrışım, olumsuzlama, özdeşlik, içinde bulunma ve boş küme.
    _Optimizm: Tanrı her zaman en iyisini seçer.
    _Leibniz’in yasası : İki farlı şeyin tüm özellikleri ortak olamaz
    _Kalkülüs, matematiğin bir alt dalı olan matematiksel analizin giriş kısmıdı

    _Panpsixzm: Evrendeki her şeyin bir ruhu olduğunu savunan felsefi akımdır. Bu görüşe göre cansız olarak kabul edilen tüm maddeler, kendi içerisinde deney ve gözlem ile saptanamayan mistik bir öğe barındırır. Cansız parçacıkların, birleşerek akla sahip bir bilinç meydana getirmesi (beyin) durumu.
    _Einstein’ı öngörerek, Newton’a karşı uzay, zaman ve hareketin mutlak değil göreceli olduğunu savundu. Onun vis viva’sı(yaşayan kuvvet) ki bu günümüzdeki kinetik enerjinin iki katıdır. İngiltere’de Newton ve Fransa’da Descartes tarafından savunulan momentumun korunumuna rakip olarak görüldü; bu yüzden o ülkelerdeki akademiler Leibniz’in fikirlerini yok sayma eğilimindeydiler.
    _Tanrı, insanlara keyfi bir şekilde acı ve elem yaşatmaz, bunun yerine, ahlakı şeytan(günah) ve fiziksel şeytan(acı)’yı var etti. Karışık fikirler karakterler kombine edilerek basitleştirebilir ve ifade edilebilirdi. Tüm fikirlerimiz insan düşüncesinin alfabesini oluşturan çok küçük sayıda basit fikirlerden oluşur. Karmaşık fikirler aritmetik çarpmaya benzer olarak, basit düşüncelerin homojen ve simetrik kombinasyonuyla oluşur.
    _ Rüzgar odaklı pervaneler, su pompaları, hidrolik presler denizaltılar ve saatler tasarladı. Denis Papin ile, buhar makinesi icat etti. Dünya’nın erimiş çekirdeğinin olduğunu söyleyerek, modern jeolojiyi öngördü. İlkel organizma teorisi üzerinde çalıştı. Psikoloji alanında büyük bir etkisi olmuştur. Akıl ve beyin birbirlerini etkilememelerine rağmen ayrı ayrı fakat uyum içinde çalışırlar. Leibniz'ın teorisi bilinçaltı fikriyle ilgili teorilerden biri olarak görülebilir. Muhtemelen ilk bilgisayar bilimcisi ve enformasyon kuramcısı Leibniz’dir 4 matematiksel işlemi çalıştırabilen bir makine icat etmeye başladı. Tarihte hiçbir felsefeci Leibniz kadar çok devlet işleriyle iç içe olmamıştır. Prenslerin halkın direniş hakkını tanımasının ve halkın da prenslerine itaat etmesi gerektiğini bilmesinin iyi olacağıdır. Yöneticilerinin bütün milleti temsil edeceği ve özgürce oy kullanabileceği, senato veya meclis önderliğinde yönetilecek bir Avrupa konfederasyonu için çağrıda bulunmuştur. Voltaire ve eseri Candide Leibniz'in fikirlerinin gereken değeri görmemesinin en büyük sebepleri olarak görülür. Leibniz'in şimdiki ününe doğru yürüyüşü 1765'te yayımlanan ve Kant'ın ilgiyle okuduğu Nouveaux Essais ile başlamıştır.

    _Gottfried Wilhelm Leibniz_ (1646-1716) Matematikçi, felsefeci, hukukçu, optimizm
  • _Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır.
    _Kabilecilik kanunsuzluktur.
    _Korku, köleliktir.
    _Kötülüklerin en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.
    _Doğru düşünce, bilgidir.
    _Her aşık, şairdir.
    _Beden ruhun mezarıdır.
    _İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
    _Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.

    _Platonik aşk_ Platon, gerçek aşka, bedensel hazlara yönelerek değil, ruhsal bir yolla ulaşıldığını iddia ettiği için 'Platonik aşk' terimi günümüzde 'cinselliğin olmadığı romantik aşk' anlamı kazanmıştır.

    _Neden hiçbir şey yok değil de, bir şey var?
    _Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.
    _Adaletli olmak herkese eşit davranmak değildir, herkesin durumuna, konumuna göre davranmaktır.
    _Kalabalıkları felsefi olarak aydınlatmak imkansızdır.
    _Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
    _Her zaman düşünceli olun.
    _İhtiyaç tüm icatların anasıdır.
    _Felsefe, sanatların en yükseğidir.
    _Gövdeyi öldürenlerden değil, ruhu öldürenlerden korkunuz
    _İnsanlar hakikate değil, hakikat gibi görünen şeylere inanırlar.
    _Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
    _Zor duruma düşecek olsanız dahi dürüstlükten, hakikatten ve doğrudan vazgeçmeyin. Diğer türlüsü sizi daha zor durumda bırakacaktır.
    _Nerede eşcinsel ilişkiye girmenin ayıp olduğu kanaati varsa, bunun suçlusu kısmen yasaların kötülüğü, kısmen yöneticilerin despotluğu ve kısmen yönetilenlerin korkaklığıdır.
    _Kolunuz kangren oldu ise kolunuzun kesilmesi kötü bir şey değildir. Çünkü kol kesilmediği takdirde hastalık vücuda yayılır ve ölüme neden olur yani daha büyük bir kötülüğe.
    _Köleler ve kötüler için baskı rejimi en üstün iyiliktir. Şehir halkı huy ve tabiat itibariyle iyi olmadıkları zamanlarda istibdat idaresine ihtiyaç duyabilir. İdareci karakter itibariyle müstebitse istibdat o zaman kötülenebilir.
    _Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı.
    _Başlamak işin en önemli kısmıdır.
    _Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar.
    _Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.
    _Güzel adetler kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. Şayet ihmal edilirse silinip gider.
    _Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz. Şairler, Tanrı'nın tercümanıdırlar. Yazmak ruhun geometrisidir.
    _Yokluğu sözle bildirmeyi deneyen, aslında hiçbir şey söylemiyor demeliyiz.
    _Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
    _Her yerde tek bir adalet ilkesi vardır. O da güçlünün çıkarıdır.
    _Adalet ile devlet özdeştir. Devlete yararı olan şey ”adaletli”, zararı olan şeyse ”adalete aykırı”dır.
    _Kötülük edebilmek ellerinde iken bütün ömrünü doğrulukla geçirmek çok güç ve övmeye değer bir şeydir.
    _İnsanlar mağaranın içinde yaşıyorlar. Filozoflar ise mağaranın dışını bilen ve insanlara bunu anlatmaya çalışan kişilerdir.
    _Arzular ve duygular arabayı çeken iki at, akılsa onları yönlendiren arabacı olmalıdır.
    _Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.
    _Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir.
    _Görünen değişiyor, görünmeyen değişmiyor.
    _Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekânın kullanılmasıdır.
    _Akıl noksanlığı iki turlu olur: biri delilikten, öbürü cahillikten.
    _Şehir halkı ne kadar iyi olursa, idarecileri de o kadar çok ilahi vasıfta olur.
    _İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
    _Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
    _Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkânsızdır.
    _Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun.
    _Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.
    _Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
    _Gençler için müzik kadar beden eğitimi de önemlidir. Bunun ilk basamağını doğru beslenmek oluşturur. Bir hekim pek çok hasta görmüş tecrübeli kendisini kafasıyla tedavi edebilen bir insan olmalıdır. Diğer yandan kötülüklere savaşacak olan yargıç içinse bu durum tam tersidir. Yargıç çocukluğundan itibaren kötülerle düşüp kalkmamış ve yaşlı çevresindekileri gözlemleyerek iyi ile kötüyü ayırma tecrübesine ulaşmış olan bir kimse olmalıdır.
    _Öğretmenlik her şeyden evvel bir Tanrı sanatıdır.
    _Varlıktaki anlaşmazlık sürekli bir ahenktir.


    _Sokrates'in Savunması_
    _Ben Tanrının gönderdiği bir at sineğiyim ve gün boyunca ve her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır ve kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta ezebileceğinizi düşünebilirsiniz ama o zaman yaşamlarınızın geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman, bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi.
    _Hiçbir şey bilmediğimin bilincindeydim, bilinç asla yıkılmaz.
    _Sizlere tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Benim için doğru olan şey ilkin bana yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapmaktır.
    _Devlet adamlarımızdan biriydi; kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında bilge olmadığını düşünmeden edemedim, üstelik hem başka birçoklarına hem de özellikle kendisine bilge olarak görünmesine karşın ve sonra ona bilge olduğunu düşündüğünü ama gerçekte olmadığını açıklamaya çalıştım. Sonuç: Benden nefret etmesi.
    _Beni burada gençleri yozlaştırmak ve bozmakla suçlarken, onları bilerek mi yoksa bilmeden mi yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun? Ben, bu yaşımda, öylesine karanlık ve bilgisizlik içindeyim ki, eğer kendisiyle birlikte yaşamam gereken bir insanı yozlaştırılacak olursam, ondan pekala zarar görebileceğimi bilmem ve gene de onu yozlaştırır ve üstelik, dediğin gibi, bunu bile bile yaparım. Eğer bunu amaçlamadan yapıyorsam, yasa böyle kasıtsız yanlışlıklar yapanları mahkeme karşısına çıkarmaz: Tersine, yasaya göre beni özel olarak karşına alman ve uyarıp öğüt vermen gerekirdi; çünkü açıktır ki eğer doğru öğütler almış olsaydım, kasıtsız olarak yapmakta olduğuma son verirdim. Ama senin bana söyleyecek hiçbir şeyin yoktu ve beni bilgilendirmekten kaçındın. Bunu yapmadın ve şimdi beni bir öğretim yeri değil ama bir cezalandırma yeri olan bu mahkemeye getirdin.
    _Hiç süvariliğe inanıp ta atlara inanmayan, ya da flüt çalmaya inanıp ta flüt çalanlara inanmayan biri olmuş mudur?
    _Hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez.
    _Bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe yapmaya son vereceksin ve eğer bir kez daha bunları yaparken yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri sayıyor ve seviyorum ama sizlere olmaktan çok Tanrıya boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman düşünmeye ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim, karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum'' derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek ve eğer kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım. Erdemin hem bireyi hem de devleti varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum.
    _Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce? Gerçekten de hayır.
    _Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır?
    _Ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir.
    _Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi bir şey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim.
    _Ayrılma saati geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.
    _____________
    _Ünlü komedya yazarı Aristophanes de Sokrates’i Sofistlerle (Şüphecilerle) bir tutmuştur. Sokrates’in kötü ve yalancı biri olduğu, her şeye karıştığı, eğriyi doğru olarak gösterdiği gibi suçlamalar söz konusudur. Aristophanes, eserine Sokrates’in öğrencilere para karşılığında ders verdiğini, öğrencilerin aklını karıştırdığını yazmaktadır. Oysa Sokrates’in kimseye verecek bilgisi yoktur. Sürekli olarak kendinden daha bilgili birisini arar. Sonunda görür ki hiç kimse bilgili değildir. Yalnız kendisinin ayrıcalığı, bilgili olmadığını bilmesidir. Etrafındaki pek çok kişi, onun gençleri doğru yoldan çıkardığını, tanrıların yerine yeni tanrılar koyduğunu söylemektedir. Bu söylentiler onu mahkemeye sürükler. Sokrates, mahkum olursa suçlandığı gibi tanrıtanımaz olduğu için değil, insanların kinini üzerine çektiği içindir. Sokrates, bilgiyi arama sürecinde bile çok düşman kazanmıştır. Çünkü pek çok kişinin gerçekte bilgisiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Önce devlet adamlarının bilgisizliğini ortaya çıkarmıştır. Sonra şairlere gitmiş, onların şiirlerini yalnız içgüdü ile yazdıklarını ortaya çıkarmıştır. Sanat sahiplerinin de aynı kusuru taşıdıklarını, bilmedikleri şeylerden dem vurduklarını ispatlamıştır. _Tehlike karşısında yılmamak, korkmamak onun prensibidir. Ona göre insanların en çok korktuğu şey olan ölüm, aslında kaçınılacak bir şey değildir. O, sadece kötülük yapmaktan korkar. _Mahkeme para cezası vermez, çünkü parası yoktur. Sürgün etmez, çünkü sürgüne gittiği yerlerdeki insanları da fikirleriyle yönlendirecektir. Nihayet ölüm cezası verilir. Sokrates’e göre ölüm bir ceza değildir; sadece bir yolculuktur.
    ____________



    _Şölen_
    (Aşkın felsefeyle olan ilişkisi üzerine yazılmış diyaloglar.)
    _Aşk, tanrılardan daha kutsaldır. Yiğit savaş tanrısı Ares bile karşı koyamaz Aşk'a. Çünkü söylenceye göre, Ares Aşk'ı ele geçirmez; tersine Aşk, Aphrodite'nin aşkı, ele geçirir Aresi. Ele geçiren de ele geçirilenden daha güçlüdür.
    _Bence insanlar aşkın gücünü tam olarak anlamış değil; anlasalardı eğer onun için görkemli tapınaklar inşa eder, en gösterişli adaklarını ona sunarlardı. Aşk hem insanların koruyucusu hem de iyileştirildiğinde insan soyuna en büyük mutluluğu getirecek olan hastalıkların şifacısıdır.
    _Eros bir şeyi zorla yapmaz yaptırmaz. Aşkla yaptırır. Ey aşk. Odur sağlayan insanlar arasında banşı, denizde durgunluğu rüzgarlann dinginliğini ve keder içinde rahat uykuyu.
    _Şarap, Aphrodite'nin sütüdür. Şarap tanrısı Dionysos ise Aphrodite'nin oğludur. Hakikat şaraptadır ve Çocuklar da, şarap da doğru sözlüdür.

