Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok‘ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.
“Yalnızlığına bürüneli beri ağaçların ağaç, kuşların kuş oluşu gibi insanlara sadece insan diye bakıyordu. Keder ve acıya yalnızca kendi sahip çıkarak yalnızlığını besliyordu. Çünkü keder ve terk edilmişliğin kendi malı olmadığını anlarsa yalnızlığının hükmü kalmaz. Ölmeye gücü yetmiyorsa bir sokak kedisi gibi arsız yaşamalıdır ya da terk edilmiş bir bunak gibi ölümü beklemelidir.”