    _Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendinde toplamış sanır da ondan. Yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün?
    _Ahlaklı insanları memnun etmek güzel ama ahlaksızları memnun etmek çirkindir.
    _Eros en özel tanrıdır. Ne insana ne tanrıya benzer. Tanrıların en eskisidir.
    _Yemekten önce köleler efendilerinin en ayaklarını yıkar ve yemeği uzanarak yerler.
    _Tanrılar Aşk yeminini yeminden saymazlar. Bir aşığa her türlü serbestliği tanımışlardır.
    _Eskiden 3 cinsiyet vardı. En asilleri oydu. Sonradan utanılacak bir hal aldı. Erkek başlangıçta Güneş'in, dişi Dünya'nın,
    her ikisinden ay alan cinsiyet de Ay'ın soyundan geliyordu da ondan. Çünkü her iki cinsiyetten de pay alır Ay.
    _Sahi gece ve gündüzün sizi birbirinizden ayıramayacağı kadar birbirinizle koyun koyuna olmak mı can attığınız. Şey? Bunu çok istiyorsanız eğer, eritip kaynatayım sizi birbirinize
    _Aşık da filozof olmak zorundadır. Filozof olduğu için de bilge ile cahil arasında bulunur.
    _Ben de böyle pek belalı bir yaratık tarafından sokuldum. Hem de bir insanın sokulabileceği en hassas yerinden,
    yüreğimden,
    _Böyle bir adamın gönlünü yapmadım diye akıllı kimselerden utanacağıma, gönlünün yaparım da akılsızlardan, kuru kalabalıktan utanırım daha iyi.
    _Yunan sınıfsaldı. Asiller ve köleler sınıfları. Asiller hiçbir işle uğraşmazlar, yalnızca düşünürlerdi. “Birlikte içmek” yunan erkeklerinin en temel sosyalleşme ortamlarından biriydi. Koltuklara yayılıp törensel bir sekilde sarap içer, sohbet eder, mitolojik konulu siirler, şarkilar söyler, ask, sanat ve politika hakkinda konusurlardi. O dönemin entellektüelleri olan agathon, sokrates, eryksimakhos, phaidros, aritophanes, alkibiades sıra ile söz alıp güzellik ve sevgiden ne anladıklarını anlatırlar.
    _Eserin tamamında anlatıcı kişi (Apollodoros), adları verilmeyen bazı dostlarının Agathon'un evinde düzenlenen symposionda konuşulanlar hakkında kendisine yönelttiği soruları cevaplamaktadır.
    _Apollon, Pherai kralı Admetos'a, eğer yerine ölecek birini bulursa ölümünün gecikeceğini bildirir. Ne var ki Admetos kendi yerine ölecek kimseyi bulamaz. Bir tek kansı Alkestis ölmeyi kabul eder. Fedakarlık örneği bu kadın bu davranışından dolayı onurlandırılır ve tekrar yeryüzüne gönderilir.
    _Eğer birisinden para koparmayı, yönetimi eline almayı ya da başka herhangi bir yetkeye konmayı dileyip de tıpkı aşıkların sevgililerine yaptığı gibi yapmak istese, yalvarsa yakarsa, yeminler etse, kapı önlerinde yatıp uyusa, hatta hiçbir kölenin katlanamayacağı köleliklere razı olsa dostları da düşmanları da böyle bir işi yapmaktan meneder onu. Düşmanları onu yaltaklıkla ve uşaklıkla suçlarken dostları öğütler verir ona ve utanç duyar bu yaptıklarından. Ama bütün bunları bir aşık yaptı mı hoş karşılanır ve tümüyle güzel bir iş ortaya çıkaracağı için de suçlamalar olmadan yapmasına yasayla izin verilir.
    Tanrılar Aşk yeminini yeminden saymazlar çünkü. Dolayısıyla hem tanrılar hem de insanlar, buradaki yasanın da
    söylediği gibi, bir aşığa her türlü serbestliği tanımışlardır.
    _Adi olan, ruhtan çok bedene tutulan bayağı aşıktır. Kalıcı olmayan bir şeye aşık olduğu için o da kalıcı olmaz.
    Çünkü aşığı olduğu kişinin beden çiçeği sararıp solduğunda o da bütün söz ve vaatlerinden utanarak kanatlanıp gider. İyi huylu birine aşık olansa kalıcı olanla kaynaştırıldığı için ömrü boyunca böyle kalır.
    _Bir aşkın yerini diğeri alacak şekilde değişiklik yaratan ve içlerinde aşk olmayıp da olması gereken bedenlere onu
    aşılamayı, olup da olmaması gereken bedenlerden de sürüp çıkarmayı bilen kişi de usta bir zanaatkar olabilir ancak aşık olamaz.
    _Uzlaşmaz şeylerin kendi aralannda nasıl uzlaştığını anlamazlar. Karşıt dönüşlerin uyumu; düzgün olmayan insanlar daha düzgün olabilmek için düzgün insanları memnun etmeli ve koruyup gözetmeli onların aşkını.
    _Sıcak, soğuk, yaz ve kış mevsimlerin uyumu doğaya uyum getirir. Uyumsuzluk ise yıkım.
    _Aristophanes Eros'u erkeklerden oluşan bir ordunun komutanı ve önderi olarak gösterir ve "her erkeğe" sözüyle kadınların aşkını dışarıda bırakır.
    _Eros diğer tanrıları birbirine kırdırır, erkeği erkeğe aşık eder, hadım ettirir.
    _Çirkinlik ile Eros boyuna savaşır durur birbiriyle. Teninin güzelliği tanrının yaşamını çiçekler arasında geçirdiğini gösterir; zira çiçeksiz ve sararıp solmuş bir bedenin, ruhun ya da böyle başka herhangi bir şeyin içine yerleşmez Eros. Ama nerede çiçeklerle donanmış mis kokulu bir yer varsa yerleşir ve kalır orada.

    _Herkesin birbiriyle buluştuğu böyle toplantılar düzenleyerek, bayramlarda, korolarda, adak törenlerinde yol gösterici olarak içimizdeki yabancılığı boşaltan, bizi içtenlikle doldurup taşıran odur. Nezaketi veren, kabalığı defeden; cömertçe iyilikte bulunan, kötülükte bulunmayan; sevimli, uysal; bilgelerin hayranlıkla seyrettiği, tanrıların takdir ettiği; nasipsizlerin kıskandığı, nasiplilerin değer verdiği; rahatlığın, inceliğin, kibarlığın, iyiliklerin, arzunun ve iptilanın babası; iyilere özen gösteren, kötülere aldırış etmeyen; sıkıntıda, korkuda, eğlencede, muhabbette yolcu ve kaptan, yoldaş ve en iyi kurtarıcı; bütün tanrıların ve insanların onuru; hem tanrıların hem de insanların aklını başından alırcasına söylediği
    şarkısına herkesin eşlik edip ahenkle terennüm ederek peşine düşmesi gereken en iyi, en güzel yol gösterici hep odur.

    _Eros. (Tanrısal varlığın doğası)_Poros ile Penia'nın oğlu olduğuna göre Eros'un da böyle bir talihi vardır. Bir defa hep sefildir o ve çoklarının zannettiği gibi duyarlı ve güzel olmaktan çok uzaktır. Tam tersine sert ve kabadır, yersiz yurtsuz ve yalınayaktır, yataksız döşeksiz hep yerde yatan, kapı önlerinde ve yol kenarlarında açıkta uyuyan, annesinin doğasına sahip olduğundan hep yoksunluk içinde yaşayan biridir. Ama babası bakımından iyi ve güzel şeylere tuzak kuran, yürekli, gayretli, istekli, usta bir avcı, hep bir takım planlar kuran, düşünceyi arzulayan ve veren, bütün yaşamı boyunca felsefe yapan, usta bir hokkabaz, usta bir büyücü ve sofisttir o. Ne bir ölümsüz olarak doğmuştur ne de ölümlü; ama ne zaman bolluk bereket görse aynı gün bir bakarsın yaşam bulur ve gelişip serpilir, bir bakarsın ölür gider. Sonra babasının doğası sayesinde yeniden hayata döner ama elde ettiği şey boyuna kayıp gider elinden. Sonuçta Aşk hiçbir zaman yoksulluğa düşmez ya da varlık içinde yüzmez.. Öte yandan bilgelik ile cehaletin arasında bulunur. Çünkü şöyle bir şey var: Hiçbir tanrı felsefe yapmaz ya da bilge olmayı arzulamaz, öyledir çünkü; isterse başka bir bilge olsun, o da felsefe yapmaz. Aynı şekilde cahiller de ne felsefe yaparlar ne de bilge olmayı arzularlar. Tam da budur cehaletin kötülüğü, yani ne iyi-güzel ne de düşünceli olmayan bir adamın yeterli olduğunu sanması. O halde yoksun olduğunu düşünmeyen bir adam yoksun olduğu aklının ucundan bile geçmeyen bir şeyi arzulayamaz. Çaresizlik, yoksulluk, Eros'un annesi Penia'nın; çare ise babası Poros'un niteliğidir. Bu nedenle Eros ikisinin de doğasını benimsediğinden bu bakımlardan ikisi arasında yer almaktadır.

    _Sokrates mantıktan anlamazmış gibi çelişik durumlar ile karşıt kavramları birbirine karıştınyor. Sokrates nasıl da güzellere vurulur. Sürekli onların yakınındadır ve hayran kalır onlara; sonra her şeyden habersizdir ve hiçbir şey bilmez. Bu da onun bir oyunudur. Silenosça bir durum değil mi bu? Elbette öyle. Tıpkı yontulmuş bir Silenos gibi dışına büründüğü kılıftır bu. Ama içi açıldığında onun ne kadar büyük bir akıllılıkla dolu olduğunu tasavvur bile edemezsiniz, ey yiğit kadeh arkadaşlarım! Bilin ki bir insanın güzel olması, varlıklı olması ya da kalabalıkların gıpta ettiği türden herhangi bir mevkiye sahip olması hiç mi hiç ilgilendirmez onu; tam tersine hiçbirinizin hayal edemeyeceğikadar hor görür bunları. Bütün bu servetlerin hiçbir değeri olmadığını düşünür, hatta bizlerin bile. Sizi temin ederim, bütün hayatını bilmiyormuş gibi davranıp insanlarla alay ederek geçirir o. Ama bir ciddileşip de içi açıldığında içindeki tasvirleri bilmem gören var mıdır. Ben günün birinde gördüm onları ve öyle tannsaldılar, öyle altın gibi pırıl pırıl, öyle eşsiz ve güzeldiler.
    Sokrates herkesten daha çok içerdi am hiç kimse onu sarhoş göremezdi.


    _Platon (MÖ 427– 347) _
    _Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir. Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Atina Akademi'nin kurucusu. Filozof Alfred North Avrupa felsefesi, Platon'a ait bir dizi dipnottan oluşur" demiştir.
    _Politik felsefenin kurucusu kabul edilen Platon'un, sadece akıl aracılığıyla bilinebileceğini iddia ettiği tümel gerçekler olan "idealar" teorisi, ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluşan üç parçası olduğu ve bu parçalar arasında aklın yönetimine dayanan bir uyum kurulması gerektiği iddiası
    _Sokrates'in bir konu hakkında konuştuğu kişinin verdiği cevapları çürüterek o insanı kendini sorgulamaya ve böylece felsefe yapmaya yönlendirme sürecini tasvir ettiği eğlenceli diyalogları tarih boyunca oldukça popüler olmuşlardır.
    _Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır. 3. yüzyılda biyografisini yazan Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını anlatır. Politikaya atılmayan Platon muhtemelen bütün hayatını ailesinden kalan mal varlığını felsefe yapmaya harcayarak geçirmiştir. Kız kardeşinin oğlu Speusippus Platon öldükten sonra Akademi'nin başına geçmiştir.
    _Platon altmışlı yaşlarındayken 17 yaşındaki Aristotales Platon'un okuluna gelmiş ve yirmi yıl burada bulunmuştur. Bir yandan Aristotales'in Platon'la oldukça farklı bir felsefesi olması, metinlerde Platon'u pek çok nokta da eleştirmesi, Platon'un düşüncesinin çoğu noktasında problemler görmesi, öbür yandan Platon'un son döneminde yazdığı düşünülen eserlerindeki bazı iddiaların önceki metinlerinden uzaklaşması veya farklılaşması, Platon ve Aristotales arasında, aralarındaki yaş farkına rağmen üretken bir diyalog olduğunu düşündürebilir. Platon seksenli yaşlarının başında ölmüş, yerine Akademi'nin başına yeğeni geçtiğinde Aristotales Akademi'den ayrılmış, daha sonra o da Atina'nın Lyseum (bu isim de günümüzdeki 'lise' sözcüğünün kaynağıdır) bölgesinde kendi okulunu kurmuştur.
    _İlk dönem olarak adlandırılan eserler Sokrates'in konuyla ilgili otorite kabul edilen ya da kendini otorite olarak gören birisine "... nedir?" biçiminde çoğunlukla ahlak kavramlarının anlamlarını sorması, verilen çeşitli cevapları mantıkla test ederek çürütmesi, ve en sonunda konuştuğu kişinin cevabı bilmediğini göstermesi sürecini anlatmaktadır. Orta dönem olarak ayrılan eserlerin Platon'un "idealar" (ya da formlar) teorisini geliştirdikten ve özellikle Pisagor, Heraklit ve Parmenides'in düşüncelerini inceledikten sonra yazdığı düşünmektedir.
    _İdealar teorisi_ Algılanan şeylerle düşünülen şeyler arasındaki ayrıma dayanır. Bilginin nesnesinin, yani bilebileceğimiz şeylerin yalnızca düşünülen şeyler olabileceğini söyleyen Platon, algıladığımız şeylerin ancak kanıların, kanaatlerin, görüşlerin, sanıların nesnesi olabileceğini iddia eder. Platon ideaların ne olduğunu söylemektense onları ve onlarla ilgili çeşitli özellikleri var sayar. İdealar, fiziksel nesnelere karşıt olarak fiziksel olmayan, dolayısıyla fiziksel nesnelerin değişmek, ortaya çıkmak ve yok olmak gibi "kusurlarına" sahip olmayan mükemmel varlıklardır, idealarının bir çeşit "öteki dünya" ya da "ruhlar alemi" gibi yorumlanması Orta Çağda yaygınlaşan Hristiyan ve İslam inanışlarının ruh ve evren anlayışlarından kaynaklanmaktadır.
    _ Sokrates, öldüğünde bedenin bütün sıkıntılarından kurtulmuş "saf akıl" olarak gerçek filozoflarla öbür dünyada sonsuza dek gerçeği konuşmaya gideceğine inanmaktadır. Fakat Devlet diyaloğunda ruh, bedenin toplum içindeki aktif faaliyeti içerisinde değerlendirilirken ruh bedenin etkilenimleriyle beraber açıklanmaktadır.

    _Sofistler retorikle yani inandırıcı konuşma yöntemleriyle pek çok yanlış iddiayı doğruymuş gibi göstermektedirler.
    _Ruhun ölümsüz olduğuna inanan Sokrates ölümüne hiç de üzülmemektedir, üstelik arkadaşlarının onu kurtarıp başka şehre kaçırma tekliflerini de reddetmektedir. Dostları da Sokrates'e ruhun ölümsüzlüğünden nasıl bu kadar emin olabildiğini sorarlar. Sokrates ideaların varlığına inandığını, bütün düşüncesinin bunun üstüne kurulu olduğunu söyler, ruh da idealar gibi algısal değil düşüncede bir şeydir.
    _______________________




    _Sokrates_(MÖ 469 – 399)
    _Sadece bir iyi vardır, bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet.
    _Tokgözlülük doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluk.
    _Bir insan için ahlak terbiyesi ekmek ve elbiseden daha lüzumludur.
    _Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.
    _Bilgi ruhun gıdasıdır.
    _insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ya da aydınlanmamış olarak düşün
    _Kadın erkekle bir kez eşit hale getirildi mi, artık ondan üstün olur.
    _Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın
    _Ey Atinalılar! Beni dinsizlikle suçluyorsunuz; oysa bilgisizlik daha büyük bir günah değil midir?
    _Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız, yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.
    _Söylediklerimden çok, sakladıklarımda gizliyim. En iyisi anlamak için, konuştuklarımdan çok, sustuklarıma kulak ver.
    _Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.
    _En ateşli aşklar, en soğuk şekilde biter.
    _Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir.
    _Ölüm insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğü olabilir.
    _Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
    _Bu kadar gök gürültüsünden sonra, bu yağmuru bekliyordum.
    _Bir değil bin kere ölmem gerekse bile yolumdan dönmeyeceğim.
    _En derin arzular genellikle en ölümcül nefretlere sebep olur.
    _Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değildir.
    _Atlar at olarak doğar; insanlar insan olarak doğmaz, insan olunur
    _İnsan, gülmediği günü, yaşadım diye hayat defterine kaydetmemelidir
    _İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca ayaklarım var ya diyebilen insandır.
    _Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.
    _Bir şey, Tanrı emrettiği için mi doğrudur; yoksa doğru olduğu için mi Tanrı onu emreder?
    _Yeşillikler toprağın çirkinliklerini kapattığı gibi, tatlı söz de insanların kusurlarını örter.
    _Güç olan ölümden kaçınmak değil, kötülükten kaçınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.
    _Bütün sözlerinizi ve hareketlerinizi övenleri değil; hatalarınızı nazikçe eleştirenleri sadık kabul edin.

    _Eğer istediğin olmazsa acı çekersin, eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin, hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir. Değişimden özgür olmak ister. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür. Fakat değişim hayatın kanunudur ve ne kadar dirensen de bu gerçeği değiştiremezsiz.

    – Sokrаtes sormuş: “Kimdir insаn, insаn nedir?” Agorа’dаki gönüllü öğrencileri: “Onu bilmeyecek ne vаr? İnsаn; iki аyаklı, tüysüz bir yаrаtıktır.” demişler. Ertesi gün, pаzаr yerine tüyleri yolunmuş bir horozlа gelen Sokrаtes, cаnlı hаyvаnı göstererek sorusunu yinelemiş: “Yаni böyle bir şey midir insаn dediğiniz?”
    _Sokrates bir gün eve geç gelmiştir. Karısı da sürekli bu gecikmenin nedenini sormaktadır. Konuşmuş, bağırmış, çağırmış; Sokrates karısına karşı hiçbir tepki vermeyip önüne bakmaya devam etmiştir. Bunun üzerine karısı bir kova suyu Sokrates’in kafasına boşaltmıştır. Sokrates ise gayet sakin bir şekilde karısına şu cevabı vermiştir:
    Adalet, insanın kendi üzerine düşeni yapması, en iyi ve en uygun olduğu işi yapması, herkese hak ettiğini vermesidir. Peki o zaman; bir insan bilgeliğe, kendisine ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, kendisine ait, kendisinin bir parçası olan şeyi, en uygun olan işi yapabilir? Bütüne, başkalarına ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, başkasının hakkını verebilir, bütünün adaletine katkıda bulunabilir?
    _Talebelerden biri Sokrates'e sormuş: - Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun? - Evlat, demiş Sokrates. Bileytaşı keskin değildir ama, en sert demiri bile keskin eder…
    ______________________





    _Aristoteles_
    _Alçakta olan kimse düşmekten korkmaz.
    _Çok süslenenlere bakın; hepsi de gizlenmek istiyordur.
    _Bir düşünceyi kabul etmeden düşünebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir.
    _Tanrılar da şakalara bayılır.
    _Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi ve en doymak bilmez olanıdır.
    _Dostlar! Dost yoktur!
    _İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
    _Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır.
    _Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz.
    _Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olamaz.
    _Boş bir adamın ne olduğunu düşünmek bile insana ürküntü verir.
    _Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir.
    _Düşmanlarından ziyade arzularını alt edeni daha cesur sayarım, çünkü en zor zafer kendine karşı alınandır.
    _Kendimi olduğundan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
    _Demokratik devletin temeli özgürlüktür.
    _Hükümetlerin alınyazılarını belirleyenler, her zaman silah taşıyanlardır.
    _İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar.
    _Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek.Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur. _Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.
    _Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.
    _Yalnızlık, vahşi hayvanlara ya da Tanrı’ya mahsustur.
    _Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için ötekilerin köle olması gerekir.
    _İnsan düşünen bir hayvandır, insanları tanıdıkça hayvanlara saygı duyuyorum.
    _Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur.
    _Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır.
    _Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.
    _Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.
    _İnsanoğullarının yönetimi sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.
    _Bütün dünyevi yasam bir hastalıktır, bir tür duygu oluşumudur. En iyisi hiç doğmamış olmaktır. Eğer insan, bir felaket olup da doğmuşsa, en hızlı şekilde ölmeyi denemelidir.
    _ Herkesin haksız olması, senin haklı olduğunu göstermez.
    _Eğer bir kişinin düşünceleri, söze gerek kalmadan yeterli düzeyde ortaya konabiliyor olsaydı, ne gerek kalırdı ki konuşmasına?
    _Bir insan kendisine hakim değilse tercihlerine göre değil isteklerine göre hareket eder.
    _Görünmeyenleri anlamak için görünenlere bakmak gerekir.
    _Bir kadın ya da bir köle bile iyi olabilir; bunlardan birincisi biraz, öteki iyice alt düzeyden yaratıklar olsa da.
    _Fena insanlar korkudan itaat ederler, iyi insanlar sevgiden
    _Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.
    _Erdemli kişi haksızlık yapmaktansa, haksızlığa uğramayı daha uygun bulan kişidir.
    _Çocukları eğitenler, onları üretenlerden daha fazla onura layıktır. Çünkü bunlar sadece hayat verdiler, onlarsa iyi yaşama sanatını.
    _En üstün şey metafor ustası olabilmektir; başkalarından öğrenilemeyecek tek şey budur. İyi metafor, benzeşmeyenler arasındaki benzerliğe karşı sezgisel bir algı gerektirdiğinden, aynı zamanda dehanın da göstergesidir.
    _Yaşlılar hakkında: Hayatlarını umutlardan çok anılar yönlendirir, çünkü önlerindeki hayat kısa, geçmişleri uzundur ve umutlar geleceğe, anılarsa geçmişe dönük olur. Gevezeliklerinin nedeni de budur”


    _Politika_ (Aristoteles)
    _Doğa, hiç bir şeyi boşuna yapmaz. İnsan doğadan siyasal bir hayvandır.
    _Beslenme, farklı yaşam türleri meydana getirmiştir.
    _Erdemsiz insan varlıkların en vahşisi, adalet bilmeyenidir. Adalet devletin orta direğidir.
    _Kuvvet, haktır.
    _Düşük zekalılar köledir. Kadınlar köledir. Köleyle hayvanlar benzerdir. Köle her işi, kadın tek işi çok iyi yapar. Bunu yunanlı olmayan barbar toplumlar fark edemez ve o zaman yunanlar barbarları yönetmelidir.
    _Zekasıyla önceden görebilen bir kimse, doğaca yönetici ve efendidir, oysa beden gücüyle bunları yapabilen bir kimse doğaca köledir, yönetilenlerden biridir. Bundan ütürü, efendiyle köleyi birleştiren ortak bir çıkar vardır.
    _Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için, ötekilerin köle olmaları gerekir. Uygar bir halkın kendi kültür kalıtımını sürdürebilmesi için, öteki ırkları sömürmesi ve onları tüm insan haklarından yoksun bırakması gerekir.
    _Efendi, kölesinin efendisidir fakat ona bağlı değildir. Kendi kendisinin olmayan, bir başkasına bağlı olan bir kimse, doğadan köledir. Köleliği doğaya aykırı saymalı mıyız? Bu hem zorunlu hem de faydalıdır. Canlı yaratık ilk önce zihin ile bedenden oluşur, bunlardan birincisi yöneten, İkincisi yönetilendir.
    _Kölelik hem doğal hem de savaş ganimeti olarak 2ye ayrılır. Kazanan taraf daha zeki olduğu için bu kölelik de normaldir, derler ama hileyle zeki olanlar köle olabilir ve buna uygun değildir derim.
    _Bazı kimseler her yerde köledir, bazı kimseler ise hiç bir yerde köle değildir.
    _Köle köleden, efendi efendiden üstündür, yani her iki topluluğun içinde tüm üyeler birbirine eşit değildir.
    _Erkeğin daha zeki olması kadını köle sınıfına sokmaz.

    _İnsanlar en yüksek iyi’yi amaç edinecektir. Bu, bizim Devlet dediğimiz topluluktur.
    _Devleti meydana getiren şey, ortak bir görüşü paylaşmaktır.
    _Devlet adamıyla devlet, kralla uyrukları, aile reisiyle ev halkı, efendiyle köleleri arasındaki ilişkileri aralarında yalnızca büyüklük değil, nitelik farkı da vardır.
    _Biyolojik olarak erkek ve dişinin birleşmesi gibi devlet de birleşerek oluşur.

    _Bir ailenin en küçük parçalarına bölünmesi, 3 çift ortaya çıkartır. 1- (despotluk)Efendi ile köle, 2- (kocalık)Koca ile karı, 3-(babalık) Baba ile cocuklar.4- Para işleridir.
    _Yaşam, üretim değil eyİemdir; onun içindir ki, mülkiyet konusu olarak köle, eyleme yarayan şeylerden biridir.
    _Zevk almanın aşırılıktan oluştuğu durumlarda, insanlar zevkli aşırılığı yaratan şeyi ararlar. Eğer bu paraysa insanlar bütün hünerleriyle bu işle uğraşırlar.....
    ____________________________________



    _Rüyalar Üzerine_ (Aristoteles)
    _Aristo, düşlerin tanrılar tarafından gönderilmediğini çünkü doğanın ilahi değil "şeytani" olduğunu söylemiştir. Aristo öncesi düşlerde görülen şeyler gerçek olarak algılanırdı.
    _Aristoya göre hastalıklar düşte kendilerini belli ederler. Kalp ve akciğer hastalıklarında anksiyete duşlerinin sıklığı genellikle bilinmektedir. Yunanlılarda, hastaların iyileşme umuduyla duzenli olarak ziyaret ettikleri duş kahinleri vardı.
    _Uykuda Kehanet: Aristoteles, Tanrı’nın insanoğluna “geleceği görme bilgisi” verdiğini ve bu bilginin rüyalarda veya coşkunluk hallerinde ortaya çıktığını ileri süren Platon’u karşısına almaktadır. Aristoteles, ironi yaparak bu durumu tek–çift oynayan kumarbazların durumuna benzetir: Çok atarsan şansın da artar. Mizaç itibarıyla boşboğaz ve heyecanlı olan insanlar uykularında her tür görüntüyü görürler. Eğer bu tarz rüyalar düzenli bir biçimde gündüz gerçekleşseydi ve bilge olan kimselere gelseydi bu takdirde onların Tanrı tarafından gönderilmiş olduğuna hükmedilirdi. Mesela, akıl hastalığına temayülü olan bazı insanların bu tarz öngörülere sahip olması, onların zihinsel hareketlerinin önünde herhangi bir engel olmamasıyla, yabancı (sıra dışı) durumlara karşı özellikle keskin bir algıları olmasıyla açıklanabilir. Delilerde de görülür. Onlar bir düşünce üzerinde dururken tıpkı melankoliklerin yaptığı gibi duyusal hareketleri birbirine ekleyerek konuştukça konuşurlar. Rüyada görünenler suda yansıyan şekiller gibidir. Sudaki hareket büyük olursa sudaki akis de orijinaline hiç benzemez. Freud, simgesel yöntemle Aristoteles’le benzer bir bakış açısına sahiptir. Freud’un dikkat çektiği diğer yöntem ise “şifre çözme” yöntemidir. Aristoteles ile Freud arasındaki görünüşte ortaya çıkan ilk farklılık, ilkinin geleceğe dair rüyalar üzerinde, ikincisinin ise geçmişe dair rüyalar üzerinde durmasıyla sınırlı değildir. Aristo; mizacı bozuk, sürekli atıp tutan, heyecanlı, boşboğaz, akıl hastalığına temayülü olan kişilerin rüyalarını ciddiye almaz. Rüyalar hakkındaki araştırmalarında Freud’un görüşlerini “kabul edilmez” bulan Alfred Adler gündüze ait kalıntılar” olarak gören anlayışının daha ötesinde manalar taşıdığını savunur. Ona göre insanlar, sosyal duygu yetersizliği yüzünden çözümüne hazır olmadığı problemleri hayal güçlerine sığınarak çözmeye çalışırlar. Rüya gören kimse, gelecekteki muhtemel bir problemi rüya sayesinde kendisine göre çözmeye hazırlanmaktadır.Jung Freud’un nevrotik kişiliklerde rüyayı bir araç olarak kullanmasını kabul eder ve rüyalar yoluyla gizlenen şeylerin açığa çıkarılabileceğine inanır. Fakat rüya mutlak bir araç değildir ve nevrotik kişiler kadar normal kişiler de kabul görmeyen şeyleri gizleme eğilimindedir. Rüyalar aklın istemsiz bir ürünüdür ve bilinçdışı olayların oluşturduğu zincirin görünür halkalarıdır. Jung’a göre rüyalar büyük ölçüde kolektif malzemeye dayanırlar. Bireyin yaşadığı toplum, nefes aldığı kültürel ve sosyal yapı, tarihsel ve dinî olgular rüyalara büyük oranda malzeme sağlayan unsurlardır. Jung bu kolektif motiflere “arketip” adını verir.

    _Aristoteles’in Uyku Teorisi: Platon gibi ruhun uykudayken göksel doğasına döndüğünü ve gelecekten haberler aldığını belirtmiş olsa da bu görüşü heraklit gibi sonraları terk edecektir. Rüya, düşünce, algı ve muhakeme değildir. Rüya bir çeşit tahayyüldür. Zihinsel imaj ya da imgelerdir. Tahayyül, hayal ettiğimizin farkında olduğumuz bir rüyadır. Algının dış objesi ayrılsa bile bıraktığı izlenimler devam etmektedir. Yemeklerden hemen sonra uykuda rüya görülmemesi, yemekten üretilen ısıya bağlı olarak vücut içi hareketin çok yüksek olmasından kaynaklanır. Aristoteles’in rüyaları, kan dolaşımıyla ilişkilendirmesi dönemin tıp bilgisiyle ilgili. Buna göre, vücuttaki kan sakinleştiği ve daha saf hale geldiği oranda, duyu organlarından gelen uyarılar bütünlüğünü koruduğu için rüyalar daha sağlıklı ve görüntüler daha net olmaktadır. Uykuda ise zıt bir durum gerçekleşir, en küçük hareket bile önemli görünür. İnsanlar rüyalarında gök gürültüsünden etkilendiğini zanneder, oysa gerçekte kulakta zayıf bir çınlama vardır; eğer uyuyan uykuda olduğunu algılarsa, görüntü kendini sunmaya devam eder fakat içindeki bir ses bu görüntünün bir rüya olduğunu bildirir. Bu tespitler ışığında Aristoteles’in muhtemelen “hipnogojik” (uykuya geçiş dönemi) ve “hipnozompik” (uykudan uyanıklığa geçiş) olguları hakkında konuşan ilk filozof olduğu söylenebilir.

    _Platon: Her insanın içinde, hatta doğru dürüst gibi görünen kimselerin içinde bile, anarşist, vahşi ve ürkütücü dürtüler yaşamaktadır. bu dürtüler, eğer denetim altına alınmazlarsa kendilerini rüyalarda gösterirler. Ruhun atılgan ve öfkeli yanını sakinleştirmiş bir insan yatağında dinlenmeye çekildiğinde dürtülerini ve öfkeyi uyuşturmuş ve sadece içinde aklın konakladığı üçüncü bölümü harekete geçirmiş demektir. Gerçek dinlenme budur ve bunu başarmış insan hakikati muhakkak ki kavrayacak. İnsan, icinde bulunan fakat henüz bilmediği şeyler hakkında da doğru hükümler verebilir. Platon, bunların “bir rüyada imiş gibi belirdiklerini” söyler. Demek ki ruhta bilinçsiz halde bulunan doğuştan tasarımlar bulunmaktadır.
    _Uyanıkken ya da uyurken şeylerin yansımalarını, yansıma değil de gerçek zanneden kimselerin hayatı da gerçek değil, rüyadan ibarettir. Gerçekte uyanık kimse ise “salt güzel”in varlığına inanan, güzele bu güzelliği paylaşan şeylere bakar gibi bakabilen ve ne şeylerin kendilerini o salt güzelin yerine koyan ne de bunun aksini yapan kimsedir. Platon, uyanıklık adını verdiğimiz durumun aslında bir uyku hali ve bu haldeki tüm düşüncelerimizin de bir rüyadan ibaret olup olmadığını nasıl anlayabileceğimizi sorar
    Bir yandan, tıpkı Pisagor gibi rüyaları tanrılardan alınan mesajlar olarak kabul ederken.Tanrının insanları ne uyanıkken ne de uyurken yolladığı görüntülerde, yanıltmadığını vurgular. Dünya hayatını doğru yorumlayamayanları Platon hem burayı hem de öte âlemi uykuda ve rüyada geçiren insanlar olarak nitelendirmiştir.
    _İnsanların doğuştan getirdiği bazı gereksiz hazlar, zevkler ve örfler, âdetlere ve düzene ters düşen dürtüler rüyada serbest kalırlar. Bu olumsuz dürtüler, yasalar ve akılla işbirliği yapan iyi dürtüler sayesinde denetim altına alınmazlarsa mantıklı ve sakin bölümün hâkimi olan ruh bölümü uykudayken “rüyada ayaklanırlar.” Ruhun “hayvansı ve esrik” kısmı uykuyu üzerinden atarak yerinden kalkar ve oradan uzaklaşıp hazların tadını çıkarmak ister. Bu dürtüler, mantıktan, akıldan ve utançtan tamamen kurtulmuşçasına her şeyi göze alırlar. Ruhen sağlıklı ve mantıklı bir insan, böyle kötü rüyalar görmek istemiyorsa aklını harekete geçirmeli ve onu iyi düşüncelerle beslemelidir.
    _Platon’un teorisi >Tanrı tarafından insana geleceği görme bilgisinin verildiğini, bu bilginin aklı başındayken değil de rüyada ya da uyanıkken sayıklama, kendinden geçme veya coşkunluk halinde ortaya çıktığını, ortaya çıkan bu malzeme hakkında ancak peygamberlerin veya onların soyundan gelen kimselerin kesin hüküm vereceğini, peygamberlerin tanrının ilham ettiklerini tercüme eden bilginler olduğu vurgulanmaktadır.

    _Pisagor geleneğine göre, uykuda ruh bedenden ayrılarak tanrısal yurduna bir dönüş yolculuğu yapmaktadır. Uyku, beden açısından bir ölüm, ruh açısından ise kurtuluş. Hekataios Homerosun fikirlerini “eskilerin uydurmaları” olarak nitelendirir.
    _Heraklitos: Uyku durumunu bir tür bilinçsizlik durumu olarak gördüğü için rüyalar gerçeğe ulaşmanın yolu olamazlar. Uykuda olmayanlar icin tek ve ortak bir kosmos vardır. Uykuda olanlarsa kendi ozel dunyalarına kapanırlar

    _Schopenhauer’in şuurdan ve sinir sisteminden gelen sarsıntıları açığa vuran bir olgu olarak rüyayı ele alması, psikolog Shemer’in her organa kendine mahsus rüyalara yol açma gücünü yüklemesi, hekim Artigues’in hastalıkların teşhisine rüyanın yardımda bulunmasını sağlamak konusundaki fikirleri ve Tissie’nin sindirim, solunum, dolaşım bozukluklarının belli bazı rüya türleriyle nasıl ortaya çıktığını göstermesi…
    _Bergson’a göre çoğu rüyanın kaynağını görme, işitme, dokunma gibi duyumlar oluşturur. Zihnin çalışan kısmı ile rüya gören kısmı aynı değildir. Çalışan kısım şuur altındadır ve uyku sırasında zihnin muhakeme eden tarafı rüyaya genel olarak etkisiz kalmaktadır. Bergson’dan önce bu tespiti Aristoteles yapmıştır. Freud’u rüyaları araştırmaya motive eden tam da bu
    husustur. Hatıralar rüya olarak kendilerini gösterirler.

    _Aristoteles MÖ 384-322 20 yıl Platon’un akademisinde okudu. Platon’un ölümünden sonra Assos’a yerleşti. Üç yıl sonra da Lesbos’a yerleşti. Makedonyalı Büyük İskenderin hocası oldu.

    _İdeal insan
    herkesin yardımına koşar. Kendisine yardım edildiğinde utanır. İyilik yapmak üstünlük belirtisidir, iyilik görmek ise alçalmadır. Konuşmak için can atmaz. Övülmesi yahut yerilmesi onu ilgilendirmez. Düşman da olsa başkaları hakkında kötü konuşmaz. Ağırbaşlıdır, sakindir, ölçülüdür, az sayıdaki askerini büyük bir savaş stratejisi ile idare eden usta bir general gibi, içinde bulunduğu durumdan elinden geldiğince yararlanır. En iyi dostu kendisidir. Yalnızlıktan hoşlanır. Erdemi ve yeteneği olmayan kişinin de en büyük düşmanı kendisidir. Yalnızlıktan o korkar. Fazileti olmayan insan, en vahşisidir. İradene hakim fakat vicdanına esir ol.
    _İnsan, insanların ne düşüğünden çok gerçeğe aldırış etmeli. _Kişisel güzellik, bir referans mektubundan daha büyük tavsiyedir. _İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar. _Not_(Raffaelo tarafından Rönesans resmi Atina Okulu'nda Platon, Formlar dünyasına doğru yukarıyı işaret ederken, Aristoteles ise tam tersine elini dünyaya uzatır)

    _Olanaksız olası, olası olmayan olanaksıza üstün tutulmalıdır.
  • _Psikolojik harp, dünyanın en güçlü silahıdır. İnsan zihnini biçimlendirme sanatıdır. Aldatmadır, hiledir, düşünceleri manipüle etmek ve zehirlemektir. Düşmanı suya götürüp susuz getirmektir. Var olmayanı varmış gibi göstermek, var olanın zihinlerde reddedilmesini sağlamaktır. Başkalarının etkisi altında oldukları halde kendi iradeleriyle hareket ettiklerini düşündürmektir.
    _Psikolojik savaşın hedefi, kalenin zayıf yönünü iyi belirleyip o hedefe ısrarla ve tekrarla atışlar yaparak direnci zayıflatmaktır.
    _Toplumun röntgenini çekmek, damarların, dolaşım sisteminden hücrelerine kadar tahlil edilmesi sonucunda toplumsal dokunun hassasiyetleri ve kışkırtılabilecek yumuşak karnının tespiti sonucunda oluşturulan psikolojik harekat. Halkı galeyana getiren sosyal medya operasyonları ile vatandaş nezdinde infial yaratan olayları söylentiler ile toplumun geneline yayma girişimleri.
    _İnsanların beyin hücrelerine girilerek onlar için özel çalışmalar yapılmaktadır. Bir grubu sözde destekliyormuşçasına destek verir görüntüsü altında onu taşeron olarak kullanarak kendi hedeflerine yönelik eylem gerçekleştirmektedirler. Amaç için araç.
    _Psikolojik harpte düşman öz dilimizi kullanır. Bu yüzden çok uyanık bulunmak, kendi öz çıkarlarımızdan önce ulusun ve vatanın çıkarlarını düşünmek gerekir. Yani psikolojik harbin silahı geliyorum demez. O ancak uyanık olanlar tarafından anlaşılabilir ve hissedilebilir. Psikolojik harpte askerler üniforma giymezler, onlar bir toplumun içinde, hatta en yakınında bile olabilirler. Dost sözlü, güler yüzlü davranışlarla insanları kendi ulusuna ve vatanına bilmeden kötülük yapmaya sevk edebilirler.
    _Psikolojik harp gerçekleştirilmeden önce psikolojik harp istihbaratı gerçekleştirilir.
    _Psikolojik harekatın ana amacı korku yaratmaktır. sorunları unutturmak için ortak bir düşman yaratmak, belirli ideolojik hedefler belirleyip tüm dikkatleri bu yöne çekmek gibi. Eğer bir psikolojik harekat mevcutsa üzerinizde baskı hissedersiniz. Çevrenizdeki yayın organlarının milletçe ya da toplulukça hassas yönlerinize dokunmaya çalıştığını anlayabilirsiniz.
    _Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı; propaganda ve provokasyondur. Cephanesi ise; söz, yazı, resim… Bu savaş tarzının amacı, insanları ikna etmek ve değiştirmektir. Yöntemi de beyin yıkamadır. Bir savaşta nihai zafer, düşmanın yenilgiyi kabulüne bağlıdır. Düşmanın moral gücü olan maneviyatının çökmesi, ancak psikolojik savaş yöntemi olan propaganda ile mümkündür
    _Propaganda vurucu mühimattır. Algı yönetiminde temel hedef, kelime oyunlar ile kanaatlerin değiştirilmesi, kitlelerin en can alıcı noktasından saldırarak şüpheye düşürme ve acaba? sorusunu düşündürmektir. En etkili yöntem ise dedikodu ve asparagasın yayılması ve itibarsızlaştırma.
    _Eğer propaganda’da yetersiz kalırsanız başkalarının propagandasına yem olursunuz. Orduda önce komuta kademesi sonra azmini yitirmiş korkak askerler hedef alınır. Sivilde hedef kitle; öncelikle liderler, sonra kararsız ve tarafsızlar ile millet olma bilincini kaybetmiş, mensubiyeti olmayan kitleler hedef alınmaktadır. Psikolojik harekat eksik kalırsa askeri harekat da yetersiz kalır.

    _Kiralık kalemler: İstihbarat Servisleri tarafından propaganda için kullanılan, sipariş haberleri kamuoyuna servis eden, suni düzmece gündemler ile dikkatleri bir anda farklı bir yöne çekerek kamuoyunun gerçekleri görmesini engelleyen algı cambazlarıdır. Kavram savaşları ile zihinlere yerleştirilen zehirli tohumların mimarlarıdırlar.
    _3 F kuralı ile kitle yönetimi. 1. Cinsellik (Eğlendirme) 2. Din(Uyuşturucu arabesk). 3. Futbol (Enerjinin boşalımı)_(Düşünce, duygu, davranış.)

    _Ph Hidrojenin Gücü demektir. Su, bilindiği gibi iyi bir çözücü özelliğine sahiptir. Oluşturduğu çözeltide OH iyonu fazla ise bazik, H iyonu fazla ise asidik özelliktedir. Bu asidik ve bazik olma durumu canları ilk elden etkileyen bir durumdur. Bir maddenin pH değeri hidrojen iyonu [H+] ile hidroksit iyonunun [OH-] değişimlerinin oranına direkt bağlıdır. Eğer OH- ve H+ iyonlarından eşit miktarlarda mevcutsa, madde 7 pH değerine sahip olmak üzere nötrdür
    _PH, etkili bir silahtır. Toplumun zayıf olduğu noktalar istismar edilerek saldırılmaktadır. Kanaat önderleri, cemaat liderleri, tarikat şeyhlerine körü körüne inanmışlıktan güç alan topluluklar, gerçeğin hiçbir öneminin kalmadığı, piyon aktivistlerin yönlendirmelerine açık toplumun sosyo-ekonomik ve eğitim durumuna göre kurgulanmış propaganda kampanyası ile bozgunculuk, yağma, kargaşa, çatışma ortamına zemin oluşturulmaktadır.
    _Aidiyetin kaybolması ile millet olma bilincinin yok olması, ortak değerlerin yıkılması, mezhepsel ve etnik temelli çatışma zemini oluşturma gayretleri ile birlikte iç karışıklık ortamının evrilerek sosyal ve siyasi krizleri de beraberinde getirdiği öngörülmektedir._Örn_Emniyetin çözemediği olayları çözen proğramlar, şovmen doktor ve din adamları, gelenekleri yıkan evlilik proğramları, neye gülüneceğine ne giyileceğine karar veren proğramlar, eşcinsellerin gençlere rol model olması, siyasi programlardaki propaganda ajanlarının fikirlerini kendi fikirleri gibi sahiplenen hedef kitleler. Okuyarak değil izleyerek tarih öğrenilmesinin teşvik edildiği ve izleyenlerin embesillere dönüştürüldüğü kitleler. Toplumun dönüşümü ile düşünmeyen, düşünemeyen, sorgulamayan adeta mankurtlaşan kitleler üretmektedir._

    _Evin reisi televizyon: Cinayetlerin ekranlarda çözüldüğü, genç, yaşlı, dul, bekar’ın evlendirildiği, dinini televizyonda öğrenen, tedavide sınır tanımayan yöntemlerin sunulduğu, tarihi dizilerden öğrenen, çocukların çizgi film karşısında kişilik bulduğu, her türlü iğrençliğin kabul gördüğü Aptal kutusunun esir aldığı bir toplum haline dönüştürülmesi, toplumsal olaylara tepkisizleşme, umursamaz hal ve tavır, ülkenin yozlaşma boyutundaki gerçek yüzünün suratına vurulduğu, ahlaki ve sosyal yozlaşma ile toplumun çıkmaz içine sokulmak istendiği aşikardır. Medya ile toplumsal ve sosyal sorunlara duyarsız, çıkarlarını daima ön planda tutan figür ve profillere yer verilmesi, toplumun temel yapı taşı olan ailenin çatırdaması, uyuşturucu kullanımın yaygınlaşması, intihar oranlarının artması, travmatik olayların çoğalması, toplumun mutsuz, depresyonlu ve melankolik bir hal alması hedeflenmektedir. Bu şekilde toplumda zayıf halklar çoğaltılarak bütünlük ve millet bilinci bozulmak istenmektedir. Türk toplumuna yönelik psikolojik operasyon odaklı bitmek tükenmek bilmeyen entrika, tuzak, kumpas ve taarruzlar ile ülke “0” gününde altın vuruş yapılmak için hazırlanmaktadırlar
    _Etnik, Kültürel, Mezhebi, Tarikat, Cemaat, İnanış, Görüş, Fikir, Taraf, Gelir Seviyesi ve siyasi kavramlar üzerinden gruplaşan toplumların direnç noktaları daha kolay aşılmaktadır. Ötekileştirilen, ayrıştırılan, itilen, kutuplaştırılan toplum, kucaklamayan siyaset, farklı görüşü kabullenememe ve fikri ayrışma, bloklaşma, tahammülsüzlük kitlelerin çatışma noktasına getirilmesi için ideal bir ortam oluşturur. Toplumu bölen simge, sembol ve işaretler ile ayrıştırma, aidiyet kazandırarak kitleleri çatıştırma iç savaş ortamı için en önemli katmanı oluşturmaktadır.

    _Sabah 6’da ”Bana mama ver köle” diye insani uyandiran bir kedinin kulagina: "sen kopeksin ve köpekler öğleye kadar uyur" diye fisildamak ve kedinin de kendini öğleye kadar uyuyan köpek sanması ve gidip uyumaması.
    __25 kare tekniği_ Bilinçaltı reklamcılık. Seks satar geyiği. Her kare 1 saniye: “Kole iç. Cips ye” diyor.
    _İnternette kumarda Türkiye dünya 3.sü… Helal gelir… Kararsızlar için anketler…Terör ile Güvenlik Özgürlük İkilemi İçerisinde Kalan kitle…
    _Yumuşak Güç kalplerin kazanılması için yapılan insani yardım odaklı çalışmalardır.
    _Kamu Diplomasisi: Yurtdışında yapılan propaganda faaliyetidir.
    _Düşmanı insanlık dışı olarak göstermek ve ona karşı nefret yaratmak.
    _Gobels: Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.
    _Kamu diplomasisi, bir ülke hükumetinin başka bir ülkenin vatandaşlarını ve aydınlarını kendi politik ve ideolojik düşünceleri doğrultusunda etkilemeye çalışmasını anlatan bir süreçtir.
    _Kültür saldırısı: Kendi kültürlerini yabancı kültürlere benimsetmek.

    _Algıyı kontrol etmek, zihni kontrol etmenin ilk adımıdır_Le bon: Kullanılması bilinirse psikolojinin tersanelerinde dünyanın en kudretli toplarından daha etkili silahlar vardır. Ülkede karışıklık çıkarmak, isyana teşvik etmek, menfaatleri çatışan iki grubu birbirine karsı kışkırtmak olan istihbarat servislerinin kullanacağı en önemli silah psikolojik harptir.

    _Sun tzu, çinlilerin hunları nasıl alt ettiğini şöyle anlatır. Hasım ülkelerde iyi şeyleri gözden düşürünüz. Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmesini sağlayınız. Aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız. Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlıklarını yayınız. Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz. Hasmı güç harcamaya sevk ederken kendi gücünü korumayı bilmek gerekir diyerek iç savas çıkarmanın önemine de değinmistir.
    _Osmanlılar ile savaşmayı göze alan devletin halkı arasına karışarak, onlara Osmanlıların gücünü ve üstünlüğünü anlatarak morallerini bozmak ve genel güvenliği sarsmaktı.
    _Günümüzde hâkimiyet, silah ve kol gücünden çıkarak bilgi ve teknolojinin eline geçmiş, ona sahip olup en etkin şekilde kullananlar mutlak gücün sahibi olmuslardır.

    _Soğuk savaş ve psikolojik harp: Sıcak savaşların yerini soğuk savaşların aldığı siyasi arenada, artık düşman kabul edilen ülke topraklarının ele geçirilmesi devri kapanmış, bu ülkeleri sosyal, siyasal, hukuki, ahlaki ve kültürel olarak hegomonyalaları altına alma devri başlamıştır. Bu mücadelenin en büyük silahı ise psikolojik savaş faaliyetleridir. Amerika Soğuk Savaş sürecinde kendi kutbunda yer alan ülkelerin rejimlerinin devam etmesini, diğer kutupta yer alan ülkelerin ise rejimlerini değiştirmesini sağlamak amacı ile çeşitli psikolojik savaş faaliyetlerine girişmiştir. Bu dönemde müttefik ülkelerde sürekli olarak Sovyet emperyalizmi gibi birçok argümanla Sovyetleri kötülenmeye çalışılmış ve kapitalizm sempatik bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır Afganistan’ı tek başına Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden kurtaran Rambo, kendisinin iki katı boyuttaki Rus boksörü en olmadık zamanda bile nakavt eden Rocky bu dönemin önemli psikolojik savaş figürleri arasındadır. Gorbaçov’un iktidarı sırasında başlayan açıklık ve şeffaflık politikalarıyla Rusya dağılmıştır. Kapitalist sistem Psikolojik savaş ile kan dökmeden tarihin en büyük zaferini kolayca kazandı.
    _Barıs sartlarında düsman hedeflerine yöneltilen psikolojik savasa “soğuk savas” denilir.
    _Provokasyon Tipi Psikolojik Savaş: Miting, gösteri ve cenaze törenlerinde topluluğun içerisine sızarak, inandırıcı birkaç kelime ile orada bulunanların hassasiyetlerini tahrik edecek söylemlerde bulunur, gerginliği arttırır ve öfkeyi ateşler. Propaganda ile düsman hiç yapmadığı seyler için suçlanır ve bu sayede zihinlerinde hatalı bir imaj olusturulur. Propagandada beyinlere her gün 1 cm çivi çakacaksın, 40 günde 40 cm girecek, girdiğini kimse hissetmeyecek, böylece yalan gerçek olacak” – Goebbels

    _Atatürk: “Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” Bu sözleri ile Atatürk, bir daha ki olası bir Türkiye saldırısında savaşması için oğlunu gönderen anne/babaların tekrar düşünmesini sağlamaktır.
    _Atatürk: "Orduya ilk katıldığım günlerde, bir arap binbaşısının 'kavm-i necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın' diye tokatladığı bir anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında türklük şuuruna erdim. Ondan sonra türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegane fahrim, servetim, türklükten başka bir şey değildir."

    _Kontrollü gerilim stratejisi: Güçlü tarafın egemenliğini elinde tutmak için geliştirdiği bir yöntemdir, tehlikeyi kendi savaş kurallarına çekmeye çalışırlar. Kendi savaş kuralları şiddettir. Şiddetle beslenirler. Şiddete şiddetle karşılık vermek saldırgan tarafın orman alanına girmektir. Doğru, onurlu, açık, net duruş gösteren taraf psikolojik savaşta uzun vadede kazanan taraf olur.

    _Propaganda oluşturma teknikleri: _Korkuya başvurma, _Bir otoriteye referans, _Tren etkisi: "Herkes bunu yapıyor" diyerek bir hareket tarzını kabul ettirme. _Direkt emir: Bu teknik karar verme sürecini basitleştirmeyi amaçlar. _Reddin elde edilmesi: Nefret edilen bir grup insanın da aynı fikri savunduğu inandırılırsa hedef kitle bu görüşü terk eder._Parıltılı genellemeler: Duygusal olarak çekici sözlerdir. Yurt sevgisi, memleket; barış, özgürlük, onur gibi duygulara alakalandırılır. _Transfer. Genellikle suçu problemin bir üyesinden diğerine transfer etmek için kullanılır. _Sokaktaki adam. Propagandacılar sokak dili ve davranışı kullanarak kendi görüşlerinin ortalama bir kişinin de görüşü olduğu izlenimi verir. _Tanıklık: Bu hedef kitlenin kendini bu saygı duyulan kişi ile özdeşleştirmesi ve onun fikirlerini kabullenmesi amacıyla yapılır. _Damgalama: istenmeyen bir şeyle damgalayarak ön yargı oluşmasını sağlamayı içerir. _Günah keçisi: Suçu aslında suçlu olmayan bir kişiye veya gruba atmak. Böylece gerçekten suçlu olanlar korunur _Erdem sözleri: Hedef kitlede olumlu bir imaj sağlayacak sözlerdir. Barış, mutluluk, güvenlik, akıllı liderlik, özgürlük _Sloganlar: Slogan kısa, çarpıcı bir söz veya cümledir. Damgalama içerebilir. _İfade edilmemiş kabuller: Bu teknik propaganda mesajınız açıkça ifade edildiği takdirde kabul görmeyecekse kullanılır. Bunun yerine mesaj sürekli farz edilir veya kabul edilir. _Hükümet raporları, tarihin tekrar yazılması, uydurma bilim, propaganda filmleri…
    _Beyaz propaganda : Kanıtlarla açık biçimde yapılan bir propagandadır. Zihinlerde açılan gedik büyütülecektir. Bunu sağlamak için beyaz propaganda yönteminde belirlenen doğru hedefi, binlerce kez tekrarlamaktan kaçmamak gerekir.
    _Gri propagandanın ana malzemesi “rivayetler”dir. Kaynak belli değildir, doğru bir olaya on tane yalan sokulup muhatabı küçük ve gülünç duruma düşürmek amaçlanır. Gri propagandanın amacı, kusurlu, noksan ve belirsiz bir şeyi, tam ve yeterli göstermek olabilir.
    _Kara propaganda: Kaynak gizlidir. Propaganda yapılırken kaynak dost olarak gösterilir. Halk bilgiyi kendi kaynağından aldığını zanneder. Yalan iftira, sahte deliler kullanılır. Gerçeği çürütmek, ortalığı karıştırmak, inançları sarsmak. Yalan, gerçekmiş gibi inandırıcı bir şekilde ortaya atılır. Amacı bir inancı yıkmaktır.
    _______________________




    _Felsefe Okulları_
    _Milet Okulu: Thales • Anaksimandros • Anaksimenes
    _Pisagorcular: Pisagor • Filolaos • Alkmaion • Timeos
    _Efes Okulu: Heraklitos
    _Elea Okulu: Ksenofanes • Parmenides • Elealı Zenon • Samoslu Melissus
    _Çoğulculuk Okulu: Anaksagoras • Archelaus • Empedokles
    _Atomculuk Okulu: Leukippos • Demokritos
    _Sofistler: Protagoras • Gorgias • Prodikos

    _1. Milet okulu:
    Sistemli düşünme ve varoluşu temellendirme çabalarını ortaya koymuşlardır.
    _Thales (MÖ 624-546) Su her şeyin özüdür. Doğa olaylarını Tanrılardan çok, doğanın içinde aramıştır. Güneş tutulmasını hesaplamış. Gölge hesabi ile denizdeki gemilerin limana uzakligini ve piramitlerin yüksekliğini hesaplamıştır. Misirlilardan geometriyi, Babil’lilerden astronomiyi ögrenerek ülkesine getirmistir.

    _Anaksimandros: Evren’in babası. İlk dünya haritasını çizmiş. Evrim teorisi ve büyük patlamaya benzer bir teorisi vardır. İlk maddeyi tanımlanamaz, sınırsız olarak düşündü. Astronominin kurucusu. Depremi fizik yönünden ilk o açıklamıştır. Kozmoloji ve ilk kez arkheyi kullanmış. Ölmek her şeyin ilkesine dönmektir. Apeiron ile algılanan dünyanın dışında bir takım oluşların var olduğunu kabul eder. Anaksimandros'un Apeiron(sonsuz olan) 'u ile Platon'un idealarına giden yol açılmıştır.
    _Thales’in, tepsinin üzerinde yüzdüğünü iddia ettiği su kütlesini neyin taşıdığı sorusuyla, batıdan yok olan Güneşin, ertesi sabah nasıl olup da doğudan doğduğu sorusuna tatmin edici bir yanıt getirmenin güçlüklerini görmüştür. Böylelikle Anaksimandros, Dünyanın bir tepsi değil de, genişliği yüksekliğinin üç katı olan bir silindir şeklinde olduğu düşüncesine ulaşmıştır. Bu görüşe göre Dünya, Evren’in tam merkezinde, boşlukta ve dayanaksız olarak durmaktadır.
    _Thales temel tözü su ile özdeşleştirmiş yani bilinen bir madde olarak görmüştü. Anaksimandros'a göre bu mümkün değildir. Bilinen bir şey kesinlikle sonludur. Karşıtı ile sınırlandırılmıştır. Ama Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Bilinen elementlerden herhangi biri temel töz olsa idi, diğerlerini kaçınılmaz olarak egemenliği altına alırdı.
    _Yaşamın denizlerde ve suda başladığını,insan türünün ataları da, önce balıkların vücudunda doğmuş ve ancak yaşamlarını kendi başlarına sürdürebilecek bir olgunluğa eriştikten sonra karaya çıkmışlardır.

    _Anaksimenes her şeyin başlangıcı havadır. Havayı ruhla bir tutmuştur. Ruh kavramı ile ilk kez Anaksimenes'te karşılaşıyoruz. Tüm canlıların ruhu vardır. Yeryüzü ve güneş tepsi şeklinde. Yassılığından dolayı havanın üzerinde duruyor. Ay, ışığını güneşten alır. Ay tutulmasının doğru açıklamasını ilk olarak o yapmış. Deprem kuramını ortaya koymuş. Mitolojiden bilime geçişin tipik özelliklerini taşır. Gökkuşağını bir tanrıça olarak değil de güneş ışınlarının yoğunlaşmış hava üzerindeki etkisi biçiminde ele almış. Ustası Anaksimandros gibi, temel tözün sonsuz olması gereğini savunmuştur. Ancak ona göre arkhe'nin, bir de ruhu (psykhe) vardır. Sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına ulaşmıştır. Ateş süzülmüş havadır. Hava yoğunlaştığı anda, önce su olur. Arkasından yoğunlaşma arttıkça toprak ve nihayet taş oluşur. Nasıl ki Evren’i kuşatan hava, onu ayakta tutuyorsa, aynı şekilde içimizdeki nefes, aldığımız soluk olarak ruh da, bize can verir.

    _2. Efes Okulu:
    _Heraklit için arkhe ateş'tir. Evren ateşten meydana gelmiştir ve tekrar ateşe dönüşecektir. Her şey ateş gibi sürekli bir değişim hâlindedir. Heraklit bir anlamda diyalektiğin babası sayılmaktadır.

    _3. Elea okulu:
    _Rasyonalistler. Varlık var olandır, hiçlik var değildir.
    _Ksenophanes: Dünya düzdür; üst tarafından hava küresi, alt tarafından ise toprakla çevrelenmiştir. Güneşin her akşam batıda bir çukura düştüğünü, ertesi gün ise doğudan yeni bir güneşin doğduğunu düşünür. Yıldızlar ise kömür parçaları gibidirler. İnsan doğruya değil sadece doğruyu andırana ulaşabilir.İnsan tanrılara karşı çıkmıştır. Homeros: Tanrılara, insanlar arasında ne kadar ayıp ve kusur varsa hepsini yüklemişlerdir. Hırsızlık, zina ve birbirlerini kandırma. Atlar tanrıların atlarınkine, öküzler öküzlerinkine benzer çizerlerdi.
    _Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur. Varlık varolandır, hiçlik ya da varolamayan var değildir. Parmenides'in Pisagor, Empedokles ve diğerleri gibi peygamber, büyücü olduğu, felsefesini mistik vizyonlarla edindiği söylenmiştir çünkü kendisi öne sürdüğü felsefeyi yer altı dünyasının Tanrıçası Tartaros'dan aldığını söylemiştir.
    _Zenon bir mantık ve diyalektik ustası. En ünlü paradoksları Aşil paradoksu ve Ok paradoksu olarak belirtilebilir. Ünlü bir Yunan koşucu olan Aşil, bir kaplumbağayla yarışacaktır. Kaplumbağa biraz daha önde olacaktır koşuya başlarken. Zeno, bu koşuda hızlı Aşil'in hiçbir zaman kaplumbağayı geçemeyeceği, bunun mantıksal olarak mümkün olmadığını öne sürer.

    _4.Pisagorculuk:
    _Pisagor: Sayıların babası. Her şeyin matematikle ilgili olduğuna inanır Sembolleri, pentagram. Pisagorcuların simgesi noktadır. İki nokta bir çizgiyi oluşturur. Ezoterik ve metafizik ruh göçüne inanırlar. Ruhlarının tanrılar arasında yüksek bir dereceye erişmesi için geliştirilmiş çeşitli yaşam kurallarını takip ederler. Vejetaryen" tabiri yerine Pisagorcu tabiri. Bir yere girerken önce sağ ayakla adım atmak, fasulye yemekten kaçınmak, beyaz horozlara dokunmamak… Çiğnenmesi halinde cezanın ölüm olduğu bir sessizlik kuralları vardı. Diğer bir kural ise acısı çoğalırken bir adama acısını unutması konusunda ısrar etmemekti çünkü kaygısızlığı desteklemek büyük bir suçtu. Pisagorcular ikiye ayrılıyordu: Matematikçiler ve dinleyiciler
    _Pisagorcuların en büyük başarıları astronomidedir. İlk defa olarak yeri, evrenin merkezi olmaktan çıkarmışlar, onu küre şeklinde düşünmüşler ve yerin, evrenin ortasındaki görünmeyen merkezi ateşin etrafında dolandığını söylemişlerdir. Bu ateşin etrafında 10 tane gök cismi dönmektedir. Güneş tutulması, ay tutulmasınını keşfetmişlerdir.
    _Hız ses çıkarır her şeyin bir sesi vardır ama insanlar bunu duyamaz.
    _Demircilerin sesinin uyumuna dikkat eden Pisagor bundan hareketle, notaların matematiksel formüllere dönüştürülebileceğini keşfetmiştir.
    _Çok parlak olan gençlerin pek çoğu, ne kendileri ne de yaşadıkları dünya için hiçbir şey başaramadılar. Çünkü bir şeye başlama cesaretini asla gösteremediler. Başla! Başla! Başla!
    _Kendisiyle yalnız kalamayan, diğerleri ile bütünleşemez.

    _1 Temel sayıdır. Tek ve çift sayıları meydana getirendir. 2 Dişiliği. 3 Uyum. 4 Tanrısal gücü ve adaleti simgeler 5 Evliliği 6 Organik varlıkların türlü şekillerini gösterir 7 Kritik sayıları temsil 8 Akıl, ahlâk 9 -3’ün karesidir ve adaleti. 10 Bütün sayıların temelidir o. 10 sayısının içinde ilk olarak eşit sayıda tekler ve çiftler bir araya Her şey ondan çıkar. Yol göstericisidir.
    Sayıların özellikleri: Erkek-Dişi Tek-Çift Sınırlı-Sınırsız Doğru-Eğri Aydınlık-Karanlık İyi-Kötü

    _Pisagor toplumu bir vücuda benzetir. Bu konuda insan yapısının 3 ana parça olduğunu belirtir: Akıl (bilgelik), ruh (cesaret) ve maddi ihtiyaçlardır. Toplum da böyledir; akıllı kişiler toplumu idare etmeli, cesaretli kişiler asker olmalı, toplumun maddi ihtiyaçlarını ise üretim yapan halk karşılamalıydı. (platonu etkilemiş)
    _Pisagor, Mısırlılardan bir ruh göçü öğretisi almıştır. Ruhlar iyi olursa bir sonraki hayatlarında üst sınıftan yeniden doğacak,ama kötü olurlarsa alt tabakandan doğacaklardır.
    _Bir gün sopayla dövülen bir eniğin yanından geçerken ona acımış ve şöyle demiş: Dur, vurma! Çünkü o sevdiğim bir adamın ruhu, bağırışını duyunca onu tanıdım."

    _Devlet modeli: Pisagor Croton’da inisiyatik eğitim yoluyla, yönetici sınıfın liyakate göre atama’yla seçilen bilgelerden (inisiyelerden) oluştuğu yönetim modelini uygulamayı amaçlıyordu. (platonu etkiledi) Yöneticiler yurttaşların oylarıyla değil, atama yoluyla seçilmelidir. Kız ve erkek tüm çocuklar devlet tarafından yetiştirilip eğitilmelidir. Başarılı olanlar ezoterik doktrin dersleri verilmeye başlanmalıdır. Başarısızlar ekonomik işlere yönlendirilmeli. Bu sınıfa üye olmanın çekici gelmemesi için, bu sınıf üyelerinin toprakları, özel evleri, altınları olmamalı, yalnızca, fazla olmayan, sabit bir maaşları olmalıdır. Evlilik yapmamaları gerekir._Pisagor inisiyasyonunda, Bu sınavlardan ilki içinde hayaletlerin dolaştığına inanılan bir mağarada geceyi tek başına geçirmekti. Sınavı rededdenler veya mağaradan sabahı beklemeden kaçanlar, kapı dışarı edilir ve ikinci sınava alınmazlardı. Sonraki sınav sembol çözme sınavı olarak bilinir. Aday yarım günlüğüne tek başına bir odaya kapatılır, kendisinden söylenen sembolün ne anlama geldiğini çözmesi istenirdi (örneğin üçgenli daire). Daha sonra adayı “tahriklere rağmen kendine hakim olabilme” sınavı beklerdi. Bu sınavda, çömezler, kendilerine de daha evvel yapılmış olduğu gibi, kasıtlı olarak, adayı kızdırmaya, onunla alay etmeye, gururunu kırıcı sözlerle onu küçük düşürmeye çalışırlardı
    _İnisiyasyon (Süluk): Bireyin spiritüel gelişimi için, bir üstadın kontrolü altında, bir disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda,
    metodlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır.

    _İrrasyonel sayıları bulmuştur. Pi gibi. Diatonik skalayı keşfetmiştir.
    _Müzikle tedavi çalışmalarıyla tıbba katkıda bulunmuştur. Çarpım tablosunu ilk olarak o kullandı.
    _Pisagor teoremi: Bir dik üçgende dik kenarın yani hipotenüsün bir kenarını oluşturduğu karenin alanı diğer iki dik kenarın birer kenar olarak oluşturdukları karelerin alanları toplamına eşittir:

    _Krotonlu Alkmaion: Denge. Sağlık; yaş, kuru, soğuk ve sıcak gibi güçlerin dengede kalması vasıtasıyla korunmaktadır. Aralarından birinin "tek başına egemenliği" hastalığın nedenidir. Alkmaion'un Kuran-ı Kerim'de adı geçen bilge Lokman Hekim olabileceği üzerinde tezler yayımlanmıştır.

    _5. Atomculuk Okulu:
    Demokrit: Yalnızca varolanları değil insan ruhunun da daha incelmiş atomların hareketinden oluştuğunu, hatta bir yerde tanrıların bile maddesel olduklarını öne sürer. Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles'in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, "Atom veya bölünmeyen öz" teorisi ile ünlenmiştir. Leukipposun öğrencisidir.

    _6.Çoğulculuk Okulu:
    _Heraklitos'un oluş düşüncesiyle Parmanides'in süreklilik düşüncesini birleştirmeye yönelik bir felsefe geliştirmeye çalıştıkları görülür
    _Empedokles: Ona göre değişmeyen öncesiz ve sonrasız bir madde evrenin temelidir. Bu maddenin ayrışma ve birleşimlerinden geri kalan varlıklar meydana gelmektedir. Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek, hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Dört temel öğe, sevgi ve nefret (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar.
    _ "Nasıl ki ressamlar tapınaklara adak olarak adanacak resimleri yaparken ellerine çeşitli boyaları alır ve onları uygun oranlarda birbirlerine karıştırırlarsa, bunun için de bazı boyalardan daha fazla, bazılarındansa daha az miktarlar alırlarsa ve böylece bu boyalardan dünyada rastlanan sayısız şeylerin, örneğin ağaçların, erkeklerin, kadınların, kuşların, balıkların, hatta uzun ömürlü tanrıların resimlerini yaparlarsa, aynı şekilde doğa da dört öğeyi alarak onların her birinden farklı miktarları farklı oranlarda karıştırıp var olan şeyi meydana getirir."
    _Doğum ve ölüm yoktur, birleşme ve ayrılma vardır. Evrenin de bu şekilde oluştuğunu söyler. Sevgiyle birleşir nefretle ayrılırlar
    _Bir zamanlar ben de erkek ve kız çocuğu, çalı, kuş ve denizde sıçrayan dilsiz balık olmuştum.
    _Kanın, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezi olduğunu söyler.
    _Heraklitosa göre her şey değişir. Parmenidere göre ise Hiçbir şey değişmez. Bu ikilemden felsefeyi kurtaran, Empedokles olmuştur her iki görüş de, kısmen doğru, kısmen yanlıştır. Her şey değişmez; Duyumsal algılamalara güvenmeliyiz, zira görüyoruz

    _Anaxsagoras: Empedokles'in çoğulcu yaklaşımını sürdürmüştür. Her şey bireşimlerden ve ayrışmalardan meydana gelir. Varlığın temel köklerini tohum olarak adlandırmıştır. Nous tohumların birbirleriyle karışması ve birbirlerinden ayrılmasına neden olan hareket ettirici kuvvettir. Hiçten hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğini ve hiçbir şeyin hiçliğe gitmeyeceğini düşünür.
    _Hiçbir şey doğmaz ve yok olmaz. Sadece var olan şeylerin karışması ve ayrılması vardır. O halde onlar doğmayı karışma, yok olmayı ise ayrılma olarak adlandırsalar iyi ederler.
    _Görünen şeyler, görünmeyen şeyleri gösterirler
    _Bizim kadar sıcak olan veya bizim kadar soğuk olan bir şey bizi ne ısıtır ne soğutur. Karşıtlıklar önemli.

    _Sofistler: Para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir.
    _Protagoras: Kesin bilgi yoktur. Bu sofizmin genel düşüncesidir. Heraklitos'un Her şey değişir, sözünden hareketle kanıtlar. Bilgilerimiz o andaki duyumlarımıza bağlı olarak değişir.
    _Gorgias: Nihilist. Hiçbir değerin var olmadığını…Doğru bilgi yoktur, ikna sanatı vardır.
    _Prodicus: Protagoras'ın retoriğe önem vermesinin yanında Prodicus etiğe önem verdi. Pesimist bir boyutu vardı

    _Kinikler: Köpek gibi yaşayanlar. Kuşkucular. Mutluluğa ancak erdemle ulaşılacağını ve bu erdemin de dünyevi hazları yadsımakla mümkün olabileceğini savunmuştur. Uygarlığa aldırmazlar. İnsan özgür ve kendi iç bağımsızlığı ile yaşamını sürdürmelidir. Sokrat örnektir. Sokrattan ders alan Antisthenes, kinizmi diyojene öğretmiş.
    _Diyojen: Medeniyet içerisinde medeniyetten uzak bir şekilde yaşamaya çalışmış. Medeniyetine karşı çıkmış bir köpek gibi yaşamaya karar vermiş böylece "kynikos" (köpeksi) adını almıştır. Gerçek erdem insanın tüm bağlardan kurtulmasına bağlıdır. Bir fıçısı bir çanağı vardır. Bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu gördüğünde “Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek elindeki çanağı da atmıştır. Platon'un Çılgın Sokrat dediği, çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü Kinik filozof bütün gariplik, anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş. Kuduz bir köpeğin ısırığıyla, çiğ ahtapot yeme alışkanlığına bağlı olarak ya da nefesini tutarak intihar ettiği. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. Kimseye kendi gibi olmasını istememiş.
    Diyojen sendromu: Kendilerine bakmayan insanlar Diyojen’e benzetilerek, "Diyojen sendromu" adı verilmiştir.

    _Stoacılar: Stoa Zeno’nun ders verdiği avluya verilen addır. Dünyanın tanrı tarafından konulan sarsılmaz yasalarla yönetildiğine inanırlar. Her şey bir nedenle olur. İlahi kanunlara uyum hayatın amacı olmalıdır
    ________________________________



    _Hipnoz_
    _Odaklanma + hayal gücü = Hipnoz
    _Hipnoz: İkna ve telkinlerle oluşturulan trans hali. Odaklanmanın en üst düzeye ulaştığı özel bir zihin durumudur. Yapay uyurgezerlik. Anestezi yöntemi. Uyku-uyanıklık arası hal. Bir büyü ya da illüzyon değil, bilimsel bir süreç. (Oyunculuk gibi). Hipnoz, Manyetizma ve Telkinlerle sağlanır. Manyetik hipnozun temsilcisi Mesmer. Hipnozun 3 hali: Telkin, donma ve uyurgezerlik. Pierre Janet (1859-1947) deneyleri, hipnozu kolaylaştırıcı etkenler: Doğal uyurgezer olma, ruhsal bir çöküntü geçirmiş olma, zihinsel yorgunluk, aşırı heyecanla kendini kaybetme, yönetilmeye eğilimli olma, güven… Hipnoz sırasında beyin dalgalarını theta frekansındadır. Aşk hipnotik bir durumdur. Tv, araba, kitap okuma... doğal hipnozdur. Doğaüstü mucizevi bir durum mu yoksa şarlatanlık mı? Dissosiyatif bir süreçtir.
    _Dissosiyatif Bozukluk: Tıbben bir neden olmaksızın kişideki algı bozukluğu. Unutma, dalıp gitme, hayaller kurma… Travmaya bir cevap olarak ortaya çıkar. Derealizasyon, Amnezi, çoklu kişilik bozukluğu çeşitleridir.
    _Hipnoterapi: Bir psikoterapi yöntemi
    _Pavlova göre hipnoz, şartlı reflekstir.
    _Freud: Hipnozitör, sujenin ideal benini temsil eden otoriter baba rolünü üstlenmekte. Suje de babaya itaat eden çocuk rolünü oynamakta.
    _EEG Elektroensefalografi ya da Beyin Çizgesi Yöntemi, beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesini ölçen yöntemdir.

    _Normal bilinçli zihin, eleştirel ve sorgulayıcıdır. Hipnotik trans halindeki zihin ise bilinçten ve gerçeklikten uzaklaşmış, yönlendirilebilir haldedir. Kitap, tv, araba sürme hipnoz halleridir. Pek çok uzman her türlü hipnozun aslında kendi kendine hipnoz olduğu konusunda
    hemfikirdirler.

    _Frans Anton Mesmer (1734 -1815) Modern hipnotizmin mucidi. Yıldızlardan görünmeyen manyetik bir akımın çıktığına ve
    bu akımın insanların sağlığını etkilediğine inanırdı. Yıldızlar ve hasta arasındaki uygun akım, acı çeken hastanın vücudunu mıknatıslarla ovarak, sıvıyı yeniden dağıtarak böylece de sağlığını ona tekrar kazandırarak sağlanırdı. Zamanla, Mesmer, aynı faydaları, ellerini hastalarının üzerinde gezdirerek de ortaya çıkarabileceğini buldu. Bir süre sonra bir şarlatan olduğu gerekçesiyle Viyana’da çalışması yasaklandı. Kral 16. Louis'nin davetiyle Paris'e gitti. Orada da popüler oldu. Doktorların, onların göğsüne dokunacakları endişesiyle kadınların kalp atışlarını dahi dinlemedikleri bir çağda Mesmer'in yöntemi taciz olarak görüldü. Mesmer'in, doktorların çoktan vazgeçtikleri hastaları tedavi ediyordu. Benjamin franklinin de olduğu komisyonun bulgusu, iyileşmelerin manyetizmadan değil de hastaların inanmalarından ve hayal etmelerinden kaynaklandığı yolundaydı.
    _Mesmer'in temel inanışı insanların vücutlarının içinde bir çeşit güç olduğudur -odic güç- ve bu gücü insan iyileştirme, tedavi etme, zarar verme hatta öldürme amaçlı kullanabilir, ana kontrol mekanizması kişinin kendi isteği ve arzusudur bu gücü kullanmada.
    _Mesmerizm: Büyü. Hipnozun eski adı. Hipnoz, psikoloji, manyetizma gibi alanlardan yararlanan bir olgudur. Evrenin dokusunu oluşturan gözle görülmeyen bir madde vardı ve bu maddenin insan bedenindeki dengesizliği çeşitli hastalıklara yol açıyordu. Dr. Mesmer evrenin hammaddesinin akışını etkileyebileceğini iddia ediyordu. Bu sayede insan vücudundaki sağlıklı denge oluşturulabilirdi. Yüzlerce insanı aynı anda iyileştirdiği söyleniyordu. Önce bir ağaca dokunuyordu ve ağaca sözde manyetik enerjiyi aktarıyor, daha sonra da iyileşmek için insanların ağaca dokunmasının yeterli olduğunu söylüyordu. Zaman zaman insanları geniş bir dairede oturtuyor ve uzun bir teli tutmalarını istiyordu. Kendisi de herkesin temas ettiği telde evrensel akışı sağlıyor ve iyileşmenin başladığını savunuyordu. Benjamin Franklin şu ünlü cümlesini söyledi: “Eğer bu hastalar iyileşiyorsa bu Mesmer’in gücü sayesinde değil bu kişilerin kendi hayal güçleri sayesinde oluyor. Mesmer’in farkında olmadan kullandığı şey telkin kavramıydı. Aynı zamanda plasebo, yani inancın gücü gibi faktörler de çalışmaların başarısını artırıyordu.
    _Yüksek beklenti ve ikna edici faktörler insanın bilincini etkileyerek yönlendirebiliyor.
    _İskoç cerrah Esdaile, 300'ün üzerinde acısız ameliyat yapmak için mesmerizmi kullandı.
    _Mesmer'in bu fikirlerinin ve uygulamalarının evrimi James Braid'in 1842'de hipnozu keşfetmesini sağlamıştır.

    _Dr. James Braid (1795-1860) Edinburg. Braid, "Hipnozun Babası" unvanını hak eder çünkü yöntemin ismi Mesmerizmden "Hipnoz"a çeviren odur. Mesmerizme ilgi yeniden canlandırıldı. Muhafazakâr bir tıp uzmanı olması ve bilimsel yaklaşıma önem vermesi hipnozun ilk defa saygı duyulan bir konuma yaklaşmasını sağladı. Manyetik sıvılar olmadan hipnotik durumun kazanılabileceği fikrini ortaya atan ilk kişi Braid'dir. O, doğrudan vücudu etkilemek yerine, hipnozcunun, deneği yalnızca telkin yoluyla etkilediğine inanıyordu. Hipnoz hadisesinin hipnozcunun sihirli güçlere sahip olması gereğinin aksine, deneğin telkine yatkınlığına bağlı olduğu sonucuna varmıştır. "Braidizm" kendisi uygun telkinleri verirken, hastalarından bir noktaya odaklanmalarını istiyordu.

    _Freud: Anksiyetenin muhtemel sebepleri için bilinçaltını incelemek amacıyla hipnozu kullanan ilk kişilerden biri. Freud, hastalarının hepsinin, bu yönteme karşı istekli olmadıklarını ve sonuçların her zaman kalıcı olmadığını keşfettiğinde hipnozun büyüsünden kurtuldu.
    Freud'un bu yaklaşımı bırakması hipnozu büyük ölçüde geriletti. Yeniden şarlatanların, eğlence dünyasının ellerine düştü;

    _Hipnoterapi, zihin süreçlerinin vücut üstünde doğrudan etkileri olduğu fikrine dayanır. Hoş şeyler düşünüyorsanız kalp atışınızla vücudunuzu daha rahatlamış hissedeceksiniz. Ne verirsen onu alırsın. Eğer düşüncelerinizin olumsuz olmasına izin verirseniz, bu olumsuz tutumlara ve inançlara yol açabilir. Yeterince sıklıkla tekrarladığınız şey otomatik hale gelir.

    _Dur tekniği: Olumsuz bir düşünceden hoşlandığınızda "dur'diye düşünün. Olumlu düşünmek daha faydalı olacaktır. Bazı kelimeler zihninizde başarısızlık veya şüphe uyandırabilir. Bu kelimeleri kaldırmak da işe yarayacaktır. Umut, yeniden denemek. "Yönetim odasına girdiğimde sakin ve kendine güvenen biri olarak davranabilirim telkinde bulunabilir. Fiziksel süreçlerin zihin üzerindeki etkisi, ilaç ya da kafein içildiğinde fark edilebilir. Anksiyeteye yol açabilir. Benzer şekilde, zihinsel ve duygusal deneyimlerin vücutta belirli reaksiyonları ortaya çıkardığı görülebilir. Beyin / vücut seviyesinde, hipnoterapiyi takiben endorfinlerde (vücudun kendi doğal acı yokedicisi) artmalar kaydedilmiştir. Hipnozdaki telkinler bilinçli süreçten geçmeden doğrudan bilinçaltı zihine gider. Faydalıdır; çünkü yapıcı ve olumlu telkinler yeniden yapılandırmayla sonuçlanabilir. Hipnozun etkileri, gündelik telkinlerinizin türüne bağlıdır.

    _Tasavvur: Zihinde canlandırma. Tasavvurun bilgiden daha önemli olduğunu söyleyen Einstein'dı. Tasavvurun zihnin daha derin kısmının dili olduğu ileri sürülür. "Hayalî deneme" başarılı sonuçlar ortaya çıkarabileceğini gösterir. Kendilerini daha sakin hissetmeyi isteyen insanlar, endişe duygularını, ateşe atılan ve kolayca yanan çöp olarak hayal edebilirler. Sınavdan korkan birinin, hayalinde sürekli sınavları çok sevdiğini ve çok sakin olduğunu tekrar tekrar düşünmesi her şeyin tıpkı hayalinde planladığı gibi gittiğini gördü. Tasavvurun etkisi iradeden daha güçlü. Korku filmi izleyenin arada güzel manzaralar düşünmesi sizi rahatlatır. Romatizma için güneş ışığını hayal etmesi gerekti. Migren ağrısını sert şapkanın yumuşadığı olarak düşünülebilir. Tasavvur, hipnotik durumu yaratmak için kullanılır.

    _İçsel danışman tekniği_Kendinize içsel bir danışman, sırdaş, rol modeli yaratın. Tanışın ve konuşun._Yapmanız gereken tek şey, kontrolü elinize almaya karar vermenizdir. Fark yaratabilirsiniz. Değişimi yaratmak sizin elinizdedir. Goethe'nin de dediği gibi: "Yapabileceğiniz veya hayal edebileceğiniz her şeye başlayabilirsiniz. Cesaretin dehası, gücü ve büyüsü vardır. Şimdi başlayın." Daha iyisini hak ettiğinizi bilin ve bunun için uğraşın.
    _Anestezi yöntemi olarak kendi kendine hipnoz…Aynı saatlerde, tekrarlarla, sabırla.
    _Hipnozda 'kilitlenip kalma' korkusu yaşadıklarını ifade eden hastalarım oldu. Sabah saatleri çalmadan birkaç dakika önce uyanacak şekilde kendilerini programlayabilen pek çok insanla.

    _Bulutların arasındaki dünyaya gitme tekniği. Gözü Sabitleme Tekniği, Gevşeme Tekniği ve Merdiven Tekniği.
    _Gözlerinizi açtığınızda kendinizi tazelenmiş, sakin ve canlı hissedeceğinizi telkin edin. Kaslarınızı sıkıp yavaşça bırakın ve tüm vücuda uygulayın. Kendini tıpkı beşikte sallanan bir çocuk gibi veya bir salıncakta sallanır gibi hissetme. Vücuttaki gerginliklere odaklan ve her nefete atıldığını düşün. Bu güzel yere doğru inişim devam ettikçe derin bir rahatlık duygusu varlığımın en derinine kadar işliyor"ulaşınca kendinizi seçmiş olduğunuz o özel yerde bulun. Koklama, dokunma, duyma ve tatma gibi uygun olan duyumlarınızı kullanın.
    _Eğer kaygı hayatınızı istediğiniz gibi yaşamanızı engelliyorsa, düşüncelerinizde kendi kendinizle olumsuz bir şekilde konuşuyor olmanız ihtimali vardır. Olmasını istediğiniz şekli denemek ve takviye etmek için "Dur" tekniği, çok faydalı olacaktır. Korktuğunuz şeyi canlandırmak. Kalabalıkta dolaşmak, arkadaşlarla buluşmak, konuşma yapmak.








    __________________________________________________________________
    _Lunula: Ay anlamında
    _Parmaklarınızın 8'inde Lunula görünüyorsa sağlıklısınız. Lunulanın pembe rengi solmaya başladıysa demir eksikliği göstergesidir. Bembeyaz olduysa siroz.. Kahverengiyse karaciğer sorunu.
    _1-Serçe parmağımızdaki lunula, neredeyse hiç olmayan bir yapıdır. Böbreklerin, ince bağırsağın ve kalbin çalışmasıyla ilişkilidir. Buradaki lunulanın yükselişi tansiyon yüksekliği şeklinde kendini gösterebilir.
    _2-Yüzük parmağı, üreme ve lenf benzerlerine ait çalışmaların bir göstergesidir.
    _3-Orta parmak beynin ve kardiyovasküler sistemin çalışmasıyla ilişkilidir.
    _4-İşaret parmağı, bağırsak, pankreas veya kronik bazı hastalıkların sonucunda kaybolabilir.
    _5-Baş parmak, akciğerlerin ve dalağımızın işlevini yansıtır. En görülebilir olanı ve tırnağın yaklaşık yüzde 25 kadarını kaplayan lunula bu parmaktadır. Sigara içen kişilerde veya hipertansiyonu olan kişilerde ciddi şekilde küçüktür.
    _Eğer lunula tırnağın 3’te 1’inen büyük bir alanı kapsıyorsa, büyük olarak kabul edilir ve böyle bir durum söz konusuysa, kardiyovasküler sistem, kalp atımı problemleri ve düşük tansiyon gibi durumları işaret edebilir. Eğer kişi sporla pek ilgilenmiyorsa ve lunulada büyüme söz konusu ise, o zaman stres ile ilgili bir durum söz konusu olabilir. Tırnakta neredeyse görülmeyen lunula düşük tansiyon ve dolaşım sistemi problemlerinin habercisi olabilir. Ayrıca, zayıf bir bağışıklık sistemine, zayıf metabolizmaya, demir veya B12 eksikliğine de işaret ediyor olabilir. Eğer lunula tırnaktan gözle görülür bir şerit ile ayrılmış gibi görünüyorsa, bu kan şekerinin düşük olduğunu ve şeker hastalığının başladığını gösteriyor da olabilir. Lunulanın aniden kaybolması dolaşım sistemi problemlerinin başlangıcı için önemli bir belirti olarak sayılmaktadır. Lunulanın kaybolması tiroid bezleriniz o kadar fazla çalışıyor olabilir. Bu riskli bir durumdur
    Yüksek lunula, yüksek tansiyon ve fazla çalışan kalbin göstergesi. Düşük lunula, düşük enerji, tansiyon. Beyaz renk sağlık. Koyuysa oksijen eksikliği.
  • Oldukça demek ; yeterince , olduğu kadar ,vasat bir ölçü içinde, eh işte o kadar , bir miktar anlamında kullanır.
    Ama zamanla öylesine değişti ki "çok miktarda" yerine kullanılıyor!...
  • Cevdet Karakurt "Sözümüz" dizeleri
    "... sözle gönül kırar ve sözümüzle anılırız. Bir sözle unutulur gider bir sözle ölümsüz kalırız."
  • İnsanlar kıyafetlerine göre karşılanır
    Bilgilerine göre uğurlanır